2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor

Konu: Özal'ın vahdet-i vücud yanılgısı ve panteizm benzetmesine reddiye

  1. #1
    Kısıtlanmış Üye
    Giriş
    Sat Jun 2006
    Konum
    Kocaeli/Gölcük
    Yaş
    35
    İletiler
    404

    Özal'ın vahdet-i vücud yanılgısı ve panteizm benzetmesine reddiye

    Vahdet-i Vücud Panteizm değildir!

    İslam tasavvufunun iki ölümsüz simalarından Muhyiddin İbnu'l-Arabi ve Mevlana'nın görüşlerini, Özal bir çeşit panteizm olarak nitelendiriyor.1
    Gerçeği yansıtmayan, sadece panteizm olarak bilinen bu felsefi doktrin ile tasavvuftaki Vhdet-i Vücud arasındaki dış benzerliklere dayanan bu iddia, Özal'a ait de değildir. ondan önce bir çok yazar Vahdet-i Vücud görüşünün, panteizmin aynısı olduğunu iddia etmişlerdir. Bu iddianın kökenleri ta Hegel'e kadar dayanır.

    Özellikle Dante ve Goethe aracılığıyla, Muhyiddin İbnu'l-Arabi'nin ve Mevlana'nın varlık hakkındaki görüşleri olan Vahdet-i Vücud, asırlarca önce Batı'da az çok tanınıyordu. İkinci elden de olsa, bu mutasavvıfların hakkındaki Spinoza, Kant ve Hegel bazı şeyleri biliyorlardı. Belki ilk defa Hegel, ''Din Felsefesi Derleri'' adlı kitabında, Mevlana'nın varlık hakkında görüşlerine yer yer değinirken, bunun panteizm olduğunu söylemiştir. İşte ondan gelenler de, bunlar ister Batılı ister oriyantalistler olsun, ister müslüman yazarlar olsun, Vahdet-i Vücud'a panteizm demeyi bir adet haline getirmişlerdir.

    Burada bu vesileyle, kısaca Vahdet-i Vücud'un panteizm olmadığını izah etmeye çalışacağız. Kaba ve yüzeysel şekildeki bir mukayese yapmakla, panteizm ve vahdet-i vücud arasındaki bazı benzerliklerin olduğu söylenebilir. Fakat asla bu ikisinin aynı şeyler olduğunu göstermez. Teferruata inildiğinde ikisi arasında, yer il gök arasındaki fark gibi bir fark olduğu görülür. Temel ayrılıklar vardır.
    Kökü klasik devir yunan felsefesine dayanani Spinoza ve Hegel'in de benimsedikleri panteizm, çeşitleri olmasına rağmen, genel olarak esasta Allah'ı alemin içinde görür ve Allah ile alemi aynı ve tek bir şey kabul eder. Başka bir deyişle panteizm, ''Allah eşittir alem'' düsturuna dayanır. Allah Zat ve Vücud'u ile kainatın aynısıdır, ister panteist düşünürler Allah'ın Zaını Vücud'ının aynısı kabul etsinler ister gayri kabul etsinler ve ister, Spinoza'nın yaptığı gibi, Allah'ı mutlak sebep kabul edip, alemi sebeblenen kabul ederek aralarında sözde bir ayrım yapsalar bile, durum aynıdır. İşte panteizm denen şeyin esası budur.

    Halbuki Vahdet-i Vücud, bundan tamamen farklı bir görüştür. Her şeyden önce Vahdet-i Vücud'un esasını ve hareket noktasını, İslam'ın Vahdet ve Vahdaniyet prensibi teşkil eder. Vahdet prensibini, sadece bir inanç meselesi olarak görmeyen ve bunu varlık sahasında da arayan Muhyiddin İbnu'l-Arabi, Mevlana ve onları takip eden bazı mutasavvıflar, hakikatte mutlak manada var olanın ve kendisine gerçek manada varlık denebilenin Allah olduğunu, O'ndan başka varlık denen şeylerin gerçek varlık olmadıklarını ispat için vahdet-i vücud görüşünü benimsemişlerdir.

    ''Varlığın birliği'' şeklinde tercüme edilebilen vahdet-i vücud, asla Allah ile alemin aynı ve tek birşey olduğunu öngörmez, panteizmde olduğu gibi. Vahdet-i Vücud'u panteizm görmede çoğu insanı şaşırtan şey, tabirdeki Vücud kelimesini, filozofların anladığı manada Allah ve O'ndan başka tüm varlıkları da içeren bir manaya almalarıdır. Tabii böyle olunca, başka mana çıkar tabirden. Halbuki bu tabirdeki vücud kelimesiyle mutasavvıflar sadece Allah ve O'nun varlığına işaret ederler. Böyle olunca da, Varlığın birliğinden kasıt, ALLAH'ın birliğidir. Yoksa alemin Allah ile ortaklığı değildir.
    Hem zaten vahdet-i vücud görüşünü benimseyen mutasavvıflara göre, Allah herşeyden önce mutlak Zat'tır. Ancak zatı olan mutlak varlığa sahiptir. Öte yandan Allah'dan başka hiçbirşeyin de zatı yoktur. O halde onlar mutlak varlıklar değildir. İşte bunun için mutasavvıflar, Allah'dan başka herşeyi, gölge görürler, onların varlıklarını izafi varlık olarak adlandırırlar. İşte Allah'ın mutlak Zat oluşu yönünden, hiçbir şeyle benzerliği ve ortaklığı yoktur; insan aklıyla O'nun keyfiyetini ne bilebilir ne de başka birşeye benzetebilir.

    Ancak mutasavvıflar, alemi Allah'ın isim ve sıfatlarının vasıtasıyla Vücud'unun bir tecellisi, yani güneşten güneş ışınlarının yansıması kabilinden, bir yansıma olarak görürler.
    Allah'ın Vücud'u kainatın sebebidir. Nasıl sebeple mesebbib yani sebeblenen arasında bir ilgi ve benzerlik varsa Allah ile varlıklar arasında da bir benzerlik vardır derler. Fakat bu benzerlik asla ortaklık benzerliği deiğildir. Mecazi ve itibari bir benzerliktir. Allah bilendir dediğimiz gibi, insana da bilendir diyoruz. Fakat arada fark vardır. Allah mutlak bilendir, halbuki insanın bilmesinde ve bilgisinde mutlaklık yoktur. Fakat bu benzerlik, insanın haşa Allah olduğunu göstermez.
    Panteizm ve Vahdet-i Vücudu böyle kısaca özetledikten sonra aralarındaki bir iki temel ayrılığa da değinelim:

    Panteizm Allah ve kainatın her yönden aynı ve tekbirşey olduğunu öngörür, aynı şekilde birini diğeri içerisinde görerek her ikisinin de varlıksal (ontolojik) olarak mutlak varlık kabul eder. Halbuki vahdet-i vücud mutlak ve tek varlık olarak Allah'ı kabul eder. Diğer varlıklara, varlık lafzının verilmesini bile çok görür. Bu en önemli farklardan birisidir.

    İkinci olarak, yukarıda da belirttiğimiz gibi, panteizm Allah ie kainat arasında bir ortaklık görmekten ziyade, ikisinin mutlak olarak ayniyetini söyler; haşa Allah ve kainat aynı, bir ve tek şeydir. Halbuki vahdet-i vücud, ne suretle olursa olsun Allah'ın Zat'ı yönünden kainatla hiçbir ortaklığını bile kabul etmeyerek sadece kainatın Allah'ın Vücud'unun gölgesi olması hesabiyle bir akli benzerlik olduğunu öngörür. Bu da, yukarıda da verdiğimiz misalde olduğu gibi, hem Allah'ın hem de insanın bilici olması kabilindendir.

    Kısacası, vahdet-i vücud, ''La mevcude illa Allah'' demektir.
    Yani Allah'tan başka gerçek ve mutlak varlık yok demektir. İşte bu manasıyla vahdet-i vücud, asla panteizm değildir. Zaten sadece genel olarak tasavvuf hakkında bilgisiyle değil aynı zaman da Muhyiddin İbnu'l-Arabi üzerine özel çalışmalarıyla ünlü H.Corbin, Osman Yahya ve L.Gardet gibi çağdaş ilim adamları vahdet-i vücud'un panteizm ile bir ilgisinin olmadığını söylemişlerdir.2 Bizde daha önce bu konuya açıklık getirmeye çalışmıştık.. O halde, ne Özal'ın nede başkalarının vahdet-i vücud'u panteizm olarak değerlendirmeleri, gerçekle bağdaşmamaktadır.

    (1) La Turquise en Europe, s.103
    (2) Bayraktar (M.):Cosmological Relativity of Ibn Arabi, Islamic Culture, c.LVIII, No:3,1984,s.245-247
    [SIGPIC][/SIGPIC]

  2. #2
    ikimilyon Admin Mehmet DAĞDELEN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    Sakarya
    Yaş
    42
    İletiler
    3,120
    Blogdaki Konular
    18
    Alıntı Ercan TEKİN tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Vahdet-i Vücud Panteizm değildir!

    Ancak mutasavvıflar, alemi Allah'ın isim ve sıfatlarının vasıtasıyla Vücud'unun bir tecellisi, yani güneşten güneş ışınlarının yansıması kabilinden, bir yansıma olarak görürler.
    Allah'ın Vücud'u kainatın sebebidir. Nasıl sebeple mesebbib yani sebeblenen arasında bir ilgi ve benzerlik varsa Allah ile varlıklar arasında da bir benzerlik vardır derler. Fakat bu benzerlik asla ortaklık benzerliği deiğildir. Mecazi ve itibari bir benzerliktir. Allah bilendir dediğimiz gibi, insana da bilendir diyoruz. Fakat arada fark vardır. Allah mutlak bilendir, halbuki insanın bilmesinde ve bilgisinde mutlaklık yoktur. Fakat bu benzerlik, insanın haşa Allah olduğunu göstermez.
    burada kastedilen mecazi manada benzerlik değildir. sebep ile müsebbib arasındaki benzerlik zaten mecazdır. güneşten yayılan ışınlar güneşe delalet eder, güneş olarak kabul edilir. güneşten yanan için güneş yaktı denir ama yanan şey güneş ile temas etmemiştir. bu da mecazı oluşturur. o halde mecazı, mecaz ile açıklamak saçmalıktır. o halde "Mecazi ve itibari bir benzerliktir." cümlesini atın çöpe.

    mutasavvıfların görüşleri diye yazdığınız vahdet-i vucut açıklaması tam bir çorba olmuş. öyle ki arabinin vahdet-i vucudunu açıklarken onun kullandığı kelimelerden olan "zuhur" kelimesini işlememişsiniz. öte yandan vahdet-i vucudu reddettiğini söyleyen ahmet faruk serhendi'nin yine kendi kurguladığı vahdet'i şuhud felsefesini açıklarken kullandığı "tecelli" kelimesini kullanmışsınız.

    yemezler! panteizm işte panteizm.

    bir de şu ''La mevcude illa Allah'' Kur'an-ı Kerimin hangi ayetidir?

    Milli Görüş; hakkı üstün tutmaktır!

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •