+ Konuyu Yanıtla
4 sonuçtan 1 --- 4 arası gösteriliyor

Konu: Tevafuklu Kuran

  1. #1
    ikimilyon Admin Mehmet DAĞDELEN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    Sakarya
    Yaş
    42
    İletiler
    3,120
    Blogdaki Konular
    18

    Tevafuklu Kuran

    tevafuk: birbirine denk gelme, uygun düşme anlamında arapça bir kelimedir.

    tarihi sürecini tam bilmediğim halde ilk olarak, zamanın bedi'i said nursi efendi hazeratlarının mektubatında ondokuzuncu mektubta mucizat-ı ahmediyye bölümünde denk geldiğim TEVAFUKLU KURAN mevzusu çok dikkate şayandır. tevafuklu kuran meselesinin tarihi sürecine ilişkin portalımızdan bilgisi olan arkadaşımız varsa bilgilerini paylaşmasını rica ederim.

    tevafuklu kuran demek yazılış şekli itibari ile belli ayetlerin ya da ayetlerdeki belli kerimelerin dizilimde simetrik noktalara denk düşmesi demektir.

    bir sahifenin bir yüzünde ALLAH lafzı yazar iken sayfayı dikey konuma getirip ışığın geçirgenliğiyle lafzullahın arka yüzündeki hizasında da ALLAH yazıyor ise bu bir tevafuktur.

    said nursi efendimiz hazeratları yukarıda zikrettiğim kaynakta "Sonradan, Kur'an’da 'LÂFZULLAH' ın tevâfukundan çıkan bir lem'a-i i’câzı gösteren yaldız ile bir Kur'an yazdırıldı." buyuruyor. yani bu, ALLAH celle celalühün saidi nursi efendimizin katibi olan hüsrev vasıtasıyla yazdırdığı tevafuklu kurana işaret ediyor.

    saidi nursi efendimiz kuranın tevafukatını önemsiyor. ve ALLAH katından olmadıkça kağıda dökülme şeklinin bile isabetsiz olacağını bildiriyor.

    saidi nursi efendimiz hazeratlarının asay-ı musa kitabının meyve risalesi bölümünde belirttiği bir husus daha da dikkate alınmalıdır. burada şu cümle geçmektedir: "(Kur'an’ın) Asr-ı Saadetten beri böyle hârika bir sûrette mu’cizeli olarak yazılmasına hiç kimse kadir olmadığı halde Risale-i Nur’un kahraman bir kâtibi olan Hüsrev’e "yaz!" emir buyurulmasıyle, Levh-i Mahfuzdaki yazılan Kur'an gibi yazılmıştır."

    işte bu önemlidir. çünkü kuranın sahifelere tanzimi kişilerin insafına terkedilemez. kuran, ancak onun levhi mahfuzda bulunan süretini görmüş olan saidi nursi efendimizin şahsına, oradan da onun himmeti ile katip hüsreve "yaz" emri verilmesiyle en tevafuklu şekilde yazılabilirdi.

    tüm üyelerimiz taktir edecektir ki kuranın manası, tevafuklu ve mucizeli olmadıkça bişey ifade etmez. kurandaki hurufatın denk gelişlerini yani tavafukunu görmeden ona inanmak gerçek iman sayılabilir mi?
    iman ancak mucize görmekle kemale ererse, bunun en kolay yolu mucizeli kuran almaktır.

    Milli Görüş; hakkı üstün tutmaktır!

  2. #2
    ikimilyon Admin Mehmet DAĞDELEN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    Sakarya
    Yaş
    42
    İletiler
    3,120
    Blogdaki Konular
    18
    bunu ben mi yazmışım?

    çıldırmış olmalıyım...

    Milli Görüş; hakkı üstün tutmaktır!

  3. #3
    İhVaN-ElFidAm Humeyra YILDIRIM kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Mar 2008
    Konum
    Nefes aldığım her yer..
    İletiler
    871
    Blogdaki Konular
    1
    tevafuklu kuran yazma emelini gerçekleştirmek için önde gelen on alim talebesine üçer kuran cüzü veren bediüzzaman said nursi hazretleri onlardan kuranda zaten var olan tevafuk özelliğini ortaya çıkarmalarını ister.bunu yaparken 15 satırlı ayet berkenar hafız osman hattı kuranı kerimi esas almalarını ve tam bir ihlasla hareket edip irade ve ihtiyarlarını karıştırmamalarını söyler ve şöyle ihtarda bulunur:ihtiyarınızı karıştırmayın.varı yok etmeyin! en yakın talebesi olan ahmed hüsrev efendi ile birlikte hafız ali,hoca halid,muallim galib,hoca sabri,hafız zühdü,tığlı hakkı,şamlı hafız tevfik gibi çoğu ya hafız ya hoca yada hattı arabi muallimi olan talebeleri tevafuklu kuranın yazılması hizmetinde namzet olurlar.ve yazdıkları cüzleri üstadlarına teslim ederler.bediüzzaman hazretleri uzun uzun tetkikden sonra neticeyi şöyle beyan eder:'tevafuk, hüsrevin tarzındadır.onun için hüsrevin bir mahareti varsa tevafuku bozmamış.tavsiye etmiştim ki;kimse maharetini karıştırmasın!demek en büyük maharet odur ki;tevafuku bozmasın!çünki tevafuk var'(barla lahikası,80) tevafuk,ahmed hüsrev altınbaşak hazretlerinin kaleminde öyle harikulade bir tarzda tezahür eder ki, üstadının ifadesiyle:'akıl anlasa sübhanallah,kalb derk etse barekallah,göz görse maşallah diyecektir.evet tevafuklu kuranı kerimin katibi artık bellidir:ahmed hüsrev altınbaşak'(rumuzat-ı semaniye,7)
    Ressam babamın sitesi : http://www.abdulkadiryildirim.com

  4. #4
    İhVaN-ElFidAm Humeyra YILDIRIM kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Mar 2008
    Konum
    Nefes aldığım her yer..
    İletiler
    871
    Blogdaki Konular
    1
    Bu mevzuda Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin Tevafukat-ı Kur'aniye'ye dair risalelerinden alınan bazı satırları aşağıda naklediyoruz:

    Birinci Mesele: Kur'an-ı Azimüşşanın enva'-ı i'cazı kırka baliğ olduğu, i'caz-ı Kur'an namındaki Yirmibeşinci Sözde bürhanlarıyla isbat edilmiş Bazı envaı tafsilen, bir kısmı icmalen muannidlere karşı dahi gösterilmiştir.

    tevafukat.jpg

    ...onun için yalnız on tabaka beyan edilmiş, mütebakisi icmalen işaret edilmiş. Şimdi o tabakalardan iki tabak, mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) Risalesinde izaha muhtaç iken o vakit pek noksan kalmıştı.

    Birinci Tabaka: Kulaklı tabaka tabir etteğimiz, ami avam, yalnız kulak ile Kur'anı dinler, kulak vasıtasiyle i'cazını anlar. Yani der: Bu işittiğim Kur'an başka kitaplara benzemiyor. Ya bütünün altında olacak veya bütünün fevkinde olacaktır. Umumun altındaki şık ise, kimse diyemez ve dememiş, şeytan dahi diyemez. Öyle ise umumun fevkindedir. İşte bu kadar icmal ile Onsekizinci işarette yazılmıştı. Sonra onu izah için Yirmialtıncı Mektubun Hüccet-ül-Kur'an Ala Hizbi şeytan namındaki Birinci Mebhası, o tabakanın i'cazdaki fehmini tasvir ve isbat ediyor
    İkinci Tabaka: Gözlü tabakasıdır. Yani, ami avamdan veyahut aklı gözüne inmiş maddiyunlar tabakasına karşı, Kur'an'ın göz ile görünecek
    bir işaret-i i'caziyesi bulunduğunu, Onsekizinci işarette dava edilmiş...

    Üçüncü Mes'ele: Kaç sene evvel Mu'cizat-ı Ahmediye içindeki İ'caz-ı Kur'ani beyanında aklı gözüne inmiş tabakasına karşı gözle görünecek
    bir nakş-ı i'zacı kalb aradı. O zaman berk-i hatif gibi bir sahife-i Kur'aniye'de mükerrer Lafzullah muntazam bir kavs suretinde göründü...

    Dördüncü Mes'ele: Bu Hafız Osman hattıyla yazılan aynı Kur'an'ı tetkik ettik. Başta Lafzullah olarak gayet manidar tevafukat-ı gaybiyeyi gördük. Ben kendi Kur'anımda o tevafukata birer birer işaret koydum. Dikkat ettik ki, satırlar ve ayetlerortasındaki fasılalar, intizamsız olduğu için tevafukatı kısmen bozmuş. Onunla beraber bize kanaat geldi ki, Tevafuk matlubdur. Çünki, tekerrür eden kelimat üstünde, tekerrürden gelen kusuru izale edecek bir zinet ve bir güzelliktir. Ve anladık ki, sahife ve satırları değiştirmemekle beraber tekellüfsüz o tevafukat-ı matlube bir derece gösterilebilir. Ve onu göstermekle hatt-ı Kur'aniye bir zevk, bir şevk uyandıracak. Ve göz ile görünecek on emerat-ı İ'caziyeden bir emare izhar edilecek niyetiyle, hizmet-i Kur'aniyedeki arkadaşlarımı meşveret ve muavenete davet ederek bu mes'eleyi nazarlarına arz ediyorum.

    Beşinci Mes'ele: Kur'an-ı Mu'ciz-il-Beyanda tevafukatın envaı var. (Tevafukat ise, ittifaka işarettir. İttifak ise, ittihada emaredir.
    İttihat ise, vahdete alamettir. Vahdet ise, tevhidi gösterir. Tevhid ise, Kur'an'ın dört esasından en büyük esasıdır. ) Tevafukat-ı nakş-ı lafziden başka, tevafukat-ı maneviyesi var. Hem çok manidar ve çok vardır. Tevafukat-ı lafziyesi üç tarzdadır.

    Biri, bir tek sahifede; ikincisi, karşılıklı sahifede; üçüncüsü, yapraklar arasında bir tevafuktur...

    Yedinci Mes'ele: Kur'an-ı Hakimi yeni bir tarzda yazmaktaki niyetimin sebepleri üçtür.
    Birincisi: Hutut-u Kur'aniye'nin muhafazasına hizmettir... Kur'an'dan geldiğini ve Kur'an'ın hesabına geçtiğini ve hakikının güzelliği namına bulunduğunu göstermek suretinde mevcud ve matbu' Hafız Osman hattıyla -ki: Kur'an'ın sahife ve satırlarını muhafaza etmek şartıyla- yeni bir Kur'an-ı yazdırmayı niyet ettik. Evet Hafız Osman hattıyla matbu Kur'an'da ne gibi mezaya görünse, katiblerin, müstensihlerin hüneri olamaz. Doğrudan doğruya Kur'an'ın mezayasıdır. Çünki, en büyük ayet olan Ayet-i Müdayene, o mushafın sahifelerinde vahid-i kıyasi ittihaz edilip ona göre sahifeler taayün etmiş ve onlarda çok mezaya tezahür etmiş, Ezcümle, bütün sahaifin ahirinde güzel ve muvafık hatimelerle ayet tamam oluyor. Hem o mushafın satırl için vahid-i kıyasi, en kısa süre olan Sure-i Kevser ile Sure-i İhlas esas tutulmuş. Madem hatt-ı Kur'an'ın ayet ve suresinin mikyasıyla olmuştur. O hatta ne kadar mezaya olsa doğrudan doğruya Kur'an'a aittir.
    Ressam babamın sitesi : http://www.abdulkadiryildirim.com

+ Konuyu Yanıtla

Tags for this Thread

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may edit your posts
  •