+ Konuyu Yanıtla
4 / 4 İlkİlk 1234
78 sonuçtan 61 --- 78 arası gösteriliyor

Konu: Hatm-i Hâcegan

  1. #61
    İhVaN-ElFidAm Humeyra YILDIRIM kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Mar 2008
    Konum
    Nefes aldığım her yer..
    İletiler
    871
    Blogdaki Konular
    1
    Alıntı Alkan DEVECİ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    ''Bazı mutasaffıvların Küfür Lafızları'' ile adlandırılmış bir kitap varmı bilmiyorum. Bu benim konuya uygun olarak koyduğum bir başlık idi.
    Başlık bir önem arz etmediği gibi Rabbani'nin küfür lafızlarının Mektubatı'nda olup olmadığını yazmıştım. Sayfa numarasıyla beraber vermiştim. Hangi konuyu diyosunuz ? Vahdeti vucud felsefesinimi ? Açıp okudunuzmu ?... İsnadsız konuşmuyoruz Hümeyra Hanım elhamdulillah !

    Açınız bakınız TEVHİD Mektubat'ı ( Ahmed Faruki Serhendi, Ter.H.Hilmi Işık, Duran Ofset, S.6) orada şunu der ;

    ''Bu yolda ilerlerken, Allahü Teala’nın ism-i zahirleri o kadar çok tecelli etti ki, her şeyde ayrı ayrı göründü. Hatta nisa şeklinde, onların organları halinde ayrı ayrı zahir oldu. ''


    (nisa : kadınlar demektir.)

    Bunun gibi diyorsanız , ben bunun hakkında pek söz söyleyemem utanırım...




    Allah en iyi bilendir.
    Alkan bey oraya yazdıklarınızn hepsini sırayla okuyamam gözüme takılan bir kaç tanesini okuyabiliyorum pey tabikide..

    Diğer bir nokta ben zaten başlığınıza istinaden o kelimeyi kullandım..

    Ama şunu sakın sakın unutmayın alkan bey yazdığınız ve ortaya sürdüğünüz deliller arasında en küçük hatta zerre kadr zan var ise vede bunlarca insan onlardan etkileniyorsa süphesizki çok ama çok büyük bir vebal içersindesiniz..

    Hem o zatlara hemde bu müslümn kardeşlerimize karşı...
    Ressam babamın sitesi : http://www.abdulkadiryildirim.com

  2. #62
    Kısıtlanmış Üye
    Giriş
    Sun Jan 2008
    Konum
    Tekirdağ
    Yaş
    36
    İletiler
    287
    Alıntı Alkan DEVECİ tafarından gönderildi
    ''Bazı mutasaffıvların Küfür Lafızları'' ile adlandırılmış bir kitap varmı bilmiyorum. Bu benim konuya uygun olarak koyduğum bir başlık idi.
    Başlık bir önem arz etmediği gibi Rabbani'nin küfür lafızlarının Mektubatı'nda olup olmadığını yazmıştım. Sayfa numarasıyla beraber vermiştim. Hangi konuyu diyosunuz ? Vahdeti vucud felsefesinimi ? Açıp okudunuzmu ?... İsnadsız konuşmuyoruz Hümeyra Hanım elhamdulillah !

    Açınız bakınız TEVHİD Mektubat'ı ( Ahmed Faruki Serhendi, Ter.H.Hilmi Işık, Duran Ofset, S.6) orada şunu der ;

    ''Bu yolda ilerlerken, Allahü Teala’nın ism-i zahirleri o kadar çok tecelli etti ki, her şeyde ayrı ayrı göründü. Hatta nisa şeklinde, onların organları halinde ayrı ayrı zahir oldu. ''

    (nisa : kadınlar demektir.)

    Bunun gibi diyorsanız , ben bunun hakkında pek söz söyleyemem utanırım...


    Allah en iyi bilendir. ]



    Alıntı Hümeyra YILDIRIM tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Alkan bey oraya yazdıklarınızn hepsini sırayla okuyamam gözüme takılan bir kaç tanesini okuyabiliyorum pey tabikide..

    Diğer bir nokta ben zaten başlığınıza istinaden o kelimeyi kullandım..

    Ama şunu sakın sakın unutmayın alkan bey yazdığınız ve ortaya sürdüğünüz deliller arasında en küçük hatta zerre kadr zan var ise vede bunlarca insan onlardan etkileniyorsa süphesizki çok ama çok büyük bir vebal içersindesiniz..

    Hem o zatlara hemde bu müslümn kardeşlerimize karşı...
    Hümeyra Hanım acele ediyor ve ön yargılı olarak isnadsız ithamlarda bulunuyorsunuz.
    Hangi konuda Rabbani hakkında iftira attığımı söylemeden celalleniyorsunuz.

    Hani olmadı bir kaç defa daha okuyup bir düşünelim. Kaynaklardan şüpheniz var ise araştırınız. Çünkü sadece Rabbani değil konumuz daha niceleri söz konusu Hümeyra Hanım lütfen...

    Allah'a emanet.
    انسن صداقت يكشر غرسد اكره٠
    يردمجصدر دغرلرن حزرة الله٠

  3. #63
    BANNED Sedat KUMOVA kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Tue Sep 2006
    Konum
    osmanlının başkentinden
    Yaş
    45
    İletiler
    626
    Ne Cikiyorsa Koyun Burayada Okuyalim Asillari NeymİŞ Bİzde Ögrenelİmm..4 Sayfadir Bİ Tane Elle Tutulur Bİr Delİl Yok.
    اياك نعبد واياك نستعين
    ''Ancak sana kulluk ederiz ve ancak senden yardım dileriz''

  4. #64
    İhVaN-ElFidAm Humeyra YILDIRIM kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Mar 2008
    Konum
    Nefes aldığım her yer..
    İletiler
    871
    Blogdaki Konular
    1
    Alıntı Hümeyra YILDIRIM tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Hatme hacegan hakkında değişik ifade ve hükümler sarf edilmişsede gerçek olan hatmin muhtevasının tamamının sünnete uygun olduğudur

    Eğer hatmin adap ve erkanısünnete muhalif olsaydı ibadet hükmünden çıkardı.

    Çünkü ibadetlerde bidat muhakkak dinde değişiklik yapmaktırki buda insanın dünya ve ahıretinin perişan olmasının en büyük sebeplerindendir..

    Hatmin muhtefasi ile ilgili olarak izahta bulunmak gerekirse; bilmeliyizki Nakşibendi tarikati ibadette bid'ate karşı olan ve bu hususta çok dikkatli davranan bir anlayışa sahiptir.

    Kaynakları tetkik edersek Hatme hacegana devam eden ulemaların bid'atlerle en çok mücadele eden kamil zatlardan olduğunu görebiliriz

    Silsilenin altıncı halkasını teşkil eden HZ.Ebu Yezid-i Bistami hazretleri bidatlerden çok korkmakta onlardan sakınarak onları en büyük tehlike saymakta ve(eğer siz bir kimseyi bağdaş kurarak havada dururken yanan ateşin içinde otururken veya denizde yürürken görseniz aynı zaamanda bu insanda sünnete muhalif bir davranışada şahit olursanız o gördüğünüz harikulade haller şeytandandır. Bundan dolayı sizler şeytandan çok şeytanın temsilcisi gibi olan bu tür insanlardan sakının )buyurmuştur.

    Yine silsilenin yirmidördüncü halkasını teşkil eden İmam-ı Rabbani Müceddid-i elisi sani Ahmed Faruki Serhendi Hazretlerinin hayatını dikkatli bir şekilde araştırarak bid'atlere karşı verdiği mücadeleyi öğrenmeye çalışalım..



    Evet bütün hayatı boyunca bid'at ve hurafelere karşı mücadele ederek bid'atlerin maddi ve manevi dünyamıza açılan kapılarını kapayan tarikat yolunun esaslarını bizlere hatırlatarak ınsanlığın kararan ufkunda nur'u ilahinin yeniden parlamasına vesile olan aynı zamanda iki bin yılının müceddidi olarak tavsif edilen İmam-ı Rabbani Hzretleri bu hatme katılıp bizleride katılmaya davet ederken böyle bir hatmin bid'at olduğunu nasıl düşünebilirz ki???
    peki Alkan o zamn ben bu yazımn değerlendirme cvbını senden bekliyorum

    vesselam..
    Ressam babamın sitesi : http://www.abdulkadiryildirim.com

  5. #65
    Kısıtlanmış Üye
    Giriş
    Sun Jan 2008
    Konum
    Tekirdağ
    Yaş
    36
    İletiler
    287
    Alıntı Hümeyra YILDIRIM tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Hatme hacegan hakkında değişik ifade ve hükümler sarf edilmişsede gerçek olan hatmin muhtevasının tamamının sünnete uygun olduğudur

    Eğer hatmin adap ve erkanısünnete muhalif olsaydı ibadet hükmünden çıkardı.
    Tamamının sünnete uygunluğunu neye istinaden söylüyorsunuz ? Ben bunları 6 madde de yine sıralayayım ;

    1. Peygamber sav. ve ashabı bu ibadeti yapmışlarmıdır ?
    2. Peygamber sav. hatmeyi yapmaya teşvik edici bir hadisi varmıdır ?
    3. Hatmenin bitiminin akabinde okunan duanın meşru olabilmesi için deliliniz nedir ?
    4. Boncuk ve taşlarla yapılanan tesbihatın meşluğuna dair deliliniz nedir ?
    5. Toplu olarak zikir/tesbihat yapmanın meşruluğu nedir ?
    6. Hatırladığım kadarıyla hatme abdestli olarak yapılan bir ibadet şeklidir. Abdestsiz hatmenin kabul olunup-olunmadığına dair deliliniz nedir ?


    Bilindiği gibi namazın ve diğer bütün ibadetlerin her rukunu için ayrı ayrı sünnetleri ve farzları belirleyen hadisler olduğu gibi bu -sözde- ibadetinde teferruatlı hadis rivayetleri söz konusu olmalıdır. Yukarıdaki 6 madde aynı şekilde maddeler halinde bulundurularak cevaplandırmanızı dilerim...

    Alıntı Hümeyra YILDIRIM tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Çünkü ibadetlerde bidat muhakkak dinde değişiklik yapmaktırki buda insanın dünya ve ahıretinin perişan olmasının en büyük sebeplerindendir..
    Evet o tür ameller red edilmiştir. Muslimden rivayetle...

    Alıntı Hümeyra YILDIRIM tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Silsilenin altıncı halkasını teşkil eden HZ.Ebu Yezid-i Bistami hazretleri bidatlerden çok korkmakta onlardan sakınarak onları en büyük tehlike saymakta ve(eğer siz bir kimseyi bağdaş kurarak havada dururken yanan ateşin içinde otururken veya denizde yürürken görseniz aynı zaamanda bu insanda sünnete muhalif bir davranışada şahit olursanız o gördüğünüz harikulade haller şeytandandır. Bundan dolayı sizler şeytandan çok şeytanın temsilcisi gibi olan bu tür insanlardan sakının )buyurmuştur.
    Bu durumda keramet gösteren veli kimselerin aynı zamanda sünnete tabi olması gerektiğini vurguluyorsunuz.
    Allah C.C. ; ''...O kalperin özünü bilir.''(Zümer,7) de buyurulduğu üzere kimse başka birinin takvasını ve imanını bilemez. İşte bu surette şeriat zahire hükmettiğinden dolayı bir kulun namazını ve zekatını verdiği müddetçe, günahlarda süreklilik halinde seyir etmediği ve tevhide aykırı bir itikada yönelmediği müddetçe o kimseye müslüman nazarında muamele edilir.
    İşte tam bu aşamada hem ehli sünnet olarak fenafillah mertebesine ulşamış olduğunu zan ettiğimiz kimseler işte burada devreye girerler... Buyurunuz Ehli Sünnet velileri ;

    1. Muhyiddin ibn Arabi Şeyhul Ekfer.
    (firavuna kafir demiyor,puta tapan müşrüklerin şirk koşmadığını iddia ediyor, kafirlerin ebedi cehennem azabından tatlı bir azaba dönüşerek bundan zevk alacaklarını iddia ediyor vs. vs.) (futuhat , fisus elhikemde)

    2. Celaladdin Rumi
    (En başta Rumi&Şems ilişkisini hatırlatır ve devamında, Mesnevinin ona Allah tarafından vahiyle yazdırıldığı, nubüvvetin nebilikten daha üstün olduğunu vs. vs. iddia eder.)(mesnevisinde)

    3. İmam Rabbani
    (Allah'ın zatı sıfatlarının kadınların organlarında tecelli ettiğini iddia ederek vahdeti vucut felsefesiyle itikadını pisler, hadisleri keşif yoluyla tahric ederek uydurmada çıtayı kırar.)Mektubatında

    Böylelikle şunu sormak lazım eder ; ehli sünnet olan hangimiz ?

    Alıntı Hümeyra YILDIRIM tafarından gönderildi Mesajı Göster

    İmam-ı Rabbani Hzretleri bu hatme katılıp bizleride katılmaya davet ederken böyle bir hatmin bid'at olduğunu nasıl düşünebilirz ki???
    Rabbani benim için güvenilir biri olmadığı gibi aynı zamanda kendisini tekfir ederim. Bu açıdan böyle bir soruyu kabul etmiyorum. Benim için bir kaynak sayılmadığı gibi sizin içinde bir kaynak değildir.

    Ebu Hanife ra' ; '' Bir kimsenin nereden aldığımızı bilmediği hükümler hakkında fetva versi helal olmaz'' demiştir. Rabbani'nin de bunu nereden aldığını bilmeden sizinde bunu sünnete uygun görmeniz şu an itibariyle helal değildir. Helal olan peygamber sav'in sahih olan sünnetidir.




    Allah en iyi bilendir.
    انسن صداقت يكشر غرسد اكره٠
    يردمجصدر دغرلرن حزرة الله٠

  6. #66
    Kısıtlanmış Üye
    Giriş
    Sun Jan 2008
    Konum
    Tekirdağ
    Yaş
    36
    İletiler
    287
    Düzetlme : Veliliği nebi'likten üstün gören Muhyiddin İbn Arabi'dir. (fisus el hikem -Uzeyir (a.s.) bölümü)
    انسن صداقت يكشر غرسد اكره٠
    يردمجصدر دغرلرن حزرة الله٠

  7. #67
    Alıntı Taner PINAR tafarından gönderildi
    ... Kafasını sallaya sallaya rock konserlerine benzer görtüntüler vermekten sıkılmayanlara ses çıkarmayın .. Hoş tutun ..

    Çünkü onlar hala ölülerden medet umuyorlar, çnkü onların efendileri gece onları ziyaret edip virdlerini yapıp yapmadıklarını gözetliyorlar, çünkü onların efendileri ALlah ile bunların arasında aracılık yapıyorlar .. Amelleri yukarıya??? onlar iletiyorlar...

    Bırakın dinini??? yaşayan yaşasın..
    üzerime alındım, alttaki iletimi okursunuz inşaallah.

    Mürşid İmana Nasıl Kefil olur?

    Bir mürşidin müridlerinin imanını kurtarma meselesi, çok tartışılan konulardan biridir. Gerçekten de bu konuyla ilgili cevaplanması gereken birçok soru var. Son nefesin nasıl verileceğini Allah’tan başkası bilebilir mi? O’ndan başka kim cennet garantisi verebilir? Bir mürşidin kendi imanı garanti altında mı ki, başkalarına kefil olsun? İnsanoğlunun böyle bir yetkisi var mı? Ölüm anında yanında olmadığı birine mürşid uzaklardan nasıl yardımcı olabilir? Mürşid eli tutan herkesin imanı garanti altında olabilir mi? Cevaplanması gereken sorulardan sadece birkaçı bunlar...


    Hepimiz inanıyoruz ki, sonumuzun ne olacağını ancak Allahu Tealâ bilir. Hüküm O’nun elindedir. Cennet ve cehennem O’nun emrindedir.

    Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de cehennemi şeytana uyanlarla dolduracağını, insan ve cinlerden pek çoğunun da şeytana uyup bu sonuca gideceğini bildirir (Araf/179; Sad/84-85). Bununla beraber, hiç bir ayette isim verilerek “falan kimse iman üzere ölüp cennete gidecektir” şeklinde bir haber yoktur. Ancak başta peygamberler olmak üzere, Allah’a iman ve itaat eden bütün müminlerin ebedî saadete erecekleri, cennete girecekleri bildirilir (Bakara/25, 82; Nisa/57, 122, 124).

    Kur’an kime cennet garantisi verir?

    Demek ki Allahu Tealâ, salih amel işleyen erkek-kadın bütün müminlere cennet garantisi vermiştir. Hatta, Rasulullah A.S. Efendimiz’in müjdesine göre, Allahu Tealâ kalbinde zerre kadar iman taşıyarak huzuruna gelen herkesi, geçici bir süre affedilmeyen günahları sebebiyle cehenneme atsa da sonuçta oradan çıkarıp cennete koyacaktır (Buharî, Müslim, Tirmizî).

    Allahu Tealâ, inananları, kalplerine yerleşen kelime-i tevhid üzerinde dünya ve ahirette sabit tutacağını bildirmiştir (İbrahim/27). Ayrıca, kendisine dost olan müttakilerin, dünyada, ölüm anında ve ölüm ötesinde emniyette olduklarını, hiçbir korku ve hüzün yaşamayacaklarını müjdelemiştir (Yunus/62-64). Yine Kur’an’da, Allah yolunda şehit olanların Cennetteki güzel halleri anlatılmıştır.

    Bunların yanı sıra, Rasulullah A.S. Efendimiz de sahabeden bazılarının ismini vererek, onların cennetlik olduklarını bildirmiştir. Ayrıca, kendisine tabi olup yolundan giden bütün ümmetinin Cennet’e gireceğini de haber vermiştir (Buharî, Ahmed). Dilini ve edep yerini haramdan koruyanların cennete gireceğine kefil olmuştur (Buharî) Buna benzer çok sayıda hadis ve haberler bulunur.

    Bütün bunlardan şunu anlıyoruz: Kur’an ve hadiste cennetliklerin isim listesi değil, sıfatları yani halleri zikredilmiştir. Kimde o sıfatlar bulunuyorsa, Allah ve Rasulü’nün müjdesine ulaşır.

    Bütün peygamberler insanları Allah’ın rahmetiyle buluşturmak için çırpınmışlardır. Kendilerinin Allah yolunda bir davetçi olduklarını söylemişlerdir. Davetleri, vaadleri, müjdeleri, tehditleri kendilerine ait değildir. Hepsi Alemlerin Rabbi’ne aittir. Onlar, ilahî emaneti yerine getirmek, rahmet ve nurdan nasibi olanları nasipleri ile buluşturmakla görevlidirler. Peygamber vârisi kâmil mürşidlerin, derecelerine göre yaptıkları da aynıdır.

    Mürşid cennetin yolunu tarif eder.

    Kâmil mürşid, kimseye cennet bileti dağıtmaz. Sadece herkesi cennete giden yola davet eder. Elinden tutanın artık bütün tehlikelerden kurtulduğunu söylemez; “elimden sıkı tut!” der ve onu Allah rızasına giden yolda koşturur.

    Onlar, Allah’ın hükmünü ve hukukunu, iyi bilir. Allah rasulü’nün yolunu başına taç, gönlüne ilaç yapar. Allah ve Rasulü’nün hükümlerine teslim olur. Vaatlerine hiç şüphesiz inanır ve güvenir. Kendisine tabi olanları da bu müjde ve rahmetle buluşturmak için gayret eder. Talebelerini edeple terbiye edip Allah’a teslim etmek ister. Onlara iman dersi verir. Salih ameli öğretir. İhlasa yapıştırır. Bu yolda sadık ve sabırlı olmalarını tavsiye eder. Ölene kadar başlarını bekler, önlerinde örnek olur, yolu gösterir, engelleri geçirir. Şeytana karşı uyarır, nefsin hileleri karşısında uyandırır. Devamlı zikir ve fikir ile meşgul eder, Allah sevgisini kalplere iyice yerleştirir. Bunu kalbi boş kuruntu ve korkulardan kurtarmak için yapar. Ölürken ve ölümden sonra kula fayda verecek ve ondan istenecek tek şeyin kalb-i selim olduğunu bilir. Kalb-i selim, Allah ile huzur bulan kalp demektir. Mürşidin bütün hedefi kalbi bu hale getirmektir. Bu şekilde Allah’a bağlanan kalbin sahibine Yüce Mevlâmız’ın hediyesi iman selameti, cennet ve Cemalullah nimetidir (İbrahim/27; Kaf/31-33; Yunus/26).

    Kâmil mürşidin kendi elinde bir fayda ve zarar verme yetkisi yoktur. Fayda ve zarar Yüce Allah’ın takdiri ve yaratmasıyla olur. Mürşid, ilâhi nimetlerin kula ulaşmasında bir vasıtadır.

    Velileri sevmenin asıl meyvesi ahirettedir.

    Hemen şunu belirtelim ki, bir velinin Allah için sevilmesi büyük bir saadettir. Onun terbiyesine girilmesi ayrı bir nimettir. Bu nimetin ahirette de fayda vermesi için ilk şart samimiyettir. İkinci şart, ölene kadar bu yolda sabır göstermektir. İhlassız ve sabırsız olanlar hayırlı sonuçtan mahrum olurlar. Allah yolunda kurulan bir dostluğun fayda vermesi için, onun ölene kadar muhafazası şarttır. Bir önemli şart da, güç yetebildiği nisbette amel etmek ve sevginin hakkını vermektir. Allah yolunda rehber olan kâmil mürşide ve hak yola muhabbetini koruyan, bunda samimi olan, münkirlik yapmayan herkes, bu sevgisinin faydasını mutlaka görür.

    Şu hadiseden payımıza düşeni alalım:

    Hz. Enes R.A. anlatıyor: Bir adam Hz. Rasulullah A.S.’a yedi sene hizmet eder. Efendimiz A.S. bir gün:

    “Onun bizim üzerimizde hakkı vardır; çağırın da bir ihtiyacı varsa bize bildirsin, yerine getirelim.” buyurur. Adamı çağırırlar. Efendimiz A.S.: “İhtiyacını bize söyle yerine getirelim.” buyurur. Adam:

    “Ya Rasulallah! Bana sabaha kadar müsaade buyurun; benim için hayırlı olanı nasip etmesi için Allahu Tealâ’ya yalvarayım.” der. Sabah olunca, Efendimiz’in yanına gelir ve:

    “Ya Rasulallah! Sizden kıyamet günü bana şefaat etmenizi ve sizinle cennette beraber olmayı istiyorum.” der. Rasulallah A.S., ‘Allah müminleri dünya ve ahirette sağlam ve sabit söz (kelime-i tevhid) üzere sabit tutar.’ ayetini okur ve peşinden:

    “O halde bu isteğinin gerçekleşmesi için çokca secde ederek, kendi adına bana yardımcı ol!” buyurur. (Müslim, Ebu Davud, Nesaî)

    İmana kefil olmanın gerçek anlamı

    İşte bir mürşidin müridine diyeceği de aynen budur. Önce iman, itaat, hizmet. Sonra istiğfar, peşinden dua ve ümit. Bundan sonrası Alemlerin Rabbi’nin hüküm ve rahmetine kalmıştır. O dilerse kulunu rahmetiyle kuşatır, ölüm halinde onu melekleriyle destekler, güzel ruhlarla şenlendirir; şeytanın hilelerinden kurtarır, hesabını kolaylaştırır.

    Bir mürid, mürşidine: “Benim imanıma kefil olur musunuz?” diye sorunca, mürşid şu cevabı vermiştir: “Eğer sen ölene kadar Allah ve Rasulü’nün yolunda gidersen ve bizim tavsiyelerimize uyarsan, senin imanla öleceğine kefil olurum!”

    İşte herkese vaad edilen iman emniyeti budur. Mürşidin kefil olması da böyledir. Mürşid-i kâmilin elinden tutup hak yolunda yürüyen insan, aslında bir cemaat desteğinde imanını ve edebini korumaya çalışıyor. Çünkü, kendisiyle aynı hedefi paylaşan müminlerin en mühim işi, iyilik ve takva yoluyla birbirlerine yardımcı olmaktır. Ölüm anına kadar bu niyetini koruyan, Allah için sevdiği mürşidinden ve kardeşlerinden ayrılmayan, bu şevk ve sevgi desteği ile ibadete devam eden, hizmeti terketmeyen, zikir, şükür, sabır ve ilâhi takdire rıza içinde ömrünü tamamlayan bir insan, inşaallah iman selametiyle ahirete göçecektir. Bu bizim tahminimiz değil, Yüce Rabbimiz’in vaadi ve müjdesidir.

    Temiz ruhlara verilen yetkiler


    Ruhlar, Allahu Tealâ’nın emrinde ve hükmündedirler. Ruhlar, melekler aleminin özelliklerine sahiptirler. Allah’ın nuru ile nurlanmış, boyası ile süslenmiş ruhlar, özel yetkilerle donatılmışlardır. Allah onları sevmiş, meleklerine sevdirmiş, kendilerine bizim bilemediğimiz nice kerametler vermiştir.

    Allahu Tealâ bir kudsi hadiste, sevdiği salih kullarının özel bir nur ve destekle gören gözü, işiten kulağı, konuşan dili, tutan eli, yürüyen ayağı olacağını; onların gözüne, kulağına, diline, eline, ayağına başkalarına vermediği özellikler ve tasarruf gücü vereceğini müjdelemiştir (Buharî, İbnu Mace, Beğavî).

    İşte Allah dostlarının, Allah’ın izniyle insanlar ve eşya üzerindeki tasarrufu, uzaktaki insanlara yardım etmesi, bu hadiste belirtilen yetkiye girmektedir. Bu bir keramettir; Allahu Tealâ’nın kuluna verdiği özel bir nimettir.

    Büyük veli Mevlâna Halid Bağdadî K.S., velilerin, ölüm halindeki müridlerine yardımlarının ruh vasıtası ile olduğunu belirtmiştir. Ruhlar nurla hareket ettiklerinden, Allah’ın izniyle bir anda gökleri ve yerleri dolaşma ve görme imkanları vardır. İkinci bin yılın müceddidi İmam-ı Rabbanî K.S. Mektubat isimle eserinde, Allahu Tealâ’nın, bu üstün kabiliyetli ruha sahip irşad kutbu dostu vasıtasıyla, dilediği kullarına pek çok yardımlarda bulunacağını, bazen bu yardımdan o ruhun sahibi velinin haberinin olmadığını, olmasının da gerekmediğini bildirir.

    Ölene kadar delil olan, ölürken kefil olur.

    Kâmil mürşid, yeryüzünde Allah’ın şahididir; insanların haline şahitlik yapar. Hidayet yolunun rehberidir, kendisine tabi olanları hak üzere terbiye eder, kalpleri dünyadan çözüp Allah’a bağlar. Onların iyiliğine sevinir, kusurlarına üzülür. Sevgisi ve kızması Allah içindir. Gülmesi ve ağlaması Allah içindir.

    Kâmil veli, iman, ihlas, takva ve edeb yolunun imamıdır. Kim onları ölene kadar bu yolda kılavuz yaparsa, onlar da o kişinin imanına şahitlik yaparlar. Allahu Tealâ bu şahitliği kabul eder. Bir ömür süren bu dostluk ölümle bitmez, ölümden sonra daha tatlı, daha menfaatli olur. Allah için yapılan dostluğun asıl faydası ölümden sonra ortaya çıkar.

    Mümin vefat ederken, ölüm meleği canını almaya geldiğnde yalnız gelmez. Yanında yardımcıları vardır. Ayrıca vefat eden müminin ruhunu karşılamak, onu sevindirmek, yeni yurdunda rahat ettirmek, endişe ve korkusunu gidermek için Allahu Tealâ bir çok meleğini gönderir.

    Melekler vefat eden salih mümine: “Korkma, sana vaad edilen cennetle sevin. Biz senin dünyada dostun idik, ahirette de dostunuz. Sana Allah’ın vaadi ve hediyesi olan cenneti müjdelemeye geldik, gözün aydın olsun!” derler. (Fussilet/30-32) Melekler Allah’ın ordusudur. Veliler de Allah’ın dostu ve ordusudur. Onlarla dilediği kimselere yardım eder, zayıf anında destekler. Bir mümine yardım edilecek en nazik an ise ölüm anıdır.

    Ölümden sonra devam eden vefa

    Allah dostları merttir, vefalıdır. Sevdiklerini dünya ve ahirette unutup ihmal etmezler. Onlar, ölene kadar terbiyesi ile meşgul oldukları bir talebesinin ölümden sonra da haklarını en güzel şekilde korurlar. Onu kabirde yalnız, duasız ve hediyesiz bırakmazlar. Sadık dostlarını dua, istiğfar ve gözyaşı ile desteklerler. Bu, Yüce Peygamberimiz A.S.’ın ahlâkı ve emridir.

    Kabirdeki kimseye, kabrin dışındakilerin yardımı ve faydası olur. Kabrin dışında yapılan dua ve istiğfar, Allah için dökülen gözyaşları, müminin hesabının kolay olmasına, hatta kabir azabının kalkmasına vesile olur. Allah Rasulü A.S. Efendimiz bir mümini kabre koyduktan sonra, oradakileri onun yardımına davet ederek şöyle buyurmuştur:

    “Kardeşinizin affı için yakarın. Allahu Tealâ’dan onu imanında sabit kılmasını isteyin. Çünkü şu anda ona sual sorulmaktadır.” (Ebu Davud, Hakim)

    Bir mürşid, her gün yapmakta olduğu zikirlerin, hayırların sevabını vefat eden mürid ve sevenlerinin ruhlarına hediye eder. Vefat eden bir mümini anne-babası, çocukları ve eşi unutabilir. Ona dua etmekten, onun için gözyaşı dökmekten usanabilir. Onu desteksiz ve hediyesiz bırakabilir. Ancak, bu mümini peygamberi unutmaz. Bulunduğu makamda devamlı dua, istiğfar ve şefaatıyla onu destekler. Hepsi cennete girene kadar, kendisini seven ümmetinin derdine düşer.

    İşte peygamber vârisi kâmil mürşidler de bu ahlâk üzeredirler. Onları Allah için sevenlerin gözü aydın olsun.
    BİN KİŞİ BİR KİŞİYİ ADAM EDEMEZ KAL İLE,BİR KİŞİ BİN KİŞİYİ ADAM EDER HAL İLE...

  8. #68
    İhVaN-ElFidAm Humeyra YILDIRIM kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Mar 2008
    Konum
    Nefes aldığım her yer..
    İletiler
    871
    Blogdaki Konular
    1
    Kısa ve net cvp veriyorum... sünnete muhalif ya Allh aşkına biraz objektif bakın herşeyi es geçip sadece şunu soruyorum burda bir takıp dualr vede Lafzatullah zikrediliyor şimdi bu noktada yok yasaktırda öyledirde bidattırda felanlar filanlar..

    bana şunu söyleyin ibadet yapmanın Mevla tealanın ayetlerini surelerini okumanın dindeki yasaklık hükmü nedir varmıdır böle saçma bir şey yaa.

    Bu sadece kişilere belirli bri prensip vede sürekliliği sağlamak amacıyla yapılar bir ibadettir..

    yapmayın siz olaya bambaşka bir noktadan bakıyorsunuz bense görmeniz gereken noktayı göstermeye çalışıyorum..

    Yok abdestsiz olmuyormuşta felanda filanda elbette olmaz Alkan bey orda okunan sureler abdestsiz okunurmu sizce ..

    Bir ikincisi duaya herkez iştirak edebilir bunda kimse bir set kurulmuyor..

    yazılarımı binlerce parçaya bölüp cevap vermeyin sadece neden cevaz değildir bir cümleyel bana deyin bende anlamaya çalışayım yada size anlatmaya...
    Ressam babamın sitesi : http://www.abdulkadiryildirim.com

  9. #69
    İhVaN-ElFidAm Humeyra YILDIRIM kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Mar 2008
    Konum
    Nefes aldığım her yer..
    İletiler
    871
    Blogdaki Konular
    1
    Abdestsiz ayet ve sureler okunurmu?

    Duaya iştirakta kimseye set kurulmamıştır.

    Toplu bir şekilde cemaatin Mevlayı zikretmesinin sünnete muhalif noktasını ve bidat gereğini bana açıklarmısnız..

    Ben olaya bambaşka bir boyutta bakıyorm..

    Bir an taraflı düşüncelerinzden sıyrılın..

    Herşeye zatların ve şeyhlerin müridanlarına dayatma uygulaması olarak algılamaktan vazgeçin hatmeyi..
    Ressam babamın sitesi : http://www.abdulkadiryildirim.com

  10. #70
    Kısıtlanmış Üye
    Giriş
    Sun Jan 2008
    Konum
    Tekirdağ
    Yaş
    36
    İletiler
    287
    Alıntı Hümeyra YILDIRIM tafarından gönderildi Mesajı Göster

    Abdestsiz ayet ve sureler okunurmu?
    Hümeyra Hanım, abdestsiz olarak müslüman bir kimsenin ayet,sure,dua,Kuran okuması ve dokunmasının caizdir. Ben bir çok sefer yolda yürürken abdestsiz olsam bile iken Kuran okumayı çok severim. Çünkü bunları yasaklayan bir şeri delil yoktur. Kurana dokunulması yasak olan kimseler müşriklerdir. Şöyle ki ;

    Amr Bin Hazm r.a.den; Peygamber sav buyurdu kii ; “Kurana ancak temiz olan kimse dokunabilir.
    Darekutni(1/121) Beyhaki(1/87) el İrva(122) Busayri İthaf(726) Metalibul Aliye(91) sahihtir.

    Hadiste geçen tahir=temiz kelimesi müşrikleri işaret ederek temiz olanların onlar olmadığını, necis olanın kafirler olduğunu şu ayete istinaden söyleriz ;
    “Müşrikler ancak bir necistir.”(Tevbe 28). Ayrıca Ebu Hureyre'den rivayetle hatırladığım bir hadiste ''mumin necis olmaz'' buyrulmuştur.

    Bir de “Ona ancak temiz olanlardan başkası dokunamaz”(Vakıa 79) ayetteki “ona” zamiri levhi mahfuza döner ve temiz olanlar ile kastedilen de meleklerdir. Cünup olan mümin ise Ebu Hureyre r.a. hadisinde de geçtiği gibi, necis değil, temizdir. Mümin kimse ister cünüp veya hayızlı, ister abdestsiz olsun temizdir. Fakat bu şeri olan hüküm olmakla beraber takvaya en uygun olanını seçmek daha güzeldir.

    Alıntı Hümeyra YILDIRIM tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Duaya iştirakta kimseye set kurulmamıştır.

    Toplu bir şekilde cemaatin Mevlayı zikretmesinin sünnete muhalif noktasını ve bidat gereğini bana açıklarmısnız..

    Ben olaya bambaşka bir boyutta bakıyorm..

    Bir an taraflı düşüncelerinzden sıyrılın..

    Herşeye zatların ve şeyhlerin müridanlarına dayatma uygulaması olarak algılamaktan vazgeçin hatmeyi..
    Cevap verebileceğim sadece bir konu vardı. Diğer sorduğum sorulara benim cevap vermemin bir manasının şu an itibariyle olmadığını düşünüyorum. Eğer olur ki, bir şeyler bulabilirseniz işe boyutlarla bakmak yerine şeri delilleriyle bakmamız daha hayırlı olacaktır kanaatindeyim...


    Selametle...
    انسن صداقت يكشر غرسد اكره٠
    يردمجصدر دغرلرن حزرة الله٠

  11. #71
    İhVaN-ElFidAm Humeyra YILDIRIM kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Mar 2008
    Konum
    Nefes aldığım her yer..
    İletiler
    871
    Blogdaki Konular
    1
    İşte sizler hep o parantez içne bırakılan manaları böyle uç noktaya götürüyorsunuz ...

    DEMEK KURAN-I kerime abdestsizde dokunabiliniyormuş..

    VAY be ben bir kelam hocamla bu konunun mücadelesini veriyordum.. yaşar nuri tipinden denszleri katmıyorum ama hocam yaınız değilmiş meğer..

    iki durum hariç siznde üstte telaffuz ettiğiniz gibi kuran-ı kerimn okunması yasaktır ama diğer durumlarda okunmaması görüşüne hep kanaatiz.. ama o iki durum siz ne dersenz deyin hariçindedir dahilinde olması bence sapıtılmış bir bilgi ve deşüncedir..

    Bunlarca ilmihal kitabı yüzyıllardır insanları kandırıyor ama siz o parantez içlerindeki yorulmlara istinaden yok ölede yok böyle hee...

    Valla diyecek kelime bulamıyorum...

    Aslında çok varda kendimi dizginlemek mecburiyetindeyiz...

    Ayrıca Alkan bey çok ilginç bir taktiğiniz var size sorduğum sorulardan sıyrılıp adeta cımbızlarmışcasına abdest konusunu alıp fıkıhi açıklamada bulunuyorsunuz..

    Dediğim gibi hatmeye bu iki durum dışında asla katılmada bir mani yoktur...

    ki bu iki durum bilindiği gibi bir çok ibadetten insanı men eder...

    Bazıları bidat ve ehli sünnete muhalif olduğunu kanıtlamaya çalışmak için bence tezlerle bunu çürütmeye çalışmalı bence...
    Ressam babamın sitesi : http://www.abdulkadiryildirim.com

  12. #72
    ikimilyon Admin Mehmet DAĞDELEN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    Sakarya
    Yaş
    42
    İletiler
    3,120
    Blogdaki Konular
    18
    Alıntı Hümeyra YILDIRIM tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Herşeye zatların ve şeyhlerin müridanlarına dayatma uygulaması olarak algılamaktan vazgeçin hatmeyi..

    hatme, sadece şeyhlerin yaptırdığı bir uygulama ise bu şer'i delili olmayan bir operasyondur.

    hatme, tüm islam toplumunun yapması gereken birşeyse buna da şer'i delil gerekir.

    hatme, muhtevası itibari ile sünnetlerden oluşuyorsa o halde terkibinin şer'i delili gerekir.

    rasulullah (s.a.v), ALLAHı zikredip bu zikrin adını da hatme koymamışsa delil var diyemezsiniz.

    hatmenin içeriğinde kıraat varsa kıraat ediyoruz denmelidir. çünkü sünnet olan kıraattir.
    hatmenin içeriğinde namaz varsa namaz kılıyoruz denmelidir. çünkü namaz hem farz hem sünnettir.
    hetmenin içeriğinde tesbihat varsa tesbihat yapıyoruz denmelidir. çünkü tesbihat sünnettir.



    1- sünnetleri tekil ibadet hallerinden çıkarıp ayrı bir tertip ile birleştirmek yeni bir ibadet oluşturmaktır.

    secde, tekil bir ibadettir. Kur'an-ı Kerimde bazı ayetler secde etmemizi emreder ve hemen kalkıp secde ederiz. böylece secde ibadetini yapmış oluruz.
    ancak secde; namaz değildir. ve diğer rük'unler ile birleştirilip tertip edilmiştir. böylece ayrı bir ibadet olan namaz oluşmuştur.
    secde ibadeti kendi içinde gerekleri olan müstakil bir ibadettir. tesbih te müstakil bir ibadettir. selam da, kıraat ta...
    o halde namazın yüceliği bu ibadetleri birleştirip tertip ve emir edenden gelir. yani ALLAHtan ve rasulünden. peki hatme nerden gelir?


    2- namaz, kıraat ve tesbih birer ibadet iken bunların derlenmesi ile yeni bir ibadet oluşturulması beher ibadetin kapsamını sınırlandırır.

    namaza rekat sayısı ve niyet tayin eden hatmeler bu ibadeti sınırlandırmış olur. rasulü ekrem sallallahu aleyhi vesellemin kıldığı sünnetlerden ayrı niyetle ve sayıyla namaz kılınması kişiye namaz sevabı kazandırsa da sünnet sevabından mahrum bırakır.
    kıraat ibadeti sınırlamaya hiç müsait olmayan bir ibadettir. namazdaki kıraatte bir tek ayetten tüm Kur'an-ı Kerimin okunmasına kadar hiçbir sınır getirilmemiştir. tekrarlı okunması istenen, ihlas gibi sürelerin ise tekrarlarında sınır getirilmemiştir. hatmelerde okunacak ayetler için ise bir sonraki aşamaya geçmek maksadıyla sınırlar konmuştur. öte yandan okuduğu miktarın kafi geleceğine kişinin kendisinin karar verme hakkı yoktur. miktarlar eksik bırakılamamaktadır. belirlenmiş bazı sayılar tamamlanmalıdır. işte bu da sınırlamanın diğer yönüdür.
    tesbih hatmenin ulaşılmak istenen asıl gayesidir. zikrin emredildiği ayetlerde "yürürken, otururken ve yan yatarken" diye geniş bir alanda yapılabileceği bildirildiği halde hatme, dahili şartlar getirilerek sünnette yapılan uygulamalara üçüncü bir çap ve şekil yüklemiştir.


    3- hatme adlı ibadet, kurucusunun talep, emir ve çerçevesi doğrultusunda yapıldığı için buna sünnet denemez.

    namaz, kıraat ve tesbih gibi müstakil ibadetlerin derlenmesinden oluşturulmuş hatme (sözümona) ibadeti tüm mü'minleri kapsamamaktadır. belli gurupların kendileri için atadığı bir operasyondur. tüm kurgu ALLAH ve rasulünden başka olan 3. kişilere aittir. bundan dolayı yapılan şeye sünnet denemez.

    -hatme sünnet olmayabilir ama sünnetlerin yapılabilmesi için mü'minleri hizaya sokar, bunun neresi kötü, biz sadece peygamberimizin yaptıklarına bir isim verdik. diyebilirsiniz.

    ama unutmayın ki insana getirdiği yükümlülük çok büyüktür.
    çünkü hatme yapmak kişisel bir tercih olduğundan diğer bir ifadeyle de "adak"tır.
    insanların kendilerinden istenmediği halde kendileri için yeni ibadetler adaması kişiyi sorumluluk altına sokmaktadır (islamda adak konusunu inceleyiniz).
    hıristiyanların kendilerini ALLAHa adamak için oluşturdukları ruhbanlık, Kur'an-ı Kerimde yerilmiştir. çünkü adadıkları şeyde sabit kalamamışlardır. ve aynı şekilde kendileri için hatmeye niyetlenenler bundan döndüklerinde, terk ya da tehir ettiklerinde, başlangıçta adadıkları mahiyeti azalttıklarında bu, onların üzerine sorumluluk olarak yüklenmiş olarak hesap verme ihtimalini doğurur.
    kişiler, farz ve sünnetlerden sorumlu tutulacağı gibi adaklarda bunların üzerine binmiş sorumluluklardır.
    kaldı ki hatmenin içerisine bid'at girme ihtimali, kurgusu başkalarına ait olduğu için çok yüksektir. ve bir bid'at işlendiğinde mazeret edinme şansıda yoktur. çünkü zaten yapılan işin terkib olarak Peygamber Efendimiz (sav) tarafından yapılmadığı hatme yapan kişi tarafından malumdur.
    kaldı ki hatmenin bid'atler içerdiği konusunda ciddi iddialar var.

    her şeyin en iyisini ALLAH bilir.

    Milli Görüş; hakkı üstün tutmaktır!

  13. #73
    Kayıtsız
    Misafir
    s.a.
    bazı arkadaşlar kur'an ve sünnet dışında bir delil kabul etmemekteler.peki kıyas ve icmayı nereye koyacağız.mesela teravih namazı ne zaman cemaatle kılınmaya başlanmıştır.peygamber efendimiz teravih namazını cemaatle kılmışmıdr? o zaman günümüz meselelerine nasıl cevap vereceğiz.
    arkadaşımız diyor ki, cünüp iken ben kur'an okuyorum,çünkü o zaman necis olmuyorum yanlış anlamadıysam.peki o halde namaz kılıyormusunuz acaba.hac yapabiliyormusunuz merak ediyorum.

  14. #74
    ikimilyon Admin Mehmet DAĞDELEN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    Sakarya
    Yaş
    42
    İletiler
    3,120
    Blogdaki Konular
    18
    abdest konusu tartışmalı bir konu değil ki.
    abdest ile ilgili en küçük bir şüphe bile kalmayacak şekilde nass'lar var.

    "Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı da (yıkayın). Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz."maide 6

    abdest ayeti de bu nassların en başında geliyor.
    hemde namaza kalkınca abdest alın diyor. ifade tam olarak: "iza kuntüm iles salati" şeklinde.

    Milli Görüş; hakkı üstün tutmaktır!

  15. #75
    Kayıtsız
    Misafir

    Allah c.c.hz.ümmeti muhammede selamet versin

    s.a.kardeşlerim kafirler dinimizi yıkmak için birlik olmuş çalışırken bize ne oluyorda birbirimizi çekiştiriyoruz.yok mu bizi birleştiren bir değerimiz?oysaki rabbimiz birbirinizlle çekişmeyin gücünüz gider diyor.birbirlerimizle uğraşacağımıza kafirlere karşı birlik olalım.onların hiç mi suçu yok.inanınki bu fitneyide aramıza sokan onlar.ALLAH rızası için yapmayın.tarihe bakın mutasavvufların dine ve insanlığa ne zararı olmuş.bu sizin için yeterli delil olmuyormu.ALİM olan ALLAH c.c.hepimizin idrakını artırsın.Sahabeleri kardeşler yaptığı gibi bizleride kardeşler yapsın inşaallah.ALLAHc.c.hepimize selamet versin.selam ve dua ile

  16. #76
    abdurrahman
    Misafir

    cevap

    arkadaşım fikrine lafım yoq ama sen şöyle söylemişsin kuran okumak zikiridir. evet zikirdir.ama sadece kuran okumak yetmez çünkü tek kanatlı kuş olmaz. yukardada belirtildiği gibi çeşitli ayetlerde buyurulmuştur. araştırabilirsiniz. eğer zeki bir insansanız bunu anlarsınız. ben bu hatmin büyüklüğünü anladım (yaşım 14 olmasına rağmen). allah sanada nasip etsin.
    AMİN............. ARAŞTIR

  17. #77
    Kayıtsız
    Misafir

    Cevap

    Kardeşim kuranıkerimde sigara içmeyin yazmıyor. Ama dolaylı yoldan diyor nasıl yani diyeceksin belki. Kuranıkerimde bu beden size allahın emanetidir buyruluyor. Ee bakarsak sigara içmeket allaın bize emanet ettiği şeye zarar veriyor. E bu allahın bize verdiği emanete hıyanet olmuyormu peki bu günah değilmidir? Işte bu hatimlerde kuranıkerimde DOLAYLI YOLDAN anlatılıyor bunu herkes anlayamaz.inşallah allah sizi anlayanlardan kılar.(amin)

  18. #78
    Kayıtsız
    Misafir

    cünüp olarak kuran okumayınız

    yanlış yanlış yanlış milleti saptırmayalım vebali büyük.. ille yapcam diyosan allah çarpsın seni..
    Alıntı Alkan DEVECİ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Hümeyra Hanım, abdestsiz olarak müslüman bir kimsenin ayet,sure,dua,Kuran okuması ve dokunmasının caizdir. Ben bir çok sefer yolda yürürken abdestsiz olsam bile iken Kuran okumayı çok severim. Çünkü bunları yasaklayan bir şeri delil yoktur. Kurana dokunulması yasak olan kimseler müşriklerdir. Şöyle ki ;

    Amr Bin Hazm r.a.den; Peygamber sav buyurdu kii ; “Kurana ancak temiz olan kimse dokunabilir.
    Darekutni(1/121) Beyhaki(1/87) el İrva(122) Busayri İthaf(726) Metalibul Aliye(91) sahihtir.

    Hadiste geçen tahir=temiz kelimesi müşrikleri işaret ederek temiz olanların onlar olmadığını, necis olanın kafirler olduğunu şu ayete istinaden söyleriz ;
    “Müşrikler ancak bir necistir.”(Tevbe 28). Ayrıca Ebu Hureyre'den rivayetle hatırladığım bir hadiste ''mumin necis olmaz'' buyrulmuştur.

    Bir de “Ona ancak temiz olanlardan başkası dokunamaz”(Vakıa 79) ayetteki “ona” zamiri levhi mahfuza döner ve temiz olanlar ile kastedilen de meleklerdir. Cünup olan mümin ise Ebu Hureyre r.a. hadisinde de geçtiği gibi, necis değil, temizdir. Mümin kimse ister cünüp veya hayızlı, ister abdestsiz olsun temizdir. Fakat bu şeri olan hüküm olmakla beraber takvaya en uygun olanını seçmek daha güzeldir.



    Cevap verebileceğim sadece bir konu vardı. Diğer sorduğum sorulara benim cevap vermemin bir manasının şu an itibariyle olmadığını düşünüyorum. Eğer olur ki, bir şeyler bulabilirseniz işe boyutlarla bakmak yerine şeri delilleriyle bakmamız daha hayırlı olacaktır kanaatindeyim...


    Selametle...

+ Konuyu Yanıtla
4 / 4 İlkİlk 1234

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •