+ Konuyu Yanıtla
2 / 1 12 SonSon
23 sonuçtan 1 --- 20 arası gösteriliyor

Konu: İÇ Anadolu BÖlgesİ

  1. #1

    İÇ Anadolu BÖlgesİ

    iÇ ANADOLU BÖLGESİ

    İl merkezleri bazı alındığında, İç Anadolu Bölgesi sınırları içinde yer alan 13 ili şunlardır:

    Aksaray
    Ankara
    Çankırı
    Eskişehir
    Karaman
    Kayseri
    Kırıkkale
    Kırşehir
    Konya
    Nevşehir
    Niğde
    Sivas
    Yozgat

    KONUMU, SINIRLARI VE KOMŞULARI:

    Doğu Anadolu'dan sonra 2. büyük bölgemizdir. Anadolu Yarımadasının ortasında yer alır. G.Doğu Anadolu Bölgesi hariç her bölgeyle komşudur. Alanı 163.057 Km2 dir. Ülkemizin % 20'sini kaplar.
    Nüfusu 2000 sayımına göre 11.6 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2'ye 71 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2'ye 71 kişi)




    BÖLÜMLERİ:
    1.Konya Bölümü
    2.Yukarı Sakarya Bölümü
    3.Orta Kızılırmak Bölümü
    4.Yukarı Kızılırmak Bölümü



    YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:
    Dağları: Yer şekilleri sadedir. Engebeli arazi fazla olmadığı için arazi ulaşıma uygundur. Ortalama Yükselti 800-1000 metredir. Bölgenin en yüksek yeri doğu bölümüdür. Kıvrım dağları da bu bölümde yer alır. Akdağlar, Hınzır Dağları, Tecer Dağları, Yıldız Dağları bu kıvrım dağlarıdır. Bölgenin güneyinde volkanik dağlar vardır.Bunlar Erciyes Dağı (3917 m en yüksek yeri), Melendiz, Hasandağı, Karacadağ, Karadağ'dır.

    Platoları: Haymana, Cihanbeyli, Obruk, Bozok (Kızılırmak), Yazılıkaya, (Bayat), Uzunyayla platoları vardır.
    Ovaları: Konya Ovası (Türkiye'nin en büyük ovası), Ereğli, Aksaray, Sakarya, Eskişehir, Ankara, Kayseri ve Develi Ovaları
    Akarsuları: Kızılırmak, Sakarya, Porsuk Çayı, Delice Irmağı.
    Gölleri: Bölgenin güneyinde kapalı havzalar vardır. Tuz Gölü (2.Büyük Gölümüz), Akşehir, Eber, Ilgın (Çavuşçu), Tuzla, Seyfe, Mogan, Sultan Sazlığı vardır. Sakarya Nehri üzerinde Sarıyar ve Gökçekaya; Kızılırmak Nehri üzerinde de Hirfanlı ve Kesikköprü baraj gölleri vardır.

    İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ:
    Bölge dağlarla çevrili olduğu için yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlıdır. Don olayları çok görülür. En az yağış alan bölgedir. Ortalama yağış 400 mm'dir. Bunun en önemli sebebi bölgenin dağlarla çevrili olmasıdır. Doğal bitki örtüsü bozkırdır. Bölgede özellikle doğudaki dağlık alanlarda ormanlara da rastlanır. Orman bakımından % 9 ile 5. sıradadır. Akarsu boylarında kavakçılıkta yapılır.

    TARIM VE HAYVANCILIK:
    Bölgenin ekonomisi tarıma dayanır. Ekili-dikili alanlar bakımından Marmara Bölgesinden sonra 2. sırada yer alır (% 27). Çalışan nüfusun büyük bölümü tarımda çalışır. Fakat tarımın en önemli sorunu sulama ihtiyacıdır. Bölgede en çok üretilen ürün buğdaydır. Diğer ürünler şekerpancarı ( şeker fabrikaları bölgede fazladır.), Üzüm, Mercimek, Yulaf, Çavdar, Ayçiçeği, Haşhaş, çeşitli meyveler ve sebzelerdir.
    Bölgede küçükbaş hayvancılık yaygın olarak yapılır. Ankara çevresinde tiftik keçisi, Sivas ve Konya çevresinde koyun çok yetiştirilir.

    YER ALTI ZENGİNLİKLERİ:
    Krom: Eskişehir-Mihalıççık, Kayseri ve Sivas. Kayatuzu: Kırşehir, Çankırı, Nevşehir, Yozgat. Linyit: Sivas-Kangal. (Burada bir de termik santralde bulunmaktadır.) Demir: Kayseri-Develi, Sivas-Kangal, Ankara-Haymana. Toryum: Eskişehir-Sivrihisar. Çinko: Konya-Bozkır, Niğde-Bor (Türkiye'de 2. sırada). Lületaşı: Eskişehir (Türkiye'de ve Dünya'da 1.). Volfram: Kırıkkale-Keskin, Niğde (Türkiye'de 2. sırada).

    ENDÜSTRİSİ:
    Sanayi Yukarı Sakarya Bölümünde gelişmiştir.
    Eskişehir: Lokomotif, besin, motor, çimento, inşaat, malzemeleri, şeker, et deri sanayisi vardır.
    Ankara: Dokuma, besin, tarım araçları, çimento, alkollü içki, mobilya, selüloz, kağıt, karton, deri ve et sanayisi vardır.
    Konya: Tarım araçları, besin, motor, çimento, süt ürünleri, inşaat malzemeleri, selüloz, kağıt ve şeker s.
    Kayseri: Halıcılık, meyve suyu, pamuklu dokuma, pastırma ve sucuk sanayisi.
    Kırıkkale: Silah sanayi, Orta Anadolu Rafinerisi.
    Sivas: Besin, Yem, Çimento, demir-çelik, et entegre, demiryolları bakım ve onarım tesisleri vardır.

    NÜFUSU VE YERLEŞMESİ:
    Nüfusu 2000 sayımına göre 11.6 milyondur. Nüfus yoğunluğu Km2'ye 71 kişidir. Bu Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması Km2'ye 83 kişi). Nüfus artış hızı %o 16'dır (Türkiye ortalaması %o 18.34).
    Nüfusun % 69'u kentte yaşar (Türkiye ortalaması % 65). Yukarı Sakarya Bölümü en yoğun nüfuslu alandır. Nüfus genellikle bölgenin çevresindeki dağ eteklerindeki ovalara yoğunlaşmıştır.
    Ülkemizin başkenti ve 2.büyük kenti Ankara bölgede yer almaktadır.

    TÜRKİYE EKONOMİSİNE KATKISI:
    Ekonomisinde tarım hakim faaliyettir. Bölge yurdumuzun tahıl ambarıdır. Yurdumuzda Buğday (%35), Arpa (%45), Şekerpancarı (%40), Baklagiller (%30), Meyvecilik (%20) oranında yapılır. Bölgede Ankara, Eskişehir, Konya, Kayseri, Kırıkkale ve Sivas gibi sanayi kentleri vardır. Türkiye Endüstri üretiminin % 15'i bu bölgemizden sağlanmaktadır. Bölgenin turizm gelirleri de fazladır.

    TARİHİ ÖNEMİ:
    Sivas Kongresi Sivas kentinde yapılmıştır. Ankara'da da ilk TBMM açılmıştır. Bu tarihten sonra Milli Mücadelenin merkezi olmuştur.

    BÖLGENİN GENEL ÖZELLİKLERİ:
    Ø En fazla nadasa bırakılan bölgedir.
    Ø En büyük kapalı havzamız buradadır (Tuz Gölü)
    Ø En tuzlu gölümüz %o ile Tuz Gölüdür.
    Ø Lületaşının tek çıkarıldığı yer Eskişehir'dir.
    Ø Karstik şekillere en çok rastlanan 2.bölgemizdir. (Sivas, Çankırı)
    Ø İklimden dolayı kerpiç en çok kullanılan yapı malzemesidir.
    Ø Ulaşımı yeryüzü şekilleri sayesinde çok uygundur.
    Ø En az yağış alan bölgemizdir
    Ø Ortalama yükseltisi 1000 metredir. En yüksek yeri Erciyes Dağıdır.
    Ø Küçükbaş hayvan sayısı en fazla olan bölgedir.
    Ø Nüfus bakımından 2. olmasına rağmen alanı büyük olduğu için yoğunluk azdır.
    Ø Tek uçak fabrikamız Eskişehir'dedir.
    Ø Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır.
    Ø İklimi sert ve karasaldır.
    Ø Kentleşme oranı düşük, kırsal yerleşme topludur.
    Ø Yaz kuraklığının erken başlaması sebze üretimini olumsuz yönde etkiler.
    Ø Bölgede endüstri bitkilerinden şekerpancarı, tahıllardan buğday çok yetiştirilir.
    Ø En uzun akarsuyumuz Kızılırmak nehrinin büyük kısmı bölgededir.

  2. #2
    NEVŞEHİR



    Kent, Orta Çağ ve Yeni Çağ'da, Seandos; Nissa ve Muşkara adıyla anılıyordu. Anadolu, Büyük Selçuklu Devleti'nin elindeyken eski adı Nissa'nın yerinde Muşkara adında bir köy vardı. Muşkara sağlam yapılı anlamındadır. 18 evlik küçük bir köy olan Muşkara, Ürgüp'e bağlıydı.

    Tarihçi Charles Texier'e göre; 12. yüzyıl sonlarına doğru, yani Selçuklular zamanında, Nissa şehri halkı yavaş yavaş şehirden ayrılarak, başka bir yere göç etmişlerdir. Çevre ile ilgili bilgi veren tarihçiler, bu yeni göç yerinin Muşkara olduğunu yazarlar.

    Osmanlılar döneminde ise; Muşkara yerine Nevşehir kullanılmaya başlandı. II. Beyazıt'ın oğlu Şehzade III. Ahmet'in sır katibi, Muşkaralı İbrahim, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa olarak sadrazamlığa getirildiğinde, doğduğu kent olan Muşkara'da büyük bayındırlık hareketine girişti. İmaretler, camiler, medreseler, hamam ve çeşmeler yaptırdı. Muşkara adını değiştirerek, kente Yenişehir anlamına gelen Nevşehir adını verdi.


    Nevşehir İl HaritasıÇok eski çağlardan beri bir köy olmaktan ileriye gidemeyen bu yere Türkler Muşkara olarak isim verirlerdi. Bu köyden yetişen sadrazam ve sultana damat olan Damat İbrahim Paşa, birçok eser yaptırarak bu köyü genişletmiş ve yeniden inşa ettirmiştir. Yeni şehir manasına gelen Nevşehir ismini almıştır. Muşkara isminden önceki ismi Nissa olup, bu isim Hititler tarafından verilmişti.


    Turistik yerleri
    Nevşehir Kalesi

    Onikinci asırda Selçuklular tarafından yapılan kaleyi Damat İbrahim Paşa tamir ettirmiştir. İl merkezinin güneybatısında yüksek bir tepe üzerindedir. Yontma taştan yapılan kale iki kapılıdır.

    Damat İbrahim Paşa Külliyesi

    On sekizinci asırda Sadrazam Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılan külliye; cami, medrese, kütüphane, sıbyan mektebi imaret ve hamamdan meydana gelmiştir. Caminin kubbesi kurşun olduğu için Kurşunlu Camii olarak da bilinir. Caminin mihrabı mermer işçiliğinin çok güzel örneklerindendir. Minberi çok güzeldir. Müezzin mahfilinin altı, altın yaldızla işlemelidir. Medrese 1961'de Vakıflar Genel Müdürlüğünce tamir ettirilerek Kütüphane olarak halka açılmıştır. İmaret kısmı 1949'da müzeye çevrilmiştir. Sibyan mektebinde minyatür, arkeolojik ve etnografik eserler sergilenir. Kütüphane kısmında çok kıymetli 40.300 eser bulunmaktadır. El yazması olan eserler çok değerlidir.

  3. #3
    A
    Koordinatlar: 39°55′38″N, 32°51′52″E
    Ankara, Türkiye

    Kızılay Meydanı

    Ankara'nın simgesi Hitit Güneşi
    Harita

    Bilgiler
    Şehir nüfusu 4.140.890
    İlçe nüfusu 325.866
    Koordinatlar 39°55′38″N, 32°51′52″E
    Posta kodu 06XXX
    Alan kodu 312
    İl plaka kodu 06
    Yönetim
    İl Ankara
    Belediye başkanı İbrahim Melih Gökçek
    Yerel yönetim site http://www.ankara.bel.tr
    Ankara, Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti ve İstanbul'dan sonra ikinci büyük şehridir. Eski adı Angora olan şehrin nüfusu 2007 nüfus sayımına göre 3.763.591 (il nüfusu 4.466.756) olup, Rakımı 950 metredir.

    M.Ö. 12. yüzyılda Hititler dönemindeki ismi Ankuwash olan şehir, Galat ve Roma İmparatorluğu döneminde Ancyra olarak anılmış, Hellenistik çağ ve Doğu Roma İmparatorluğu döneminde Ἄγκυρα Ánkyra ismini almıştır. Şehrin kimliğine katkı yapan tarihi eserlerin başında otantik çevresi ile şehrin hemen her yerinden görülebilen Ankara Kalesi gelir.

    Anadolu'nun merkezindeki İç Anadolu Bölgesi'nde bulunan Ankara ilinin de merkezidir. Ankara önemli bir endüstri ve ticaret şehridir. Türkiye devletinin merkezidir ve tüm yabancı ülke elçiliklerine ev sahipliği yapar.

    Şehir Ankara Keçisi ve bu keçiden üretilen Tiftik, emsalsiz Ankara kedisi, balı, bölgeye özel üzümleri ve beyaz Ankara tavşanı ile ünlüdür.




    Tarihi Ana madde: Ankara tarihi

    Roma İmparatorluğu döneminde Galatlar'ın başkenti AncyraAnkara, yazılı tarih boyunca Galatlar ve Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere iki devlete başkentlik yapmıştır.

    Ankara ve çevresinin tarihi Bronz Devri'ndeki Hatti Uygarlığı'na kadar gider. M.Ö. 2000 yıllarında Hititler bölgenin hakimi durumuna gelmiş ve onları sırası ile Frigyalılar, Lidyalılar ve Persler izlemiştir. M.Ö. 3. yüzyılda, bir Kelt ırkı olan Galatların Ankara'yı başkent yapması ile Ankara tarihte ilk defa başkent olmuştur.

    M.Ö. 25 yılında İmparator Augustus şehri Galatya krallığıyla beraber Roma İmparatorluğu'na bağlamıştır.[kaynak belirtilmeli] Ankara ayrıca o dönemlerde denizcilikte kullanılan çapalarının yapıldığı bir yerdi.[kaynak belirtilmeli]

    7. ve 8. yüzyıllarda İslamiyet'in yükselişi ile birlikte şehir Pers ve Arap akınlarına maruz kalmıştır. Şehir 871-893 tarihleri arasında birkaç kez el değiştirir. 1071 yılında, Selçuklu sultanı Alparslan Malazgirt savaşı ile Anadolu'yu Türklere açmış ardından 1073 yılında Ankara'yı fethetmiştir.[kaynak belirtilmeli] Şehri daha sonra ordunun ulaşım yolları üzerinde bir merkez ve doğal kaynaklardan yararlanma amaçlı kullanmıştır.

    1127'de şehir kesin olarak Türk Ahiler hakimiyetine girer ve adı Ankyra adının Türklerce bozuk söylenişi ile "Engürü", "Engüriye" olur.[kaynak belirtilmeli] Şehrin adı, 19. yüzyıla ait Batı kaynaklarında Angora olarak söylenmiştir. 1402'de Yıldırım Bayezid ve Timurlenk arasındaki Ankara Savaşında şehir kısa bir süre Moğol hakimiyetinde kalır. Ancak 1414'de kesin olarak Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine girer.


    Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenen bazı Hitit eserleriOsmanlı İmparatorluğunun yenilgisi sonrası başkent İstanbul ve Anadolu'nun büyük kısmı müttefik ülkeler tarafından Birleşik Krallık, Fransa, İtalya ve Yunanistan arasında pay edilmek amacıyla işgal edilir.[kaynak belirtilmeli] Türkler sadece İç Anadoluda küçük bir bölgede tutulmak istenir. Bu duruma karşı Milli kurtuluş hareketinin önderi Kemal Atatürk, 1920'de karargahını Ankarada kurdu. Kurtuluş savaşının kazanılmasının ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Türk Devleti'nin başkentinin neresi olacağı konusu tartışılmaya başlanır. İsmet Paşa'nın TBMM'ye sunduğu Ankara'nın başkent olması yolundaki yasa teklifi kabul edilir ve 13 Ekim 1923 günü Ankara, Türk Devleti'nin başkenti olur. O günlerde Avrupa'dan şehir mimarları getirilerek bugünkü modern Ankara'nın temelleri atılır.

    İsmet Paşa'nın Ankara'nın başkent olması yönündeki yasa teklifinde;

    Ankara'nın askeri ve siyasi yönden güvenli bir ortamda olması,
    Ankara'nın ulaşım yolları üzerinde bulunması,
    Ulusal Mücadele Dönemi'nde önemli bir rol üstlenmiş olması
    gibi gerekçeler belirtilmiştir.

    Ankaranın yeni kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyetinin başkenti olması ardından, yeni bir oluşumla şehir Ulus adı altında eski şehir , ve Yenişehir bölgesi olarak kültürel olarak ayrılabilir hale geldi. Ulus bölgesi Roma, Bizans, ve Osmanlı tarihini yansıtan binalar ve dar sokaklara sahip iken Kızılay Meydanı'nı da içerip çevresinde kurulmuş olan yenişehir bölgesinde geniş sokak ve caddeler, oteller, sinema ve tiyatrolar , alışveriş merkezleri, ve yüksek binalar göze çarpar. Devlet daireleri ve elçilikler de genelde bu alana yakın olan çankaya semtindedir.


    Nüfus Kentin nüfusu 2007 adrese dayalı nüfus sayımına göre 3.763.591 kişidir.Bunun 1.870.831'i erkek, 1.892.760'ı kadındır.İlin en büyük şehridir.

    Yıllara göre kent nüfus verileri Yıllar Kent

    2008 3.832.981
    2007 3.763.591
    2000 3.203.362
    1990 2.583.963
    1985 2.251.533
    1970 1.209.000
    1965 906.000
    1960 646.000
    1955 453.000
    1950 287.000
    1945 228.000
    1940 157.000
    1935 123.000
    1927 75.000
    1910 15.000


    Coğrafya Ana madde: Ankara coğrafyası
    Ankara, doğuda Kırşehir ve Kırıkkale; batıda Eskişehir; kuzeyde Çankırı; kuzeybatıda Bolu ve güneyde Konya ve Aksaray illeri ile çevrilidir.

    Ankara, Orta Anadolu'nun kuzeybatısında bulunan Kızılırmak ve Sakarya nehirlerinin kollarının oluşturduğu ovalarla kaplı bir bölgedir. Bu bölgede orman alanları ile step ve bozkır alanlarını bir arada görmek mümkündür.

    Akarsu boylarında sıralar halinde görülen iğde, söğüt ve kavak ağaçları step içerisinde yer alır. Ankara çevresinde plato üzerinde yükselen münferit dağlar ile kuzeydeki dağlık sahada ise yağışlardaki artış yüzünden orman örtüsü kendini belli etmeye başlar. www.ankaratr.net


    İklim
    Güneyde İç Anadolu ikliminin bariz özellikleri olan Kara iklimi, kuzeyde ise Karadeniz ikliminin ılıman ve yağışlı halleri görülebilir. Kara ikliminin hüküm sürdüğü bu bölgede kış sıcaklıkları düşük, yaz ise sıcak geçer.Kışları soğuktur .

    Ilıman iklim kuşağındaki Ankara'da kışlar soğuk ve kar yağışlı, yazlar ise sıcak ve kurak kara iklimi görülür. Yağışlar en çok ilkbahar mevsimindedir. Gece ile gündüz, yaz ile kış mevsimi arasında önemli sıcaklık farkları bulunur. En sıcak aylar Temmuz (ortalama 23,1 ) ve Ağustos (ortalama 23,3° ), en soğuk aylar ise Ocak (ortalama -0,3°) ve Şubat (ortalama -1° ) olarak belirlenmiştir. Kırkbeş yılın nisbi nem ortalaması %60'tır.[kaynak belirtilmeli] Kışın çok soğuktur. Şehirde son yıllarda yağış oranı önceki yıllara göre azalış göstermiştir. Bu durumun küresel ısınma ile direkt ilgili olduğu bilim adamlarınca öne sürülmektedir.

  4. #4

    Kayserİ

    Anadolu’nun orta Kızılırmak bölümünde, Erciyas Dağının eteklerinde şirin ve modern bir il. Kuzey ve kuzeybatıda Yozgat, Kuzey ve kuzeydoğuda Sivas, doğuda Kahramanmaraş, güneyde Adana, güneybatıda Niğde, batıda ise Nevşehir illeriyle çevrilidir. 34°56’ ve 36°59’ doğu boylamları ile 37° 45’ ve 38° 18’ kuzey enlemleri arasında yer alır.
    Târih ve kültür zenginliği yanında ileri bir sanâyi merkezi olan Kayseri’nin pastırması ve Bünyan halısı dünyâca meşhurdur.

    Trafik numarası 38’dir.

    Târihi

    Kayseri çok eski bir yerleşim merkezidir. Anadolu’da ilk siyasî birliği kuran Hititler bu bölgeye hâkim olmuşlardır. Kayseri yakınlarında bulunan “Kültepe” ve “Karahöyük”te M.Ö. 15. asra âit Asur ve Hitit kitâbe ve sanat eserleri bulunmuştur.

    Babillilerin zaman zaman bu bölgeye nüfuzları uzamıştır. Frikya ve Lidyalılar ise bu bölgeye hâkim olamamışlardır. Asurlulardan sonra M.Ö. 6. asırda Persler bölgeyi istilâ etmişlerdir. M.Ö. 380 tarihlerinde Kayseri civârında Kapadokya Krallığı kurulmuştur. M.Ö. 4. asır sonlarında İskender’e, ölümünden sonra Selevkos (Asya) İmparatorluğuna tâbi olmuştur. M.Ö. 1. asırda Romaİmparatorluğu Birliğine katılmıştır. M.S. 17’de birlik dağılınca Roma İmparatorluğunun vilâyeti hâline geldi. Kapadokya Krallığı 15 kral ile 400 sene devam etmiştir.

    Kapadokya Krallığı zamanında Kayseri’nin güney batısında “Evsobia” veya “Mazaca” denilen şehir bulunuyordu. Romalılar zamanında Kayseri’yi diğer “Caesered”lardan ayırmak için “Caesered Mazaca” denmiştir. M.Ö. 77’de Ermeni Derebeyi Tigran Kayseri’yi âni bir baskınla yağma etti. M.S. 260 yılında Sâsânî Şahı Şahpur, Kayseri’yi yağma edip 12.000 Yahûdîyi öldürmüştür. O târihlerde Kayseri dünyânın sayılı büyük şehirlerinden olup nüfûsu 400.000’i aşıyordu.

    M.S. 395’te Romaİmparatorluğu ikiye bölününce bu bölge (Kapadokya) Anadolu’nun diğer bölgeleri gibi Doğu Roma(Bizans)nın payına düşmüştür. Hıristiyanlık yayılırken Kayseri bu dinin en büyük merkezlerinden biriydi.

    M.S. 6. asırda İmparator Justinianus, Kayseri’yi surlarla çevirdi ve bâzı îmâr faaliyetlerinde bulundu. Emevîler zamanında 690, 726, 729 ve 732’de İslâm orduları Halife Abdülmelik, Mesleme, Said ibni Hişam ve Süleyman ibni Hişam Kayseri’yi dört defa fethettiler. Fakat yeniden Bizans’ın eline geçti. Türkler Kayseri’yi Malazgirt Zaferinden birkaç yıl önce ele geçirmişler, fakat tam olarak 1071 zaferinden sonra hâkimiyet kurmuşlardır. Birinci Süleyman Şah, Kayseri’yi Selçuklu sınırları içine almış ve burası Konya’dan sonra Selçuklu Devletinin ikinci büyük şehri haline gelmiştir. 1071’den bu yana Kayseri devamlı Türk olarak kalmış muhtelif Türk devlet veya beyliklerinin hâkimiyetinde kalmıştır. Hiçbir işgal ve istilâya mâruz kalmamıştır.

    Selçuklular devrinde Kayseri, Konya’dan sonra ikinci başkent oldu. Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubât zamanında Kayseri’nin durumu Bizans devrini gerilerde bıraktı. En parlak devrini yaşadı. Selçuklu Türkiye’sinin Konya’dan sonra en önemli şehri Kayseri’ydi. Dünyânın en güzel beldelerinden biri hâline geldi. Şehir birbirinden güzel eserlerle süslendi. Bugün Kayseri’deki eski eserlerin çoğu ve en değerlileri Selçuklu devrinden kalmış olanlardır. Selçuklulardan sonra İlhanlılar bu bölgeye hâkim oldular. 1277’de Mısır-Suriye Türk Memlûk Sultanı Baybars Kayseri’ye geldi, fakat İlhanlılar’dan Kayseri’yi geri alamadı.

    On dördüncü asırda Emir Eretna İlhanlıların Anadolu genel vâlisi olarak Kayseri’ye geldi. İlhanlı İmparatorluğu yıkılınca Eratnaoğulları Beyliği kuruldu ve bu beyliğin Sivas’tan sonra ikinci başkentiydi.

    Eretnaoğulları’nın yerine geçen Kadı Burhaneddin’in hâkimiyeti uzun sürmedi. Şehir 1398’de Sultan Yıldırım Bâyezît tarafından fethedilip, Osmanlı Devletine katıldı. Fakat dört sene sonra 1402’de Timur ile yapılan Ankara Savaşından sonra Kayseri’yi Karamanoğulları ele geçirdi. Bir müddet sonra Kayseri’yi Maraş’ta bulunan Dulkadiroğulları Türk Beyliğine bıraktı. Karamanoğulları, Kayseri’yi Dulkadiroğulları Türk Beyliğinden geri alınca, Sultan İkinci Murad Hân 1436’da Kayseri’yi yeniden alarak Dulkadiroğulları Beyliğine verdi. (İkinci Murâd’ın anası Dulkadiroğulları Beyi’nin kızı idi.) Bir müddet sonra Karamanoğulları Beyliği Kayseri’yi yeniden ele geçirdi. Memlûklar bir ara Kayseri’yi kuşattılar fakat alamadılar. 1508’de Şah İsmail Kayseri’ye geldi fakat kısa bir müddet sonra geri çekildi.

    Karamanoğulları Beyliği Osmanlı Devletine katıldığı için Kayseri, Dulkadiroğulları Beyliğinin idâresindeydi.

    Yavuz Sultan Selim Han 1515’te Kayseri’yi OsmanlıDevletine katınca Karaman (Konya) eyâletinin (beylerbeyliğinin) yedi sancağından (vilâyetinden) birinin merkezi oldu. 1825’te Kayseri’nin şehir nüfûsu 100.000 idi. Tanzimattan sonra Ankara eyaletinin (vilayetinin) beş sancağından biri oldu, üç kazası vardı. Cumhuriyet devrinde bütün sancaklara (mutasarrıflıklara) “vilayet-il” denilince Kayseri vilâyet oldu. “Kaysarîye” ismi (Kayseri)ye çevrildi.

  5. #5
    Ovaları: Kayseri ilinin başlıca ovaları Kayseri ve Develi Ovalarıdır. Kayseri Ovası: Erciyes Dağının kuzeyinde 900 km2lik bir ovadır. Kuru tarım ve sebzecilik yapılır. Develi Ovası: Erciyes kütlesinin güneyinde 1000 km2lik bir ovadır. 30x35 km’lik bir alanı kaplar. Denizden yüksekliği 1150 metredir. Ovanın bir çok yeri su ve bataklıklarla kaplıdır. En önemli bataklığı Sultan Sazlığıdır.

    Akarsuları: Kayseri ilinin en önemli akarsuları Kızılırmak ve Zamantı Çayıdır. Kızılırmak: Kayseri ili içindeki uzunluğu 120 kilometredir. Sarıoğlan ilçesi yakınlarından Kayseri iline girer. Kayseri Ovasını geçerken Sarmısaklı Suyu ile birleşir ve Beydeğirmeni yakınlarında Kırşehir sınırlarına girer.

    Gölleri: Kayseri ilindeki göller sazlık ve bataklık durumundadır. Bunların bir kısmı kurutularak ekim alanları haline getirilmiştir. Başlıca göl ve gölcükler şunlardır:

    Tuzla Gölü: Sarıoğlan ilçesinin güneybatısında yer alır. Denizden yüksekliği 1138 m olup yüzölçümü 20 km2dir. Akıntısı yoktur. Durgundur ve tuz miktârı fazladır. Yazın kurur ve tuz elde edilir.

    Yay Gölü: Yüzölçümü 20 km2, denizden yüksekliği 1071 metredir. Yazın gölden tuz çıkarılır.

    Sultan Sazlığı: Develi’nin güneybatısındadır. Yer yer bataklık ve bataklıklar arasında gölcükler vardır.

    Baraj gölleri: İl merkezine 30 km uzaklıkta ve Sarmısaklı Suyu üzerinde kurulan baraj 3 km2 alanı kaplar, sulama işinde kullanılır. Yeşilhisar yakınlarında kurulan Akköy Baraj Gölünün yüzölçümü 1 km2ye yakındır. Sulama maksadıyla kullanılır.

  6. #6
    Nüfus ve Sosyal Hayat

    1990 sayımına göre toplam nüfûsu 943.484 olup, 604.072’si ilçe merkezlerinde 339.412 köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 16.917 km2 olup, nüfus yoğunluğu 56’dır.

    Örf ve âdetleri: Kayseri’nin bilinen târihi, Hititlerle başlarsa da Asurluların ticârî kalıntılarına ve târih öncesi Tunç Çağına âit eserler bulunmuştur. 1071 Malazgirt Zaferinden birkaç sene önce selçuklu Türklerince fethedilen Kayseri o târihten bu yana devamlı Türk devlet ve beylikleri hâkimiyeti altında kalmış, eski kültürler unutulmuş ve Kayseri Türk-İslâm kültürü ile yoğrulmuştur.

    Halk oyunları: Kayseri’nin örf ve âdetleri, oyunları ve müziği İç Anadolu’nun yayla özelliğini taşır. Türkü, mâni, masal, bilmece ve efsâne bakımından çok zengindir.

    Halk edebiyatı: Kayseri’den meşhur ve çok sayıda halk şairleri yetişmiştir. Âşık Kerem ve Seyrânî en meşhurlarıdır.

    El sanatları: Selçuklu devrinden beri yaygın olan el sanatları dokumacılık ve bakırcılıktır. Halı ve kilimleri, süslü süt ve su güğümleri ve ibrikleri önceleri çok meşhurdu. Kayseri’de halıcılık Selçuklu Türkleri tarafından geliştirilmiştir. Kayseri, Bünyan, Yahyalı ve Yeşilhisar halıları iç ve dış pazarlarda aranan halılardır. Evlerde çok sayıda halı tezgahı vardır. İlde eskiden beri ilerlemiş diğer sanatlar ise nakkaşlık, oymacılık, kakmacılık ve kuyumculuktur. Alçı işleri, mermer taş oymaları ve kabartmalar oldukça ileridir. Asırlar boyu başta Mîmar Sinan olmak üzere en büyük Türk mîmârları bu bölgede yetişmiştir.

    Mahallî yemekleri: Kızartmalı içli köfte, sucuk içi etli mantı, nevzine tatlısı, tavuklu çerkes pastası, tepsi mantısıdır.

    Kıyafet: Kadınlarda üç etek, çinti, salta, cepken, bindallı, ipek şalvar, oyalı yemeni ile süslü başlık şal kuşak; erkeklerde kuzu yününden yapılan külah şeklinde başlık, sako (bir nevi ceket), kuşak, tefe veya kıl şalvar.

    Eğitim: Kayseri Selçuklular zamanından beri Anadolu’nun önemli bir kültür ve eğitim merkezi olmuştur. Dünyâda ilk tıp fakültesi 1206 senesinde “Şifâiye Medresesi” olarak kurulmuştur. Kayseri’de okur-yazar nisbeti % 80’e yaklaşmıştır. Okulsuz köy yoktur. Bâzı köylerde ortaokul bile vardır. ilde 18 anaokulu, 700’e yakın ilkokul, 100’e yakın ortaokul ve 13 meslekî ve teknik ortaokulu 60’a yakın lise ve meslek lisesi vardır. 1978’de kurulan Kayseri Üniversitesi 1982’de ErciyesÜniversitesi ismini almıştır.

    Kayseri ilinde 25 kütüphâne vardır. RaşitEfendi Kütüphânesi Osmanlı devrinden kalmadır.

  7. #7
    İlçeleri

    Kayseri’nin on altı ilçesi vardır. Bunlardan ikisi il merkezini meydana getirir.

    Kocasinan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 282.883 olup, 241.455’i ilçe merkezinde, 41.428’i köylerde yaşamaktadır. il merkezini meydana getiren ilçelerden biridir.

    Melikgazi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 207.260 olup 179.907’si ilçe merkezinde, 27.353’ü köylerde yaşamaktadır. İl merkezini meydana getiren diğer ilçedir.

    Akkışla: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 10.709 olup, 3109’u ilçe merkezinde, 7600’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 8 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Uzunyayla’nın bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Doğusunda Hınzır Dağı yer alır. Ekonomisi hayvancılığa dayanır. En çok koyun ve sığır beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Tarıma elverişli arâzi az olduğundan üretim iç tüketime yöneliktir. El tezgahlarında halı dokumacılığı yaygındır. İlçe merkezi Hınzır Dağından kaynaklanan bir derenin vâdisinde kurulmuştur. İl merkezine 80 km mesâfededir. Bünyan ilçesine bağlı bucak merkeziyken 19 Mayıs 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.

    Bünyan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 43.460 olup, 13.653’ü ilçe merkezinde, 29.807’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25, Elbaşı bucağına bağlı 9 köyü vardır. İlçe toprakları Orta Torosların bir kolu ve bunun her iki yanında yer alan düzlüklerden meydana gelir. Kuzey, güney ve batıdaki çöküntü alanları genelde bir plato görünümündedir. Ovalar çok azdır. Sarmısaklı Suyu üzerinde bir hidroelektrik santrali vardır.

    Ekonomisi, hayvancılığa dayanır. En çok koyun ve sığır beslenir. Arıcılık gelişmiş olup, modern usullerle yapılır. Ekilebilen arazi az olduğundan tarım ürünleri, iç tüketime yöneliktir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar, baklagiller, patates ve şekerpancarıdır. Ayrıca az da olsa sebzecilik yapılır. İlçe topraklarında demir ve linyit yatakları vardır. İlçe halkının % 70’i halıcılıkla uğraşır. Bünyan halısı yurt içi ve yurt dışında meşhur ve aranılan halıdır. Sümerbank halı ipliği fabrikası ve döküm fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.

    İlçe merkezi, Koramaz Dağlarının kuzey eteklerinde bir tepe ve tepenin yamaçlarında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1230 metredir. İl merkezine 45 km mesâfededir. Kayseri’ye yakınlığı sebebiyle fazla gelişmemektedir. Çok eski bir yerleşim merkezidir. İlçe belediyesi 1868’de kurulmuştur.

    Develi: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 72.825 olup, 32.961’i ilçe merkezinde, 39.864’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 28, Taşçı bucağına bağlı 20 köyü vardır. Yüzölçümü 19x3 km2 olup nüfus yoğunluğu 38’dir. İlçe toprakları etrafı dağlarla çevrili düz bir alandan meydana gelmiştir. Kuzey ve kuzeybatısında Erciyes Dağı, doğusunda Bakır Dağ, orta kısmında ise Develi Dağları yer alır. Başlıca akarsuyu Zamantı Irmağıdır. Dağların arasında Develi Ovası vardır.

    Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, buğday ve çavdardır. Sulanabilen yerlerde meyvecilik yapılır. Ençok elma, üzüm ve zerdali yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Yüksek kesimlerde koyun, keçi; ovalık kesimde ise sığır beslenir. Arıcılık gelişmiş olup, balı meşhurdur. Dokumacılık yaygındır. Halı, deri, keçe ve orman ürünleri fabrikaları başlıca sanâyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında demir, linyit ve çinko yatakları vardır.

    İlçe merkezi, Erciyes Dağları ile Develi Dağları arasında kalan düzlükte kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1150 metredir. İl merkezine 86 km mesafededir. Çok eski bir tarihe sâhiptir. İsmini Oğuz boylarından olan Develi Obasından almıştır. Belediyesi 1886’da kurulmuştur.

    Felahiye: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.559 olup, 6603’ü ilçe merkezinde, 5956’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikteki engebeli araziden meydana gelir. Kuzey ve kuzeydoğusunda Akdağ yer alır. Kızılırmak, ilçenin güney sınırından akar.

    Ekonomisi tarıma dayalıdır ve gelişmemiştir. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, vişne ve elma olup, ayrıca az miktarda fasulye nohut ve soğan yetiştirilir. Hayvancılık gelişmiştir. Halı ve kilim dokumacılığı yaygın olarak yapılır ve önemli gelir kaynağıdır.

    İlçe merkezi Akdere kıyısında yer alır. İl merkezine 58 km mesâfededir. 1957’de ilçe olan Felahiye’nin belediyesi 1951’de kurulmuştur.

    Hacılar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.666 olup, 16.533’ü ilçe merkezinde, 1133’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 3 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Güney ve güneydoğusunda Erciyes Dağı vardır.

    Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zerdali, üzüm, buğday ve arpadır. Halı dokumacılığı yaygındır. İlçe merkezi Erciyes Dağı eteklerinde kurulmuştur. İl merkezine bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.

    İncesu: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.923 olup, 7587’si ilçe merkezinde, 14.066’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 920 km2 olup, nüfus yoğunluğu 24’tür. İlçe toprakları genelde bir platoluk alandan meydana gelmiştir. Güneybatı ve batısında Hodul Dağı güneydoğu ve doğusunda Erciyes Dağı yer alır. Başlıca akarsuları Karasu ve İncesudur. Kuzeyinden Kızılırmak geçer.

    Ekonomisi, sanayi ve tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa ve çavdar olup, ayrıca az miktarda üzüm, elma, ayçiçeği ve vişne yetiştirilir. Çinko-Kurşun Metal Fabrikası, Taksan Takım Tezgahları Fabrikası başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.

    İlçe merkezi İncesu vâdisinde kurulmuştur. Ulukışla-Kayseri demiryolu ve Niğde-Kayseri karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 35 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1150 metredir. On yedinci asırda Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından kurulan ilçe cumhûriyetten önce belediyelik olmuştur.

    Özvatan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 23.739 olup, 7699’u ilçe merkezinde, 16.040’ı köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Akdoğan yer alır. Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Ekime müsâit alan azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve vişnedir. Halı ve kilim dokumacılığı yaygındır. İlçe merkezi Akdağlar eteklerinde kurulmuştur. Felahiye’ye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Eski ismi Çukur’dur.

    Pınarbaşı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 47.822 olup, 11.364’ü ilçe merkezinde, 36.458’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 47, Kaynar bucağına bağlı 17, Örenşehir bucağına bağlı 16, Pazarören bucağına bağlı 33 köyü vardır. Yüzölçümü 3328 km2 olup, nüfus yoğunluğu 14’tür. Kuzey bölümü Uzunyayla’da kalan ilçe topraklarının batısında Hınzır Dağı, güney ve güneydoğusunda ise Tahtalı Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Zamantı Irmağıdır.

    Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, arpa, elma ve çavdar olup, az miktarda ayçiçeği baklagiller ve vişne yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve sığır beslenir. Koyunlardan elde edilen yünler kilimcilikte değerlendirilir. Sığırlardan elde edilen et, pastırma ve sucuk yapımında kullanılır. İlçe topraklarında demir ve krom yatakları vardır.

    İlçe merkezi, Sultan Abdülaziz Hanın tahta çıktığı 1861’de Sivas’a bağlı olarak kurulmuştur. Eski İsmi Aziziye’dir. Şirvan Dağının kuzeyinde Zamantı Irmağının kaynaklandırdığı pınarlardan dolayı daha sonraları Pınarbaşı denilmiştir. Kayseri-Malatya karayolu ilçeden geçer. İl merkezine 105 km mesâfededir. Belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.

    Sarıoğlan: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 23.215 olup, 4869’u ilçe merkezinde, 18.346’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 660 km2 olup nüfus yoğunluğu 35’tir. İlçe toprakları Kızılırmak Vâdisinde yer alır. Kuzeyini Akdağ engebelendirir. Başlıca düzlüğü Palas Ovasıdır. Ovanın batısında Tuzla Gölü yer alır. Başlıca akarsuyu Kızılırmak’tır.

    Ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünleri, şekerpancarı, buğday ve arpa olup, ayrıca az miktarda sebze ve meyve yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. Un, makarna ve oto yedek parçası üreten atölyeleri başlıca sanâyi kuruluşlarıdır.

    İlçe merkezi, Sarıoğlan Suyu Vâdisinde kurulmuştur. Kayseri-Sivas demiryolu ilçeden karayolu ise 4 km güneyinden geçer. İl merkezine 54 km mesâfededir. 1960’ta ilçe olan Sarıoğlan’ın belediyesi 1954’te kurulmuştur.

    Sarız: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 19.255 olup, 3935’i ilçe merkezinde, 15.320’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 38 köyü vardır. Yüzölçümü 1239 km2, nüfus yoğunluğu 16’dır. İlçe toprakları dağlıktır. Doğu ve kuzeyinde Tahtalı Dağları, güneydoğusunda Binboğa Dağları yer alır. Başlıca akarsuları Humaz Çayı ve Sarız Çayıdır.

    Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, çavdar ve elma olup, az miktarda ayçiçeği, baklagiller ve vişne yetiştirilir. Hayvancılık başlıca gelir kaynağıdır. En çok koyun ve kıl keçisi beslenir. İlçe topraklarında diyasporit, jips ve krom yatakları vardır.

    İlçe merkezi, Sarız Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Eski ismi Kayyeri’dir. Gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 135 km mesafededir. Denizden yüksekliği 1500 metredir. 1949’da ilçe olan Sarız’ın belediyesi aynı sene kurulmuştur.

    Talas: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 49.025 olup, 30.485’i ilçe merkezinde, 18.540’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 14 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Kayseri Ovası yer alır.

    Ekonomisi tarım ve turizme dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zerdali ve üzümdür. Bağları meşhurdur. Erciyes eteklerinde turistik dinlenme tesisleri vardır. İlçe merkezi Erciyes Dağı eteklerinde kurulmuştur. İl merkezine 8 km mesâfededir. Merkez ilçeye bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. Belediyesi 1911’de kurulmuştur.

    Tomarza: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.669 olup, 11.337’si ilçe merkezinde, 31.332’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 32, Toklar bucağına bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 1500 km2 olup nüfus yoğunluğu 294’tür. İlçe toprakları dağlık ve engebeli alanlardan meydana gelir. Kuzeyinde Aygörmez Dağı, doğu ve güneydoğusunda Tahtalı Dağları, güneybatısında Sövegen Dağı yer alır. Zamantı Çayı başlıca akarsuyu olup Tomarza Ovasını sular.

    Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, çavdar, arpa ve şekerpancarı olup, ayrıca az miktarda elma, üzüm, baklagiller, vişne ve ayçiçeği yetiştirilir. Hayvancılık önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve sığır beslenir. Kilim dokumacılığı yaygın olarak yapılır.

    İlçe merkezi Sövegen Dağı eteklerinde kurulmuştur. Develi-Pınarbaşı karayolu ilçeden geçer. Eski ismi Köstere’dir. İl merkezine 56 km mesâfededir. 1953’te ilçe olan Tomarza’nın belediyesi 1949’da kurulmuştur.

    Yahyalı: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 44.047 olup, 20.401’i ilçe merkezinde, 23.646’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27 köyü vardır. Yüzölçümü 1604 km2 olup, nüfus yoğunluğu 27’dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Güneydoğusunda Tahtalı Dağları, güneybatı ve batısında Aladağlar, Kuzeybatısında DeveliOvasının bir bölümü yer alır. Başlıca akarsuyu Zamantı Çayıdır. Yüksek kesimlerde köknar, kızıl çam, sedir, karaçam ve ardıç ormanları vardır.

    Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok koyun ve kıl keçisi beslenir. Başlıca tarım ürünleri buğday, elma, arpa, patates, üzüm, çavdar ve ayçiçeğidir. Meyvecilik yaygın olarak yapılır. Hayvancılık gelişmiştir. Halıcılık yaygın olarak yapılan el sanatıdır. İlçe topraklarında çinko kurşun ve demir yatakları vardır.

    İlçe merkezi Develi ovasına açılan dar bir vadide kurulmuştur. Eski ismi Gazibenli idi. İl merkezine, Yeşilhisar üzerinden 104 km, Develi üzerinden ise 83 km mesâfededir. 1954’te ilçe olan Yahyalı’nın belediyesi 1953’te kurulmuştur.

    Yeşilhisar: 1990 sayımına göre toplam nüfûsu 24.427 olup, 11.904’ü ilçe merkezinde, 12.523’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 987 km2 olup, nüfus yoğunluğu 25’tir. İlçe topraklarının batısında Hodul Dağı, doğusunda ise Karahisar Ovası yer alır.

    İlçe ekonomisi tarım ve halı dokumacılığına dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, arpa, buğday, elma, üzüm, çavdar, patatestir. Hayvancılık ilçeden ayrıca az miktarda kıl keçisi beslenir. El dokuması Karahisar halısı meşhurdur. İlçe topraklarında zengin rezervli demir yatakları işletilmektedir.

    İlçe merkezi Niğde-Kayseri demir ve karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 63 km mesâfededir. Eski ismi Karahisar’dır. 1948’de ilçe olan Yeşilhisar’ın belediyesi 1885’te kurulmuştur.

  8. #8
    Târihî Eserler ve Turistik Yerleri

    Orta Anadolu’nun ticâret ve sanâyi merkezi, kara ile demiryollarının kavşak noktası olan Kayseri tabiî güzellikleri yanında çok zengin târihî eserlere sâhiptir. Çok eski bir yerleşim merkezi olduğundan pekçok târihî eser ve yeri vardır. Bunların en önemlileri Selçuklu veOsmanlı devrine âit olanlardır. Selçuklu eserleri Konya’dan sonra en çok Kayseri’dedir. Selçuklu ve Osmanlı devri eserleri görülmeye değer güzellikte birer sanat şâheserleridir. Önemlilerinden bâzıları:

    Kayseri Kalesi: Beşinci asırda Bizans İmparatoru Justinianus yaptırmıştır. Birçok harpte zarar gören kale Birinci Alâeddîn Keykubâd zamânında tâmir edilmiştir. Daha sonra Karamanoğlu ve Osmanlılar devrinde tâmir edilerek kullanılmıştır. İç ve dış kaleden meydana gelmiş ise de bugün dış kale çok harab vaziyettedir. İç kale dörtgen plânlı 195 burçludur. Doğuda güneyde ve kuzeyde olmak üzere üç kapısı vardır.

    Zamantı Kalesi: Pınarbaşı yakınındadır.

    Şahmelik Kalesi: Develi ilçesinin Şahmelik köyü yakınlarındadır. Romalılar döneminde yapılan kale, Bizanslılar tarafından da kullanılmıştır. Günümüzde harab vaziyettedir.

    Yeşilhisar Kalesi: Adıyla anılan ilçededir.

    Develi Kalesi: Develi ilçesinin batısında sarp kaya üzerine yapılmıştır. Harab vaziyettedir.

    Hunad Hâtun Külliyesi: Anadolu Selçukluları devrinde yapılan ilk külliyelerdendir. 1238’de Birinci Keykubad’ın eşi Mahperi Hunad Hâtun tarafından yaptırılmıştır. Külliye, câmi, medrese, türbe ve hamamdan meydana gelmiştir. Câmi minâresizdir. Minâresi ve büyük kubbe de İkinci Abdülhamîd Han zamanında yaptırılmıştır. Külliye, taş işçiliği şâheseridir. Hamam 1968’de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tâmir ettirilmiştir.

    Kölük Câmii ve Medresesi: On üçüncü asır Selçuklu eseridir. 1205 senesinde Selçuklu kumandanlarından Mazaffereddîn Mahmûd’un kızı Atsız Elti Hâtun yaptırmıştır. 1335’te depremden zarar gören yapıyı Kölük Şemseddîn tâmir ettirdiği için onun ismi ile anılmaktadır. Câminin mihrabı ve çinileri çok meşhurdur. Medrese iki katlıdır.

    Hacı Kılıç Câmii ve Medresesi: Selçuklu vezirlerinden Ebû Kâsım Ali Tûsî 1242-1249 arasında yaptırmıştır. Câmi ve medresenin giriş kapıları nefis taş işçiliğinin güzel örneklerindendir. Câmi dışardan kale gibi gözükür. Sarı ve siyah taştan yapılmıştır.

    Ulu Câmi: On ikinci asır Selçuklu eserlerindendir. 1135’te yapılan eser 1,5 m toprağa gömülüdür. Melih Mehmed Gâzi tarafından yaptırılmıştır. Çeşitli zamanlarda tâmir gören eser ilk orjinal yapı özelliğini kaybetmiştir. Yanında türbe ve medrese vardır. En eski Türk eserlerinden ve Anadolu’daki ilk Türk câmilerinden olup, minâresi Türkiye’nin en uzun minârelerindendir. On sekizinci asrın sonlarında Reîsülküttâb Râşit Efendi yanına bir kütüphâne yaptırmıştır. Çok değerli yazma eserleri vardır.

    Kurşunlu Câmi: 1585’te yapılmıştır. Osmanlı devrine âittir. Asıl ismi Hacı Ahmed Paşa Câmiidir. Mîmar Sinan’ın eserleri arasında yer almaktadır. Hacı Ahmed Paşa, kaptân-ı deryâ idi. Kubbesi kurşundan olduğu için bu isim verilmiştir. Câmi külliyesinde kervansaray aşhâne, paşa odaları, medrese odaları ve şadırvan vardır.

    Fâtih Sultan Mehmed Câmii: 1478’de Fâtih Sultan Mehmed tarafından yaptırılmıştır. Kale içinde olduğundan Kale Câmii olarak da bilinir.

    Lalapaşa Câmii: Muslihiddîn Paşa tarafından 1308’de yaptırılmıştır. Lâle Câmii de denir. Minberi eşi bulunmaz bir şâheserdir. Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın hediye ettiği muhâfazada sakal-ı şerîf bulunmaktadır.

    Ulu Câmi: Bünyan ilçesindedir. 1256’da Kaluyan bin Karabuda tarafından yaptırılmıştır. Taç kapının kitâbe ve süslemeleri çok güzeldir. Kesme taş duvarları ile kale görünümündedir.

    Develi Ulu Câmi: Develi ilçesindedir. 1281’de Göçer Araslan ve eşi Saad tarafından yaptırılmıştır. Mihrabı çok süslüdür.

    Avgunlu Medresesi: On üçüncü asırda yapılmıştır. Medrese, Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yeniden restore edilmiştir.

    Sâhibiye Medresesi: 1267’de Selçuklu vezirlerinden Sâhip Ata yaptırmıştır. Kapısını çevreleyen geometrik işlemeler Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örneklerindendir.

    Köşk Medrese: 1341’de Alâeddîn Eratna tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştandır. Avlunun ortasında bir türbe vardır. Türbede Alâeddîn Eratna ve hanımı gömülüdür.

    Hâtuniye Medresesi: 1432’de Dulkadiroğullarından Nâsıreddîn Mehmed bin Halil tarafından yaptırılmıştır. Kapısının yanında sivri kemerli iki güzel çeşme vardır.

    Çifte Medrese(Şifaiye Gıyâsiye Medresesi): Biri medrese biri hastâne olmak üzere, bitişik iki yapıdan meydana gelmiştir. Dünyada ilk tıp fakültesidir. 1205’te Selçuklu Sultanı Gıyâseddîn Keyhüsrev kız kardeşi Gevher Nesibe Sultan adına vasiyeti üzerine vakıf olarak yaptırmıştır. Kapısı ince işlemeleri ile Selçuklu taş işçiliğinin ilginç örneklerindendir. Hastâne kısmının duvarına bitişik Gevher Nesibe Sultan Türbesi vardır.

    Keykubadiye Sarayları: Alâeddin Keykubâd’ın 1224’te yaptırdığı yazlık binâlardır. Küçük bir gölün kıyısında üç köşkten meydana gelmiştir.

    Sultan Hanı: Kayseri-Sivas yolunda, Palaş köyündedir. Kitâbesinden 1236’da yapıldığı anlaşılmaktadır. Avlusunda kare plânlı köşk mescid vardır. Konya Sultan Hanından daha büyüktür.

    Tekgöz Köprüsü: Kayseri-Ankara yolunda Kızılırmak üzerindedir. Kitâbesinden 1203’te Rükneddîn Süleymân tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Uzunluğu 120 m genişliği 27 metredir.

    Çokgöz Köprüsü: Kayseri-Yozgat yolunda, kızılırmak üzerindedir. On üçüncü asırda yapılmıştır. Değişik ebatlarda on beş gözden meydana gelmiştir. Yapılan tâmirler yüzünden orijinal yapısı kaybolmuştur.

    Karatay Hanı: Kayseri-Malatya yolundadır. Atabey Emir Celâleddîn tarafından 1240 senesinde yaptırılmıştır. Bezemeli kapısı çok güzeldir.

    Çifte Kümbet: 1247’de Sultan Birinci Keykubad, eşi Melîke Âdile için yaptırmıştır. Sivas Caddesi üzerindedir. Kare kaide üstünde sekizgen gövdeli kümbetin pramit külahı yıkılmıştır.

    Döner Kümbet: Kayseri-Talas arasındadır. 1276 senesinde BirinciAlâeddîn Keykubâd’ın kızı Şah Cihan Hâtun için yapılmıştır. 12 köşeli olup, üstü koni biçiminde bir külah ile örtülüdür. Sarımsı kesme taştan yapılmıştır. Bitki motifleri ve geometrik motiflerle süslüdür. Kümbete iki yönlü dar bir merdivenle çıkılır.

    Melik Gâzi Türbesi: Pınarbaşı ilçesine bağlı Melik Gâzi köyündedir. On ikinci asırda yapılmıştır. İki katlı olup, alt katta lahid odası, üst katta ise sandukaların bulunduğu oda vardır. Türbenin dış yüzü tuğlalarla kaplıdır. Tuğlalar geometrik desenler biçiminde dizilerek güzel bir görünüm kazandırılmıştır.

    Eski eserler: Kayseri’nin 20 km kuzeydoğusunda bulunan Kültepe, Hitit ve Asurlulara âit 4000 senelik bir yerleşim merkezidir. Eski adı “Kaniş” (Kaneş) idi. Kazılarda binlerce tablet bulunmuştur. Bu antik şehrin kalıntıları da vardır. Asurlu tüccarların bir kolonisiydi. Burada bronz ve bakır çağ devirlerine âit eserler de bulunmuştur. Karum: Kültepe yakınlarında eski bir Hitit ve Asur kenti kalıntısıdır. Erkilet: Hititlere âit bir kentin harâbeleridir. Soğanlı Harâbeleri: Roma devrine âit kiliseler vardır. Bu harâbeler Erdemli, Doğanlı, Araplı ve Göreme’dekilerle aynı özelliği taşır. Başköy’deki büyük kiliseye yer altı kanalları ile bağlıdır. Hepsi fresklerle süslüdür. Kayabaşı Mağaraları: Bünyan ilçesi yakınında olup, ilk çağlara âit sanat izleri bulunur. Roma Mezarı: Sahabiye Medresesi yanında M.Ö. üçüncü asra ve Romalılara âit bir mezardır. Fraktın Yazılı Kabartmalar: Develi ilçesi Fraktın köyü yakınında kayalar üzerinde Hititlere âit yazı ve resimlerdir. İmamkullu Kabartmaları: Develi ilçesinin İmamkullu köyü yakınındadır. Büyük bir kaya (Şimşek Kaya) üzerine yazılmış hiyeroglif yazılar ve kabartma resimler Hititlere âittir. Yemliha Kartalı: Kayseri müzesinde bir Hitit eseridir. Yekpâre granit taştan yapılmıştır. 2 metre 20 cm yükseklikte ve 4 ton ağırlıktadır.

    Tabiî güzellikler:

    Kayseri’de tabiî güzelliği ile meşhur pekçok mesire yeri vardır. Başlıca mesire yerleri şunlardır:

    Erciyes Dağı: Zirvesi devamlı karla örtülü ve İç Anadolu’nun en yüksek dağı olan Erciyes Dağı ve eteklerinde manzarası ve tabiî güzelliği fevkalâde olan mesire yerleri vardır. Ayrıca dağ, kayak sporlarına müsâittir. Erciyes ve Tekir yaylası kış aylarında dağcılık ve kış sporları merkezi özelliğini taşırken, yaz aylarında ideal bir dinlenme yeridir. Çeşitli tesisler, yüzme havuzu, telesiyej yanında dağ evi vardır. Uludağ’dan sonra Türkiye’nin en büyük kış sporları merkezidir. Bağlar: Merkez ilçe ile Erkilet, Gesi, Talas ve Hisarcık arasındadır. Boğaz Köprü: İl merkezinin batısında 20 km mesâfede bulunan bu mesire yeri Karasu yanındadır. Gesi: Tabii bir dinlenme, yeridir. Bağları türkülere konu olmuştur. Talas: Şehre 7 km mesâfededir. Hisarcık: Park ve yüzme havuzu vardır. Dağ evi, su, yeşillik, güneş ve devamlı rüzgâr ile eşsiz bir mesire yeridir. Hisarcık, dağ evine gitmek isteyenlerin geçtiği bir mesire yeridir. Mimar Sinan Parkı ile İnönü Parkı: Şehrin içindedir. Geniş bir sahaya yayılmıştır.

    Kapuzbaşı Şelâlesi: Kayseri’ye 170 km mesâfede, ilin güney sınırındadır. Torosların Hacer bölgesinde, yüksekliği yer yer 70 ilâ 150 metreyi bulan kayalardan çıkıp aynı adlı bir çayı meydana getiren şelâleler, Kayseri ve civârının en önemli tabiat harikalarından birisidir. Bir vâdide yükselen kayalıklara eski Türkçede “kapuz” adı verildiği için şelâleler bu adla anılmaktadır. Türklerin bahar mevsiminde buraya gelip şelâlelerin başında kopuz çaldıkları için bu adı aldığını nakledenler de vardır. Yedi ayrı kaynaktan çıkan sular, meydana getirdikleri şelâleler ile seyredenleri âdeta büyülemektedir.

    Kaplıca ve içmeleri:

    Kayseri ili içme ve kaplıca bakımından oldukça zengindir. Önemli ve meşhur kaplıcaları şunlardır:

    Bayramhacı Kaplıcası: Kayseri’ye 80 km uzaklıkta Bayramhacı köyü yakınlarındadır. Romatizmal rahatsızlıklara, gut hastalığına ve dolaşım sistemi rahatsızlıklarında faydalıdır. İçme kürleri karaciğer ve safrakesesi hastalıklarına iyi gelir. Kaplıca yanında tesisleri vardır.

    Yeşilhisar İçmesi: Yeşilhisar ilçesine 11 km uzaklıkta, Kayseri-Niğde yolu üzerindedir. Mîde ve barsak rahatsızlıklarına faydalıdır. Kaplıca yanında tesisleri vardır.

    Tekgöz Kaplıcası: Yemliha köyündedir. Çok eski zamanlardan beri kullanılan bu kaplıca nevralji, yarım felç, kırık ve çıkık ile kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.

    Hasanarpa Mâden Suyu: İl merkezine 12 km uzaklıkta Hasanarpa köyündedir. Mîde, karaciğer ve böbrek hastalıklarına iyi gelir.

  9. #9

    Konya

    TARİHÇE

    Her ulusun, her şehrin hatta her kasaba ve köyün kendine göre gelenek halinde devam ettire geldiği bir giyiniş şekli vardır. Konya'nın Cumhuriyetten önceki yıllarda özel bir biçimde bir giyim, kuşam, görenek ve adetleri vardır. Konya'nın bu kıyafeti Akşehir'de biraz değişmekte buna karşılık şehrin hemen kıyısında bulunan Sille Bucağının tamamen değişik bir biçimde kıyafeti vardır.

    Şimdi de Konya'nın kadın, erkek kıyafetleri üzerinde duralım : Konya kadının ev içi ve dışarıya giyilmek üzere iki kıyafeti vardır. Başta bir çember, üstünde işlik, alta (don) şalvar, ayağında ince yemeni biçiminde terlik veya örme patik bulunurdu. Bu kadının normal günlük iş kıyafetiydi.

    Konya kadının dış kıyafeti şu parçalardan meydana gelmektedir.

    a) İç Çamaşır : Eskiden kadın ve erkek için, iç çamaşırı bükme iplikten, ev tezgahlarında dokunarak, çamaşır bezi denilen kıvrık pamuklu bezden yapılırdı. Buna kıvratmada denilirdi. İç gömleklerin yakaları yoktur. Erkek ve kadının kol uzunluğu bileklerine kadar uzanmaz, etekler ise diz kapakları üzerine varırdı. Göğüs kısmı açık olurdu. İç çamaşırı kol ağızları ve boğaz kenarları kadınlarda oyalarla süslenirdi. İç don belden topuk üzerine kadar uzundu, paçaları çok dardı. Bel kısmı uçkur ile bağlanır, geniş olarak dikilirdi. Dış elbiseler ise, kadınbaşına koyu kırmızı bir fes giyerdi. Bu fesin kirlenmemesi için, fesin içine kellepoş denilen kısa kenarlı takke giyilirdi. Fesin etrafına ipekten ince bir şifon sarılır. Bunun üzerine ayrıca bir yazma dolanırdı. Şifonun faydası, başa iğne takıldığı zaman, iğne ağırlığının dengesini sağlar, fesin üzerine iki ucu sağ ve sol omuzda bulunan renkli çember örtülürdü.

    b) Entari : Konya'dan eskiden entariye pek ilgi gösterilmezdi. Ancak gelinler, birde yaşlı kadınlar entari giyerlerdir. Çünkü işlik ve şalvar entariden daha çok giyilirdi.

    c) İşlik : İşlik vücuda yapışırcasına sıkıca dikilen bir dış giyecekti. Yakadan göğüs boşluğu üzerine uzanır, buraya kadar düğmeli ve kapalı idi. Kolları bileklere kadar uzun olup, burada kol genişliği bir düğme ile daraltılarak giderilirdi. İşliklere, ala, kadife, pazen, basma, kutmişetari, şelaki, astar, kaput, humayun, yandım alamadım ve alpaktı. Renkleri ise, mevsimine göre seçilirdi. Bahar ve yazın yeşil, koyu yeşil, beyaz, açık sarı, nar çiçeği rengi ile açık mavi beğenilirdi. Sonbahar ve kışın ise koyu renklere ilgi gösterilir. Bunlar, koyu gri ve koyu mavi idi.

    d) Şalvar : Bir kadının giydiği şalvar 8-9 metre kumaştan yapılırdı. Akşehir ve çevresinde 14 metre kumaştan bir takım elbise yapıldığı söylenir. Şalvar, belden topuklara kadar uzanır, gayet bol dikilir, çekme payı buna eklenmektedir. Paçalar oldukça dar olup, vücudun hatları şalvarın kıvrımları arasında belirsiz hale gelmektedir.

    e) Hırka : Hırkanın içi astar, üstü şelaki ve diğer kumaşlardan yapılır. İçerisine pamuk döşenerek aynı yorgan biçimi dikilmektedir. Etekleri kalçaya kadar uzun olup, bir çeşit cekete benzer.

    f) Salta : Yünlü kumaştan dikilen, kollu ve ön kısmı açık, etekleri kısa, yarım ceketi andıran bir yelektir. Saltalar çok süslü yapılır. Sırma ve kaytanlarla çeşitle bezemeler yapılır. Saltalara ayrıca madeni parlak pullarda dikilir.

    g) Kebe : Bir çeşit salta olup kolları ve göğüs kısımları işlemelidir.

    h) Ayakkabı : Deve derisinden yapılmış, parlak arka kısmı açık pabuç, yanları lastikli uzun konçlu, bir çeşit topuklu kunduradır. Ayrıca mestle de giyilirdi.

    i) Süs ve Takılar : Fesin üzerine veya göğsüne elmas iğne takılırdı. Ayrıca boğaz kısmına inci mahmudiye, hamidiye, beşibiryerde altınlar ile altın kordonlu cep saati takılırdı. Parmaklarda kıymetli taşlı yüzükler, kulaklarda elmas küpeler takılırdı. Fakat bu takılar her kadında bulunmazdı. Kollardaki çeşitli bilezikler kadının en önemli ziğnetini ve süsünü meydana getiriyordu.

    Erkek Kıyafetleri

    Konya'nın erkek kıyafetleri, birbirinden farklılık arz eder. Her erkeğin görevine göre kıyafeti de vardır. Kıyafetlerinden o kişinin ne olduğu kolayca anlaşılırdı.

    1) Ulema Kıyafeti : Başta kırmızı veya deve tüyü rengi bir fes, üzerine açıldığı zaman bir adam boyu uzunlukta beyaz tülbent sarık bulunurdu. Fesin altında aynı kadın kelleposu gibi erkeklerin giydiği ve adına terlik denilen takke vardı. Başka bir çeşidi de üç peşli, astarlı entari giyilirdi. Sonradan bu usul terk edildi. Bu entari üzerinde de şal kuşak kuşanırdı.

    2) Abdestlik : Çuhadan, softan veya kıldan yapılmış bir çeşit pardesü olup, cep yerleri olmakla beraber cep keseleri yoktu.

    a) Cübbe : Kaşmir kumaştan yapılırdı. Aynı abdestlik biçiminde olup, ceplerin hem yeri, hem kesecikleri vardı.

    b) Lata : Yakası kalkıkça, iç göğüslerde cepleri vardı. Ağır kumaştan yapılan lata cübbeye benzerdi. Yakasından çapraz bulunan bir çeşit pardesü denilebilecek biçimdeydi.

    c) Biniş : Kol ağızları çok geniş bir çeşit cüppedir. Ayakkabılar, kalloş kundura ve mestten ibaretti.

    2) Esnaf Kıyafeti : Bu tip kişiler orta yaşlı kimselerden oluşurdu. Başlarında genellikle kırmızı fes, üzerine yazma sarık, sırtta koyu renklerin hakim olduğu salta, meydani işlik, ilmiye sınıfına benzeyen şalvar, ayakta beyaz yün çorap ve yemeni belde silahlıkla şal kuşak bulunurdu.

    3) Efe (Hovarda) Kıyafeti : Başta açık kırmızı, uzun sivri fes, arkada uzun koca püskül üzerinde kırmızı ince cemberli sarık işlik dar ve uzun kollu, yaka kapalı, karın boşluğuna kadar etek çapraz düğmeli ve ilikli, vücuda sıkı oturmuş bir çeşit gömlek. Bu gömlek pamuklu bezden yapılır, dokunuş çizgilerine göre isim alırdı. İnce meydan, beşparmak, meydai gibi işliğin üzerine kol uçları bileklerden dört parmak yukarıda dar vaziyette, içi astarlı ön kısımları kavuşmayan salta giyilirdi.

    a) Cepken : Etek, kol, yaka ağızları kaytanla süslü olan bir çeşit saltaya benzeyen cepkendi. Cepkenin yaka ve etek kısımları işlemeliydi.

    b) Kuşak ve Silahlık : Kuşaklar, gürün, trablus, acem, kesmiş, Tosya şallarından yapılır. Arasına yumuşak deriden yapılmış, bir çeşit cep görevini gören kat kat bulunan silahlık kuşanılır.

    c) Şalvar : İlmiyle (Ulema) sınıfından farklıydı. Diz kapaklarından aşağıya kadar uzanırdı. Bu sebeple adına şalvar yerine "dizlik" denilirdi. Ayaklarında kundura ve yün örgü çorap bulunurdu.

  10. #10
    KONYA'DA KÜLTÜR & SANAT

    KONYA TÜRKÜLERİ

    Konya'da en çok söylenen türküler, Bozlak ve Çukurova ile oynak makamlarıdır. Süratli okunduklarından oyun havası da denilir.
    Selçuklulardan bu yana devamlı çoğalıp gelen türkülerimiz sanat değerini ve geçmiş dönemlerin hissiyat ve fikirlerini müşahede etmekte olup diğer taraftan da hasret, tepki, ilenme, isyan etme, kafa tutma, ezgi, dilek, ağıt, yakınma, eğlence ve acımalar nakış nakış işlenmektedir.
    Konya türkülerinde güfte ve saz ikilisi büyük bir uyum içindedir. Seçilen her söz aynı tef ve kaşık seslerine adapte edilmiştir. Anadolu'nun zengin folklor hazinesinden biri de Konya'nın mahalli motif ve güzellikleri ile süslü türkülerdir. Eski dönemlerden Mevlevi dergahlarında semâ ayini içinde Konyalı müzisyenler kendi aralarında muhabbet yaparken oturak alemlerinde beste yapıp türkü söylemişler. Konya türküleri muhabbet toplantıları oturak alemlerinde bir arada sunulur. Konya türkülerinde bazıları:
    Konya Peşrevi,Sandıklı,Sabahın Seher Vakti,Menteşeli,Sille,Asabilsem,İçme Beyim, Urfalıyım, Mapushane, Üsküdar, Saffet Efendi,Turnalar,Bülbül,Aksaray Develisi, Efendim, Divan.
    Nafiledir Sevgilim,Aksinne,Karanfil,Çay Kenarı,Karakoyun,Emmiler,Enginli Yüksek Kayalarımız,Çıbık Telden Bağlamam,Lima,Süpürgesi Yoncadan,Aslan Mustafa'm,Kozan Dağı,Necip Oğlan,Bağlar Gazeli,Tosun At,Şerif Hanım,Memberi,Elmalı.
    Atımı Bağladım,Furun Üstünde Furun,Eczanenin Şişeleri,Camiinin Mazini Yok,Alim,Evlerinin Önü,Tatar,Eşme Kaya,Kabak,Elmaların Yongası,Güldibi Belleniyor, Baygın Cemilem,Hocam,Sabab Oğlanın, Karamanlı, Mezar Arası,Candarmalar, Hafız Mektebden Gelir, Mapus Damlarına Serdim Postu,Yeşilim.

  11. #11
    KONYALI VE KONYA'DA YAŞAYAN SANATÇILAR

    Hat Sanatı : Dr. Hüseyin ÖKSÜZ, Abdullah Rıza (Runyum) Efendi, Ahmet Ziya İBRAHİM, Dr. M: Esat GÜÇLÜ, Tahir GÜÇLÜ,

    Tezhip Sanatı : Sami ÖKSÜZ, Sinan HİDAYETOĞLU, Şemseddin KÜÇÜKAZAY, Osman ŞİŞMAN, Veli ACAR (Nakkaş)

    Ebru Sanatı : Mukadder Kavas DİKİCİ

    Çini Sanatı : Veli TUNA, Ayşegül ÖKSÜZ, Şengül KÜÇÜKEŞMEKAYA,

    Seramik Sanatı : Ayşe AYDEMİR, H. Nurgül BEGİÇ

    Vitray Sanatı : Fisun BATÇA, Ayşe AYDEMİR

    Resim Sanatı : Mehmet ÖZEL, Yrd. Doç. Alaybey KARAOĞLU, Prof. Dr. Hasan PEKMEZCİ, Orhan CEBRAİLOĞLU, Doç. Dr. Zeki ŞAHİN, Zuhal ARDA, Doç. Dr. Mehmet UYANIK, Nesip KOCER, Halit BARDAKÇI, Erdoğan MUNİS, Ali Sami BÜYÜKYAĞCI, H.Hüseyin ARIASLAN, M. Necati BÜYÜKKALKAN, Ayşe ASLAN

    Grafik Sanatı : Mehmet BÜYÜKÇANGA Küdekari : Mevlüt ÇİLLER, Ahmet YILÇAY

    Fotoğraf Sanatı : Cahit SAĞLIK, Zeki OĞUZ

    Boyama Sanatı : Yrd. Doç. Fatma KOYUNCU

    Keçe Yapım Sanatı : Mehmet GİRGİÇ

    Minyatür Sanatı : Ahmet EFE

    Sim-Sırma : Sebahat ENDAM

    Tesbih Sanatı : Nurettin KÜÇÜKOKKA

    Oya Sanatı : Hayriye TOKER

    Naht Sanatı : İbrahim KABAKÇI, Fahrettin ŞİŞMAN, Cengiz BİLGE, Faiz BİLGE, Mehmet KÖSEOĞLU, Rahim KÖSEOĞLU, Halil AÇIKGÖZ, Yusuf Ziya ÖZTÜRK, S. Mehmet ÇOLAKOĞLU,

    MAHALLİ SANATÇILARIMIZDAN BAZILARI

    Ahmet ÖZDEMİR, Ramazan KOYUNCU, Mustafa KONYALI, Mustafa KAZANOVA,

    Zekeriya CİVELEK, Ahmet ALICI, Nuri CENNET, Rıza KONYALI, Kemal PEKÇAĞLAR; Muharrem EZDER, Osman ERDEN

  12. #12
    KONYA EFSANELERİ

    a) Alaeddin Tepesi : Konya Selçukluların başkenti iken Sultan Alaeddin bir cami yaptırmak istedi, bunun için şehrin meclisi şehrin ortasında bir tepe meydana getirilmesinin ve bu tepenin üzerine camiin yapılmasını kararlaştırdı. Bu maksatla bir toprak vergisi kondu. Herkesin hissesine düşen toprağı çuval ve torbalarla getirmesi suretiyle meydana geldi. Camiin inşasına başlandı. Bir gün Sultan Alaeddin tepeye çıktı ve şehir halkının evlerinin damlarında yarı çıplak yattıklarını gördü. Bunun üzerine tepeye yalnız camiinin yapılmasını, sarayın ise tepenin eteklerine inşasını istedi.

    b) Üçler : Üç dervişe hasta olan efendileri "Sizin kısmetiniz burada kesildi, Konya'ya gidin" demesi üzerine Horasan'ı bırakıp Konya'ya göç ederler. Kale kapısına vardıklarında önlerine yüzüpeçeli derviş kılıklı bir adam çıkar ve "Gelin der, sizin yeriniz Mevlanâ Dergahı'dır, oraya yerleşeceksiniz." Yol gösteren derviş peçesini kaldırır. Bir de ne görsünler, hasta olan kendi mürşitleri değil mi? Mehmet, Mahmut ve Ahmet adlarında bu üç derviş ölünce Mevlanâ'ya yakın yere gömüldüler. Mezarlığa Fatih Sultan Mehmed zamanında Üçler adı verildi.

    c) Şems'in Kuyusu : Konya'lı iki hacı Kabe'yi ziyarete giderler. Su alırken tası zemzem kuyusuna düşürürler, fakat çıkaramazlar. Konya'ya geldiklerinde aynı tası Şems'in türbedarının elinde görürler. Nereden aldın bu tası ? diye sorduklarında türbedar, Şems'in kuyusundan aldığını söyler.

    c) Deve Taşı Efsanesi : (Seydişehir) Seyyid harun küpe dağının eteklerinde şehri kurarken bir haber ulaşır. Ilgın - Kadınhanı arasındaki Mahmuthisar köyündeki tekke de müridleri ile oturan Didiği Sultan adlı bir ermiş şeyh, ayıya gem vurarak binmiş, müridleri ile birlikte Seyyid'in ziyaretine gelmektedir. Haberi alan Seyyid'in Harum, müridlerini toplar, oradaki kocaman bir kayaya "Deve ol" der, deve şekline giren kayaya binerek Didiği Sultanı karşılar. Keramet ehli iki pir, Seydişehir'in girişinde buluşurlar. Didiği Sultan bindiği ayıdan iner, onu dağa sürer. Seyyid Harun'da bindiği taş deveyi çöktürür, oda iner, böylece helalleşip görüşürler. Seyyid Harun'un bindiği taş deve, çöktüğü yerde olduğu gibi kalır. Yüzyıllar boyunca, deveye benzeyen bu kaya parçası, halk tarafından ziyaret edilerek efsanesi anlatılır. Devetaşı olarak bilinen kaya bu gün Aliminyum tesisleri lojmanları arasında kalmıştır.

    Bu efsanelerin dışında daha çok sayıda Konya'ya ve ilçelerine ait efsane mevcuttur. Bunları isim olarak zikretmek faydalı olacaktır. "Kaşıkçı güzeli", "Nasrettin Hoca" "Güllü Baba", "Neyzen Hamza", "Dede Efsanesi", "Amazonlar Efsanesi", "Itri Efsanesi", "Yunus EFsanesi", "Tahir ile Zehre Efsanesi", "Kızlar Kayası Efsanesi"

  13. #13
    1-Karatay
    2-Meram
    3-Selçuklu
    4-Ahırlı
    5-Akören
    6-Akşehir
    7-Altınekin
    8-Beyşehir
    9-Bozkır
    10-Cihanbeyli
    11-Çeltik
    12-Çumra
    13-Derbent
    14-Derebucak
    15-Doğanhisar
    16-Emirgazi
    17-Ereğli
    18-Güneysınır
    19-Hadim
    20-Halkapınar
    21-Hüyük
    22-Ilgın
    23-Kadınhanı
    24-Karapınar
    25-Kulu
    26-Sarayönü
    27-Seydişehir
    28-Taşkent
    29-Tuzlukçu
    30-Yalıhöyük
    31-Yunak

  14. #14
    Konya ili
    ;Anadolu Yarımadası'nın ortasında bulunan İç Anadolu Bölgesi'nin güneyinde,şehrin kendi adıyla anılan Konya bölümünde yer almaktadır.

    İlimiz topraklarının büyük bir bölümü,İç Anadolu'nun yüksek düzlükleri üzerine rastlar.Güney ve güneybatı kesimleri Akdeniz bölgesine dahildir.Konya,coğrafi olarak 36º 41' ve 39º 16' kuzey enlemleri ile 31º 14' ve 34º 26' doğu boylamları arasında yer alır.Yüzölçümü 38257 km2 (göller hariç)'dir.Bu alanı ile Türkiye'nin en büyük yüzölçümüne sahip olan ilidir.Ortalama yükseltisi 1016 m'dir.İdari yönden,kuzeyden Ankara, batıdan Isparta, Afyonkarahisar, Eskişehir, güneyden İçel, Karaman, Antalya, doğudan Niğde, Aksaray illeri ile çevrilidir.

    Konya ili, doğal açıdan kuzeyinde Haymana platosu, kuzeydoğuda Cihanbeyli Platosu ve Tuz Gölu"'ne, batısında Beyşehir Gölü'ne ve Akşehir Gölü'ne, güneyinde Sultan Dağları'ndan başlayan Karaman ilinin guneyine kadar devam eden, Toros yayının iç yamaçlaro önünde bir fay hattı boyunca oluşmus volkanik dağlara, doğusunda ise Obruk platosuna kadar uzanır.

    İlin uç noktalarını kuzeyinde Kulu'nun Köşkler Köyü, batısında Akşehir'in Değirmen Köyü, güneyinde Taşkent'in Beyreli Köyü, doğusunda ise Halkapınar'ın Delimahmutlu Köyü uç noktalarını oluşturmaktadır.

  15. #15
    Alaeddin Camii:

    Anadolu Selçuklu Devri Konya'nın en büyük ve en eski camiisidir.Şehir merkezinde yüksekçe bir hüyük olan Alaeddin Tepesi üzerine inşa edilmiştir.Selçuklu Sultanı Rükneddin Mesud I'in son zamanlarında başlanılmış,Kılıçaslan I I (1156-1192) devrinde inşatına devam edilmiş,Sultan Alaeddin Keykubad I tarafından 1221 yılında tamamnalarak hizmete açılmıitır.
    Camii İslam mimarisi yapı tarzında inşa edilmiştir.Üzeri ağaç ve toprakla örtülmüştür.İçerisi Sütunlar ormanını andırmaktadır.Bizans ve klasik devirlere ait 41 taş mermer sütundan ibarettir.Camii'nin en ilginç taraflarından birisi de minberidir.


    Minber abanoz ağacından birbirine geçmiş olup,Anadolu Selçuklu ahşap işlemeciğinin en güzel örnekleridir.1155 yılında Ahlat'lı Mengum Berti tarafından yapılmış bir şaheserdir.Çinilerle süslü mihrabın önünde çini süslü kubbesi ile örtülmüş bir saha mevcuttur.Mihrab ve kubbelerin çinileri kısmen sökülmüştür.


    İplikçi Camii:
    Alaeddin Caddesi üzerindedir.Şemseddin Altınoba tarafından 1201 yılından sonra yaptırılmış,Somuncu Ebubekir tarafından genişletilmiş,yenilenmiştir.(1332) Cami İplikçiler Çarşısında bulunduğu için İplikçi Camii ismini almıştır.
    1951-1960 yılları arasında Klasik Eserler Müzesi olarak kullanılan camii 1960 yılında tekrar ibadete açılmıştır.


    Sahip Ata Camii ve Külliyesi:

    Anadolu Selçuklu Devleti Vezirlerinden Sahip Ata tarafından 1258-1283 yılları arasında inşa edilmiş olan mescid türbe hanigâh ve hamamdan ibarettir.Mimarı Abdullah Bin Kellük'tür.


    Sadrettin Konevi Camii ve Türbesi:
    Konya'nın Şeyh Sadrettin mahallesindedir.1274 yılında yapılmıştır.Giriş kapısındaki kitabede adı geçen Sadrettin Konevi aslen Malatyalı olup,Konya'ya yerleşmiş,zamanın tanınmış bilginlerindendir.Muhiddin İbni Arabi'den tahsil ve terbiye görmüş,Konya'daki hanikâhında hadis ilimleri okutulmuştur.Mevlâna'ya derin bir sevgi ile bağlanmıştır.
    Türbe,Camiinin doğusundaki avluadır.Açık türbeler tipinin ayakta kalan tek örneğidir.Türbenin şekli Selçuklu kümbetlerine benzer.Gövde açık,kaidesi mermer işlme olan türbenin üzerinde,köşeli bir tambura oturan,kafes şeklinde ahşap bir külah vardır.


    Selimiye Camii:
    Mevlâna Dergâhının batısında inşaatına Sultan Selim II'nin şeyhzadeliği zamanında başlanmış (1558-1567) arasında tamamlanmıştır.Camii Osmanlı klasik mimarisinin Konya'daki en güzel eserlerindendir.Kuzeyinde altı sütuna istinat ettirilmiş yedi kubbeli son cemaat yeri ve mermer süverli geçme basık kemerli cümle kapısı mevcuttur.Ahşap kapı kanatlarından sağdakine "Mescitte Mümin,suda balık gibidir",ibareleri mevcuttur.Son cemaat yerinin sağ ve solunda tek şerefeli iki minaresi vardır.


    Şerafettin Camii:

    Hükümet konağının güney cephesindedir.Camii ilk defa XII.yüzyılda Şeyh Şerafettin tarafından yaptırılmış,1336 yılında tamamen yıktırılarak Çavuşoğlu Mehmet Bey tarafından inşa ettirilmiştir.Camii gövdesi kesem taşlardan büyük bir kubbe ile örtülmüştür.Kubbeyi 10 fil ayağı tutmakta,güneyinde bir yarım kubbe ile desteklenmektedir.Mihrabın bulunduğu kısmı dışarıya taşmaktadır.Yarım bir kubbe ile örtülmüştür.Güney kısmı hariç diğer yönlrdeki iknci kat mahfellri bulunmaktadır. Camii iç yazıve nakışlarla dekorize edilmiş olup,mermer işlemeli mimber ve mihrabı takdire değer bir sanat eseridir.Sonradan ilave edilmiş tek şerefeli bir de minaresi vardır.Osmanlı camii mimarisinin en mümeyyiz vasıflarından birisi olan cemaat yerine yer verilmiş olup,altı mermer sütun üzerine oturmuş yedi küçük kubbeyle örtülmüştür.


    Kapu Camii:

    Konya'da merkezde sarraflar (çıkrıkçılar) caddesi üzerindedir.Asıl adı İhyaiyye olup eski Konya Kalesinin kapılarından birinin çevresinde yer aldığında Kapı Camii adıyla anılır.
    Camiilk defa 1658 yılında Mevlevi Dergahı Postnişinlerinden Pir Hüseyin Çelebi tarafından yaptırılmıştır.Bir süre sonra yıkılan bu camii 1811 yılında Konya Müftüsü Esenlilerzade Seyyit Abdurrahman yenilemiş,1867 yılında bir yangın camiyle birlikte bu civarda vakıf dükkanları da yok etmiş.Bu olaydan bir yıl sonra camii üçüncü defa yeniden yapılmıştır.Bu yeni inşaasına dair 1285 H.(1868 M) tarihli kitabesi taç kapısı üzerinde yer almaktadır.
    Kapı Camii Konya'da yer alan Osmanlı dönemi camilerinin en büyüğüdür.Kuzeyinde on mermer sütuna istinat eden yüksek bir son cemaat mahalli ve basık kemerli bir cümle kapısı vardır.Ayrıca doğu ve batı yönlerinde de birer kapısı bulunmaktadır.
    Kesme taşlardan inşa edilen camiinin üzeri dıştan çatı,içten büyüklü küçüklü 8 kubbe ile örtülüdür.Taş Mihrabı ve ahşap minberi sadedir.

  16. #16
    SARAY ve HANLAR


    Kubad-Abad Sarayı

    Beyşehir gölünün güneybatısında yer almaktadır. 1226- 1236 yıllarında yaptırılmıştır. Türk Saray Külliyesinin en eski örneğidir.


    Zazadin Han

    Konya-Aksaray yolunun 25. km.dedir. 1236 yılında yapılmıştır.

    Horozlu Han

    Konya-Beyşehir yolu 44 km.dedir. Kışlık ve yazlık olarak iki tipte yapılmıştır.


    Obruk Han


    Konya-Aksaray yolundadır. Tipik bir Selçuklu Hanıdır.

  17. #17
    Kayıtsız
    Misafir

    çok uzun

    bu ne böyle çok uzun okuyamadım bile sadece bakmakla yetindim :D

  18. #18
    AKSARAY'IN KISA TARİHÇESİ

    MÖ. 7000-6000 yıllarında Neolitik devirde Anadolu medeniyetinin ilk izlerini gördüğümüz Konya yakınlarındaki Çatalhüyükte Hasandağı’na dolayısıyla Aksaray’a ait vesikalara rastlanmaktadır.
    Burada Hasandağı’nın lav püskürttüğünü tasvir eden bir kazıntı resme rastlanmıştır. Neolotik dönemde Aksaray ve çevresi iskan görmüştür. Kalkolitik ve eski demir devirlerinde iskan olup olmadığı bilinmemekle birlikte çevre köylerde (Böget ve Koçaş) bu döneme ait seramiklere rastlanmaktadır.

    MÖ. 3000-2000 yıllarında Anadoluda Hatti kavmi yaşanmıştır. Bu dönemde Asurlu tacirler burada ticaret yapmışlardır. Aksaray’ın ilk ve orta tunç devirlerindeki durumunu Acemhüyük ören yerlerindeki yapılan arkeolojik kazılardan ve müze müdürlüğünün satın almış olduğu eski eserlerden öğrenmekteyiz.

    Bu dönemde Asurlu tüccarlar Mezopotamya’dan gelerek şehirlerin banliyölerinde ticaret merkezi kurmaya başlamışlardır.


    Asurlu tüccarlar yazıyı biliyorlardı. Pişirilmiş çamur üzerine yazılmış metinler, çamurun pekiştirilmesi suretiyle yapıştırılıyordu. Hüyük, MÖ. 3000’den itibaren iskan edilmiştir. Acemhüyük’ün en parlak devirleri MÖ. 2000 yılının ilk yarısına isabet etmektedir.

    Koloni döneminin sonlarına doğru, MÖ. 1700 yıllarında Kafkaslardan gelen, küçük şehir devletleri kuran ve Anadolu’da, askeri bir devlet halinde bir kavmin varlığını görüyoruz. Hint-Avrupalı olan bu kavmin Anadolu da siyasi iktidarı ele geçirerek kurduğu devlet, eski Hitit Devletidir. Aksaray’da Hititlere ait eserler bulunmamakla beraber mağlup memleketler arasında Aksaray’ın adı geçmektedir.

    Orta Anadolu’da MÖ. 13yy. sonlarına kadar devam eden Hitit egemenliği MÖ. 12 yy. da batıdan (Trakya) gelen ve deniz kavimleri olarak bilinen kavimlerin en güçlüsüdür.

    Yanardağ küllerinin sıkışmasından oluşan tüf tabakalarının çok kolay kazılabilme özelliği nedeniyle bölgemize çok sayıda yer altı şehri ve dik yamaçlara kaya içinde yerleşme birimleri yapılmıştır. 7 yy. sonlarından itibaren Müslüman Arapların Anadolu üzerinden İstanbul’a yaptıkları sefer nedeni ile bölgeye sığınan Hıristiyanların sayısı çok artmış, Ihlara Gelveri ve Göreme gibi yerleşim birimleri oluşmuştur.

    Aksaray, 1142 tarihinde Selçuklular tarafından zapt edilmiş ve 1470 yıllarındaki Osmanlı hakimiyetine kadar İlhanlı, Danişmentli, Karamanoğulları egemenliğinde kalmıştır. 1470 yıllarında Aksaray’ı ele geçiren İshak Paşa tarafından, Fatih Sultan Mehmet’in emri ile halkın bir bölümü İstanbul’a nakledilmiştir.

    SELÇUKLULAR DÖNEMİNDE AKSARAY

    1142 yıllarında Selçuklu egemenliğine giren Aksaray’a giren II Kılınçaslan zamanında saraylar, medreseler, zaviyeler, kervansaraylar yaptırılmış, Azerbaycan ve başka yerlerden Müslüman halk, gazi, mücahit, alim, ticaret erbabı getirerek yerleştirilmiştir.



    Bu yıllarda Aksaray, bir Selçuklu askeri üssü durumundadır. Kılınçaslanın babası Sultan Mesud, Danişmentlere karşı Aksaray’ı bir askeri üs olarak kullanmıştır. Ve burada bazı tesisler yaptırmıştır. II. Kılınçaslan burada bir saray yaptırarak Arkhelais adını Aksaray’a çevirdi ve burası ikinci payitaht gibi idi. II. Kılınçaslan kendi adını taşıyan türbede ebedi uykusundadır. Aksaray, Selçuklu ve Karamanoğlu dönemlerinden kalan eserler yönünden oldukça zengindir.

    OSMANLILAR DÖNEMİNDE AKSARAY

    1470 yılında İshak Paşa tarafından ele geçirilen Aksaray Osmanlı hakimiyetine girmiştir. İstanbul’un fethinden sonra boşalan şehrin iskanı için, Aksaray halkının büyük bir bölümü İstanbul’a nakledilmiştir. Ve bu şehirde bir semte de Aksaray adı bu nedenle verilmiştir.

    Aksaray, Osmanlı sınırları içine alındıktan sonra Fatih adına yapılan ilk tahrirde Aksaray vilayeti olarak gösterilmiştir.



    Kanuni Sultan Süleyman zamanına kadar Aksaray, Karaman eyaletine bağlı bir kazadır. Kanuni devrinde Konya’ya bağlı bir sancaktır. Cumhuriyet dönemine kadar bu şekilde devam ede gelmiştir.

    CUMHURİYET DÖNEMİNDE AKSARAY

    H. 1336 M. 1920 yılında Aksaray Vilayet olmuştur. 1933 yılına kadar 13 yıl vilayetlik yaptıktan sonra vilayetliği lağvedilmiştir. 20.3.1933 tarihinde 2197 sayılı kanunun 3. maddesi ile Niğde’ye ilçe olarak bağlanmıştır.

    1989 yılının 15 Haziran gününe kadar 56 yıl kaza olarak kalmış olan Aksaray, bu tarihte eski hakkı iade edilmek suretiyle tekrar vilayet olmuştur.

    KÜLTÜR VE TURİZM FAALİYETLERİ OLGUSU İÇİNDE İL VE ÇEVRESİNİN YERİ

    Geniş tarihi içerisinde Aksaray çeşitli medeniyetlere beşiklik yapmıştır. Güzelyurt ve Ihlara Hristiyanlarca önemli dini merkezler durumundadır. Bu kavimlerin hakimiyeti Friglerin Anadolu’yu istilaları ile son bulmuştur.

    MÖ. 1200-700 yıllarında Hititler devrinde Aksaray çok büyük önem kazandı. Son yıllarda şehir merkezinde ve çevresinde yapılan kazılar M.Ö. 1100-1000 yılları ile 9 yy. ait Hitit hiyeroglifi ile yazılmış kitabelerin bulunması bu durumu ispatlamaktadır.

    MÖ. 6 yy. da Perslerin Frig devletini ortadan kaldırması ile tüm Anadolu Pers egemenliğine girmiştir. Perslerin Yunanistana ilerlemeleri Grekopers kültürü adı verilen yeni bir uygarlık geliştirmiştir. Bu durum M.Ö. 3 yy. da Büyük İskender’in Persleri ortadan kaldırmasına dek devam eder.

    Büyük İskenderle başlayan ve MÖ. 300 yıllarında sona eren döneme Helenistik dönem adı verilmektedir. Büyük İskender’in ölümünden sonra bölge kumandanlar arasında paylaşılmıştır. Aksaray’da Kapadokya Beyleğine bağlanmıştır. Bu dönemde Aksaray’ın ismi Arkhelais olmuştur. Roma İmparatorluğunun M. S. 395 de ikiye ayrılması ile Doğu Roma İmparatorluğu içinde kalan bölgemiz Doğu Romanın Bizans ismini almasından sonra (1071-1174) Bizans egemenliğinde kalmıştır.

    M.S. 1 yy. da Havari St. Paul ve müritleri tarafından Anadolu da yayılmaya başlayan Hristiyanlık, çok tanrılı Roma taraftarlarının büyük tepkisine neden olduğundan, ilk Hristiyanlar korunma açısından daha elverişli yerlere yerleşmeye başlamışlardır. Ayrıca inzivaya çekilmek isteyen bir çok din adamı da bu bölgeye gelmiştir.

    Gerek Manastır Vadisi ve gerekse Ihlara Vadisi içerisinde bulunan kaya oyma yüzlerce manastır ve kilise, her yıl yüz binlerce yabancının ziyaret ettiği çok önemli turizm merkezlerimizdir.

    Jeolojik yapısı itibarı ile de bu yöremiz, bozulmamış tabii güzelliklere sahip, bir çok oyma yerleşim yeri ve yer altı şehrinin bulunduğu, kaplıcaların yer aldığı hem dini, hem doğal güzellikler ve hem de termal turizm açısından değer ifade etmektedir.

    Hasandağı avcılık, dağcılık ve kış sporları bakımından önem arz eder. Ayrıca yayla olarak yöre halkının rağbet ettiği bir yerdir. 1990 yılı içerisinde kış sporları Turizm merkezi olarak ilan edilmiştir.

    Selçuklu ve Karamanoğulları eserlerinin pek çok olduğu Aksaray, Han ve kervansarayları, Zinciriye Medresesi, Ulu Camii, Eğri Minaresi yanında Somuncubaba (Şeyh- Hamidüdini Aksarayi), Yunus Emre ve Tabduk Ermesi ile İslam aleminin ilgisini de üzerine çekmektedir. Zinciriye Medresesi (Halen müze olarak kullanılmaktadır) ki müderris yetiştiren zamanın en büyük okullarından birisidir. Somuncu Baba ve Hacı Bayram-ı Veli burada öğretmenlik yapmışlardır.

    Aksaray, tarihi, kültürel ve turizm açısından ele alındığında, Hristiyanlık öncesi, Hristiyanlık dönemi ve İslami döneme ait bir çok esere sahip, kolektif açık hava müzesi durumundadır. Doğu-Batı, Güney-Kuzey ana yollarının bağlantı noktasında bulunması, Dünya’nın ve Türkiye’nin her yerine kolayca ulaşılmasından dolayı önemli bur turizm merkezi olma konumunu muhafaza etmektedir.

  19. #19
    YOZGAT
    GENEL BİLGİLER

    Yüzölçümü: 14.132 km²
    Nüfus: 582.839 (1990 Geçici)
    İl Trafik No: 66
    Yozgat, İç Anadolu ve Karadeniz Bölgesi arasında geçiş noktası oluşturmaktadır. Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biri olan Yozgat, Anadolu Halk Edebiyatının zengin ürünlerini barındırmaktadır.

    İLÇELER


    Yozgat ilinin ilçeleri; Akdağmadeni, Aydıncık, Boğazlıyan, Çandır, Çayıralan, Çekerek, Kadışehri, Saraykent, Sarıkaya, Sorgun, Şefaatli, Yenifakılı ve Yerköy'dür.
    Akdağmadeni: Yozgat'ın doğusunda yer alır. Akdağmadeni ve köylerinde yer alan tarihi eserler arasında 13. yüzyılın ilk yarısında yaptırılan Behramşah Kalesi, 15. yüzyıla tarihlenen Ali Çelebi Türbesi ve Mahmut Çelebi Türbesi ile kesme taştan yapılan bir kilise vardır.
    Çayıralan: Yozgat'ın güneydoğusunda yer alır. Çayıralan'da yer alan tarihi eserler arasında, 1855'e tarihlenen Çerkez Bey Türbesi ve hemen yanında bulunan, 1152 yılında yaptırıldığı tespit edilen Kubbeli Cami ile Çokradan Köyü Cami vardır.

    Sarıkaya: Sarıkaya ilçesi Yozgat'ın güneydoğusunda yer alır. Şifalı kaplıcaları ile tanınan bu ilçede Roma sitili yapılara, büyük taşlarla örülü duvar kalıntılarına sık sık rastlanmaktadır.

    Saraykent: Saraykent ilçesi Yozgat'ın doğusunda yer almaktadır. İlçe merkezine 1 km. mesafede bulunan sıcak su kaplıcası şifa arayanlara hizmet vermektedir. İlçede çok sayıda mağara bulunmaktadır. Bu mağaraların Bizans dönemine ait olduğu belirtilmektedir. Ayrıca, 1221 yılında Valide Sultan Mahperi Hatun tarafından yaptırılan, Çinçinli Sultan Hanı ilçe merkezinin 16 km. kuzeyinde yer almaktadır.

    Sorgun: Sorgun Yozgat'ın doğusunda bulunmaktadır. İlçe sıcak su kaynakları bakımından zengindir. Ayrıca, Sorgun'da Salih Paşa tarafından 1813 tarihinde yaptırılan Salih Paşa Camii bulunmaktadır.
    Yerköy: Yerköy ilçesi Yozgat'ın batısında yer alır. Saray Köyünde bulunan Saray Köyü Çapanoğlu Camii 1765' de Kapucubaşı Çapanoğlu Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır.

    Nasıl Gidilir


    YOZGAT
    NASIL GİDİLİR


    İlin karayolu ve demiryolu ulaşımı mevcuttur. En yakın havalimanı 220 km mesafedeki Ankara ve Kayseri Havalimanlarıdır.
    Karayolu: İlin karayolu ile diğer illere bağlantısı vardır. Kent merkezinde yer alan terminale ulaşım, şehir içi minibüsleriyle sağlanmaktadır.

    Otogar Tel: (+90-354) 2125808
    Demiryolu: Ankara-Kayseri ve Doğu Anadolu bölgesine bağlantıyı sağlayan demiryolu Yozgat'tan geçmektedir. Yerköy, Şefaatli ve Yeni Fakılı İlçelerinde Tren istasyonu bulunmaktadır. Gar istasyonları İlçe merkezlerindedir.

    Yerköy Gar İstasyonu , Tel: (+90-354) 516 26 64
    Şefaatli İstasyonu, Tel: (+90-354) 564 11 72
    Yenifakılı İstasyonu, Tel:(+90-354) 612 10 18

    Camiler

    YOZGAT




    Çapanoğlu Camii

    1779 yılında Mustafa Bey tarafından yaptırılmıştır. Yapı kubbeyle örtülü 3 bölmeli son cemaat yeri ile tek kubbeli ana mekandan oluşmaktadır. 1794 yılında Süleyman bey bunun önüne benzer planda ikinci bir mekan ekletmiştir. Daha sonra en dışa küçük bir giriş revağı eklenmiştir. Arka arkaya dizilmiş bu yapılar yakın zamana değin Geç Dönem Osmanlı resim sanatının özgün örnekleriyle bezenliydi. Ancak yapılan onarımlarla resimleri çoğu yok olmuş yada değişmiştir. Ana mekanda mahvildekiler dışında büyük ölçüde özgünlüğünü yitirmiş, mahvilin ikinci katında yan kubbelerde yeşil, al, mavi ve sarının kullanıldığı çeşitli çiçek, yaprak ve meyve resimleri yer alır.

    Başçavuş Camii

    1800-1801 yıllarında Çapanoğlu Süleyman Bey’in Başçavuşu Halil Ağa tarafından yaptırılmıştır. Caminin iç mekanı kare planlıdır. Kırma çatılı, taş ve tuğla karışımı kargir bir yapı olan caminin kuzeybatısına yapışık yuvarlak gövdeli minaresi ile büyük bir avlusu vardır. Batı tarafı hazire olarak kullanılmıştır. Caminin mihrabı tezniyatsız olup mihrabın üzerinde aynı seviyede devam eden ağaçtan oyma stilize dal ve çiçek motifleri yer alır. Güney cephede ve tavana yakın yerlerde sivri nal kemerli alçı işleri ve renkli camlarla bezeli pencereler mevcuttur. Tavan örneği çok nadir görülen çıkmalı rozet,stilize edilmiş nebatad ve kafes motiflerinden oluşan göbek motifleri,ahşap oymadan ibaret bir süslemeyle bezelidir. Duvarlar gül ve diğer çiçek motifleriyle süslüdür.

    Kayyumzade (Demirci Ali Efendi) Camii

    1804 yılında Cevheri Ali Efendi tarafından yaptırıldığı yazıtından anlaşılmaktadır. Kırma çatılı son cemaat yeri olan haremin birleştiği kuzeydoğu köşesinde,çokgen minaresi olan,geniş avlu içinde kurulmuş olan yapıya kuzeydeki tek kapıdan girilir. Avlunun doğu iç duvarında iki ağaç direk üzerine oturan ufak bir revaklı kısmı vardır. Bu bölümün güneyine bir medrese yapılmış ve uzun süre bu amaçla kullanılmıştır. Caminin mahvil galerisinde ahşap oyma bitkisel ve geometrik motifler,kemerlerde ise Barok tarzda kalem işleri vardır. Kare biçimli tavan göbeği geometrik motiflerle bezelidir.

    Cevheri (Cevahir) Ali Efendi Camii

    Yazıtına göre 1788 yılında Çapanoğulları döneminde Cevahir (Cevheri) Ali Efendi tarafından Hacı Mehmet Ağa adına yaptırılmıştır. Cami kareye yakın dikdörtgen bir plan üzerine kurulmuş,düz ahşap tavanlıdır. Yapıyı çevreleyen sarı kesme taştan yapılmış avlu duvarı vardır. Caminin kuzeydoğusunda yapışık,kare kaide üzerine oturan,armudi iri topuklu,çokgen gövdeli,beyaz kesme taştan yapılmış minaresi,kemerli profillerle genişleyen şerefe ve kurşun kaplamalı külahı ilgi çekicidir. Mahfilin orta kısmı balkon gibi güneye doğru çıkıntı yapar. Revaklı bölümün içinde bir lahit yer alır.

    Kubbeli Cami


    Çayıralan İlçesinde, Çerkezbey türbesinin yanındadır. Caminin orijinal kitabesi bulunmamasına karşın,son cemaat yerinde hareme giriş kapısı üzerinde 1152 yılında yapıldığı yazılıdır.

    Salih Paşa Camii

    Sorgun ilçesindeki caminin yazıtından Salih Paşa tarafından 1813 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır. 1955 yılında batı duvarı sabit kalmak suretiyle orijinal planı pek bozulmadan tamamen yenilenmiştir.

    Saray Köyü Çapanoğlu Camii


    Yerköy İlçesi, Saray Köyündeki camii 1765 de Kapucubaşı Çapanoğlu Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1957 te tek şerefeli minaresi ilave edilmiştir. Kırma çatılı köşe duvarları ve pencere kenarları kesme taş,diğer kısımları moloztaş bir yapıdır. Yapı içinde ahşap ve kalem işi olmak üzere iki türlü süslemeye karşılaşılmaktadır. Ahşap süsleme kiriş uçlarından ve minber korkulukları kafes işçiliği ile yapılmıştır.

  20. #20
    Kaplıcalar



    Sarıkaya Kaplıcası

    Sarıkaya ilçe merkezinde bulunan sıcak su kaynağı iki ayrı noktadan yüzeye çıkmakta olup , 48 0C sıcaklığa ve 28 lt./sn. debiye sahiptir. Bu sıcak sudan, Bizans ve Selçuklu dönemlerinde de kaplıca tedavisi maksadıyla istifade edildiği bilinmektedir.

    Sarıkaya Kaplıcası

    Boğazlıyan Bahariye (Cavlak) Kaplıcası
    Boğazlıyan ilçesine 4,5 km. uzaklıktaki Bahariye köyü yakınlarında yer alan Cavlak mevkiinden çıkan su 32 0C sıcaklığa sahip olup iki ayrı kuyudan 320 lt./sn. debi ile çıkmaktadır. Kuyuların bulunduğu düzlükte bu suların oluşturduğu küçük bir gölet bulunmaktadır. Gölette suyun sıcaklığı 28 0C civarındadır. Mevcut raporlardan bu suyun romatizmal hastalıklar, kırık çıkık sekelleri ve kadın hastalıkları için kaplıca tedavisinde kullanılabileceği anlaşılmaktadır.

    Sorgun Kaplıcası

    Sorgun ilçesine 2 km. mesafede, Yozgat-Sivas karayolu üzerindedir. İl Özel İdare Müdürlüğü’nce yaptırılan kaplıca ve motel faaliyettedir. Diğer sıcak su alanlarının kapladığı sıcak alana göre daha geniş bir sıcak alana sahip olan Sorgun sıcak su alanı ilçenin yerleşim alanının doğu sınırlarından başlayıp Yeniçeltek açık kömür işletmesine kadar devam etmektedir. Bu suyun sıcaklığı 50-61 0C arasında değişmektedir. Fiziksel ve kimyasal analizler sonucunda sülfatlı, sodyumklorürlü, hipertermal-hipertonik sular sınıfına girdiği tespit edilen bu sıcak su radyoaktif maddeler, magnezyum, kalsiyum ve bor ihtiva etmektedir. Halen kaplıca tedavisinde kullanılan bu suyun ağrılara, kronik iltihaplı hastalıklara, spazm benzeri hastalıklara, kırık çıkık sekellerine yararlı olduğu ve taşıdığı yüksek orandaki radonun etkisiyle radyoterapik etkisinin bulunduğu bilinmektedir.

    Yerköy Kaplıcası


    Yerköy ilçesinde Ankara-Yozgat karayolunun 7. km’sinde olup, Yozgat iline uzaklığı 47 km’dir. Yapılan kimyasal ve fiziksel analizler sonucu klorürlü sülfatlı sular grubundan olduğu tespit edilen bu suyun bilinen en belirgin özelliği cilt hastalıkları ile romatizmal hastalıkları iyileştirici etkisinin olmasıdır. Ayrıca nefrit, nevralji, kırık çıkık sekelleri, kadın hastalıkları ve kronik romatizmal hastalıklara karşı kaplıca tedavisine uygun olduğu belirlenmiştir.

    Saraykent Kaplıcası

    Yozgat-Sivas karayolu üzerinde, Yozgat'a 70 km. mesafedeki Saraykent ilçesindedir. Kaplıca suyu sodyumklorürlü, sodyumbikarbonatlı ve kalsiyumsülfatlı sular grubundandır. Suyun incelenmesi sonucu romatizmal hastalıklarda, kırık çıkık sekellerinde, kadın hastalıklarında, nevrit ve polinevritlerde kullanılmasının faydalı olacağı tespit edilmiştir. Sıcaklığı 74 santigrat derecedir.

    Köprüler

    YOZGAT
    Köprüler

    Yozgat' taki köprüler; Taşköprü, Karabıyık Köprüsü ve Kesik Köprü' dür.

    Karabıyık Köprüsü


    Yozgat-Şefaatli yolunun 38. Km.sinde Kanak Suyu üzerinde kurulmuştur. Yavuz Sultan Selim tarafından Mısır seferine giderken (1516) yaptırılmıştır. Ayaklar üzerinde oturan üç sivri kemerli,iki alçak mahmuzlu,60 cm. yüksekliğinde korkuluk duvarı ile uçlarda ve ortada baba taşları olan,beyaz kesme taştan yapılmış bir köprüdür. 54 m. boyunda 4.5 m. eninde olan köprünün ortasına doğru bir harpuşluk fark edilir.

+ Konuyu Yanıtla
2 / 1 12 SonSon

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •