+ Konuyu Yanıtla
3 / 3 İlkİlk 123
51 sonuçtan 41 --- 51 arası gösteriliyor

Konu: Orucumuzu kabul eyle Allah’ım

  1. #41
    Oruç şifadır

    Doç. Dr. Sefa Saygılı

    26.09.2007


    Tutulan oruç sindirim sistemini dinlendirir, birikmiş toksinleri (zehir) yok eder, hastalıklara karşı vücut direncini artırır, hatta bazı hastalıkları geçirir.

    "İnsan, mezarını dişleriyle kazar" atasözünün anlamı bugün daha iyi anlaşılmaktadır.

    Kendilerine insanlar tarafından lüzumundan fazla yemek verilmediği takdirde, vahşi ve ehil hayvanlar ihtiyaçlarından başka yemek yemezler bile. Midesini boş yere şişiren şişman hayvanların, ihtiyaçları kadar yiyenlere kıyasla az yaşadıkları malûmdur.

    Sinir, mide, böbrek ve daha birçok hastalıklardan ıstırap çeken kimseler oruç tutarak bu rahatsızlıklarından iyileştiğine dair yayınlar vardır.

    Orucun meydana getirdiği fiziki değişiklikler neticesinde kandaki alyuvarların sayısı artmakta, sinir sistemi, hücreler ve sindirim organları rahatlamaktadır.

    Hasta hayvanlar rahatsızlanınca içgüdüsel olarak yemezler veya yediklerini azaltırlar. İki üç günden bir aya kadar bir şey yemedikleri halde zarar görmezler. Ayı veya kurt gibi hayvanlar da aylarca yemeden inlerinde yatmalarına veya soğukta dolaşmalarına rağmen kuvvetten düşmedikleri görülür.

    Gerçekten sağlıkta da hastalıkta da oruç bir şifadır, Rabbimizin bir nimetidir.

    Ne mutlu oruç tutanlara…

    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  2. #42
    [COLOR="DarkOrchid"Oruç güven verir

    Doç. Dr. Sefa Saygılı

    24.09.2007


    Oruç tutan, ilk günler açlık hissedebilir. Fakat sonra vücudumuz açlığa alışır ve inanılmaz bir şekilde rahatlayarak herhangi bir açlık duygusu görmeyiz. Gene oruç süresince aklımız menfi düşüncelerden uzaklaşarak ruhen temizlenecektir.

    İşte oruç, tutana kendine güven duygusu verir. 50 yaşındaki bir kalp hastasının hanımı kendini terk etmişti. Bu adam açlığa başlayarak hayatına son vermek istedi. Dağlarda sadece kaynak suyu içerek ve az miktarda yeşillik yiyerek yaşıyor, birkaç gün sonra da nefesini tüketeceğini sanıyordu. Fakat beklediği ölüm bir türlü gelmediği gibi, sağlığı ve morali de gün geçtikçe arttı. Kendisinde çok yönlü bir iyileşme hissederek iki ay sonra evine döndü. Üstelik fazla kilolarını atmıştı ve müzminleşmiş ağrılarından kurtulmuştu.

    Bugün dünyanın birçok yöresindeki doktorlar, hastalarına bir ay kadar oruç tutturarak onların sağlığa kavuşmasına yardımcı olmaktadır.

    Yalnız oruç sırasında normal faaliyetlere devam edilmeli, olağan uyku süresinin üzerinde uyunmamalıdır. Yoksa oruçtan beklenen tedavi edici ve gerçekleştirici özelliği kısıtlanmış olur.

    Sosyal yönden de orucun birtakım faydaları vardır. İftara doğru midemiz acıkınca, insan Allah’ın verdiği nimetlerin kıymetini anlar ve şükür vazifesini en güzel bir şekilde yerine getiririz. Böylece fakir ve muhtaçların sıkıntılarını daha iyi anlar, onlara yardım eli uzatmakta zorlanmayız. Bu da zengin fakir uçurumunun ortadan kalkması dolayısıyla sosyal barış demektir. Demek ki Müslüman oruç tutmakla Rabbimizin rızasını kazanmakla kalmamakta nefsini terbiye etmekte, toplumun huzuruna ve kendi sağlığına faydalar sağlamaktadır.




    [/COLOR]
    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  3. #43
    Oruç ve sindirim sistemi

    Doç. Dr. Sefa Saygılı

    25.09.2007


    Ramazan’da tüm sindirim sistemimiz, mide ve bağırsaklarımız bir ay süreyle istirahate çekilir. Müzmin kabızlığı olan kişiler rahatlar. Ramazan’da mide ülserine bağlı delinmelerde artış olmaz.

    Ülsere bağlı mide delinmeleri daha ziyade fazla yemek veya alkol alışını takiben görülmektedir.

    Zihni yorgunluk, ağır mesleki çalışmalar, bazı ilaçlar, stres, zorlayıcı egzersizler ve bazı mide tetkikleri de buna sebep olabilmektedir. Yoksa Ramazan’da mide boş olunca rahatlamaktadır.

    Ayrıca Ramazan’da stres ve gerginlik azalır, kişi kendini daha mutlu ve huzurlu hisseder. Akraba ve yakınlarıyla beraberce oruç tutmanın, beraber iftar ve sahur yapmanın hazzı içindedir. Bu durum da psikosomatik rahatsızlıkları azaltır.

    Bir başka nokta; alkol, sigara ve diğer zararlı maddeleri kullanmama da yine sindirim sistemimizi ferahlatır.

    Ayrıca kılınan namazlar, dünyevi sıkıntılardaki azalma da bedenimizi rahatlatacaktır.

    Böylelikle Ramazan ayı mide ve bağırsaklarımıza tam bir dinlenme ve şifa sağlar.

    Kötü beslenen, gece- gündüzü birbirine karışmış, alkol ve sigara kullanan kişilerin Ramazan’da bunları terk ile ve hayatlarını Ramazan’ın getirdiği düzene uydurmalarıyla oldukça rahatladıklarını hep gözlemişimdir. Ramazan, gerçekten şifalı bir aydır.



    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  4. #44
    Bir Ramazan günü sohbeti

    Mevlüt Özcan
    27.09.2007


    Bir gün Şam’a gelen bir derviş, Muhiddin-i Arabi’yi görmek ister. Huzura çıktığında Allah’ın varlığını isbat için binbir delil olduğunu söyler. Muhiddin-i Arabi’nin cevabı ise zatı gibi muhteşemdir:

    - Demek Allah’ın varlığından binbir şüphen var, öyle mi?.

    Zat-ı İlahi, her türlü noksan sıfattan münezzeh olduğu gibi elbette isbattan da varestedir.

    Nasıl bütün kainat O’nun varlığına delil olarak O’nu zikretmekle meşgul ise, iman ve inançla alakalı birçok meselenin de izahına, isbatına çalışmak onların hikmeti bizzat kendi içlerinde mündemiç bulunduğu için, boşuna ve zavallıca gayretlerden ileri gidemez.

    Allah kısmet etti, bu sene de Ramazan ayına kavuştuk. Gufran, bereket, Rahmet-i İlahi ayı...

    Bu ayda Allah inanan kullarına ibadetlerin de en muhteşemi olan Oruç tutmayı emretmiştir.

    Oruç’u basitçe bir perhiz reçetesi gibi görmek veya göstermeye çalışmak gafletlerin en büyüğüdür.

    Aslına bakarsanız gündüz yediğimiz iki öğün yemeği gece yemekle midemizle ilgili bir iş yapmış olmuyoruz. Sadece gündüzleri doymaya ve geceleri de uyumaya alışmış olan “nefsimizi” bu alışkanlığından muvakkat bir zaman için olsa vazgeçirtmek suretiyle onu dizginliyor, hükmümüz altına alıyoruz.

    Doğduğumuz andan ölünceye kadar ömrümüz, çevremizle mücadele etmekle geçer. Bu hayat kavgası denen şeyi temsil eder ve biz bu kavgadan başarılı çıktığımız müddetçe canlı kalırız. İşte bu başarı için gerekli enerjiyi bize “nefis” sağlar.

    Karnımızın acıktığını bize o haber verir, neslimizi idame ettirmek için gerekli arzu ve gücü bize o verir, üstün olma arzusu, başarılı olma hırsı nefisten gelir. “Nefis” olmasa “hayat” da olmazdı. Fakat, bir an için o nefsin başıboş olabildiğini, arzu ve temayüllerin istikametinde gittiğini, bu muazzam enerjinin kontrolsüz bir tarzda boşaldığını tasavvur edin...

    İşte, nasıl buhar makinasının emniyet sübapları varsa nefsimizi de dizgilemek, kontrol altında tutmak ve bu enerji deposunu faydalı istikamette harcamak için Yaradan bizlere bazı ölçüler, kontrol sistemleri bahşetmiştir. İbadetlerin, bilhassa Oruç ibadetinin altında yatan hikmet de budur.

    Belli saatler içinde acıksak da yemiyor, susuzluktan dudaklarımız çatlasa da su içmiyoruz.

    Nice alkolik zavallı bilirim, Ramazan girdi mi, içkiden bir saniye uzak kalamayan bu zavallılar bile alkole ellerini sürmüyor. Bunlarda görülmesi mutad olan alkolden kesilme krizinin de bu devrelerde meydana gelmediğini her birimiz defalarca müşahade etmişizdir.

    Geçenlerde bir dostu ziyarete gitmiştim. Benden sonra da dostuma bir başka dostu geldi. Kendisini ikimiz de ayakta karşıladık.

    Müsafaha esnasında ismimi kendisine arzettiğimde aynı nezaketle ismini lütfetti: Mustafa Kavgalı, dedi. Espiri olsun diye içim bir anda kaynaşan bu zata “Kiminle kavgalısın?” dedim.

    Bana hiç düşünmeden öyle okkalı bir cevap verdi ki ciltler dolusu kitaba ancak sığabilecek bir cevap: “Kiminle kavgalı olacağız kardeşim, nefsimizle kavgalıyız, onu yenmenin kavgasını, mücadelesini veriyoruz.”

    Nefis meselesini İslâm’ın en gerçekçi ve doğru, ilmi tarzda incelediğini görüyoruz. Batılıların “şuur altı”, “içgüdü” dedikleri şey İslâm’ın tarifini yaptığı “nefis”den başka bir şey değildir.

    Şöyle bir menkıbe vardır:

    Abdülkadir Geylani Hazretleri birgün riyazat esnasında iken nefsinin köpek şeklinde ağzından çıkıp biraz ilerideki yemek tabağına doğru süründüğünü görür ve haykırır:

    - Tamam! İçimden çıktın ve ben senden kurtuldum! Seni bir daha içime almayacağım.

    Tam bu esnada gaibten bir ses gelir:

    - Onu içine al! Biz seni onunla seviyoruz.

    Bu harikulade olayda, gayenin nefisten kurtulmak değil, onu terbiye etmek olduğuna dair muazzam bir hikmet vardır.

    İbadetler Allah rızası için O’nun emrini yerine getirmek arzusu ile yapılır ve içinde menfaat, karşılık, fayda beklemek gibi mülahazalara yer vermez. Oruç tutan kişi de, sırf Allah’ın rızasına nail olabilmek için aç kalmakta, dünya nimetlerinden uzak durmaktadır. Böylesine hasbi bir davranış, bu şekilde bir teslimiyet ve en büyük yerden gelen emre itaat ise insana, insan olma haysiyet ve şerefini tattırır.

    İşte bu noktada oruç ibadetinin en büyük faydası paha biçilemeyecek kazancı kendiliğinden ortaya çıkar.

    Büyük bir vicdan huzuru içinde, vazifesini yapmış insanların tatmin duygusu ile ve nefsimize karşı elde ettiğimiz zafer ve hakimiyet neş’esi ile Bayram’a kavuşuruz.

    Bu ne muazzam bir mutluluk olur değil mi?




    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  5. #45
    Ramazan Ayı’nın hikmetini kavramak

    Mevlüt Özcan
    sabir@mevlutozcan.com
    28.09.2007


    Muhterem Müslümanlar!

    İçinde Kadır Gecesi’nin bulunmadığı bin aydan daha kıymetli Ramazan ayı içinde bulunuyoruz. Bu ayın da, ikinci on gününün içindeyiz. Ramazan ayının ilk on günü Rahmettir. İkinci on günü Mağfirettir. Üçüncü on günü de cehennemden azad olmaktır. Rahmet ayı Ramazanda Rahmete’n-lilalemîn olarak gönderilen Hz.Muhammed (SAV) Efendimiz’in yaşam tarzına tarzımızı uydurabilirsek Rahmet olunanlar sınıfına girmiş oluruz.

    Muhterem Müslümanlar!

    Allah-u Teâlâ bize verdiği imkânları senenin onbir ayında helâl yoldan kullanmaya müsaade ettiği halde Ramazan ayı girer girmez gündüzleri yeme ve içmeyi haram kılıyor. Bizden Rabbü’l-âlemin Ramazan ayı girince gündüzleri yemememizi ve içmememizi istiyor. Olduğu gibi yeme ve içmemizi kaldırmıyor. Yeme ve içmenin vaktini/zamanını değiştiriyor. Gündüzleri yemeyin geceleri yiyin, için buyuruyor.

    Allah (CC), niçin acaba böyle buyuruyor? Bunun cevabını Rabbımız Teâlâ oruç ayetleri olan Bakara Suresi’nin 183, 184 ve 185’inci ayetlerinin 185’incisinde açıklıyor. Buyuruyor ki:

    “Ramazan ayı öyle bir aydır ki, insanlara doğru yolu gösteren, hidayeti ve hakkı batıldan ayırmayı açıklayan Kur’ân, bu ayda indirildi.” “Ünzile fihi’l-Kur’ân...” Kur’ân indirildi.

    İşte Ramazan ayının mübarekliği Kur’ân’ın inzal edilmesinden kaynaklanıyor. Kur’ân olmasaydı Ramazan ayı olmazdı. Kur’ân olmasaydı Kadir Gecesi olmayacaktı. Kur’ân olmasaydı insanın haysiyeti, şerefi olmayacaktı. İnsanın haysiyeti ve şerefi Kur’ân ile olmuştur. Kur’ân-ı Kerîm kaldırıldığında hiçbir şeyin kıymeti ve şerefi olmaz.

    Allah, bize: “Allah’ın ipine sarılın...” buyuruyor. O ip Kur’ân’dır. Yaşantımız buna göre olmazsa O’na yapışmış olamayız.

    Her şeyimiz Kur’ân’a uygun olacak.

    Kur’ân’ın Ramazan ayı ile doğrudan doğruya ilgisi var. Onun için bu Ramazan ayından itibaren hayatımızı, yönümüzü, yöntemimizi, evimizi ve her şeyimizi Kur’ân’a göre şekillendirelim. Böyle olursa Ramazan ayından istifade ederiz. Yaratılışımızın hikmetini kavrarız.

    Muhterem Müslümanlar!

    Hem duâ edelim, hem de elimizden gelen gayreti gösterelim: Rabbimizden Kur’ân’ını devletimize, hükümetimize, hayatımıza hakim kılmasını isteyelim. Önce kendimiz buna layık olalım... Bizler buna layık olabilirsek Allah (CC) da lütfeder, ikram eder.




    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  6. #46
    Ramazan esnekliktir

    Doç. Dr. Sefa Saygılı

    28.09.2007


    Karşımda ezik ve güvensiz şekilde oturan delikanlının annesi anlatıyor; "Doktor bey oğlumun böyle problemi ve kendine güvensiz olmasında babasının davranışlarının büyük etkisi oldu. Devamlı içer, bağırır, kötü konuşur, çocuğunu aşağılar. Demediği hakaret yapmadığı kötü davranış kalmadı. Ama Ramazan’da babası oruç tutar ve içki içmez. Öyle sakin, öyle sessiz biri haline gelir ki; oğlum da biz de rahat ederiz. Oruçla birlikte sanki melek olur. Keşke Ramazan hiç bitmese deriz."

    40 yaşlarındaki hastam şunları söyledi: "Evet, midem çok bozuk. Ağrır, kazınır, sancı yapar. Gece kâbus görürüm. Ancak oruçla birlikte çok rahatlarım. Adeta dinlenmeye geçer ve problemlerim ortadan kalkar. İçimden Ramazanın bitmemesini dilerim."

    30-35 yaşlarındaki hanım hastam kocasından dertliydi, ancak Ramazanda değil:

    "Eşim kumara düşkün. Sık sık sabaha kadar kumar oynar, eve gelmez. Çoluk çocuğunun rızkını buralara yatırır, bizi perişan eder. Ancak Ramazanda işinden çıkınca eve gelir, beraber iftar ve sahur yaparız. Orucunu tutar. Evimize adeta bayram havası gelir. Ailece hiç Ramazan sona ermesin deriz."

    Ramazan gerçekten herkese ve topluma huzur ve mutluluk getirir. İçimizi sevinç ve neşe doldurur. Toplumda kardeşlik ve esenlik duyguları pekişir, insanlar birbirine daha sevgi dolu davranırlar. Böylelikle problemler azalır. Herkesin "keşke Ramazan hiç bitmese" demesi boşa değildir.




    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  7. #47
    Bereket ayı

    Doç. Dr. Sefa Saygılı

    29.09.2007


    Stres ve rekabet çağı olan zamanımızın en büyük problemlerinden biri kişilerin kendilerine ve topluma yabancılaşması ile özgüvenlerinin azalmasıdır. Bunu yenmek için ilk şart sosyal destek ve yardımdır.

    Ramazan işte bu şartı fazlasıyla sağlar. Şöyle ki; ailece veya topluluklarca açılan iftarlar. Toplumun beraberce O’nun (c.c.) rızası için aç kalması ve sonra sofraya yine aynı gaye için hep birlikte el uzatması. Derken büyük cemaatlerce kılınan teravih namazları.

    Ramazan’ın moral desteği bununla kalmaz. Fakirin, varlıklının malındaki hakkı olan zekât da genellikle bu ay verilir. Kişi nasıl oruç tutarak vücudunu ve ruhunu arındırırsa, zekât vererek malını arındırır. Ramazan’a has diğer bir ibadet ise fakire fitre vermektir.

    Düşünün şimdi, Ramazan’la birlikte varlıklıdan yoksula doğru nasıl bir akış olur. Bu akış sadece fakirin ihtiyaçlarını görmesi ile bitmez. Esas faydası varlıklı olanadır.

    Çünkü vermeye alışmak, muhtacın ihtiyacını gidermek, ibadet yapmış olmanın huzurunu yakalamak ne güzel hasletlerdir. Herkes hakkıyla verse herhalde toplumdaki gelir dengesizliği de azalacak, fakirle zengin birbirine yakalaşmış olacaktır. Hem yoksulun hem varlıklının özgüvenleri artacak, vicdan huzuru duyacaklardır.

    Ey mübarek ay! Sen sadece ibadetlerimizi çoğaltmakla kalmadın. Aynı zamanda toplum barışına, kardeşliğe, insanların kendilerini ve birbirlerini sevmelerine katkıda bulundun. İnan seninle mutluyuz, huzurluyuz ve sükûnet içindeyiz…




    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  8. #48
    Ramazan

    Hüseyin Goncagül
    sms: 0 532 441 55 88
    29.09.2007


    Feshane’deki ‘İstanbul Yarışıyor’ programımda tüm seyircilere ‘bu yıl Hicri Kameri kaç yılındayız?’ sorusuna 1453, 1500 gibi yanlış cevaplar geldi. Daha sonra Fetih Marşı’nı seslendirip ‘Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaş’ soruma 14, 24, 30 gibi yine yanlış cevaplar alınca ülkemizde milli kültür ve değerlerimizin 28 Şubat operasyonuyla ne kadar dibe vurduğuna üzüntüyle tanık oldum. Daha da acısı Zeytinburnu Ramazan Çadırındaki anneler ve çocuklarla birlikte yaptığım ‘Ramazan Medeniyeti’ yarışmamda ise 12 anneden sadece birinden doğru cevabını aldığım ‘gayrimüslim birisinin Müslüman olması için hangi kelimeyi söylemesi lazım’ sorusuyla bu kez dini ve ilmihal bilgilerden de nasipsizliğin hali pür melaline müteessir olmuştum.

    Ülkemizde de mevcut iktidar din derslerinin seçmeli olup olmamasını hâlâ tartışır vaziyette. Sonra da insafsız, merhametsiz, kapkaççı çocuklar nerden yetişiyor diye hayıflanması kalıyor çaresiz topluma…

    Başörtüsü anketi

    ‘Türkiye’de her yüz kadından 61’i başörtüsü takıyor.’ Mehmet Ali Birand’ın A&G Araştırma şirketine yaptırdığı anket sonucu böyle çıkmış.

    Türkiye’de hâlâ egemen azınlık kendi etraflarında ördükleri hep kendi benzeşleriyle daim yaşar olduklarından Türkiye gerçeği ile karşılaşınca da başörtülüleri uzaylı gibi görmekteler.

    İftar saadeti

    Feshane Haliç salonunda her akşam bir kuruluş ya da şirketin 1300 kişi kapasiteli iftarı oluyor. Büyükşehir Belediyesinin yirmiden fazla şirketin çalışanına iftar daveti olduğu gibi, sivil kuruluşların da programı yapılıyor. Erbakan Hoca’mızın farkı Ramazan’da da bir kez daha ortaya çıkarak geçen yıl başlattığı bir güzelliği bu sene de icra etti ve ‘Sahur Daveti’nde bulundu. O günün yorgunluğundan dolayı katılamadığıma üzülmedim çünkü ertesi akşam Saadet Partisi İstanbul Teşkilatının aynı yerdeki İftar davetine iştirak ettim. Derken sunucunun ‘Efsane Başbakan, Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ anonsuyla salona gelen yüksek enerji ile halelenen çevresindeki sevgi çemberinde yapılan iftardan sonra mikrofona gelen hocamızın ‘esSelamu aleyküm’ sesindeki tonlaması ilk tanıdığım günkü gibi sıcak ve davet doluydu. O geceden kulağımda kalan bir cümle ise yanımda oturan arkadaşımın özet ifadesiydi: ‘Günümüzde yaşayan tek İslâmcı lider’…

    Ramazan Dede

    Küçük Alican, Ramazan ayının gelmesiyle birlikte evdeki değişikliklerden etkilenerek kendi kendine ‘Allah Allah’ der, ‘annemler ne kadar çekiniyorlar Ramazan amcadan! Aman onu incitmeyelim diye titizlik gösteriyorlar. O gelmeden önce evi tertemiz yaptılar. Bir de Ramazan amcanın kıymeti daha sonraki günlerde gelecek olan Kadir amcayla artıyormuş’ diye başlayan çocuk oyunumuz her hafta sonu Pendik’te AKM salonunda Ramazan Dede adlı oyunla sürüyor, çocuklarınızla birlikte bekleriz. İlgilisine: 0216 520 10 22


    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  9. #49

    Ramazan ayı zekat ve fitre mevsimidir

    Mevlüt Özcan
    sabir@mevlutozcan.com
    04.10.2007


    İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı Müslümanların zekat ve fitrelerini verip bitirdiği ve sadakalarını bollaştırdığı bir aydır.

    Peygamberimiz Efendimiz zekâtlarını Şaban ayında verirler, ashabına da bu ayda zekâtlarını verip bitirmelerini beyan ederlerdi. Bunu Ramazan ayında tamamen ibadet ve taatle meşgul olmak için yaparlardı. Günümüzde Müslümanlar daha fazla sevap kazanmak için zekatlarını Ramazan ayında veriyorlar.

    Zekat, İslâm’ın beş temel esasından biridir. Bunu ihmâl eden, gerekli hassasiyeti göstermeyen Müslüman namaz ile zekatın arasını açmış olur. Böyle yapanlarla Hz. Ebubekir (RA) savaşmıştır. Bu tavır önemli bir davranıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de zekâtın kimlere verileceği açıkça beyan edilmiş ve sekiz sınıfa verilebileceği emredilmiştir. Bunlar:

    1- Fakirler,

    2- Miskinler,

    3- Zekât işinde çalışanlar,

    4- Müellefe-i Kulüb,

    5- Köleler,

    6- Borçlular,

    7- Allah yolunda çalışanlar,

    8- Yolcular. (Tevbe sûresi, âyet: 60)

    Bunlardan hepsine veya birine ya da bir kaçına zekât verilebilir.

    Şu hususa dikkatinizi çekiyorum:

    Zekâtlar birtakım müesseselere veriliyor. Fakir, fukara ve gureba ihmal ediliyor. Bu çok yanlış bir davranıştır. Fakirler, yetimler, geçim zorluğu çekenler ihmal edilmemelidir. Peygamberimiz sahabeleri ile otururken, yanındakilere sordu:

    “- Siz kendi malınızı mı mirasçılarınızın malını mı çok seversiniz?”

    Dediler ki:

    “- Kendi malımızı severiz ya Rasulallah”

    Efendimiz buyurdu ki:

    “- Hayır... Mirasçınızın malını daha çok seversiniz. Unutmayın... İnfak ettiğiniz mal sizin malınızdır. Geriye bıraktığınız miras olarak kalan mal sizin değildir.”

    Hayatta kazanmanın yolu tasadduktur. “Her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi maldır” buyuran Peygamberimiz Efendimiz mallarımız, imkanlarımız, ikramlarımız ve vermemiz gerekenler hususunda dikkatimizi çekiyor. (Tirmizi)

    Mal imtihandır. Mal, elden çıkıp gönüle girince, artık dünya sevgisinin önü alınmaz olur. Böyle bir gönül sahibi vaazdan, nasihattan, ikazdan nasipsizdir. İnsan malını hayra vesile etmelidir. Helâl kazanmanın değil, çok kazanmanın yolunu arayanlar hep aldanmışlardır.

    Zenginlerimiz zekâtlarını tam hesaplatıp öylece versinler. Malı korumanın yolu budur. Zekât verecek Müslümanın ihlâsı şarttır. İhlâssız ibadet olmaz.

    Zekâtın hem verene hem de topluma çok faydası vardır. Bunlardan bir kaçını sizlere arz edeyim.

    1- Zekât insanı mala tapmaktan, paranın esiri olmaktan kurtarır.

    2- İhtirası kırar.

    3- Kalbin katılaşmasını önler.

    4- Malı ebedileştirir.

    5- Ruh ile beden arasında denge kurar.

    6- Malı ve sahibini manevi kirden temizler.

    7- Zengini şahsiyet sahibi yapar.

    8- Mala bereket kazandırır.

    9- Zengini yatırıma teşvik eder.

    10- Kalbdeki dünya sevgisine ilaçtır.

    11- Müslümanı manevi disipline sokar.

    12- Fakirleri çalışmaya teşvik eder.

    13- Cemiyette mali denge meydana getirir.

    14- Zekât, sosyal denge meydana getirir.

    15- Toplumun manevi ve ruhî dengelerini takviye eder.

    16- Paranın stok edilmesini önler.

    17- Zekât bir kalkınma hamlesidir.

    Fitrelerinizi de hemen vermeye gayret ediniz. Bunun ölçüsü verdiğiniz fitre ile bir fakir sizin yediğiniz gibi bir günlük yemek ve içmek ihtiyacını giderecektir. Bunun ölçüsü budur.

    Aile reisi aile efradının fitresini verecektir. Bayram namazından önce doğan çocukların fitreleri verilecektir.

    Ramazan ayı Allah’ın rızasını kazanmanın en yakın yoludur. Bunu değerlendirmesini bilelim.

    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  10. #50
    Oruçla tedavi

    Doç. Dr. Sefa Saygılı

    06.10.2007


    Orucun zihni ve bedeni artırıp kuvvetlendirdiğinden bahsetmiştik.

    Sıklıkla oruç tutanların zihni berraklaşır ve yüksek şuur düzeyine yol açılır.

    Oruç, atalarımızın da çok iyi bildiği belirli fiziksel ve zihinsel yaraları ortaya çıkarır. Ancak, modern insan bunu unutmuştur.

    Sınırlı bir dönem için besin alımının durdurulması bedenin kendisini temizlemesine ve birikmiş zehirleri elimine etmesine imkân verir. Aynı zamanda sindirim için enerji harcanmadığından, çok miktarda enerji derin zihni faaliyet için beyne gönderilir.

    Oruç tutmak, hastalıkları önleyici bir ibadettir. Peygamberimiz (SAV), "Oruç tutan,sıhhat bulur" buyuruyor.

    Oruçla bedenimiz atıklardan temizlenmekte, vücut adeta yenilenmektedir. Bu yüzden hastalıklara yakalanmamak isteyenler oruç tutmalıdır.

    Ancak biz orucu sıhhat bulmak için değil, Rabbimizin emri olduğu için tutarız.

    Tabii oruç tutarken de sağlığımıza sağlık katarız. Çünkü oruçta sayısız şifa vardır

    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  11. #51
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,607
    Blogdaki Konular
    5
    Bugün Ramazan Bayramı
    Mevlüt Özcan
    08 Ağustos 2013 Perşembe 01:00


    Bayram günü içimize sevgi dolsun Allah’ım…
    Biliyorum günahkârız gücümüz yok aciziz
    Rahmet elin yaşımızı artık silsin Allah’ım…
    Hâlimizi Sana açtık başka kime dönelim
    Beşeriyet çok ağladı gayri gülsün Allah’ım…
    Umudumuz tükenmedi yemin billâh hamdolsun
    Arayanlar mutluluğu O’nda bulsun Allah’ım...
    Mağfiretin sarsın bizi el açtık ki kudretin
    Bu bayramı her mü’mine kutlu kılsın Allah’ım...
    Rahmet ve feyzin arştan arza deryalar gibi aktığı mübarek Ramazan ayının akabinde Ramazan Bayramı duygularıma bir şairin duygu dolu dua mısralarıyla başladım.
    Bayramlar Müslümanlar için sevinç kaynağıdır.
    Bizler Ramazan Bayramı’nı “Ramazan ayından kurtulduğumuz” için değil, ibadetlerimizi ifa edip yerine getirebildiğimiz için bayram yapıyoruz.
    Bayram, Ramazan ayının önüne alınabilirdi. Öyle olmadı. Demek ki, önce iş ve vazife sonra sevinç ve neşe...
    Bayram sevincine çocuklar da iştirak ederler.
    Çocuklar dini hayata bayram sevinci ile girerler. Bayramda çocuklar çok sevindirilmelidir.
    Ramazan Bayramı, İslâm şeriatına ait bir bayramdır. Mütevatir Sünnet ile sabit olmuştur. İslâm’ı bütünüyle kabul etmeyenlerin bu inatlarında devam ettikleri müddetçe, böyle bir bayramı kutlamaları din istismarından ibarettir. Mü’minler bu istismarcılara bayram ziyaretinde bulunamazlar.
    Din istismarcıları Ramazan Bayramımıza “Şeker Bayramı” diyorlar. Misafirlere şeker ikram edildiği içinmiş...
    “Şeker Bayramı” değil Şükür Bayramı’dır. Şükrü şekere çevirmişler.
    Oruç tutan, namaz kılan biziz. Bayramda çılgınca eğlenenler onlar. Müslümanların bayramlarını da ellerinden aldılar. Adını değiştirdiler, şeklini değiştirdiler. “Şeker Bayramı” dediler. Bu bir iftiradır.
    Bir kimse bile bile Ramazan Bayramı’na şeker bayramı derse İslâm’dan çıkar. Allah’ın verdiği ismi değiştiremez kimse. Kim değiştirdi bunu, hangi hain hangi cahil yaptı? “Şeker Bayramı” diyenler bayramı beşerî şekle sokuyorlar. Ramazan Bayramı ilahidir, “şeker bayramı” derseniz beşerî olur. İnsanların uydurduğu şey olur. Buna kimsenin selâhiyeti yoktur.
    “Şeker Bayramı” iddiasında bulunanlar bayramı anlamazlar. Çünkü bayramın merhamete, hayatın anlamına ilişkin özünü ve sevincini idrak edemezler. Onlar için bayram alelâde bir tatil günüdür. Bu bayram böyleleri için sadece yiyebilecekleri şekerden ibaret olacaktır. Bu takdirde bayram sevinci kulluk şuurunu elde edenlerin hakkıdır.
    Fâni günleri bayram yapan sır, iman ve Allah’a kulluk duygusudur. Herkes bayramlardan dini duygusu ve İslâmî muhabbet ölçüsüne göre feyiz alır.
    Bu duygu ve düşünceler muvacehesinde bayram günlerinde çevremize dikkat edelim.
    - Kenarda bucakta boynu bükük bir yetim kalmasın...
    - Ziyâret edilmeyen büyük kalmasın...
    - Sevindirilmeyen küçük kalmasın...
    - Gönlü hoş edilmeyen hasta kalmasın...
    - Hatırı sorulmayan yaralı kalmasın...
    - Ve fatihalarla ruhuna ziyafet verilmeyen hiçbir mevta kalmasın...
    Bayramlarınız bayramca olsun…
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

+ Konuyu Yanıtla
3 / 3 İlkİlk 123

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •