+ Konuyu Yanıtla
2 / 1 12 SonSon
37 sonuçtan 1 --- 20 arası gösteriliyor

Konu: Kabir Azabi Var Midir ?

  1. #1

    Kabir Azabi Var Midir ?

    Aklima takilan sorulari sorayim dedim ...


    "Kabir azabi var midir?"

    Peygamber efendimiz nerden biliyordu kabir azabinin oldugunu;
    Kur´anda böylesi önemli konu hakkinda hicbirsey yazmiyor.
    Ve kabir azabi gaybi bir meseledir; gaybi bilen ise Allah´tir ...
    Belki hadisten kabir azabinin oldugunu biliyoruz; evet ama hadislerin hepsinin Peygamberimizin söyledigide süpheli ...
    Benim aklima takilan, böylesi önemli konular kur´anda niye yazmiyor ...


    * Kabir azabi
    * Dabbetül arz
    * Mehdi

    Yaratan Rabbinin Adiyla Oku! [Alak Sûresi, 1]

  2. #2
    İhVaN-ElFidAm Humeyra YILDIRIM kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Mar 2008
    Konum
    Nefes aldığım her yer..
    İletiler
    871
    Blogdaki Konular
    1
    Kardeşim güzel bir konuya değindin.. bu konu gündeme gelince ben hep üzülüyorum.. çünkü ihlnin son senesinde bu düşünce we şüpheler hocalar tarafından desteklenince insanların karmaşaları dahada artıyordu.. bunun tek sebebi özellikle ilahiyat fakultelerinde yeni gelişey rasyonalizm yenicilik akımlarından kaynaklanmaktadırr...çokta tehlikelidr. hadislerin gerçekçiliği rawi zincirlerinin kapuk olduğunu söyleeyerek buhari bile kitabından bir çok hadis elemişti oda insandı e bizlerde aklımıza yatkın olmayan hadisleri eliyebiliriz zihniyetnde olan çok ilahiyatçı arkadaşım war. kARDEŞİM SEN BUHARİNİN BİR HADİS ALMAK İÇİN TA YEMENE YÜRÜYEREK GİTTİĞİNİ WE RİWAYET ALACAĞI RAWİNİN SIRF AYAKTA SU İÇMESİNDE DOLAYI BU KİŞİ PEYGAMBERİN SÜNNETİNE UYMAZ DOLAYISIYLA WERECEĞİ HADİSTE KOPUK OLABİLİR DİYE ONUN HADİSİNİ ALMADIĞINI ONCA YOLU GERİ DÖNDÜĞÜNÜ BİLİRMİSİN.. ÖYLE İLİM DERYASI BİR İNSAN ELEMİŞ SENDE ONLA KENDİNİ BİR NASIL TUTUP BUNA TENEZZÜL EDERSİN. bu akım korkunç wede dehşet werici.. aynı zamnada kabir azabının olmadığı israilin sura üflemeyeceği islamın tamamiyle bir mantık dini olduğu we daha neler...
    KABİR AZBIYLA İLGİLİ ÖNE SÜRDÜKLERİ EN BÜYÜK TEZLERİ İSE YA KARDEŞİM ÖRNEĞİN BİR İNSAN 2000 yılında öldü bir insanda kıyamaetin kopmasına yakın öldü ve ikiside günahkar. şimdi önceden ölen azabı çekecek çekecek kıyamate yakın olanda az bir azap çekecek bu adilmidr diyerekten sawunmada bulunuyorlar.. Kardeşim sen Mewlanın yüce adaletinden hiçmi haberdar değilsin Allah c.c. gücünden kuşkunmu war nasıl böle düşünebilirsin.. ona o azbı istese bir gündede werir kuşkun ne senin anlamıyorumm.

    Hepimizin bildiği gibi peygambermiz yaşıyan bir kurandı. kuranı kerim örneğin namazın kılınacağı hakkında uyarıda ayetle bulunur .fakat şekli hakkında bilgi beyan etmez.bu durumda peygamberimizm hadislerinden yola çıkarak kılınma şekli itibariyle namazlarımızı kılarız.. Kabir azabı kesinkez wardır üstelik kütübi sitte buhari tirmizi müslim ebu dawut gibi hadis kitaplarında senet zincirleri sağlam riwayet eden rawilerin güwenilir olduğu kısımlarda sahih olarak werilmiştir şüphesi olan buyurun her türlü isbatını neyh
    edebilirim wesselam
    Ressam babamın sitesi : http://www.abdulkadiryildirim.com

  3. #3
    Kabir azabıda yok mehdide yok isada gelmiyecek..
    Kıyamet alametleri diye bir şeyde yokdur.. -Kur'an da geçenler hariç-
    Neden mi?
    Peygamber gaybı bilmiyordu, Allah gaybın mutlak sahibidir, tabi bu sözler halkımıza garip gelebilir hele sofilere, zira çoğunluk bırakın peygamberi şıhlarının, evliya dedikleri zatların dahi 'Allah'ın izniyle' gaybı bildiklerini iddia ediyorlar.

    Alimu'l gayb olan Allah c.c. gaybdan resullerine bildirmişdir, Allah rasulu Muhammed (s)'ede bildirmişdir ve bu gaybi haberler Kur'an da yer alıyorlar.
    Meryem a.s. hakkında detay bir bilgi verdikten sonra Allah rasulune diyor ki biz bu gayb haberlerini sana anlatmasaydık nereden bilecektin?
    Ve daha bir çok ayette 'beşer' bir rasul gönderdiğini ilan ediyor Allah.

    Namaz örneği vermek basite kaçmaktır, zira Mekkeli müşrikler dahil bütün vahye muhatap olan toplumlarda Namaz vardı. Buna Kur'an şehadet ediyor.
    Lokman a.s. oğluna nasihat ederken Namazını kılmasını öğütlüyor ve diğer peygamberlerde Namaz kılmışlardır, bunu tabiiki Kur'an okuduğumuz için biliyoruz.
    Ayrıca tarih kitaplarına bakarsak mesela İbn Kalbi'nin Putlar Kitabına veya Çağrı yayınlarının çıkardığı Mekke ve Kabe Tarihi kitabına veya diğer kitaplara (İbn Hişam,İbn Kesir vs.) şunu göreceğiz; Mekkeli müşrikler Namaz kılan, Hac yapan, az çok konuda olumlu bir inanç sistemi (Allah'ın her şeyin yaratıcısı, rızık veren, rabbul beyt yani Kabenin rabbi gibi daha bir çok sıfatını itiraf eden) ve daha bir çok iyi(!) meziyetleri olan bir topluluktu.

    Yani geçmişten gelen bir Namaz geleneğini Allah rasulu şirkten arındırarak kılmıştır.
    Allah'ta rasulunun kıldığı namazı tasdik etmiştir, zira Kur'an da rasule bu konuda bir uyarı yoktur.
    Ancak bir zahmet edip Mücadele suresi ilk iki-üç ayetini inme nedeniyle birlikte okursanız aklınızdaki Peygamber anlayışı çökecektir.

    Kur'an'ın dilini iyi öğrenmek gerekiyor, alimlerin görüşleri bizlere ışık tutmakla birlikte kesinlikle bir ölçü, dışına çıkılmaz bir görüş değildir.

    Peygambere gaybi haberler verilmiştir ve bunlar Kur'an dadır. Kur'an dışında peygamberin gaybdan haber vermesini iddia etmek, bunun içinde önce zanni rivayetlere yapışmak daha sonra Kur'anı onlara hapsetmek, insanların peygamberleri aşırı yüceltmelerinden ileri geliyor. Bu hastalığa Efendimiz (s) de işaret ediyor; Beni hristiyanların İsayı yücelttikleri gibi yüceltmeyin, sadece Allah'ın kulu ve rasulu deyin. (Buhari)

    Allah'ın kudreti her şeye delil getiriliyor, genellikle sufiler ve Kur'an dan bihaber insanların metodudur.
    Allah dilese gaybı habe veremezmi rasulune/şıha/vs.? Allah dilese uçamaz mı/kaçamaz mı/vs.? gibi garip, mantıksız sorular soruluyor,
    peki Allah dilese kendisine bir ortak yaratamaz mı? Allah dilese başka bir ilah daha yaratamaz mı? gibi sorularıda beraberinde geliyor..

    Allah c.c. her şeye kadirdir ve o bizleri esenlik yurduna çağırıyor (10/Yunus, 25) ve rasulunude bu Kur'an ile hidayet etmiştir, onu güzel bir örnek kılmıştır.

    Allah c.c.'a hamdolsun..
    Tağutlar hükmedince..

  4. #4
    daha önemli meseleler var iken bunlara daha sonra zaman ve kaynak ayırmanın ve içinde bulunduğumuz zaman diliminde ise o kadaar karmaşa ve keşmekeşlik içinde yaşıyoruz ki kısaca buna kaos diyebiliriz, ya da daha doğrusu ile ahir zaman fitneleri...

    Bu ortamda imanın temel esaslarının bile elif ile merteğim ayırt edemeyecek kimseler tarafından masaya yatırıldığı bu çağda, Kelime-i Tevhidin bile ikinci kısımını atsak ne olacak diyen ve itibar gören ahmakların olduğu bu çağda,

    Hele hele aklın zinasının ise içinden çıkılamayacak, yada müteşabih konular ve imanı direk ilgilendirmeyen sıralaması baya gerilerde olan konular hakkında zihin yormak olduğunu bildiğim halde,

    tarihten öğrendiğim kadarı ile hep anlatırlar, Fatih İstanbul surlarını toplar ile döverlerken, halkı manevi oalrak fişekleyecek papazlar ise kiliselerde hararetle meleklerin dişimi erkek mi olduklarını saç saça, baş başa atrtışır olduklarını duyduğum ve aynı konuma düşmek istemediğimden dolayı bu ve benzer konuları tartışmayı pek uygun göremedim ve itibarda etmedim...

    Ama yinede sadece ufak iki hatırlatma yapacağım...

    ilki Nihayetinde sonuçla ilgili ,nerede azap çekeceğimiz önemli değildir, ne zaman veya nekadarda önemli değildir, zira ölümle beraber insanlık asırlardır özlediği ölümsüzlüğe kavuşmuş olmaktadır ( ne ironik değil mi!? ), ayrıca bu sonsuz ölümsüzlük hayatında 1000 senesini kabirde kalanını ise cehennemde mi olacağı sonsuz bir hayatı olan ve ölümsüz olan bir canlı için ufak bir ayrıntı olsa gerek ??

    Şeytan ayrıntılarla bazen bizi boğar ve özden uzaklaştırır, mesele bizim bu azaba duçar olmamak için öncelikle imanımızı koruyarak, Allah (c.c.)'ın rızasını kazanmaktır... gerisi ise Rabbimin tasarrufunda dır...


    İkinci husus ve daha tehlikeli olanı ise şu cümlelerde ve düşünce de gizlidir..

    Peygamber efendimiz nerden biliyordu kabir azabinin oldugunu;
    Kur´anda böylesi önemli konu hakkinda hicbirsey yazmiyor.
    Ve kabir azabi gaybi bir meseledir; gaybi bilen ise Allah´tir ...


    Öncelikle peygamberimizin kendi ifadesi ile o asla ve asla DİN konusunda kendi kafasından bri şey söylemez, zan ile konuşmaz, her ne konuşuyor ve hüküm veriyor ise o Allah'ın tasarrufunda dır...

    Ama bu gerek AYET şeklindedir, gerek KUDSİ HADİS şeklinde , gerek ise HADİS şeklindedir...
    Burda ve başka yerlerde temcit pilavı gibi defalarca tartışıldı, kuranda olmayan ama Kudsi hadis veyahut peygamberimize diğer yollar ile (ilham, Hz. Cebrail(A.S)'ın öğretileri ve mana aleminde gördükleri) bize nakledilenler, nakledilenler diyorum zira bunların hepside Allah(c.c)'ın dilemesi ve tasarrufu şeklinde omuştur....

    hem nebi hem de resul bir peygambere sahibiz dolayısıyla Risaleti sebebi hikmeti ile yeni bir Şeriatın tatbikatı , usul ve kaidelerini izahı mecbur idi, zira bu son din ve dolayısıyla da son nebi idi... (kısaca)

    Ve son olarak ise

    Her ümmetten bir şahid getirdiğimiz ve onların üzerine seni şahit olarak getirdiğimiz zaman nasıl olacak? (<Nisa-41>
    ayeti de göstermektedir ki Allah'tan gayri yaradılmış herkesin peygamberi olan Hz. Muhammed Mustafa (SAV)'nın bir özelliğinden bahsedilmiştir, bir şeyi bilmeden, göremeden şahitlik edilmez demekki Hz. Allah(c.c) peygamberimizi Kendi dilediği her şeye tanık etmiştir, buda bazı şeyleri nasıl bildiğine bir delildir, zira Allah(c.c) diledği şeyleri göstermesi ve bildirmesi ise artık bu hususları gayb olma kapsamından çıkartmıştır, zaten Allah'ın bildirdiğinden gayrisini bildiğini iddia etmek ise hem ahmakça hemde küfürdür...


    Neyse dediğim gibi fazla takılmamak ve takmamak lazım...
    salih amellere ve Allah'ın rızası için çabalamaya devam ,

    Kısacası....

    Gayret bizden tevfik Allah'tan......
    Alemin nakşını hayal görürüm. O hayal içre, bir cemal görürüm.
    Cümle mevcudat ki, mazhar-ı Hak'tır. Anın içün, kamu kemal görürüm.
    Tecelli cilvesi, cümle gölgeler. Her zerresi binbir ismin belgeler.
    Hay varken hayale kanmaz bilgeler. Zat-ı Hak'tan gayrı zeval görürüm.

  5. #5
    Cidden bir konuyu merak ediyorum.Levent kardeşin Yasemin portalda bir konu açıyor ve kabir azabı varmıdır diye soruyor.Cevabı da çıkıp sen veriyorsun.Öyleyse hemen yanıbaşında kardeşin sana niye sormuyor?

    Yoksa portalda bizim gibi (!) şirk ehli (!) kimselere kendince tebliğ mi yapıyorsun?

    Oy vermek şirk dersin,her yazında sofilerle alay eder kin kusarsın.

    Bu konular haricinde doğru düzgün portalda yazmazsın.Levent cidden sıktın,hatta kabak tadı verdin.

    Gerçi benim gibi şirk ehli(!) birisinin söylemini kale alırmısın bilemem ama söyleyeceğin bir konu varsa direk kendin aç.Kimseyide aptal yerine koyma.

    Bende kendimi tutamadım,haberin olsun dedim....
    "Kentler bizi hiç anlamayacak ve esirgemeyecek,ucu yanmış kibrit çöpü gibi kırılacağız,Birşeyler dokunulmamış kalsın gidelim bu şehirden..."

  6. #6
    Alıntı Belkıs Elif REŞADİYELİ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Cidden bir konuyu merak ediyorum.Levent kardeşin Yasemin portalda bir konu açıyor ve kabir azabı varmıdır diye soruyor.Cevabı da çıkıp sen veriyorsun.Öyleyse hemen yanıbaşında kardeşin sana niye sormuyor?

    Yoksa portalda bizim gibi (!) şirk ehli (!) kimselere kendince tebliğ mi yapıyorsun?

    Oy vermek şirk dersin,her yazında sofilerle alay eder kin kusarsın.

    Bu konular haricinde doğru düzgün portalda yazmazsın.Levent cidden sıktın,hatta kabak tadı verdin.

    Gerçi benim gibi şirk ehli(!) birisinin söylemini kale alırmısın bilemem ama söyleyeceğin bir konu varsa direk kendin aç.Kimseyide aptal yerine koyma.

    Bende kendimi tutamadım,haberin olsun dedim....


    Sormadigimi nerden biliyorsun belkis abla ?

    Ama birde baskalarin duymak; emin olmak istedim ...

    Konuyu ben actim; abim ne ac dedi , nede acacagimdan haberi yoktu.
    Önce Taner abiye sordum; sonra ac dedi konuyu, bende actim.

    Ben kendim merak edemem mi ?
    Aklima bu gibi sorular takilamaz mi? ?

    Yaratan Rabbinin Adiyla Oku! [Alak Sûresi, 1]

  7. #7
    Ağzına sağlık BELKIS ELİF REŞADİYELİ insanı inkara sürükleyecek sözleri bazıları nasılda bişeymişgibi yazıyo

  8. #8
    Rasulu Ekrem Efendimiz bir kabristanda iki kabir sahibine azab edildiğini anlamışlar mübarek ellerine aldıkları yapraksız yaş bir hurma fidanınıikiye bölüp birini bir kabrin diğerinide diğer kabrin başına dkmişler UMULURKİ BUNLAR KURUYUNCAYA KADAR BU KABİR SAHİPLERİ HAKKINDAKİ AZAP HAFİFLEŞECEKTİR diye buyurmuşlardır(Buhari vuzu54 no 213 1/88, Ebu Davud taharet:11 no:20 1/52

  9. #9
    s.a soruyu değil ama cevabı okuyunca şok oldum...
    nedense bu dönem gündemde bu soru var,açıkçası pekte bilgim yoktu,kabir azabına inanıyoruz,ama inanamayanlara karşı savunamıyoruz...
    oyüzden okuduğum yazıdan bir kaç paragraf aktarayım istedim..




    Berra b. Azib (r.a) şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber ile beraber ensardan bir kişinin cenazesine gittik. Hz. Peygamber onun kabrinin üzerine, başını önüne eğerek oturdu. Sonra şöyle buyurdu: 'Yârab! Kabir azabından sana sığınıyorum' Bu sözünü üç defa söyledikten sonra şöyle buyurdu:

    Mü'min bir kimse, ahiret yolunda olduğunda Allah Teâlâ, bir grup melek gönderir. O meleklerin yüzü geniştir. Onların beraberinde o mü'minin güzel kokusu ve kefeni vardır, melekler oturup beklerler. Ne zaman mü'minin ruhu çıkarsa yer ile gök arasında ve gökte bulunan her melek onun üzerine namaz kılar (veya dua eder)ler. Onun için göklerin kapıları açılır. O kapılardan o mü'minin ruhunun geçmesini istemeyen hiçbir kapı olmaz. Ruh yükseltilip götürülünce şöyle denir: 'Ey rab! Falan kulun (geldi)'.

    Buna karşılık Allah Teâlâ şöyle buyurur: 'Onu geri götürün! Ona hazırladığım nimetleri gösterin. Çünkü ben ona şöyle va'detmiştim: Sizi ondan (topraktan) yarattık yine oraya döndürürüz ve sizi bir kez daha ondan çıkarırız.(Tâhâ/55)

    Sonra ona güzel yüzlü, güzel kokulu ve güzel elbiseli biri gelir ve o ölüye der ki: 'Rabbinin rahmetiyle ve içinde ebedî nimet bulunan cennetle müjdelen!' Mü'min ona 'Sen de onunla müjdelen! Allah sana mükâfat versin! Sen kimsin?' der. Gelen der ki: 'Ben senin sâlih amelinim. Allah'a yemin olsun, ben seni Allah'ın taatine acele eder, Allah'a karşı günahtan sakınır buldum. Bu bakımdan Allah sana hayrı mükafat verdi'. Sonra bir tellâl şöyle bağırır: 'Ona cennet sergilerinden serin. Ona cennete açılan bir kapı açin'. Ona cennet sergilerinden serilir, ona cennete açılan bir kapı açılır ve o şöyle der: 'Yârab! Kıyameti acelece kopar ki aile efradıma ve malıma kavuşayım'. Kâfire, dünyadan ayrılırken katı, şedîd, beraberlerinde ateşten yapılmış elbiseler, katrandan mamul iç gömlekler olduğu halde bir kısım melekler gelirler. Onun etrafını sararlar. Onun canı bedeninden çıkınca yer ile gök arasında ve gökte bulunan her melek ona lanet eder. Göklerin kapıları kilitlenir. O kapılardan hiçbiri onun ruhunun kendisinden geçmesini istemez. Onun ruhu götürülünce geriye atılır ve denilir ki: 'Ey rabbim! Bu senin falan kulundur. Hiçbir gök ve yer onu kabul etmedi'.

    Bunun üzerine Allah Teâlâ şöyle buyurur: 'Ona geri götürün. Ona hazırladığım şerri gösterin; zira ben ona va'detmiştim:
    Sizi topraktan yarattık yine oraya döndürürüz ve sizi bir kez daha ondan çıkarırız.
    (Tâhâ/55)

    Muhakkak ki o ölü, kendisini defnedenler geri dönüp giderken ayak seslerini işitir. Ona denir ki: 'Ey kişi! Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir? Dinin nedir?' O 'Bilmiyorum!5 der. Ona denilir ki: 'Zaten sen bilmemişsin. Sonra ona çirkin yüzlü, pis kokulu, çirkin elbiseli biri gelir der ki: 'Allah'ın öfkesiyle elem verici ve daimî olan bir azabla müjdelen!' Buna karşılık o 'Allah Teâlâ seni şer ile müjdelesin! Sen kimsin?' O da der ki: 'Ben senin çirkin amelinim. Allah'a yemin ederim. Sen Allah'a isyan etmede aceleci ve ibadet etmede tembel idin. Bu bakımdan Allah Teâlâ sana şerri ceza olarak verdi'. Bunun üzerine kişi ameline der ki: 'Allah Teâlâ şerri sana da ceza olarak verdi (versin)'. Sonra o kimseye sağır, kör, dilsiz, beraberinde demirden bir tokmak olan biri musallat kılınır ki bütün cinler ve insanlar o kimsenin elindeki tokmağı kaldırmaya çalışsalar, buna güleri yetmez. Eğer o kimse o tokmakla bir dağa vursa, o dağ tuzbuz olur. Sonra o kimseye ruh geri gönderilir. Gelen kişi o tokmakla onun iki gözünün arasına bir darbe vurur ki cinler ve insanlar hariç yeryüzünde bulunan herşey o darbenin sesini işitir.

    Sonra bir tellâl şöyle çağırır: 'Bunun için ateşten iki levha serin. Cehenneme açılan bir kapı acın!' Böylece ona ateşten yapılan iki levha serilir, cehenneme açılan iki kapı açılır. 152

    Muhammed b. Ali (b. Hüseyin) şöyle demiştir: 'Her ölene, öldüğü anda iyi amelleriyle kötü amelleri gösterilir. O kimse iyiliklerine gözünü dikip bakar, kötülüklerine gözünü kapatır'.

    Ebû Hüreyre Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivayet eder:
    Mü'min sekerata girdiğinde melekler ona içinde misk ve reyhan kırıntıları olan bir ipekli getirirler. Kılın yağdan çekildiği gibi onun ruhu cesedden çekilir ve onun ruhuna denilir ki: 'Ey itminana kavuşan nefis! Rabbinin hükmüne razı ve rabbin de senden razı olduğu halde rabbine dön!'
    Ruhu çıktığında o misk ile reyhanın üzerine konur. İpekliye sarılır ve ruhu İlliyyine gönderilir.

    Kâfir, sekerata düştüğünde, melekler ona içinde ateş közü bulunan siyah paçavra getirirler. Onun ruhu şiddetli bir çekişle çekilir ve denilir ki: 'Ey habis nefis! Sana kızıldığı halde Allah'ın azabına doğru çık!' Onun ruhu çıktığında o köz üzerine konur. Paçavraya sarılır ve Siccîne götürülür.153

    Muhammed b. Ka'b el-Kurezî154 şu ayeti okurdu:
    Nihayet onlardan birine ölüm geldiğinde 'Rabbim beni (dünyaya) geri çevir ki terk ettiğim dünyada sâlih bir amelde bulunayım' der. (Mü'minûn/99-100)

    Allah şöyle der:
    - Ne istiyorsun? Dönüp de mal mı toplayacaksın, ağaç mı dikeceksin, ev mi yapacaksın, kanallar mı açacaksın?
    - Hayır! Terkettiğimin yerine sâlih bir amel işlemek istiyorum. Bunun üzerine Cebbar olan Allah Teâlâ şöyle der:
    Hayır! Bu onun söylediği (olmayacak) bir laftır! (Mü'minûn/100)

    Ebû Hüreyre Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:
    Mü'min bir kimse kabrinde iken yemyeşil bir bahçenin içindedir. Onun kabri yetmiş zirâ genişler ve aynı zamanda nûrlanır. Hatta dolunay gibi olur.

    Hz. Peygamber 'Onun için de dar bir geçim vardır' (Tâhâ/124) ayetinin ne hakkında nazil olduğunu biliyor musunuz?' diye sorunca, ashâb 'Allah ve Rasûlü daha. iyi bilir' dediler.

    Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle dedi:
    Kâfir bir kimsenin kabrindeki azabı şudur: Onun üzerine 99 Tinnîn musallat kılınır. Tinnin'in ne olduğunu bilirmisiniz? Tinnîn yılan demektir. Bu yılanların her birinin yedi tane başı vardır. Kâfiri sokarlar ve insanların haşre gönderildikleri güne kadar zehirlerini akıtırlar.155

    Yılanların bu özel sayılarına hayret etmemek gerekir; zira yılanlar ve akreplerin sayıları insanoğlundaki kötü huyların sayısıncadır. O kötü huylar da kibir, riya, hased, hile, buğz ve diğer çirkin sıfatlardır; zira bu çirkin sıfatların belirli kökleri vardır. Sonra o köklerden belirli dallar çıkar. Sonra o dallar da kısımlara bölünür. O sıfatlar zâtı itibariyle helâk edicidirler. O sıfatlar akrep ve yılanlara dönüşür. Bu bakımdan onlardan kuvvetlisi, tinninin (yedi başlı yılanın) ısırdığı gibi ısırır. Zayıfı akrebin ısırdığı gibi ısırır. Bu ikisinin arasında olanlar da yılanın eziyet vermesi gibi eziyet verir.

    Kalp ve basiret sahipleri, basiret nuruyla, bu helâk edicileri ve dal budak salmalarını müşahede ederler. Ancak sayılarının ne kadar olduğuna peygamberlik nuruyla vâkıf olunur. Bu bakımdan bu gibi hadîslerin sahih zahirleri ve gizli sırlar vardır. Fakat bu gibi hadîsler basiret sahipleri yanında açıktırlar. Bu bakımdan bu hadîslerin hakikatlerinin kendisine keşfolunmadığı kimsenin bunların zahirlerini inkâr etmesi uygun değildir. Aksine iman derecelerinin en azı tasdik edip teslim olmaktır.

  10. #10
    İhVaN-ElFidAm Humeyra YILDIRIM kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Mar 2008
    Konum
    Nefes aldığım her yer..
    İletiler
    871
    Blogdaki Konular
    1
    lewent bey hepsini geçtimce kabir azabıyla ilgili tirmizi kutbi sitte gibi büyük hadis kitaplarındaki rawi zincirleri sağlam senetleri kopuk olmayan hadisleri nasıl inkar edeceksiniz çok merak ediyorum...
    Ressam babamın sitesi : http://www.abdulkadiryildirim.com

  11. #11
    Merhum Taner PINAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Mar 2007
    Konum
    Makedonya
    Yaş
    41
    İletiler
    1,637
    Blogdaki Konular
    6
    aklınıza ne takılırsa takılsın gelip portala sorun

    bir bilen çıkacaktır..

    Yasemin bana sordu abi böyle bir konuda bilgin varmı dedi. Bende bilgim yok duyduklarım var dedim. Merak ediyorsan konuyu aç sor bilenler çıkacaktır muhakkak dedim.

    Levent şerifoğlunun konulara yaklaşımı haricilik gibi bir beladan kurtulması ile daha itidalli hale gelmiştir. Uzun zamandır portalda başkalarını tekfir ettiğini görmedim.

    Bu konuda da itirafta bulunayım ki leventin verdiği cevabı dahi daha okumadım.

    Kabir azabı var mıdır? yok mudur ? Allah en doğrusunu bilir.

    Hariciliğin bir halkasıda kişilerin imanını sorgulamaktır. Yani birine gidip ALlah nerede? diye soru sormak caiz değildir.

    neyse..

    Bu konuda da aşırı tepkiler olmaması gerekir diye düşünüyorum..

    hala merak dahi etmiyorum..
    Allah indinde Din İSLAM dır.Kendine başka din ve başka peygamber arayanlara veyl olsun..

  12. #12
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,442
    Blogdaki Konular
    5
    Ebu Hüreyre'den; Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

    "Ölü defnedildiğinde, ona gök gözlü simsiyah iki melek gelir. Bunlardan birine Münker diğerine de Nekir denir. Ölüye: "Bu adam (Rasûlüllah) hakkında ne diyorsun?" diye sorarlar. O da hayatta iken söylemekte olduğu; "O, Allah'ın kulu ve Resûlüdür. Allah'tan başka Allah olmadığına, Muhammed(s.a.s.)in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim"sözlerini söyler. Melekler; "Biz de bunu söylediğini biliyorduk zaten" derler. Sonra kabri yetmiş çarpı yetmiş zira' kadar genişletilir ve aydınlatılır. Sonra ona "Yat!" denir. "Aileme dönüp onlara haber versem mi?" diye sorar. Onlar da; "Akrabalarından en çok sevdiği kimseden başkası kendisini uyandırmayan, güveğinin uyuması gibi uyu!" derler. Böylece, yatlığı yerden, Cenab-ı Allah onu tekrar diriltinceye kadar uyur.

    Eğer münafık ise, "İnsanların söylediklerini duyup aynısını söylerdim, bilmiyorum" der. Melekler de, "Böyle söylediğini zaten biliyorduk" derler. Sonra arza: "Onu sıkıştır" denir. Arz onu sıkıştırır da kaburga kemikleri birbirine geçer. Allah onu yattığı bu yerden tekrar diriltinceye kadar kendisine azap edilir." (Tirmizi, Cenâiz, 70)
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  13. #13
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,442
    Blogdaki Konular
    5
    "Bu ümmet kabirlerinde imtihan edilecek. İnsan defnedilip arkadaşları ondan ayrılınca, elinde topuzla bir melek gelerek onu oturtur ve; "Bu adam (Rasûlüllah hakkında ne dersin "? diye sorar. Kişi mü'min ise; "Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)'in, Allah'ın kulu ve Rasûlü olduğuna şehadet ederim" diye cevap verir. Melek de ona; "Doğru söyledin" der..." (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, III, 3, 40).

    bu da konu ile ilgili bir başka hadis...



    Ehl-i Sünnet'e göre Münker ve Nekir'in kabirde ölüyü sorguya çekmeleri haktır. Kabrin sıkması ve azabı haktır. Bu bütün kâfirler ve asi bazı mü'minler için olan bir şeydir (İmam Azam, "Fıkh-ı Ekber", trc. H. Basrî Çantay, Ankara 1985, s. 14).
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  14. #14
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,442
    Blogdaki Konular
    5
    Kabir azabı.

    Her insan ister ölerek toprağa gömülsün, ister boğularak denizin dibinde kalsın veya yırtıcı bir hayvan karnında bulunsun veya yanarak külü havaya karışsın, mutlaka kabir hayatı geçirecektir. İnsan öldükten sonra kabre konulunca, Münker ve Nekir adında iki melek, kendisine gelerek; "Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir: Dinin nedir?" diye sorarlar. İman ve güzel amel sahipleri bu gibi sorulara doğru cevap verirler. Bu gibi ölülere cennet kapıları açılır ve Cennet kendilerine gösterilir. Kâfir veya münafık olanlar ise bu sorulara doğru cevap veremezler. Onlara da Cehennem kapıları açılır, oradaki azap kendilerine gösterilir. Müminler nimet içerisinde, sıkıntısız ve huzurlu yaşarken, kâfir ve münâfıklar ise kabirde azap göreceklerdir (bk. ez-Zebîdî, Tecrîdi Sarih, terc. Kamil Miras, Ankara 1985, IV 496 vd.).

    Kabirde azap ve nimetin varlığını gösteren birtakım ayet ve hadisler vardır. Bir ayet-i kerimede; "Firavun ve adamları sabah-akşam ateşe atılırlar. Kıyametin kopacağı gün de denilir ki; Firavun hanedanını ateşin en şiddetlisine sokun" (el-Mümin, 40/46) buyurulur. Buna göre kıyamet kopmadan önce de yani kabirde de azap vardır. Peygamber efendimiz; "Allah, iman edenlere bu dünya hayatında ve ahirette, o sabit sözlerinde daima sebat ihsan eder" (İbrahim, 14/17) ayetinin kabir nimeti hakkında indiğini açıklamıştır (Buhârî, Tefsîr, sure: 14).

    Kabir azabı ile ilgili hadis kitaplarında pek çok hadis-i şerif zikredilmektedir.

    Bunlardan bir kaçı şöyledir: Hz. Peygamber (s.a.s) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında koğuculuk yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) yaş bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında: "Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur" (Buhârî Cenâiz, 82; Müslim, İmân, 34; Ebû Dâvud, Tahâret, 26) buyurmuşlardır.

    Hz. Peygamber diğer bir hadislerinde şöyle buyururlar: "Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur" (Tirmizî, kıyamet, 26).

    Başka bir hadiste de şöyle buyurur: "Ölü mezara konulunca, birine Münker, diğerine Nekir adı verilen siyah mavi iki melek gelir; ölüye derler ki: "Şu Muhammed (s.a.s) denilen zat hakkında ne dersin?" O da şöyle cevap verir. "O, Allah'ın kulu ve Resuludur. Ben şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur, Muhammed de O'nun kulu ve elçisidir. Bunun üzerine melekler; Biz senin böyle diyeceğini zaten bilmekte idik", derler. Sonra onun mezarını yetmiş arşın genişletirler. Daha sonra bu ölünün mezarı ışıklandırılır ve aydınlatılır. Daha sonra melekler ölüye: " Yat ve uyu " derler. O da; "Aileme gidin de durumu haber verin" der. Melekler ona; "Zifafa giren ve sadece en çok sevdiği kişi tarafından uyandırılan şahıs gibi mahşer gününe kadar sen uyumana devam et" derler. Eğer ölü münâfık olursa, melekler şöyle der: "Şu Muhammed (s.a.s) denilen zat hakkında ne dersin?" Münâfık da şöyle cevap verir: "Halkın Muhammed hakkında bir şeyler söylediklerini işitmiş, ben de onlar gibi konuşmuştum. Başka bir şey bilmiyorum. Melekler ona; "Böyle diyeceğini zaten biliyorduk" derler. Daha sonra yere "Bu adamı alabildiğine sıkıştır" diye seslenilir. Yer de sıkıştırmaya başlar. Öyle ki o kimse kemiklerini birbirine geçmiş gibi hisseder. Mahşer gününe kadar bu sıkıntı devam eder" (Tirmizi Cenâiz 70).

    Kur'an'da şehitlerin kabir hayatıyla ilgili olarak şöyle buyurulur: "Allah yolunda öldürenleri, sakın ölüler sanmayın. Bilâkis onlar diridirler. Rableri katından rızıklandırılmaktadırlar" (Âlu İmrân, 3/169), "Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Bilâkis onlar dirildirler. Fakat siz farkında değilsiniz." (el-Bakara, 2/154).

    Kabir azabının yalnız ruha mı, yoksa bedene mi, yahut da her ikisine mi yapılacağı konusu bilginler arasında tartışmalıdır. Bu azabın hem rûha, hem de bedene yapılacağı görüşü tercihe şayandır. ancak azabın niteliği hakkında fazla bilgi yoktur. Rûhun gerçeği üzerinde de görüş ayrılıkları vardır. Bir görüşe göre ruh lâtif (ince, şeffaf, nüfuz kabiliyeti olan) bir cisimdir. Yaş ağaca suyun nüfûzu gibi bedene nüfûz etmiştir. Allah, rûh cesette kaldığı sürece hayatı devam ettirmeyi âdet kılmıştır. Ruh cesetten çıkınca ölüm hayatı ortadan kaldırır. Başka bir görüşe göre de, ruh ceset için güneşin ışıkları gibidir. Mutasavvıflar bu görüşü benimsemişlerdir. Ehl-i Sünnete mensup bir topluluk, gülsuyunun güle sirâyet ettiği gibi, rûhun da bedene sirâyet eden bir cevher olduğunu söylemişlerdir (Aliyyu'l-Kâri, Fıkh-ı Ekber Şerhi, terc. Y. Vehbi Yavuz, İstanbul 1979, s. 259). Ayette şöyle buyurulur: "De ki ruh, Rabbimin bildiği bir iştir. Size bu konuda pek az bilgi verilmiştir" (İsrâ, 17/85).

    Ebû Hanife'ye göre, peygamberler, çocuklar ve şehitler kabir sorusu ile karşılaşmazlar. Ancak Ebû Hanîfe kâfirlerin çocuklarına kabirde soru sorulması, Cennete girmeleri ve onlarla ilgili benzeri bazı soruları cevapsız bırakmıştır (Alliyü'l-Kâri, a.g.e, s. 252-253).


    alıntıdır
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  15. #15
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,442
    Blogdaki Konular
    5
    Ölümden Sonra Olacaklar

    Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat, Resulullah (s.a.v.)'ın ahiret konusundaki söylediği sözlere harfiyen inanır. Kabir azabı vardır. Mu'tezile mezhebi kabir azabını kabul etmez. Ehl-i sünnete göre kabir, müminler için cennet bahçesi, imansızlar için ise cehennem çukurlarından bir çukurdur.

    Kabirde mükereyn meleklerinin sorgusu da haktır. Kaderriyye mezhebi mensupları kabir sorgusunu inkar eder. Allah (c.c.)'a yönelmeyen, Peygamberi (s.a.v.) tanımayan ve O'nun sünnetini uymayan, kitap ile amel etmeyen kabirde hesap vermekte büyük zorluklarla karşılaşacaktır.

    Kıyamet gününde ruhlar tekrar bedenlerine iade edilir. Kafirler bu günde iyilik ve kötülüklerinden dolayı hesaba çekilmezler. Onların sadece amelleri sayılır, hesaplanır. Günahlarını ikrar ettikten sonra cezalandırılırlar.

    Sırat cehennem üzerine kurulmuştur. Kim sırattan geçmişse cennete girmeye hak kazanmıştır. İnsanlar sıratı geçtikten sonra cennet ile cehennem arasında bir köprü üzerinde dururlar. Dünyada iken birbirleriyle olan haklarına bakılır ve hak sahiplerine iade edilir. Eğer bundan kurtulur ve bağışlanırsa cennete girmelerine izin verilir.


    Harun YAHYA (ehli sünnetin önemi kitabı)
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  16. #16
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,442
    Blogdaki Konular
    5
    Kabir Azabı Kabir Suali 24/01/2002

    Ehl-i sünnetin ve hanefî mezhebinin reisi olan İmam-ı a’zam hazretleri buyurdu ki:
    (Kabirde ruhun cesede iadesi, kâfirleri ve bazı günahkâr müslümanları kabrin sıkması ve azap edilmesi haktır.) [Kavl-ül fasl]
    İslâm âlimlerinin en büyüklerinden olan İmam-ı Rabbanî hazretleri, (Kabrin bedeni sıkması vardır) buyurdu. (Mektubat-ı Rabbanî c.3, m.17)
    Yine İslâm âlimlerinin en büyüklerinden olan İmam-ı Gazalî hazretleri de, (Kabir azabı ruha ve cesede birlikte olacaktır) buyuruyor. (İhya-i ulûmiddin)
    Karada ve denizde ölene de suâl sorulur. Bu da ruhun bedene iade edilmesinden sonra olur. [Nuhbet-ül-leâli s.116, Bidaye s.91]
    Ruh ve bedene azap
    Ruh ve beden beraber günah işledikleri için, kabir azabı da, her ikisine birden yapılacaktır. (El-Müstened)
    İmam-ı Süyutî hazretleri (Şerh-us-Sudur), Abdurrahman ibni Receb Hanbelî hazretleri (Ehvâl-ül-kubur) kitabında, İmam-ı Şaranî hazretleri Tezkire-i Kurtubî Muhtasarı’nda bildiriyor ki:
    Eshab-ı kiramdan Abdullah bin Ömer hazretleri, (Yerden boynu zincirli birinin çıktığını, bir adamın bunu dövdüğünü, zincirli adamın yerde kaybolduğunu, böylece toprağa girip çıktığını gördüm) dedi. Resulullah efendimiz, bu zata, (O gördüğün kimse, Ebu Cehil’dir, kıyamete kadar kabrinde böyle azap çeker) buyurdu. (Taberânî)

    Ebu Cehil’e azap
    İmam-ı Taberânî’nin bildirdiği bu hadis-i şerif, mezhepsiz İbni Teymiyye’nin talebesi olan İbni Kayyım-ı Cevziyye’nin (Kitab-ür-ruh) isimli eserinde de vardır.
    Özetini aldığımız hadis-i şerifin metninde Ebu Cehil’in İbni Ömer hazretlerinden su istediği de yazılıdır. Demek ki, Ebu Cehil’in sadece ruhuna değil, bedenine de azap yapılmaktadır. Cehennemde de, çürüyen vücut yerine yeni bir vücut yaratılacak, cehennemdekiler böylece hem ruh, hem de bedenleri azap görecektir. Azap görecek olan bu çürüyen beden değildir. Ruhun tasarrufu altında olan beden azap görecektir.
    İmam-ı Süyutî hazretleri buyuruyor ki:
    Her ölünün ruhu, cesedine, bilmediğimiz bir hâlde bağlıdır. Ruhların kendi cesetlerine tesir ve tasarruf etmelerine ve kabirde bulunmalarına izin verilmiştir. Ölü kabirde çürüse de, ruhun bedenle olan bağlılığı bozulmaz. (El-mütekaddim)
    Günahları ikisi birlikte işlediği için, yalnız ruha azap yapılması, hikmete ve ilâhî adalete uygun değildir. Beden kabirde çürüse de, Allahü teâlânın ilminde vardır. Allahü teâlâ, ölüleri diriltmeye gücü yettiği gibi, bedene de azap yapmaya gücü yeter. Allahü teâlâ her şeye kâdirdir, Onun kudretinden şüphe eden kâfirdir.
    (M. Nasihat)


    Mehmet Oruç dan alıntıdır
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  17. #17
    ikimilyon Admin Mehmet DAĞDELEN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    Sakarya
    Yaş
    39
    İletiler
    3,047
    Blogdaki Konular
    19
    bir ara bir konuda geçmişti. belki işinize yarar.
    ibni kesirin derlediği 23 tane hadis. hadislerin tahricleride var..


    Alıntı Mehmet DAĞDELEN tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Kod:
    ibrahim suresi 27. ayet... ibni kesir tefsiri.
     — Allah inananları, dünya hayatında ve âhirette sağlam bir söz üzerinde tutar. Zâlimleri de saptırır. Allah dilediğini yapar.
    
    Allah İnananları Sebat Ettirir
    1. Buhâri'nin Ebu'l-Velîd kanalıyla... Berâ İbn Âzib <r.a.) den rivayetine göre; Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuştur : Müslümana kabirde sorulduğu zaman Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muham-med'in Allah'ın elçisi olduğuna şehâdet eder, işte «Allah inananları, dünya hayatında ve âhirette sağlam bir söz üzerinde tutar.» âyeti budur. Hadîsi Müslim ile.diğer hadîs âlimleri de Şu'be kanalıyla rivayet etmişlerdir.
    2. İmâm Ahmed'in Ebu Muâviye kanalıyla... Berâ İbn Âzib'den rivayetinde o, şöyle anlatır : Allah Rasûlü (s.a.) ile birlikte Ansâr'dan birinin cenazesine gitmiştik. Kabre vardık, henüz kabir yapılmamıştı. Allah Rasûlü (s.a.) oturdu, biz de çevresinde oturduk. Sanki başlarımızın üzerinde kuşlar vardı. Allah Rasûlü (s.a.) nün elinde bir değnek vardı ve onunla yere vuruyordu. Başını kaldırdı ve iki veya üç kere : Kabir azabından Allah'a sığınınız, buyurup şöyle devam etti: Muhakkak ki inanan kul, dünyadan ayrılıp âhirete yöneldiği zaman, ona gökten beyaz yüzlü, yüzleri sanki güneş gibi olan melekler iner. Yanlarında cennet kefenlerinden bir kefen, cennet kokularından bir koku vardır. Nihayet göz ulaşabilecek bir yerina otururlar. Sonra ölüm meleği gelir ve onun başucuna oturur. Ey hoş nefis (rûh) Allah'ın bağışlamasına ve hoşnûdluğuna çık, der. Rûh, su kabının ağzından damlanın aktığı gibi akarak çıkar. Ölüm meleği onu alır. Onu aldığı zaman elinde göz açıp kapayacak kadar dahi bırakmayıp hemen alırlar ve o kefenin içine koyup kokularlar. Ondan yeryüzünde bulunabilecek misk kokusunun en hoşu gibi bir koku çıkar. Onu yükseltirler. Uğradıkları her melek grubu : Bu tertemiz rûh kimdir? derler. Onu alıp götüren melekler onun dünyada iken isimlendirilmekte olduğu isimlerinin en güzeli ile falan oğlu falandır, derler. Nihayet dünya semâsına onu ulaştırırlar, onun için açılmasını isterler ve ona açılır. Her semâdan o semânın mukarrabûn melekleri, onu bir sonraki semâya geçirirler. Nihayet yedinci göğe ulaştıklarında Allah Teâlâ : Kulumun kitabını İlliyîn'de yazın, onu yere geri çevirin. Muhakkak Ben onları ondan yarattım, ona döndüreceğim ve diğer bir sefer oradan çıkaracağım, buyurur. Ruhu cesedine iade edilir. Ona iki melek gelir, onu oturtur ve ona : Rabbın kimdir, derler. Rabbım Allah'tır, der. Ona : Dinin nedir? derler. Dinim İslâm'dır, der. Ona : Sizin içinizde gönderilen şu adam da kim? derler. O, Allah'ın elçisidir, der. Ona : Senin bilgin nedir? derler. Allah'ın kitabını okudum, cna îmân ettim ve doğ--miadım, der. Gökten bir münâdî nida eder ve der ki: Muhakkak kulum doğru söyledi. (Onun kabrini) cennetten döşeyin, onu cennetten giydirin ve onun için cennete bir kapı açın. Ona cennetin hoş esen rüzgârının serinliği ve hoşluğu gelir. Onun için kabri gözünün uzanabileceği kadar genişletilir. Güzel yüzlü, güzel elbiseli, hoş kokulu birisi ona gelir ve : Seni sevindiren şeyle müjdelerim. Bu, va'dolun-muş olduğun gündür, der. Ona : Sen kimsin? Yüzün öyle bir yüz ki hayır getiriyor, der. O kişi: Ben senin sâlih amelinim, der de kul : Ey Rabbım kıyameti kopar, ey Rabbım kıyameti kopar ki aileme ve malıma döneyim, der.
    Kâfir kul dünyadan ayrılıp âhirete yöneldiği zaman, gökten ona siyah yüzlü melekler iner. Yanlarında palaslar, (çullar) vardır. Gözünün ulaşabileceği bir yere otururlar. Sonra ölüm meleği gelir ve başu-cuna oturur. Ey pis nefis, Allah'tan bir öfke ve kızgınlığa çık, der. Ruhu cesedinde dağılır da ölüm meleği ıslanmış yünden şişin çıkarıldığı gibi onu çıkarır, alır. Ölüm meleği ruhunu çıkardığı zaman melekler, onun elinde göz açıp kapayacak kadar bırakmaz hemen onu bu çula sararlar. Ondan yeryüzünde bulunabilecek bir cife kokusunun en kokmuşu gibi bir koku çıkar. Onu alıp yükseltirler. Meleklerden bir gruba uğramazlar ki onlar : Bu pis ruh da kim? demesinler. Onlar, dünyada iken isimlendirilmekte olduğu isimlerin en çirkini ile falan oğlu falandır, derler. Nihayet onu dünya semâsına ulaştırır ve onun için açılmasını isterler. Dünya semâsı ona açılmaz. Sonra Allah Ra-sûlü (s.a.), «Onlara göğün kapıları açılmaz ve onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler.» (A'râf, 40) âyetini okudu. Allah Teâlâ : Onun kitabını yedi kat yerin altında en alt yerde yazın, buyurur ve onun ruhu atılır. Daha sonra Allah Rasûlü (s.a.), «Kim Allah'a ortak koşarsa; gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgârın bir uçuruma attığı şeye benzer.» (Hacc, 31) âyetini tilâvet buyurdu.
    «Ruhu cesedine iade edilir ve iki melek gelip onu oturturlar, ona : Rabbın kim? derler. O : Ha, ha, bilmiyorum, der. Ona : Dinin nedir? derler. O : Ha, ha, bilmiyorum, der. Ona : Sizin içinizde gönderilen şu adam kim? derler. O : Ha, ha, bilmiyorum, der. Gökten bir mü-nâdî: Muhakkak o yalan söyledi, ona cehennemden bir yatak döşeyin, cehennemden ona bir kapı açın, diye çağırır. Ona cehennemin sıcaklığı ve kızgın yeli gelir, kabri onun üzerine daralır ve nihayet kaburga gemikleri dağılıp saçılır. Çirkin yüzlü, çirkin elbiseli pis kokulu birisi ona gelir ve : Seni üzen şeyi müjdelerim. Sana va'dolunmuş olan günün işte budur, der. Kâfir kişi: Sen kimsin? Yüzün öyle bir yüz ki kötülük getiriyor, der. Gelen kişi: Ben senin çirkin amelinim, der de, kâfir kişi: Ey Rabbını kıyameti koparma, der. Hadîsi Ebu Dâvûd, A'meş kanalıyla; Neseî ve İbn Mâce de Minhâl İbn Amr kanalıyla rivayet etmişlerdir.
    3. İmâm Ahmed'in Abdürrezzâk kanalıyla.,. Berâ İbn Âzib (r.a.) den rivayetinde o : Allah Rasûlü (s.a.) ile birlikte bir cenazeye gittik... demiş ve yukardaki hadîsin benzerini zikretmiştir. Bu rivayette şu kısım da vardır : Ruhu çıktığı zaman gökle yer arasında ve gökteki her melek ona dua eder, göğün kapıları açılır her kapının ahâlîsi (olan melekler) o kişinin ruhunun taraflarınca Allah'a yükseltilmesini isterler. Hadîsin sonunda ise şu fazlalık vardır : O (kâfir) kişi için kör, sağır, dilsiz birisi yaratılır. Elinde bir balyoz (tokmak) vardır ki şayet onu bir dağa vurmuş olsa dağ toprak olurdu. Ona öyle bir vurur ki toprak olur. Allah Teâlâ onu, eski haline iade eder ve o tekrar vurur da öyle bir bağırır ki, insan ve cinler hâriç her şey bağırışını duyar. Berâ der ki: Sonra onun için ateşe (cehenneme) bir kapı açılır ve cehennem yataklarından bir yatak yapılır.
    4. Süfyân es-Sevrîınin babasından, onun Hayseme'den, onun da Be-râ'dan rivayetine göre; o, «Allah inananları, dünya hayatında ve âhi-rette sağlam bir söz üzerinde tutar.» âyeti hakkında şöyle demiştir: Bu, kabir azabıdır.
    5. Mes'ûdî'nin Abdullah İbn Muhârık'tan, onun babasından, onun da Abdullah'tan rivayetine göre; o, şöyle demiştir : Mü'min öldüğü zaman kabrinde oturtulur ve ona : Rabbın kimdir, dinin nedir, peygamberin kimdir? denilir. Allah Teâlâ onu sebat üzere kılar da : Rabbım Allah, dinim İslâm, peygamberim Muhammed (s.a.) dir, der. Ve Abdullah, «Allah inananları, dünya hayatında ve âhirette sağlam bir söz üzerinde tutar.» âyetini okumuştur.
    6. İmâm Abd İbn Humeyd —Allah ona rahmet eylesin— Müsned'in-de der ki: Bize Yûnus İbn Muhammed'in... Enes İbn Mâlik'den rivayetine göre, Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuştur : Kul kabrine konulup ailesi ve yakınları yanından ayrılıp gittikleri zaman muhakkak o, na'linlerinin sesini işitir. Ona iki melek gelir, oturtur ve ona : Bu adam  hakkında  ne  demekteydin?  diye  sorarlar.  Mü'min: Onun  Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şehâdet ederim, der. Ona : Cehennemdeki yerine bak; Allah Teâlâ senin oturacak yerini cennetle değiştirmiştir, denilir. Hz. Peygamber (s.a.) : Her ikisini birden görür buyurmuştur. Katâde der ki : Bize anlatıldığına göre; kabri onun için yetmiş kulaç genişletilir, ve kıyamete kadar yeşillikle doldurulur. Hadîsi Müslim de Abd İbn Humeyd'den rivayet etmiştir. Ayrıca Neseî de hadîsi Yûnus İbn Muhammed el-Müeddeb kanalıyla tahrîc eder.
    7. İmâm Ahmed der ki: Biz Yahya İbn Saîd'in... Ebu Zübeyr'den rivayetine göre; o, Câbir İbn Abdullah'a kabirdeki iki imtihan ediciyi sormuş da o, Hz. Peygamber (s.a.) i şöyle buyururken işittiğini söylemiş : Muhakkak ki bu ümmet kabirlerinde imtihan edilecektir. Mü'min kabrine konulup ailesi ayrılıp gittikleri zaman, çok öfkeli bir melek gelir ve ona : Şu adam hakkında ne demekteydin? diye sorar. Mü'-min kişi: O, Allah'ın elçisi ve kuludur, derim, der. Melek ona : Senin cehennemde olan yerine bak, muhakkak Allah seni ordan kurtarmış ve cehennemde görmüş olduğun yeri görmekte olduğun cennetteki yerinle değiştirmiştir, der. Mü'min kişi her ikisini birden görür de : Bırakın beni, aileme müjdeleyeyim, der. Ona : Kal, (burada) ikâmet et, denilir. Münafığa gelince; ailesi ondan ayrılıp gittiği zaman oturtulur ve ona : Şu adam hakkında ne demekteydin? denilir. O : Bilmiyorum, insanların söylediği gibi söylerdim, der. Ona : Bilemedin, şu senin cennette olan yerindir. Senin bu yerin cehennemdeki yerin ile değiştirildi, denilir. Câbir der ki: Hz. Peygamber (s.a.) i şöyle buyururken işittim : Her kul, öldüğü hal üzere kabirde diriltilir : Mü'min îmâm üzere, münafık da münafıklığı üzere. Hadîsin isnadı Müslim'in şartlarına göre sahihtir, Buhârî ve Müslim tahrîc etmemişlerdir.
    8. îmâm Ahmed'in Ebu Âmir kanalıyla... Ebu Saîd el-Hudrî'den rivayetine göre; o, şöyle anlatıyor: Allah Rasûlü (s.a.) ile birlikte bir cenazede bulunduk. Alîah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurdu : Ey insanlar, muhakkak bu ümmet kabirlerinde imtihan olunacaktır. Kişi defnedilip ailesi yanından ayrılıp dağıldıklarında; elinde bir tokmak olan melek gelir, onu oturtur: Şu adam hakkında ne dersin? diye sorar. Eğer o mü'min ise : Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şehâdet ederim, der. Melek ona doğru söyledin der, sonra onun için cehenneme bir kapı açılır ve melek şöyle der: Şayet Rabbını inkâr etmiş olsaydın burası senin yerin idi. Ancak sen îmân ettiğin için senin evin şudur. Onun için cennete bir kapı açılır. Ona doğru doğrulmak ister de melek ona otur, der. Kabri onun için genişletilir. Şayet o kişi kâfir veya münafık ise melek kendisine : Şu adanı hakkında ne dersin? diye sorar da o : Bilmiyorum, insanların bir şeyler söylediğini işittim,  der.  Melek : Bilmedin,  bilemezdin, hidâyete de ermedin, der, sonra onun için cennete bir kapı açılır ve melek ona : Şayet Rabbına îmân etmş olsaydın işte şu senin evindi. Fakat sen, Allah'ı inkâr ettiğin için muhakkak Allah onun yerine sana şunu vermiştir, der ve onun için cehenneme bir kapı açılır. Sonra ona tokmakla öyle bir vurur ki insan ve cin dışındaki Allah'ın bütün yaratıkları bunu duyarlar. Kavimden birisi: Ey Allah'ın elçisi, elinde tokmakla başına meleğin dikildiği kim olsa o esnada mutlaka korkar, dedi de Allah Rasûlü (s.a.) : Allah inananları, dünya hayatında ve âhirette sağlam bir söz üzerinde tutar, buyurdu. Bu hadîsin isnadının zararı yoktur. Buhârî hadîsin isnadında bulunan Abbâd İbn Râşid et-Temîmî'den hadîs rivayet etmiştir. Ancak bazıları onu zayıf görürler.
    9. İmâm Ahmed'in Hüseyn îbn Muhammed kanalıyla... Ebu Hürey-re'den, onun da Hz. Peygamber (s.a.) den rivayetine göre; melekler ölünün başında hazır bulunurlar. Şayet sâlih bir kimse ise : Temiz bir cesedde olan ey huzurlu nefis (rûh) çık, övülmüş olarak çık, rahatı, rahmeti ve öfkeli olmayan bir Rabbı sana müjdeleriz, derler. Böyle demekte devam ederler de nihayet rûh çıkar, sonra göğe yükseltilir ve göğün onun için açılması istenilir. Bu kimdir? denilir. Falandır derler. (O gök ehli) Temiz bir cesedde olan temiz rûh merhaba, övülmüş olarak gir, rahatı, rahmeti ve öfkeli olmayan bir Rabbı sana müjdeleriz, derler. Böyle demekte devam ederler de nihayet o, Allah Te-âlâ'nın bulunduğu göğe kadar ulaştırılır. (Ölen kişi) kötü birisi olduğunda ise : Pis bir cesedde olan pis rûh çık, kötülenmiş olarak çık, kaynar su, kan ve irin onun şeklinde katmerli olan bir diğeri için sana müjde, derler. Böyle demekte devam ederler de nihayet çıkar, sonra o göğe ulaştırılır ve onun için açılması istenilir. Bu kimdir? denilir de falandır, derler. Pis bir cesedde olan pis rûh, sana merhaba yok Kötülenmiş olarak dön. Muhakkak senin için gök kapıları açılmayacak, denilir ve gökten geri gönderilir, sonra kabre varır. Sâlih kişi oturtulur ve ona, birinci hadîste söylenenlerin benzeri söylenir. Kötü kişi de oturtulur ve ona birinci hadîste söylenenlerin benzeri söylenir. Hadîsi Neseî ve İbn Mâce de, îbn Ebu Zi'b kanalıyla yukarıdakine ben-ber şekilde rivayet etmişlerdir.
    10. Müslim'in Sahîh'inde Ebu Hüreyre (r.a.) den rivayet edilen bir hadîste o, şöyle demiştir : Mü'min kulun ruhu çıktığı zaman onu iki melek alır ve yükseltirler. —Hammâd şöyle diyor : Ebu Hüreyre kokusunun hoşluğunu ve miski de zikretti— Gök ehli: Yeryüzünden gelen temiz rûh, Allah sana ve i'mâr etmiş olduğun cesede rahmet eylesin, derler. Onu Rabbına götürürler de : Onu ecelin sonuna (kıyamete) kadar alıp götürünüz, buyurur. Kâfir ise, ruhu çıktığı zaman —Hammâd'ın söylediğine göre; Ebu Hüreyre, onun pis kokusunu ve (Rabbm veya meleklerin) kızgınlığını da zikretti— gök ehli: Yeryüzünden gelen pis rûh, derler. Sürenin sonuna kadar onu alıp götürünüz, buyru-lur. Ebu Hüreyre der ki: Allah Rasûlü, yanında (üzerinde) olan ince bir bez parçasını burnuna şöylece götürdü.
    11. İbn Hibbân'ın Sahîh'inde Ömer İbn Muhammed el-Hemedânî kanalıyla... Ebu Hüreyre'den, onun da Hz. Peygamber (s.a.) den rivayetine göre; o, şöyle buyurmuştur: Mü'minin ruhu kabzolunduğu zaman, rahmet melekleri beyaz bir ipek getirirler ve : (Ey rûh) Allah'ın rahmetine çık, derler. En hoş misk kokusu gibi çıkar ve hemen aralarında dolaştırıp onu kokularlar ve gök kapısına götürürler. (Oradakiler) : Yeryüzü tarafından gelen bu hoş koku da nedir? derler. Vardıkları her gökte olanlar, buna benzer şekilde söylerler ve nihayet nıü'-minlerin ruhlarına onu götürürler. Bir şey kaybetmiş olanların kaybettiklerini bulmalarından doğan sevincinden daha fazla sevinip : Falan ne yapıyor? diye sorarlar. (Melekler) : Bırakın ki istirahat etsin, muhakkak o üzüntüde idi, derler. Gelen kişi : O öldü, size gelmedi mi? diye sorar da onlar : Cehenneme götürüldü, derler. Kâfir olana gelince; azâb melekleri ona (ellerinde) bir çul ile gelirler ve : Allah'ın gazabına çık, derler. En kokmuş bir cîfe misâli çıkar ve yeryüzü kapısına götürülür. 
    12. Hadîsin bir benzerini Hemnıâm İbn Yahya kanalıyla... Ebu Hüreyre'den, o da Hz. Peygamber (s.a.) den rivayet etmiştir. Bu hadîste Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: Falan ne yaptı, falan ne yaptı, falanca kadın ne yaptı? diye sorulur, kâfire gelince; ruhu kabzolunup yeryüzü kapısına götürüldüğü zaman yeryüzünün bekçileri : Bundan daha pis bir koku duymadık, derler ve en alt yere ulaştırılır. 
    13. Katâde der ki: Bana birisinin Saîd İbn Müseyyeb'den, onun da Abdullah İbn Amr'dan rivayetine göre; o, şöyle demiştir : Mü'min-Ierin ruhları el-Câfoiye'de, kâfirlerin ruhları da Hadramût'taki çorak bir yer olan Berhût'da toplanır.
    14. Hafız Ebu İsâ et-Tirmizî —Allah ona rahmet eylesin— nin Yahya İbn Halef kanalıyla... Ebu Hüreyre'den rivayetine göre, Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuştur : Ölü —veya : Sizden birisi demiştir— kabre konulduğu zaman ona biri siyah, diğeri mavi iki melek gelir. Birine Münker, diğerine Nekîr denilir. Onlar : Şu adam hakkında ne diyorsun? derler de (dünyada iken) söylemiş olduğu gibi: O, Allah'ın kulu ve elçisidir. Allah'tan başka ilâh olmadığına şehâdet ederim, Mu-hammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet ederim, der. Münker ve Nehir : Senin böyle söylemekte olduğunu biliyorduk, derler. Kabri onun için yetmişe yetmiş kulaç olarak genişletilir, sonra onun için aydınlatılır ve ona : Uyu, denilir. O kişi: Aileme dönüp onlara haber vereyim mi? der de Münker ve Nekîr: Ailesinden kendisine en sevgili olanın uyandırdığı damat (veya gelin) in uyuması gibi uyu, (ier-ler. Tâ ki bu yattığı yerden Allah Teâiâ onu diriltinceye kadar. Eğer münafık idiyse o (bu soruya cevab olarak) : İnsanların (bir şeyler) söylediklerini işittim, ben de onlar gibi söyledim. Bilmiyorum, der. Münker ve Nekîr : Senin böyle söylemekte olduğunu biz biliyorduk, derler. Yeryüzüne : Onun üzerine kapan, daral, denilir de, üzerine kapanır ve kaburga kemikleri dağılır. Allah Teâlâ onu yattığı bu yerden diriltinceye kadar orada azâb içinde kalır. Tirmizî hadîsin hasen, ga-rîb olduğunu söylemiştir.
    15. Hammâd İbn Seleme'nin Muhammed İbn Amr kanalıyla... Ebu Hüreyre'den rivayetine göre; Allah Rasûlü (s.a.), «Allah inananları, dünya hayatında ve âhirette sağlam bir söz üzerinde tutar.» âyeti hakkında şöyle buyurmuştur : Bu, ona kabirde : Rabbın kimdir, dinin nedir? denildiği zamandır. O : Rabbım Allah'tır, dinim İslâm'dır, peygamberim Muhammed'dir. Allah katından delille bize geldi. Ona îmân ettim ve doğruladım, der. Ona : Doğru söyledin, bunun üzerine yaşadın, bunun üzerinde öldün ve bu (ikrar) üzere haşrolunacaksm, denilir.
    16. İbn Cerîr'in Mücâhid İbn Mûsâ ve Hasan İbn Muhammed kanalıyla... Ebu Hüreyre'den rivayetine göre; ölü, (onu defnedenler) geri dönüp gittikleri zaman nâlinlerinin sesini işitir. Eğer mü'min idiyse; namaz başucunda, zekât sağında, oruç solunda, sadaka, sıla-ı rahim, iyilik ve insanlara olan ihsanı gibi hayır işleri ayakları ucunda olur. Ona başucu tarafından gelinir de namaz : Benim tarafımdan giriş yok, der. Sağından gelinir de zekât: Benim tarafımdan giriş yok, der. Solundan gelinir de oruç : Benim tarafımdan giriş yok, der. Ayak uçlarından gelinir de hayır işleri.- Benim tarafımdan giriş yok, der. O kula otur denilir, oturur, güneş batmaya yaklaşmış halde onun karşısına getirilip temessül ettirilir de ona : Soracaklarımızı bize haber ver, denilir. O : Bırakın ki namaz kılayım, der. Muhakkak sen yapacaksın (namazını kılacaksın), soracaklarımızı bize haber ver, denilir de o : Bana ne soracaksınız? der. Şu içinizde olan adam hakkında görüşün nedir, onun hakkında ne dersin, nasıl şehâdet edersin? denilir, O : Muhammed mi? der, ona evet, denilir. Allah'ın elçisi olduğuna şehâdet ederim. Muhakkak o bize Allah katından delillerle gelmiş ve biz onu tasdik etmişizdir, der. Ona : Bu (ikrar) üzere yaşadın, onun üzerine öldün ve Allah dilerse bunun üzerine haşrolunacaksm, denilir. Sonra kabri onun için yetmiş kulaç genişletilir, onun için aydınlatılır, onun için cennete bir kapı açılır ve ona : Allah'ın senin için orada hazırladıklarına bak, denilir. Böylece onun gıbtası ve sevinci artar. Sonra ruhu, temiz ruhlar içine katılır. O, cennette bir ağaca asılmış yeşil bir kuştur. Cesedi de başlangıçta olduğu gibi toprağa iade edilir. İşte Allah Te-âlâ'nın : «Allah inananları, dünya hayatında ve âhirette sağlam bir söz üzerinde tutar.» kavli budur. Hadîsi İbn Hıbbân da Mu'temir İbn Süleyman kanalıyla Muhammed İbn Amr'dan rivayet etmiş olup, onun rivayetinde kâfirin cevabı ve azabı da anlatılmıştır.
    17. Bezzâr der ki: Bize Saîd İbn Bahr el-Karâtîsî'nin... Ebu Hürey-re'den rivayetine göre; —öyle sanıyorum Ebu Hüreyre hadîsi merfû' olarak rivayet etmiştir— o, şöyle demiştir : Muhakkak mü'min, ölüm kendisine gelip de göreceklerini gördüğünde; ruhunun çıkmasını sever, ister. Allah Teâlâ onu karşılamayı (ona kavuşmayı) sever. Mü'-minin ruhu göğe yükseltilir. Mü'minlerin ruhları ona gelir ve yeryüzü halkından tanıdıkları hakkında ondan haber sorarlar. Falanı yeryüzünde bıraktım, dediği zaman bu onların hoşuna gider. Falanca ölmüştü, dediği zaman : Bize getirilmedi, derler. Mü'min kabrinde oturtulur ve sorulur : Rabbın kimdir? O : Rabbım Allah'tır, der. Peygamberin kimdir? diye sorulur, Muhammed peygamberimdir, der. Dinin nedir? denilir, Dinim İslâm'dır, der. Kabrinde onun için bir kapı açılır ve : Oturacağın yere bak, denilir, sonra kabri sanki bir uyuklama, is- • tirâhat yeri imiş gibi görür. (Ölen kişi) Allah'ın düşmanı ise; ölüm ona gelip de gördüklerini görünce, ruhunun ebediyen çıkmamasını ister. Allah Teâlâ ona kavuşmayı istemez. Kabrinde oturduğu —veya oturtulduğu— zaman ona : Rabbın kimdir? denilir, bilmiyorum, der. Bilmedin, denilir ve onun için cehennemden bir kapı açılır, sonra ona öyle bir vuruşla vurulur ki, insan ve cinler hâriç bütün hayvanlar o vuruşu işitirler. Sonra ona : Menhûş'un uyuduğu gibi uyu, denilir. Ebu Hüreyre'ye : Menhûş nedir? diye sordum da : Yılan- çıyanın ısırdığı kimsedir, sonra kabri onun üzerine daraltılır, dedi. Sonra Bezzâr: Ve-lîd İbn Kâsım'dan başkasının bu hadîsi rivayet ettiğini bilmiyoruz, demiştir.
    18. İmâm Ahmed —Allah ona rahmet eylesin— der ki: Bize Huceyn İbn Müsennâ'nm... Esma Bint es-Sıddîk (r.a.) dan rivayetine göre; o, Hz. Peygamber (s.a.) den rivayet edip şöyle demiştir : Allah Rasûlü (s.a.) buyurdu ki: İnsan kabrine girdiği zaman şayet mü'min idiyse ameli onun etrafım çevirir: Namazı ve orucu. Melek ona namazı tarafından gelir de namazı onu geri çevirir. Orucu tarafından gelir de orucu meleği geri çevirir. Melek ona otur, diye seslenir ve o oturur. Melek, Hz. Peygamber (s.a.) i kasdederek ona : Şu adam hakkında ne dersin? der. O : Kim? diye sorar, melek : Muhammed, der. Mü'min kişi : Onun Allah'ın elçisi olduğuna şehâdet ederim, der. Melek: Nereden biliyorsun, sen ona kavuştun mu? der. O : Onun Allah'ın elçisi olduğuna şehâdet ederim, der. Melek : Bu (ikrar) üzere yaşadın, onun üzerine öldün, onun üzerinde haşrolunacaksm, der. Şayet günahkâr veya kâfir ise; melek ona gelir, meleği ondan geri çevirecek melekle kendi arasında hiç birşey yoktur. Melek onu oturtur ve : Otur, şu adam hakkında ne diyorsun? der. O hangi adanı diye sorar. Melek : Muham-med, der. O kişi: Vallahi bilmiyorum, insanların bir şeyler söylediklerini işittim ve ben de onu söyledim, der. Melek ona : Onun üzerine yaşadın, bunun üzerine öldün, bunun üzerinde haşrolunacaksın, der. Kabrinde ona bir hayvan musallat edilir. Onun yanında ucundaki düğümü deve kırbacı misâli bir kor olan bir kamçı vardır. Allah'ın dile diği kadar ona vurur. Sağırdır, onun sesini duymaz ki ona acısın.
    19. Bu âyet hakkında İbn Ab'bâs (r.a.) dan rivayetle Avfî der ki: Mü'-minin ölüm vaktinde melekler onun yanında hazır bulunur, ona selâm verir, onu cennetle müjdelerler. Öldüğü zaman cenazesi ile birlikte yürür, insanlarla beraber onun üzerine (cenaze) namazı kılarlar. Defnolunduğu zaman kabrinde oturtulur ve ona : Rabbın kimdir? denilir. O : Rabbım, Allah'tır, der. Ona : RasûTün kimdir? denilir, o : Muhammed (s.a.) dir, der. Ona : Şehâdetin nedir? denilir, o : Allah'tan başka ilâh olmadığına şehâdet ederim, Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehâdet ederim, der. Gözünün ulaşabileceği kadar kabri onun için genişletilir. Kâfire gelince; melekler ona inerler, ellerini yayarlar (ellerini yaymak, vurmaktır) ölüm anında yüzlerine, arkalarına vururlar. Kabrine konulduğu zaman oturtulur, ona : Rabbın kimdir? denilir. Onlara hiç bir cevab vermez. Allah bunu anmayı ona unutturmuştur. Size gönderilmiş olan rasûl kimdir? denildiği zaman, aklına gelmez ve hiç' bir şeyle cevab veremez. İşte Allah Teâlâ zâlimleri böylece saptırır.
    20. İbn Ebu Hâtim'in Ahmed İbn Osman İbn Hâkim el-Evdî kanalıyla... Ebu Katâde el-Ansârî'den «Allah inananları dünya hayatında da âhirette de sağlam bir söz üzerinde tutar.» âyeti hakkında şöyle demiştir : Mü'min öldüğü zaman kabrinde oturtulur ve ona : Rabbın kimdir? denilir. O : Allah'tır, der. Ona : Peygamberin kimdir? denilir, Muhammed İbn Abdullah'tır, der. Bu ona defalarca sorulur, sonra onun için cehenneme bir kapı açılıp ona : Şayet sapmış, yanılmış olsaydın ateşteki evine bak, denilir. Sonra onun için cennete bir kapı açılır ve : Sebat etmiş olduğun için cennetteki evine bak, denilir. Kâfir öldüğü zaman ise; kabrinde oturtulur ve ona : Rabbın kimdir, peygamberin kimdir? denilir. O : Bilmiyorum, insanların bir şeyler söylediklerini işitirdim, der. Ona: Bilemedin, denilir, sonra onun için cennete bir kapı açılıp kendisine : Sebat etmiş olsaydın, senin için (hazırlanmış olan) evine bak, denilir. Sonra onun için cehenneme bir kapı açılıp : Sapmış olduğun için evine bak, denilir. İşte Allah Teâlâ'nın : «Allah inananları, dünya hayatında ve âhirette sağlam bir söz üzerinde tutar.» kavli budur. Abdürrezzâk'm Ma'mer'den, onun İbn Tâvûs'tan, onun da babasından rivayetine göre, Allah'ın inananları dünya hayatında üzerinde tutacağı sağlam söz «Lâ İlahe İllallah.» sözüdür. Âhirette üzerinde tutacağı sağlam söz ise, kabirdeki sorgudur. Ka-tâde der ki: Dünya hayatında Allah onları hayır ve sâlih amelde sabit tutar. Âhirette sağlam bir söz üzerinde tutması ise kabirdedir. Se-lef'den bir çoklarından da bu şekilde rivayet edilmiştir.
    21. Ebu Abdullah Hâkim et-Tirmizî'nin «Nevâdir'ul-Usûl» kitabında babası kanalıyla... Abdurrahmân İbn Senıüre'den rivayetine göre; o, şöyle demiştir : Bir gün Allah Rasûlü (s.a.) yanımıza geldi. Biz Medine mescidinde idik. Şöyle buyurdu : Muhakkak ben dün garip bir şey gördüm. Ümmetimden birini gördüm; ölüm meleği ruhunu almak için gelmiş, Ana-babasına olan iyiliği, ona gelen meleği kendisinden geri çevirmiş. Ümmetimden birini gördüm; kabir azabı onun üzerine yayılmış. Abdesti ona gelip kendisini bundan kurtarmış. Ümmetimden birini gördüm; şeytânlar onu ortalarına almışlar ve ona Allah'ın zikri gelip onların arasından kendisini kurtarmış. Ümmetimden birini gördüm, azâb melekleri onu ortalarına almışlar, namazı ona gelip onların ellerinden kendisini kurtarmış. Ümmetinden birini gördüm, susuzluktan dili dışarı sarkmış. Havza her bir gelişinde ondan alıkonuluyor. Orucu ona gelmiş, onu sulamış ve suya sandırmış. Ümmetimden birini gördüm, peygamberler halka halka oturmuşlar. Ne zaman bir halkaya yaklaşsa ondan kovuluyor. Cüni ölükten yaptığı .guslü ona gelmiş, elinden tutmuş ve benim yanıma jrtmuş. Ümmetimden birini gördüm, önünde karanlık, arkasında karanlık, sağından karanlık, solundan karanlık, üstünden karanlık, altından karanlık. Onların içinde şaşkın bir halde. Haccı ve umresi ona gelmiş, onu karanlıktan çıkarmış ve nura sokmuş. Ümmetimden birini gördüm; mü'-minlerle konuşuyor. Mü'minler onunla konuşmuyorlar. Sıla-ı rahm'i ona gelmiş ve: Ey inananlar topluluğu, onunla konuşunuz, demiş, onunla konuşmuşlar. Ümmetimden birini gördüm; ateşin alevlerinden veya şerarelerinden eliyle yüzünü korumaya çalışıyor. Sadakası ona gelmiş ve onun yüzüne karşı bir örtü, başı üzerine bir gölge olmuş. Ümmetimden birini gördüm; zebaniler her bir yerde onu yakalamışlar, iyilikle emretmesi ve kötülükten men'etmesi; ona gelmiş ve onların ellerinden kendisini kurtarıp, rahmet melekleri içine dâhil etmişler. Ümmetimden birini gördüm; dizleri üzerine çökmüş, Allah ile onun arasında bir örtü var. Güzel ahlâkı ona gelmiş, elinden tutmuş, Allah'ın  huzuruna sokmuş.  Ümmetimden  birini  gördüm;  sayfası sol tarafına doğru eğilmiş. Allah'tan olan korkusu gelip onun sayfasını tutmuş, sağ tarafını ağır bastırmış. Ümmetimden birini gördüm, mî-zânı (terazisi) hafîf gelmiş, sabî çocukları ona gelmişler ve terazisini ağırlaştırmalar. Ümmetimden birini gördüm; cehennemin kenarında durmuş; Allah'tan olan korkusu ona gelmiş ve kendisini bundan kurtarmış da yürüyüp gitmiş. Ümmetimden birini gördüm; ateşe sarkmış, dünyada iken Allah korkusundan ağlamış olduğu göz yaşları ona gelmişler, onu ateşten çıkarmışlar. Ümmetimden birini gördüm; Sırat üzerinde durmuş, yaprak gibi titriyor. Allah hakkındaki hüsn-ü zannı gelmiş ve onun titremesini sâkinleştirmiş, yürüyüp gitmiş. Ümmetimden birini Sırat üzerinde gördüm; bazan yorgun argın yürümeye çalışıyor, bazan emekliyor. Benim üzerime getirmiş olduğu salavât-lar ona gelmişler, elinden tutmuşlar, onu doğrultmuşlar ve Sırat üzerinde yürüyüp gitmiş. Ümmetimden birini gördüm; cennet kapılarına ulaşmış da kapılar yüzüne kapanmış. Allah'tan başka ilâh olmadığına dâir şehâdeti; ona gelmiş, ona kapıları açmış ve cennete koymuş. Hadîsi bu şekli ile zikreden Kurtubî daha sonra : Bu, uzunca bir hadîstir. Onda özel korkulardan kurtaran özel ameller zikredilmiştir, demiştir. Aynı şekilde Kurtubî hadîsi et-Tezkira adlı kitabında da zikreder.
    22. Hafız Ebu Ya'lâ el-Mavsılî bu konuda garîb ve uzun bir hadîs rivayet eder ve der ki: Bize Ebu Abdullah Ahmed İbn İbrahim'in... Temim ed-Dârî'den, onun da Hz. Peygamber (s.a.) den rivayetinde o, şöyle buyurmuştur: Allah Teâlâ ölüm meleğine : Dostuma git, onu Bana getir. Muhakkak Ben onu genişlik ve sıkıntı ile imtihan ettim. Onu sevdiğim şekilde buldum. Onu rahat ettirmem için Bana getir, der. Ölüm meleği yamnda beş yüz melekle ona gider. Meleklerin yanlarında cennetten kefenler ve kokular, reyhan demetleri vardır. Reyhanın kökü bir, baş kısımlarında ise yirmi renk vardır. Onlardan her bir rengin kokusu yanındakinden farklıdır. Yanlannda ayrıca içinde en güzel misk bulunan beyaz ipek vardır. Ölüm meleği başucuna oturur, melekler de onu çevreler. Onlardan her bir melek elini onun organlarından birisi üzerine koyar, beyaz ipeği yayar, o en güzel miski çenesi altına koyarlar. Onun için cennete bir kapı açılır. İşte o zaman gönlü bazan cennetin bir ucuyla, bazan zevceleriyle, bir keresinde yi-yecekleriyle, bir keresinde meyveleriyle aynen çocuk ağladığında ailesi onu nasıl avutup meşgul ediyorlarsa öylece meşgul olur. Muhakkak ki onun (cennetteki) zevceleri o sırada kendisine doğru koşuşurlar. Ruhu, arzuladığına hemen kavuşmak için çıkmak ister. Ölüm meleği : Ey temiz rûh dikensiz kirazlara, meyveleri tıklım tıklım dizili muzlara, yayılmış gölgelere ve çağlayan sulara çık, der. Ölüm meleği, bir ananın çocuğuna olan yumuşaklığından çok daha yumuşak davranır. Bilir ki bu rûh, Rabbının sevgilisidir ve ona karşı lutfu ile Rabbın kendisinden hoşnûdluğunu diler. Ruhu, kılın hamurdan çekildiği gibi çekilir, (tereyağından kıl çekilir gibi sıyrılır, çıkar). Allah Teâlâ buyurur ki: «Ki onlar, meleklerin güzel güzel canlarını alacakları kimselerdir.» (Nahl, 32), «Eğer o kişi gözdelerden ise; rahatlık, güzel rızık ve Naım cenneti onundur.» (Vakıa, 88-89). Yani kişi ölüm yönünden rahattadır, reyhana kavuşacaktır, onu karşılayan Naîm cennetleri vardır. Ölüm meleği ruhunu aldığı zaman rûh cesede : Allah Teâlâ seni benden hayırla mükâfatlandırsın. Beni Allah'ın itaatma koştururdun, Allah'a isyandan beni sakındırırdın. Sen de kurtuldun, beni de kurtardın, der. Cesed de ruha bunun bir benzerini söyler. İçinde Allah'a itaat ettiği yeryüzünün her bir köşesi, amelinin kendisinden geçerek yükseldiği gökyüzü kapılarının hepsi ona ağlar. Kırk gece rızkı gökten kendisine iner. Ölüm meleği ruhunu teslim aldığı zaman; beş yüz melek cesedi yanında dikilir, âdemoğulları onu hangi yönüne çevirse melekler onlardan önce onu çevirirler, yıkarlar, âdemoğullarının kefenlemelerinden önce onu kefenlerler, âdemoğullarının kokulamalarından önce onu kokularlar. Evinin kapısından kabrinin kapısına kadar iki saf melek dikilir, onu istiğfarla karşılarlar. İşte o sırada İbiîs öyle bir çığlık kopanr ki; bu çığlıktan cesedin kemikleri dağılır, birbirinden ayrılır. Ordularına : Yazıklar olsun size, bu kul sizden nasıl kurtuldu! der. Onlar : Muhakkak bu ma'sûm bir kul idi, derler. Ölüm meleği onun ruhunu yükselttiği zaman; Cibril, yetmiş bin melek içinde onu karşılar. Bu meleklerden her bireri Rabbından ona bir müjde ile gelir. Her meleğin müjdesi, arkadaşının müjdesinden başkadır. Ölüm meleği onun ruhunu Arş'a ilettiği zaman, rûh secdeye kapanır. Allah Teâlâ ölüm meleğine : Kulumun ruhunu götürün, dikensiz kirazlar, meyveleri tıklım tıklım dizili muzlar, yayılmış gölgeler ve çağlayan sular içine koyun, buyurur.
    Kabrine konulduğu zaman; "namazı ona gelir sağına durur, orucu ona gelir soluna durur. Kur'an gelir başucuna durur. Namaza yürümesi, gelir ayak uçlarına durur. Sabır ona gelir ve kabrin bir köşesinde durur. Allah Teâlâ ona bir parça azâb gönderir. Azâb sağından gelir de namazı: Arkana dön, git. Allah'a yemîn olsun ki o, bütün ömrü boyunca çalışmaya devam etti, şimdi kabrine konulduğu zamandır ki ancak istirahat edecek, der. Azâb solundan gelir de; oruç, namazın söylediğinin bir benzerini söyler. Sonra başucundan gelir Kur'an ve zikir benzerini söylerler. İki ayakları yanından azâb ona gelir de namaza yürümesi bir benzerini söyler. Azâb onun yanma girecek bir yer bulabilir miyim diye ona hangi yönden gelse, Allah'ın dostu-nun kalkanını takınmış olduğunu görür. Mağlûb olur, çıkar gider. Sabır, diğer amellere şöyle der: Benim bizzat müdâhale etmemi engelleyen, ancak sizde olanlara bakmam içindi. Şayet siz çaresiz kalsaydı-nız onun arkadaşı ben olurdum. Fakat siz ona yeterli oldunuz. O halde ben sırat ve mizanda onun saklanmış azığıyım. Allah Teâlâ iki melek gönderir. Gözleri çakan şimşek, sesleri gümbürdeyen gökgürtiltü-sü, köpek dişleri çengel, nefesleri alev gibidir. Saçlarına basarak gelirler. Her birinin omuzlan arası şu şu kadarlık yoldur. Acıma ve merhamet onlardan alınmıştır. Onlara Münker ve Nekîr denilir. O ikisinden her birerinin elinde bir tokmak vardır. Ra'bîa ve Mudar kabileleri birleşmiş olsalardı; o tokmağı kaldıramazlardı. İkisi de ona otur, derler. Kalkıp oturağına gelir. Kefenleri böğürlerine düşer. Ona : Rabbm kimdir, dinin nedir, peygamberin kimdir? derler.
    Ashâb-ı Kiram : Ey Allah'ın elçisi, sen iki meleği böyle nitelediğine göre; o esnada kim konuşabilir? dediler de, Allah Rasûlü (s.a.) : Allah inananları, dünya hayatında ve âhirette sağlam bir söz üzerinde tutar. Zâlimleri de saptınr. Allah dilediğini yapar buyurdu.
    Kul: Rabbım; tek ve ortağı olmayan Allah'tır. Dinim; meleklerin boyun eğmiş oldukları İslâm'dır. Peygamberim peygamberlerin sonuncusu Muhammed'dir, der. Melekler: Doğru söyledin, derler. Onu kabre bırakır; kabri önünden kırk kulaç, sağından kırk kulaç, solundan kırk kulaç, arkasından kırk kulaç, başucundan kırk kulaç, ayak uçlarından kırk kulaç genişletirler. Kabri onun için iki yüz kulaç genişletmiş olurlar. Bersânî der ki: Öyle sanıyorum ki o, onu çeviren kırk kulaçtır.
    Sonra ona : Üst tarafına bak, derler. Bir de bakar ki cennete açılmış bir kapı. Ona : Ey Allah dostu, Allah'a itaat ettiğin içindir ki işte şu senin evindir, derler. Allah Rasûlü (s.a.) buyurdu ki: Muham-med'in nefsi kudret elinde olan (Allah) a yemîn olsun ki, onun kalbine o zaman bir ferahlık ulaşır da, asla ayrılmaz. Sonra ona : Altına bak, denilir, Alt tarafına baktığında görür ki, cehenneme açılmış bir kapı. Ey Allah dostu, işte bundan da kurtuldun, derler. Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurdu : O zaman kalbine bir ferahlık ulaşır da, bu ferahlık asla ondan ayrılmaz. Hz. Âişe der ki: Onun için cennete yetmiş yedi kapı açılır ve Allah onu tekrar diriltinceye kadar cennetin kokusu ve serinliği gelir. Hadîsin yukardaki isnâd ile merfû' olarak rivayetinde Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur : Allah Teâlâ ölüm meleğine : Düşmanıma git, onu Bana getir. Muhakkak Ben ona nimetimi bolca verdim, nimetimi ona kolaylaştırdım, Bana isyan etmekte diretti. Ondan intikam almam için onu Bana getir, buyurur. Ölüm meleği ona insanlardan hiç kimsenin görmemiş olduğu kadar çirkin, hoşlanılmayan bir suretle gider. Onun on iki gözü vardır. Yanında çok dikenli ateşten bir şiş vardır. Yanında beş yüz melek bulunur. Meleklerin yanlarında, cehennem korlarından bakır ve korlar bulunur. Ayrıca yine onların yanında ateşten kamçılar vardır. Kamçılar kamçı yumuşaklığında ve alevlenen ateştirler. Ölüm meleği bu şişle ona öyle bir vurur ki; bu şişin her bir dikeni her bir kıl, damar ve tırnağın köküne, sonuna kadar batıp kaybolur. Sonra şiddetle büker ve ruhunu iki ayağının tırnaklarından söker alır. Ruhunu onun topuklarına koyar. Allah düşmanı bu sırada bir süre sarhoş gibi olur. Ölüm meleği bu durumdan onu uyandırır. Melekler onun yüzüne ve arkasına bu kamçılarla vururlar. Ölüm meleği onu öyle bir sıkar ki; ruhunu topuklarından söker alır, dizlerine atar. Sonra Allah düşmanı bu sırada tekrar sarhoş gibi olur ve ölüm meleği onu uyandırır. Melekler onun yüzüne ve arkasına bu kamçılarla vururlar. Sonra ölüm meleği onu tekrar şiddetle çeker ve ruhunu dizlerinden alıp iki böğrüne koyar. Bu sırada Allah düşmanı yine sarhoş gibi olur ve ölüm meleği onu bundan uyandırır. Melekler yüzüne ve arkalarına bu kamçılarla vururlar. Aynı şekilde ruhunu sırayla göğsüne, sonra boğazına koyar. Sonra melekler bakırı ve cehennem korunu çenesi altına yayarlar ve ölüm meleği : Ey la'netlenmiş mel'un ruh, sam yeli, kaynar su, kapkara dumandan bir gölgeye çık, serinliğe \e şerefe değil, der. Ölüm meleği ruhunu aldığı zaman rûh cesede : Allah seni benim yüzümden kötülükle cezalandırsın. Beni Allah'a isyan olan şeylere koşturur, Allah'a itâat-tan sakındırır din. Muhakkak sen helak oldun ve (beni) helak ettin, der. Cesed de ruha bunun aynısını söyler. Üzerinde Allah'a karşı gelmiş olduğu yeryüzü parçaları ona la'net ederler. İblîs'in orduları İb-lis'e gelip kendilerinin âdemoğullarından bir kulu ateşe götürmüş oldukları müjdesini verirler.
    Kabrine konulduğu zaman kabri ona daraltılır da kaburga kemikleri parça parça olup dağılır, sağ tarafı sol tarafına, sol tarafı sağ tarafına girer. Allah Teâlâ deve boynu gibi kapkara dişi yılanları ona gönderir de burnunun ucunu, iki ayağının iki baş parmaklarını kemirir ve ta ortasına kadar varırlar. Allah Teâlâ ona- iki melek gönderir. Bu meleklerin gözleri çakan şimşek, sesleri gümbürdeyen gök gürültüsü, köpek dişleri çengel, nefesleri alev gibidir. Saçlarına basarak yürürler. Her birerinin iki omuzları arası şu şu kadarlık yoldur. Acıma ve merhamet, onlardan kaldırılmıştır. Onlara Münker ve Nekîr denilir. Her birerinin elinde bir tokmak vardır. Eğer Rabîa ve Mudar kabileleri onu kaldırmak için bir araya gelseler yerinden kaldıramazlardı. Ona : Otur, derler ve kalkıp doğrulur, oturur, kefenleri böğürlerine düşer. Ona : Rabbın kimdir, dinin nedir, peygamberin kimdir? diye sorarlar. O, bilmiyorum, der. Onlar': Bilmedin, bilemezdin de, derler, ikisi birden ona öyle bir vururlar ki; bu vurmanın şerareleri kabrinde uçuşur. Sonra dönüp : Üst tarafına bak, derler. Bakar ve görür ki cennetten açılmış bir kapı. Onlar : Ey Allah'ın düşmanı, şayet Allah'a itaat etmiş olsaydın, işte burası senin evindi, derler. Allah Ra-sûlü (s.a.) buyurur ki: Nefsim kudret elinde olan (Allah) a yemîn olsun ki, o sırada kalbine öyle bir hasret ulaşır ki bir daha asla çıkmaz. Melekler ona : Alt tarafına bak, derler. Alt tarafına bakar ve görür ki cehenneme açılmış bir kapı. Onlar : Ey Allah'ın düşmanı, Allah'a âsî olduğun için işte bu senin evindir, derler. Allah Rasûlü (s.a.) buyurur ki: Nefsim kudret elinde olan (Allah) a yemîn olsun ki; onun kalbine o sırada bir hasret ulaşır da, bir daha asla ayrılmaz, kalbinden çıkmaz. Hz. Âişe der ki: Onun için ateşte yetmiş yedi kapı açılır ve Allah Teâlâ onu tekrar cehennem için diriltinceye kadar ona sıcaklığı ve sıcak yeli gelir.
    Bu; gerçekten garîb bir hadîs olup, ifâdesi de garîbdir. Hadîsin isnadında bulunan ve Enes'in Râvîsi olan Yezîd el-Rukâşî'nin rivayet ettiği garîb ve münker hadîsler vardır. İmamlar katında rivayeti zayıftır. En doğrusunu Allah bilir.
    
    23. Ebu Davud'un İbrâhîm İbn Mûsâ er-Râzî kanalıyla... Hz. Osman (r.a.) dan rivayetine göre; Hz. Peygamber (s.a.) birisinin defnedilmesini tamamladığı zaman baş ucuna dikilir ve : Kardeşiniz için mağfiret dileyiniz ve onun sabit kılınmasını isteyiniz. Zîrâ o, şu anda sorulmaktadır, buyurmuş. Hadîsi sâdece Ebu Dâvûd rivayet etmiştir.
    Hafız Ebu Bekr İbn Merdûyeh, «Bir görseydin; o zâlimler can çekişirken, melekler de ellerini uzatmış...» (En'âm, 93) âyetinin tefsirinde, garîb bir kanaldan olmak üzere Dahhâk'dan, o İbn Abbâs'tan merfû' olarak ve çok uzun bir hadîs rivayet etmiş olup bunda da ga-rîblikler vardır.
    ibni kesir tefsiri ibrahim süresi 27. ayetin tefsirinde bulunan hadislerdir.

    Milli Görüş; hakkı üstün tutmaktır!

  18. #18
    Emre Özkan
    Misafir
    Kuran'ı Kerim'de subutu kat'î delaleti kat'î bir tek ayet bulunmamaktadır "kabir hayatı" ile ilgili...Bir kaç ayet var ki delaleti zann olarak yorumlanmıştır, bu yorumları ayetlerin metin içindeki siyak ve sibak bağlamında değerlendirilmesi sonucu varılcak yer olsa olsa kabir azabının şedid kafirlere olacağı zannı üzerinedir...Kabir azabı ile ilgili sahih hadisler mevcuttur...Bu hadislerin ahad haber oldukları ve akideye konu olamayacakları da aşikardır...Her ne kadar bazı ulema bu hadisler için manen tevatür dese de, ahadları bir araya getirip tevatür demek isabetli değildir...Meşhur akaid metinlerimiz içerisinde "kabir hayatı"na iman etmek gerektiği belirtilmiştir...itikadi bir meselenin apaçık bir ayet ile subutu ve delaleti kat'î olarak beyan edilmemiş olması, kabir hayatı ile ilgili pek çok şüphelere sebebiyet vermektedir...Özellikle de ehl-i kitabın bu konudaki etkisi üzerine araştıma yapılması gerekmektedir...

    Allahu A'lem...

  19. #19

    İkaz

    Saygı değer müslümanlar bu gibi meselelerle vakit kayıp edeceğinize salih amel yapın ki azab görmiyesiniz.KARİA suresini dikkatli bir şekilde okumak ve salih amellerimizin ağır gelmesi için çalışalım diye düşünüyorum.Kabir azabının gaybı bir mesele olduğu kanaatindeyim.Ölünce kabir azabının olup.olmadığını görürüz.

  20. #20
    bozkurt 66.01
    Misafir

    azap inkarın neticesidir

    Zıtlar,birbirine inkılab eder.Yani mıknatısın çekim gücü ,gibidir.Dünyanın kutuplarında da manyetizma sistemi vardır.Bu sayede dünyanın fiziki yapılanmaları ayakta durur.Nasıl büyük bir gökcismi son deminde rotasını yitirmiştir;artık ne yapsa kar etmez;bunun gibi her şey son bulduğunda mutlaka eski sistemi, o mağrur özgürlüğü ve rahmetin bilinmeyen alemden gelişi değişecektir. Artık imtihanın kabirde son bulduğu önemli bir gerçektir;Çünkü beden alemi bitmiştir.Elbette tek başına kaldığında sistemin sahibi daha açık ifadelerle ölümlü , biçare insana kendini ifade edebilecektir..O an geriye dönüş olamayacağı gibi,günahlardan da geri dönmek olamayacaksa, bir azabın olamayacağı gibi bir hipotezi düşünmek, büyük bir zilllettir.Cenabı Allah kulunun cezasını dünyada her zaman verebileceği gibi ,kabirde de mahşerde de verebilir.Peygamberimiz yaşayan Kur'an gibidir;O'nun sözleri gerçekleri açıklamak ve kulları doğruya sevketmek içindir.O kadar alimlerin rivayeti yalansa, ortak noktada buluştukları konular yalansa, islamiyet hiç mi yaşanmamıştır? Evliyaların kerametleri, yapılan etkinlikler boşuna mıdır? Bırakalım müslümanların iyi niyetli, halis kulluk çabalarını, kendimizi eleştirelim.İnsan olabiliyor muyuz? Cenabı Allah karşısında kendi küçüklüğümüzü görebiliyor muyuz? Yoksa islami umdeleri kendi kafamıza göre yorumlayıp, yalancı bir yaşama mı kapılmışız;kafamıza göre zihnimizde insanları asıp kesip, kendi çıkarımıza gelenleri en tepeye mi çıkarıyoruz? İşimize gelmeyenlere kafamıza göre hüküm verip, onlara kötü davranıp ,ah'larını mı alıyoruz? Yani kul hakkını mağrur nefsimize kapılp, çiğniyor muyuz? Kendi islami kurallarımızı, kendimiz mi çizmişiz? Lütfen inanıyorsak kendimizi ALLAH'a ciddiyetle, her an azap ateşini ciddiyetle yüreğimizde hissederek adayalım.Titreyip, kendimize gelelim.

+ Konuyu Yanıtla
2 / 1 12 SonSon

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •