+ Konuyu Yanıtla
5 sonuçtan 1 --- 5 arası gösteriliyor

Konu: Ödünç bir günü yaşıyor olsaydın

  1. #1

    Ödünç bir günü yaşıyor olsaydın

    Bitmiş ömründen bir gün alacaklı olduğunu düşün. Nasıl olduysa, sen öldükten sonra, ömründen bir gününü eksik yaşadığın hesaplanmış. Alacaklı olduğun günü yeryüzünde yaşayıp sessizce geri dönebileceğini söylüyorlar.

    Mezarlığın kapısından bir gölge gibi süzülüyorsun sabaha doğru. Ölümünün üzerinden yıllar geçmiş. Çoktan ölmüş biri olarak biliniyorsun. Yapmak istediğin ilk şey ne olurdu? Eve gitmek mi? Elbette! Yola çıktın. Her zaman yürüdüğün sokaktan evine doğru yürüyorsun. Özlediğin dostlarının yüzünü görmeyi umuyorsun. Ama birden özel durumunu hatırlıyorsun. Onlara ödünç bir gün daha verilmedi ki.. Boş yere selam verecek bir dost yüzü arıyorsun. Umutsuzca yüzünü görünce sevinecek bir ahbabının yanıbaşından süzülmesini bekliyorsun. Mahallen tanınmaz halde. Daha kötüsü, sen tanınmıyorsun. Neyse ki, az ilerde bakkal olacak, oradan kızına bir şekerleme almak niyetindesin. Şükür ki bakkal yerinde duruyor: sevdiğini bildiğin akide şekerlerinden dolduruyorsun cebine.

    Kapının ziline bastın heyecanla. Açıldı. Eve geç kalmışsın. O kadar geç kalmışsın ki. Ne şekere sevinecek bir yüz var evinde ne de şekerlere sevinince sevineceğin bir yüzün kalmış evdekilerin gözünde. Yılların hasretini bir anda söze taşımak istiyorsun ama düğümleniyor boğazın. Kendini tanıtsan bile, inanmayacaklar. İnansalar bile, o günü, o tek gününü, o biricik gününü onların şaşkınlığı, tedirginliği, inanmaz bakışları, şüpheli sorgulamaları ile geçireceksin. O kısacık gününü, canından çok sevdiğin torunlarınıı kendine alıştırmakla harcayacaksın. Bu zor işte başarılı olsan bile, bir günlük ömrün bittiğinde arkandan ağlamasını bilmeyecekler. "Yine bekleriz" diyemeyecekler içtenlikle. Evden uğurlanırken, akşama dönmesi beklenen, yolu gözlenen bir baba yahut anne, bir kardeş, bir evlat olamayacaksın. Kendi varlığını sahicileştirme yolunda sarp bir yokuş çıkacak önüne. Asla, ömrünün eksik kalan o gününde hak ettiğin yere tırmanamayacaksın. Varlığın o kadar lüzumsuz gelecek ki yakınlarına, hayatlarından çekildiğinde, derin bir "oh!" çekecekler. Bu tuhaflık geçti diye, konu komşuya ne deriz mahcubiyetinden kurtulduk diye rahatlayacaklar.

    Öyle sıcacık bir aşinalıkla karşılanmıyorsun evde. Öyle her zamanki tatlı bekleyişle beklenmiyorsun kapılarda. Elindeki oyuncaklar çocukları sevindirmeye yetmiyor. Gülün ve gülücüğün sevgili bir muhatap bulamıyor. Dünyanın telaşına bile katılamıyorsun canı gönülden. Bıraktığın yerden devam edeceğin bir meşguliyetin yok. Bir pencere önünü doldurmuyor yüzün. Yarım kalmış sevinçleri tamamlamaya yetmiyor tebessümlerin. Herhangi bir şeyin parçası, herhangi bir işin tamamlayıcısı değilsin. Sesini duyanlar seviniyor değiller. Hasret dolu bakışların boşluğa düşüyor. Varlığın bir yeri dolduruyor değil evinde bile. Yokluğun varlığından daha çok kanıksanmış. Sensiz de olsa her şey tamam. Hatta, çoğu şeyi varlığınla eksiltiyorsun. Mutlulukları yarısından bölüyorsun. Huzuru kaçırıyorsun hayret dolu bakışlarınla. Yabancılıklar düşürüyorsun aşina yüzlere. Soğuk bir hançer gibi sokuluyorsun neşeli dakikalara.

    Dağıttığın huzuru, parçaladığın sevinçleri ardında bırakıp, varlığının lüzumsuzluğunu acıyla görüp, kocaman bir hayal kırıklığı ile geri dönerdin belki... "Böyle yaşamaktansa, öleyim daha iyi" deyip mezarlık kapısından içeri süzülürdün bile-isteye. Belki de sitem ederdin ömrünün eksik gününü sana böylece ödemeye kalkanlara. Tedirginlikle yaşadığın, yabancı görülüp bir köşeye atıldığın, dost seslerini hiç bulamadığın, aşina yüzlere hiç varamadığın o günü yaşanmış saymazdın. "Bunu saymam!" derdin. Yeni bir gün daha isterdin. Yepyeni bir gün...

    Aslında ölmüş olduğunun kimselerce bilinmediği.. Hayata, kaldığın yerden, kimseyi şaşırtmadan devam edebileceğin. Dostlarının seni hemen tanıdığı. Evde beklendiğin. Yakınlarının adeta "ay yine mi sen!" alışkanlığı ile seni kapıda hiç şaşırmadan karşıladığı. Tebessümünün sımsıcak mutluluklar başlatabildiği. Bilindiğin, beklendiğin, önemsendiğin, kanıksandığın. Hiç ölmeyecekmiş gibi yarından sonralar için hayaller kurabildiğin. İçinde acı da olsa, yoksulluk da olsa, sevindiğin, sevindirebildiğin. Varlığının küçük ve önemsiz de olsa bir şeyleri tamamladığı. Aranmıyor da olsan, cep telefonlarında adının yazılı olduğu. Yarım kalmış işlerin seni beklediği. Ödünç bir günü yaşadığını bile unuttuğun. Hiç bitmez sandığın zorlukları olan. Öyle ki, bu sınavı geçebilir miyim diye telaşlandığın, iş bulamazsam n’olacak benim halim diye kaygılandığın. Nasılsa barışırım diye rahatlıkla küsebildiğin. Sonra özür dilerim diye hoyratça kızabildiğin. Birden kayboluversen, ardından ağlayacaklarının olduğu. Nasılsa yarın var diye özensizce harcayabileceğin sıradanlıkta bir gün.

    Farkında mısın?

    O gün, bugün...



    Senai Demirci

  2. #2
    foR3v3R_GöLGe
    Misafir

    Çok Güzel

    Doktor Senai Demirci ' den çok güzel Bir yazı paylaştığın için teşekkürler

    Selam ve Dua İle...

  3. #3
    senai DEmirci yazinizi Avustralyada MIlli Gorus teskilatlari gazetesi olan yeni devirde yayinlayacagiz hakkinizi helal edin, guzlelikleri paylasmak guzeldir sizinde buralarda sesiniz duyulyor selam ve dua ile

  4. #4
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,607
    Blogdaki Konular
    5
    Dervişin biri eski İstanbul sokaklarında :
    '-Sen doğru ol kem belasını bulur.Sen doğru ol kem belasını bulur.' diye diye dolaşıyormuş.Padişahın biri tebdil-i kıyafet çarşıda gezerken dervişin sözlerini duymuş,ilgisini çekmiş ve dervişe :
    '-Hergün sarayıma gel seninle muhabbet ederiz 'demiş.
    Dervişimiz ertesi gün ......
    Sarayın kapısına gitmiş padişahın karşısına çıkarılmış sohbet muhabbet zaman geçmiş saraydan ayrılırken padişah dervişin cebine bir altın konulmasını emretmiş.
    Sarayın dışında dervişimizi takip eden sahte derviş kılıklı biri yanına yanaşmış ,
    '-Ya arkadaş ,Padişah seni neden saraya davet etti ? Derdi neymiş? diye,gibileerden bir yığın sorgu suale tutmuş.Her gün 1(bir) altın aldığını da öğrenince.'Onun yaptığı işi ben de yaparım' diye düşünmüş.Sormuş,
    '-Ya kardeş, hergün ben de seninle gelsem rahatsız olmazsın değil mi?' demiş belki Padişah bana da 1(bir) altın verir çoluk çocuğum nasiplenir.'
    İyi,saf,temiz kalpli bizim derviş:
    '-Padişahım kabul ederse neden olmasın sen de gelirsin tabii 'demiş.
    Gel zaman git zaman padişah her muhabbet sonrası bir ona bir öbürüne birer altın verdirirmiş.
    Sahte derviş bir sabah bizim İyi,saf,temiz kalpli dervişimizi evine çorba içmeye davet etmiş.Hanımına da gizlice arkadaşının çorbasına bol sarmısak koymasını tembihlemiş.
    '-Padişah'ımla muhabbet ederken kötü kokarım ' şeklindeki mazeritine de sözü de kendince çare bulmuş
    '-Ağzına bir mendil tutarsın kardeşim ' demiş.O gün aynen böyle olmuş iyi,saf,temiz kalpli derviş ağzını mendille örterek padişahla muhabbet,sohbet, söyleşisini sürdürmüş.Bu arada sahte derviş fırsat bulduğunda Padişahın kulağına eğilip,
    '- Efendim arkadaşım ağzını mendille neden kapatıyordu biliyormusunuz ,ağzınız kokuyormuş o kokuyu duymamak için' diye de isnat,iftirada bulunmuş.
    Padişah çok sinirlenmiş çağırın o dervişi demiş. Bizim İyi,saf,temiz kalpli dervişimize sarayın fırıncısına verilmek üzere bir pusula vermiş ve ,
    '-Al bunu fırıncıya götür' demiş.okuma yazması yok tabii tam kapıdan çıkıp fırıncıya gidecekken sahte derviş :
    '-İstersen ver o pusulayı ben götüreyim fırıncıya , belki Padişah ekmek lütfetmiştir çocuklara götürürüm senin ekmeğe ihtiyacın mı olur?' demiş.
    Onun da okuması yok,pusula böylece sahte dervişin elinden fırıncıya ulaşmış.fırıncı kağıtta yazılan 'bunu sana getireni kızgın fırına at' emrini hemen yerine getirip sahte dervişi küt ,alev alev yanan kızgın fırına yollamış.Ertesi gün gerçek derviş yine saraya gelmiş.Padişah şaşırmış:
    '- Hayrola sen dün fırıncıya gitmedinmi ?' diye sormuş..Derviş de olanları birbir anlatmış.Padişah dervişin kulağına eğilmiş:

    " SEN İSTİKAMET,DOĞRULUK ÜZERE OL ,KEM BELASINI BULUR" demiş.
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  5. #5
    şimdi saadet Elif MERTKAYA kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sun Mar 2008
    Konum
    ARTVİN /HOPA
    Yaş
    30
    İletiler
    220
    o gün bu günde farkındalık kayıp.
    yorum yok....

+ Konuyu Yanıtla

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •