+ Konuyu Yanıtla
3 / 2 İlkİlk 123 SonSon
51 sonuçtan 21 --- 40 arası gösteriliyor

Konu: Orucumuzu kabul eyle Allah’ım

  1. #21
    Gönül

    Mahmut Toptaş
    mtoptas@milligazete.com.tr
    17.09.2007


    Sevgili peygamberimiz: “Gönül; serçe kuşu gibidir. Her an uçuşu değişir durur” buyurmuş. (Hakimin Müstedreki ve Beyhaki’nin Şuabından naklen şerhu ayn –il- ilm 2/130)

    Bir başka hadisinde: “Gönül; çölde rüzgar önündeki tüy gibidir” buyurmuş. (Taberani ve Beyhaki’den naklen şerhu ayrı-il-ilim 2/130)

    Yine bir hadisinde “Mü’minin gönlü, ateş üstünde kaynayan tencereden daha fazla kaynamaktadır” buyurmuş. (Ahmet ve Hakim naklen aynı kaynak)

    “Gönül ferman dinlemez” ama Bürhanı dinler. Gönül tencere gibi kaynarken ona elle müdahale edemezsiniz. Ferman yazıp içine atsanız kaynamayı dindiremezsiniz. Ama onu kaynatan aşk ateşinin yönünü başka yere çevirirseniz kaynama durur.

    Rahmanın burhanlarını/ayetlerini dinlemeyenler kendi kalpleri etrafına dünyevi isteklerinden perde çekerler ve her yerde her zaman ne tarafa dönerlerse o makam, para, şan, şöhret perdesini gördüklerinden hakkı göremezler. Kalpleri katılaşır. Kötü düşünce ve davranışlar kalbinde küf meydana getirir. Hastalıklı bir kalbe sahip olur.

    Küfün kazınması, kalpteki perdelerin yırtılması, katı kalbin yumuşaması için Allah bize Kur’an ayetlerini indirivermiştir.

    “Onlar ki, iman ederler ve kalpleri Allah’ın zikri ile tatmin olur. İyi bilin ki; kalpler, ancak Allah’ın zikriyle tatmin olur.” (Ra’d 28)


    Yusuf suresinin 23-24’üncü ayetinde Mısır azizinin hanımının sarayda bütün kapıları kapadıktan sonra Yusuf’a “Haydi gel” dediğinde “kadın onu arzuladı Yusuf da onu arzulamıştı diyor ayet. Ancak ferman dinlemeyen gönül Rabbinin burhanını dinledi.

    Bütün peygamberlerin şeriatında nikâhsız ilişkinin haram olduğu hatırına geldi. Kul fermanı engel olamadı ama Rabbin bürhanı engel oldu.

    Yusuf’un da kadını arzulamasını Şeyh- ul- İslam Ebu-s-Suud efendi oruçlu insanın susuzluktan ciğerleri yanarken sürahideki veya çeşmedeki suya meyletmesine benzetir.

    Oruçlunun suyu arzulaması günah değildir. Oruçlu iken suyu içmesi günahtır.

    Üniversiteli delikanlılarımızdan biri “Bu tür arzular acaba imanımızın eksikliğine mi işaret eder” diye sorduğunda Yusuf suresinin bu ayetiyle cevap vermiştim.

    Bağdat valisi, Hz. Ömer’e sorar: “Bizim burada günaha gücü yettiği halde günah işlemeyenler var. Bir de günah işlemeye gücü yetmeyenler var. Bunların sevap ve günah durumu nedir?” der.

    Hz. Ömer günah işlemeye gücü yettiği halde günahı işlemeyene sevap vardır. Öbürüne sevap da günah da yoktur” der.

    Günümüzden örnek verirsek, devletin üst kademelerine gelmiş ve bir söz veya bir imza ile yedi nesil torunlarını zengin edebilecek imkan varken yapmayan bir insan bunu yapmadığı için sevaba girer.

    “Gönül; rüzgâr önündeki tüy gibidir” Öyle ise gönül ülkesinde Rahmani nefesler estirirsek gönül kuşumuz güllüğe konar. Eğer gönül ülkesinde şeytani havalar eserse o zaman gönül kuşu küllüğe konar.

    Gönlün arzu ettiği hiçbir şeyi dinimiz bize yasaklamamıştır. Ancak o arzu ettiği şeyleri meşru hukuki yolla elde etmesini istemiştir.

    Vitrinde gördüğünüz altınların size ait olmasını arzulamanız günah değildir. Onları çalışarak elde etmek de günah değildir.

    Ancak onları çalmak günahtır. Karşı cinse ilgi duymak, arzulamak günah değil. Bu arzuyu nikah yoluyla yerine getirmek sevaptır. Göz zinasıyla ta’ciz etmek de günahtır.

    Sevgili peygamberimiz: “Biriniz bir kadın görür hoşuna gider ve gönlünde bir arzu meydana gelirse hemen kendi eşine gitsin ve onunla birlikte olsun. Bu birleşme gönlündekini giderir” buyurmuş. (Müslim, Nikah bab: 2 hadis: 10)

    Hayal peygamberi değil, hayatın peygamberi sevgili peygamberimiz. Kıyamete kadar değerini kaybetmeyecek sözlerle bizi aydınlatmıştır.

    Biz gönlümüzün kaynaması veya daldan dala uçması veya rüzgar önündeki tüy gibi gitmesini yönlendirmek için gönül ülkemizin dışa açılan göz, kulak, el, ayak ve dil yollarına hakim olmalıyız. Oralardan içimize pislik akmasını engellemeliyiz. Siz, isterseniz “Yusuf” suresini “Şifa tefsiri 4/ 139”inden okuyuverin.




    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  2. #22
    İmanın çiçeği Ramazan orucu

    Mahmut Toptaş
    mtoptas@milligazete.com.tr
    13.09.2007


    Oruç: Gönlü cevherini Ramazanın açlık ve susuzluk ateşinde pişirerek posasından arındırmadır.

    Yaş kamıştan ney olmaz, Olsa da sesi yürekleri etkileyemez. Çiğ, pişmemiş gönülden yükselen ses de etkilemez yürekleri.

    Bugün insanımızı rahatsız eden sesler: Çok yiyen kapitalistlerin geğirtisi ile iradesi dışında aç kalan bir kısım komünistlerin karın gurultusudur.

    Mümin insan on bir ay bedenini çeşitli nimetlerle beslerken bir ay onu bakıma alır.

    Çok yemediği için geğirti, kendi iradesiyle aç kaldığı için karın gurultusuyla insanları rahatsız etmez.

    Yaz boyu meyve veren ağacın daha iyi meyve vermesi için bakıma alındığı, dallarından budandığı gibi Müslüman insan da kendi arzu ve isteklerini disiplin altına alır.

    Helal olan yiyecek içecek ve ailesiyle olan cinsi temasını şafak vaktinden güneş batımına kadar kendisine yasaklayarak bedeni isteklerini kontrol altında tuttuğu gibi yalan, iftira ve gıybetten uzaklaştırarak nefsinin isteklerini de gemler.

    Yaz mevsiminin yakan sıcağında bir bardak su, kışın donduran soğuğunda bir bardak çayı midesine değil, azan azdıran nefsinin kabaran istekleri üzerine dökerek cehennemdeki ateşini söndürür.

    Yaz gününde oruç tutmak imanın güzellik ve özelliklerindendir (Buğyet- ül insan fi Ramazan İbnü Recep) diyen peygamber efendimiz orucun mihenk taşı olduğunu haber vermiş oluyor.

    Dil ile Müslüman olduğumuzu iddia edip, o imanın gereği olan ameli yapmazsak, delili olmayan davacının durumuna düşeriz. Her ne kadar Allah (c.c.) gizli ve açık her şeyi bilirse de gönüllerde olanın açığa çıkmasını ister. Bu gönüllerde olanın açığa çıkmasının faydası yine de insanlaradır, Rabbimize değil.

    Gül ağacının özünde sakladığı rengi, kokuyu, tazeliği ve harika sanatı Rabbimiz bilmektedir. Ancak bütün bu güzelliklerin açılıp saçılmasını ister. Gül açılınca kokusundan bizler yararlanırız.

    Gül güzellik iddiasında bulunmaz. O güzelliğini mahcup bir eda ile sergiler.

    Gül tevazu gösterince Rabbim gülün güzelliğini bülbülle âleme ilan eder.

    Mümin de özünde sakladığı imanını Oruç gibi ibadetlerle sessizce sergilerse Rabbimiz de o mümini meleklere överek ilan ettiği gibi, devlet devlet dolaştırıp el açtırmaz.

    Dostlar arasındaki hediye gönüldeki muhabbetin şahididir. Oruç da imanın çiçeğidir. Peygamber efendimiz “Oruçlunun ağzının kokusu Allah katında Misk kokusundan daha temiz ve güzeldir.” (Buhari K. Siyam Hadis No 1775) buyurur.

    Oruç onbir ayın bedenimiz ve ruhumuzu lekeleyen pisliklerden arınma, çiçek açıp onbir ay meyveye durma ayıdır.

    Peygamber efendimiz (“Ramazan orucu iki ramazan ayı arasındaki küçük günahları örter.” (Müslim, K. Taharat) buyurmuştur.

    Haydin, bir ismi de Settar olan Allahımızın bize ikram ettiği örtüsüyle örtünelim.



    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  3. #23
    Gönül

    Mahmut Toptaş
    mtoptas@milligazete.com.tr
    17.09.2007


    Sevgili peygamberimiz: “Gönül; serçe kuşu gibidir. Her an uçuşu değişir durur” buyurmuş. (Hakimin Müstedreki ve Beyhaki’nin Şuabından naklen şerhu ayn –il- ilm 2/130)

    Bir başka hadisinde: “Gönül; çölde rüzgar önündeki tüy gibidir” buyurmuş. (Taberani ve Beyhaki’den naklen şerhu ayrı-il-ilim 2/130)

    Yine bir hadisinde “Mü’minin gönlü, ateş üstünde kaynayan tencereden daha fazla kaynamaktadır” buyurmuş. (Ahmet ve Hakim naklen aynı kaynak)

    “Gönül ferman dinlemez” ama Bürhanı dinler. Gönül tencere gibi kaynarken ona elle müdahale edemezsiniz. Ferman yazıp içine atsanız kaynamayı dindiremezsiniz. Ama onu kaynatan aşk ateşinin yönünü başka yere çevirirseniz kaynama durur.

    Rahmanın burhanlarını/ayetlerini dinlemeyenler kendi kalpleri etrafına dünyevi isteklerinden perde çekerler ve her yerde her zaman ne tarafa dönerlerse o makam, para, şan, şöhret perdesini gördüklerinden hakkı göremezler. Kalpleri katılaşır. Kötü düşünce ve davranışlar kalbinde küf meydana getirir. Hastalıklı bir kalbe sahip olur.

    Küfün kazınması, kalpteki perdelerin yırtılması, katı kalbin yumuşaması için Allah bize Kur’an ayetlerini indirivermiştir.

    “Onlar ki, iman ederler ve kalpleri Allah’ın zikri ile tatmin olur. İyi bilin ki; kalpler, ancak Allah’ın zikriyle tatmin olur.” (Ra’d 28)


    Yusuf suresinin 23-24’üncü ayetinde Mısır azizinin hanımının sarayda bütün kapıları kapadıktan sonra Yusuf’a “Haydi gel” dediğinde “kadın onu arzuladı Yusuf da onu arzulamıştı diyor ayet. Ancak ferman dinlemeyen gönül Rabbinin burhanını dinledi.

    Bütün peygamberlerin şeriatında nikâhsız ilişkinin haram olduğu hatırına geldi. Kul fermanı engel olamadı ama Rabbin bürhanı engel oldu.

    Yusuf’un da kadını arzulamasını Şeyh- ul- İslam Ebu-s-Suud efendi oruçlu insanın susuzluktan ciğerleri yanarken sürahideki veya çeşmedeki suya meyletmesine benzetir.

    Oruçlunun suyu arzulaması günah değildir. Oruçlu iken suyu içmesi günahtır.

    Üniversiteli delikanlılarımızdan biri “Bu tür arzular acaba imanımızın eksikliğine mi işaret eder” diye sorduğunda Yusuf suresinin bu ayetiyle cevap vermiştim.

    Bağdat valisi, Hz. Ömer’e sorar: “Bizim burada günaha gücü yettiği halde günah işlemeyenler var. Bir de günah işlemeye gücü yetmeyenler var. Bunların sevap ve günah durumu nedir?” der.

    Hz. Ömer günah işlemeye gücü yettiği halde günahı işlemeyene sevap vardır. Öbürüne sevap da günah da yoktur” der.

    Günümüzden örnek verirsek, devletin üst kademelerine gelmiş ve bir söz veya bir imza ile yedi nesil torunlarını zengin edebilecek imkan varken yapmayan bir insan bunu yapmadığı için sevaba girer.

    “Gönül; rüzgâr önündeki tüy gibidir” Öyle ise gönül ülkesinde Rahmani nefesler estirirsek gönül kuşumuz güllüğe konar. Eğer gönül ülkesinde şeytani havalar eserse o zaman gönül kuşu küllüğe konar.

    Gönlün arzu ettiği hiçbir şeyi dinimiz bize yasaklamamıştır. Ancak o arzu ettiği şeyleri meşru hukuki yolla elde etmesini istemiştir.

    Vitrinde gördüğünüz altınların size ait olmasını arzulamanız günah değildir. Onları çalışarak elde etmek de günah değildir.

    Ancak onları çalmak günahtır. Karşı cinse ilgi duymak, arzulamak günah değil. Bu arzuyu nikah yoluyla yerine getirmek sevaptır. Göz zinasıyla ta’ciz etmek de günahtır.

    Sevgili peygamberimiz: “Biriniz bir kadın görür hoşuna gider ve gönlünde bir arzu meydana gelirse hemen kendi eşine gitsin ve onunla birlikte olsun. Bu birleşme gönlündekini giderir” buyurmuş. (Müslim, Nikah bab: 2 hadis: 10)

    Hayal peygamberi değil, hayatın peygamberi sevgili peygamberimiz. Kıyamete kadar değerini kaybetmeyecek sözlerle bizi aydınlatmıştır.

    Biz gönlümüzün kaynaması veya daldan dala uçması veya rüzgar önündeki tüy gibi gitmesini yönlendirmek için gönül ülkemizin dışa açılan göz, kulak, el, ayak ve dil yollarına hakim olmalıyız. Oralardan içimize pislik akmasını engellemeliyiz. Siz, isterseniz “Yusuf” suresini “Şifa tefsiri 4/ 139”inden okuyuverin.




    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  4. #24
    Milli Gazete’den Mektup

    Necdet Kutsal
    nkutsal@milligazete.com.tr
    17.09.2007


    Güzel ve bereketli bir hafta dileğiyle, Allah’ın selamı üzerinize olsun.

    Bugün mübarek Ramazan ayının beşinci günü.

    Rahmet günlerindeyiz. Bu vesileyle hepinizin Ramazan-ı şerifini tebrik ediyoruz. Ve yine duamız odur ki, Cenab-ı Hakk hepimizi bu mübarek günlerin rahmetinden de, mağfiretinden de nasibdar kılsın ve bunu kurtuluşumuza vesile eylesin.

    Oruç tutmak demek, sadece bir süreliğine nefsin arzularından uzak durmak demek değildir.

    Oruç tutmak, kulluk vazifelerimizden birisini ifa etmektir.

    Öyle ise Oruç’un bize hatırlattığı en büyük nimet kul olduğumuzu unutmamamızdır.

    Kul olmak, vazifeyle mükellef olmaktır.

    Allah’ın kullarından istediği en önemli, en büyük vazife cihaddır.

    Cihad, bütün insanlığın insanca yaşamasını sağlamak için gösterilen her türlü gayretin adıdır.

    Sermaye bu gayeye hizmet için kullanılırsa en büyük nimet, bundan gayri için biriktirilirse en büyük külfettir.

    Siyaset bu gaye için yapılırsa cihad, başka birşey için yapılırsa zillettir.

    Medya, bu gayeye hizmet ederse cihad etmiş, en büyük görevini yapmış olur. Bundan başka her ne için çalışırsa çalışsın, yapacağı şey sadece fitnedir.

    Müsbet dediğimiz şey, insanlığın hayrına olacak şeydir.

    Bunun için biz tasnifimizi yaparken bir ülkenin ihtiyaç duyduğu en büyük şeyin müsbet sermaye, müsbet siyaset ve müsbet medya olduğunu söylüyoruz.

    Bunlar iyinin, doğrunun, güzelin, faydalının ve adaletin sağlanması için kullanılırsa en büyük vazife olan cihad vazifesini yerine getirmiş olurlar.

    Biz Millî Gazete mensupları olarak, elinize aldığınız bu gazeteyi, her gün, bu anlayışla çıkartmaya gayret gösteriyoruz.

    Ancak, bu niyeti taşımanız ve bu uğurda çalışmanız, insanlığı saadete kavuşturmak için yetmiyor. Bunun için güçlü olmanız gerekiyor.

    Boyalı basın diye tarif ettiğimiz menfi medya bütün azgınlığını sürdürmekle beraber, okurlarına, Ramazan hürmetine bir iki manevi bilgi verdiğinde bu ülkede nasıl değişiklikler yaşandığını hep beraber görüyoruz. İnsanların bu ayda birbirlerine karşı müşfik ve merhametli olmalarında ve suç oranlarının düşmesinde bu hizmetin payı azımsanamayacak kadar fazladır.

    Sadece bu örnek bile sayısal yeterliliğin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

    Sözü uzatmaya ne hacet; önümüzde iki alternatif var: Ya gücü elinde bulunduran menfi medyayı tüketici hakkımızı kullanarak müsbet hale getireceğiz, ya da müsbet medyayı destekleyip onu ülkenin en etkin gücü haline getireceğiz.

    Bunlardan birincisini tahakkuk ettirmeye sadece bizim atacağımız adımlar yetmez; ama ikincisini yapmak bizim elimizde.

    Bu yüzden, bu köşede yayınladığımız mektuplarımızda siz kardeşlerimize sürekli bu önemli vazifeyi hatırlatıyor, desteklerinizi talep ediyoruz.

    Çok açıktır ki, en büyük vazifemiz Millî Gazete’yi Türkiye’nin en etkin sesi haline getirmektir. Her zamankinden daha çok desteğinizi istiyor, hepinizi Allah’a emanet ediyoruz.


    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  5. #25
    Açlık değil oruç

    Doç. Dr. Sefa Saygılı

    18.09.2007


    Hem sağlıklı olabilmek, hem de metabolizmayı sağlıklı bir dengeye sokabilmek için zayıflamak mükemmel bir yoldur.

    Bir çok zayıflama rejiminde açlıktan neredeyse ölmeniz tavsiye edilir ama bu ters teper. Çünkü bu defa bedenin savunma mekanizması harekete geçer. Bedenimiz kıtlıkta kaldığımıza kanaat getirir ve hayatımızı kurtarmak için savunmaya geçip yağ depolamaya başlar. Biz zayıflamayı düşünürken bedenimiz bizi kıtlıktan kurtarmaya çalışır. Bu yüzden tam açlık doğru değildir, bir iki küçük öğün yemek daha iyidir. Bunu ise oruç sağlar.

    Aslında aç kalmak, bedenimizi toksinlerden (zehirli maddeler) arındırmak için çok önemli olabilir. Ancak uzun süre aç kalmak yanlıştır. Mutlaka bir iki hafif yemekle (tabii bol sıvı ile birlikte) desteklenmelidir. Bunu da oruç sağlar.

    Tabii orucun açlıktan çok önemli bir farkı daha var. Oruç Cenab-ı Hakk’ın rızası için o’nun emrine uymak için tutulur. Ramazan’da tutulan oruç ise adeta bir şenliktir. Aile olarak, çevre ve giderek şehir olarak alem-i İslâm olarak hep beraber neşe içinde tutulur. Bu da sosyal ve bireysel sayısız faydalar demektir.

    Evet biz Rabbimiz istediği için yalnız O’nun için, oruç tutar ve mükâfatını da O’dan bekleriz. Ancak Peygamberimiz’in (SAV) buyurduğu gibi: "Oruç tutan, sıhhat bulur."



    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  6. #26
    Oruç: En iyi ilâç
    14/09/2007 - 22:27



    MEVLÜT ÖZCAN

    Bâzı Müslümanlar var ki, orucu sadece Ramazan ayında tutup diğer zamanlarda da tıka-basa yerler. Böyle yapanların genelinde Ramazan ayının ilk günlerinde oruçlu olmaları sebebiyle ilk 4-5 gün şiddetli baş ağrısı görülür.

    Neden?

    Nedeni şudur:

    Orucun temel amacı ve asıl etkileri ruhun tekâmülünde görülür. İnsandaki şeytani malzemeleri, sivrilikleri törpüler. Bununla birlikte; oruçla insanın fiziksel sonuçlarının da geliştiği gözardı edilemez bir gerçektir.

    Tıp mütehassısları hastalığı şöyle tarif ederler.

    Hastalık: Sindirimin bir veya daha fazla gerçekleştiği uzuvlarda, besinlerin tam olarak halledilememesinden ileri gelir.

    Bundan dolayı oruç sırasında, sindirim sürecindeki işlemler azalmış ve böylece bedenin toksin maddeleri atması sağlanarak uzun süreli ve aynı zamanda aşırı yemelere bağlı hasarın tamiri oruçla gerçekleşmiş olur.Bu olumlu gelişmeye beden çeşitli yollarla cevap verir. Bundan dolayı vücutta farklı bir ısı artışı olabilir. Bu özel bir ısı çeşididir; bununla vücut bünyedeki fazla maddeleri hızla işler. Böylece bedendeki bu fazlalıklar vücuttan kolayca atılabilecekleri bir biçim hâline gelirler. Vücuttaki fazlalıklar beş yolla veya bunlardan bir veya birkaç yolla dışarı atılır: Burun kanaması, kusma, terleme, ishal ve normalden fazla miktarda idrara çıkma durumlarıdır. Biraz önce ifade ettiğimiz gibi yetersiz sindirim sonucu oluşan fazla çoğu zaman da zararlı toksinler işte oruçta bu yollarla dışarı atılır.

    Oruçlu iken durup dururken burnun kanaması, sebep yokken ter basması korkulacak bir durum değildir. İdrarın miktar ve sıklığı, normalin 4-5 misli fazla olabilir. Öyle bir durum meydana gelebilir ki, birkaç saatte 10-15 defa dışkı atma ihtiyacı doğabilir. Bunlar korkulacak şeyler değildir. Aksine tutulan orucun bünyede tedâvi işlevini yaptığı, istenmeyen oluşumları imha ettiği anlaşılmalıdır.

    Orucun insan bünyesindeki bu önemli oluşumunu, batı anlayışı ve bu kafa yapısında olanlar tehlikeli bir hastalık zannederler. Buradan hareketle orucun başlattığı bu önemli hareketi çeşitli ilâçlarla bloke ederler, çalışmayı durdururlar. Oruç tutanlara, oruç tutmamalarını aksi hâlde kötü sonuçlar doğabileceğini söylerler. Söylenen bu tür sözler netice itibâriyle cehâletin eseridir.

    Daha önce hiç oruç tutmamış (meselâ Perşembe, Pazartesi vesaire gibi) kişilerde oruca başladığı ilk 5 gün içinde yukarıda anlattığımız sebeplerden dolayı can sıkıcı durumlar meydana gelebilir.

    Zonklayıcı bir başağrısı, hafif bir ateş, hararet yüksekliği, terleme, alışılmışın ötesinde dışkı atımı vesaire gibi oluşumlar; bedenin sağlık açısından mesafe aldığını gösterir. Bu sebeplerden dolayı zayıf düştüğünden, başına bir şeyler geleceğinden korkarak oruçlarını kimse bozmamalıdır. Çünkü bunlar oruç münasebetiyle vücudun verdiği iyi, olumlu tepkilerdir.

    İnsanlar rahatsızlıktan hoşlanmazlar. Bundan dolayı bedenin bu şifa yöntemlerini hemen durduracak yollara başvururlar. Oruçlarını bozarlar, çeşitli kimyasal ilaçlara sarılırlar. Bunlar vücuda yapılacak en büyük ihanetlerdir. Böyle ihanetlerin cezası fazla gecikmez; yıllar sonra vücutta biriken anormal maddeler hiçbir tedavi imkânı olmayan organ hasarları meydana getirir. Kurallara uymayanlar, kulluklarını dikkate almayanlar çok ibret verici manzaralarla dünyalarını değiştirirler. Peygamberimizin şu tavsiyesini asla ihmal etmeyelim:

    “Oruç tutunuz sıhhat bulursunuz.”





    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  7. #27
    Ramazan Ve Dualarımız
    14/09/2007 - 22:07



    ABDULLAZİZ BAYINDIR





    Ramazan ayı bağışlanma için tam bir fırsat. Bu ayda kendimizi gözden geçirmeli, günahlarımıza tevbe ve istiğfar etmeliyiz. Bu ay bizim için yeni bir başlangıç olmalı. Yaptığımız ibadetler sadece bu ayda kalmamalı, Ramazanı fırsat bilip kendimizi rabbimizin razı olacağı yeni alışkanlıklara hazırlamalıyız. Bunun için öncelikle günahlarımızdan tevbe etmeli, yüce rabbimizden bağışlanma dilemeliyiz.

    Yüce rabbimiz "bana dua edin duanızı kabul edeyim. Bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir." (Mü'min, 40/60) buyurmuştur.

    Oruçla ilgili ayetler arasında dua ile ilgili bir ayet vardır. Ayet şöyledir:

    "Kullarım sana beni sorarlarsa, ben yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına karşılık veririm. Onlar da bana karşılık versinler. Bana güvensinler. Böylece olgunlaşırlar." (Bakara, 2/186)

    Demek ki oruç ile dua arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu yüzden Peygamberimiz (sav), Allah tarafından reddedilmeyecek duaları sayarken oruçlunun duasını özellikle belirtmiştir. [1]

    Bu bölümde Kur'an-ı Kerim'de geçen bazı dua cümlelerini hem Arapça asılları hem de Türkçe anlamları ile vermeyi uygun gördük. Bu duaları ezberlemeli, özellikle iftar ve sahur vakitlerinde, namazlarımızda, yolda yürürken, gece yatarken kısacası her zaman bu dualarla rabbimize yalvarmalıyız.

    سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ

    "İşittik ve boyun eğdik. Bağışla bizi rabbimiz! Dönüş sanadır." (Bakara, 2/285)

    رَبَّنَا لا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا

    رَبَّنَا وَلا تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا

    رَبَّنَا وَلا تُحَمِّلْنَا مَا لا طَاقَةَ لَنَا بِهِ

    وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا

    أَنْتَ مَوْلانَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

    "Rabbimiz! Unutursak veya hata yaparsak bizi sorumlu tutma.

    Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme.

    Rabbimiz! Zorlanacağımız yükü bize taşıtma.

    Günahımızı affet! Bizi bağışla! Bize ikramda bulun!

    Bizim velimiz sensin. Kâfirlere karşı bize yardım et." (Bakara, 2/286)

    رَبَّنَا لا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ

    “Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın." (Al-i İmran, 3/8)

    رَبَّنَا إِنَّنَا آمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

    "Ey Rabbimiz! Biz gerçekten iman ettik, artık günahlarımızı bağışla ve o ateş azabından bizleri koru." (Al-i İmran, 3/16)

    رَبَّنَا ءامَنَّا بِمَا أَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ

    "Ey Rabbimiz, indirmiş olduğun mesaja inandık, Peygambere uyduk, bizleri bu mesajın canlı şahitleri arasına yaz." (Al-i İmran, 3/53)

    رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِي أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا

    وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

    "Ey Rabbimiz, günahlarımızı ve davranışlarımızdaki aşırılıklarımızı affet, ayaklarımızı kaydırma ve kâfirler karşısında bize yardım et." (Al-i İmran, 3/147)

    رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الأَبْرَارِ

    "Ey Rabbimiz, günahlarımızı affet, kusurlarımızı ört ve iyiler ile birlikte canımızı al." (Al-i İmran, 3/193)

    رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلاةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ

    "Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! Duamı kabul et!" (İbrahim, 14/40)

    رَبَّنَا ءاتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا

    "Rabbimiz! Katından bize rahmet ver ve işimizde doğruyu göster, bizi başarılı kıl." (Kehf, 18/10)

    رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ * وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ

    "Ya Rabbi! Şeytanların vesveselerinden, onların yanımda bulunmalarından sana sığınırım!" (Mu'minun, 23/97–98)

    رَبَّنَا ءامَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ

    "Ey Rabbimiz! Biz sana inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en iyisisin." (Mu'minun, 23/109)

    رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ

    "Bağışla ve merhamet et Rabbim! Sen merhametlilerin en iyisisin." (Mu'minun, 23/118)

    رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا * إِنَّهَا سَاءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا

    "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır." (Furkan, 25/65–66)

    رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالإِيمَانِ وَلا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلاًّ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ

    "Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla. Kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin." (Haşr, 59/10)

    Son olarak bir hadis-i şerif ile bu bölümü de noktalayalım:

    Aişe validemiz Peygamberimiz (sav)'e "Ey Allah’ın elçisi! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu anlarsam o gece nasıl dua edeyim?" diye sorunca Peygamberimiz (sav) "şu duayı oku" buyurdu:

    اَللّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّي

    "Allahım! Sen affedicisin, cömertsin. Affetmeyi seversin. Beni de affet.” [2]

    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Tirmizi, Daavât, 129.

    [2] Tirmizi, Daavât, 84.


    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  8. #28
    Tut bizi ey oruç!
    14/09/2007 - 07:11



    SAMİ HOCAOĞLU







    Hayatın dağdağasında kaçımız dağılmaktan korunabiliyoruz ki? Aklımız dağılıyor. Düşüncemiz dağılıyor. Duygularımız dağılıyor. En beteri hayatımız dağılıyor. İç bütünlüğümüzü kaybediyoruz. Yani, kendimizi kaybediyoruz. Kendimizi kaybedince, insanı da, hayatı da, eşyayı da kendi bütünlüğü içinde göremiyor, okuyamıyor, algılayamıyor ve anlayamıyoruz.

    Parçanın parça olduğunu gözden kaçırıyor, parçayı bütün sanıyoruz. Parçayı bütün sanmak, hem parçaya hem bütüne haksızlık oluyor. Zira parçadan bütünün rolünü üstlenmesini bekliyoruz. Parça bu ağır yükü kaldıramıyor. Sonuçta, parça ile bütün arasındaki kopmaz ilişkiyi gözden kaçırıyoruz. Varolan irtibatı dağılan ve dağıtan tasavvurumuzla biz koparıyoruz.

    Parçayı parça olarak görseydik parçanın altında ezilmeyecek, parçadaki olumsuzluğa takılıp bütündeki güzelliği fark edecektik. Parçada “şer” gibi görünenin bütünde “hayır” olduğunu anlayacaktık. Parçada zeval suretinde tecelli edenin bütünün kemalinden kaynaklandığını fehmedecektik.

    Bu yüzden gündelik yaşıyoruz. Günü yaşamakla gündelik yaşamak arasında sera ile süreyya arasındaki fark kadar fark var. Gündelik yaşamak, “mutlak zamanı” (dehr) gözden kaçırmak demek. Gündelik yaşamak, zamanı aşan bir zamanın olduğunu fark etmemek demek. Gündelik yaşamak, organizmaya teslim olup ruhu teslim almaya kalkışmak demek.

    Arif “vaktin çocuğu”dur, “günün çocuğu” değil. Gündelik yaşayanlar, hayatı kendi bütünlüğü içinde göremezler. Hayatı kendi bütünlüğü içinde göremeyen, hayatın çok mertebeli bir hakikat olduğunu, kendi yaşadıkları hayat basamağının, birçok mertebeden sadece biri olduğunu fark edemezler. Yaşadıkları mertebeyi hayatın bütünü sanırlar. Parçayı bütün sanan herkes gibi cezalandırılırlar. Cezaları, bir ömrü bir gün kadar bereketsiz yaşamaktır.

    Gündelik yaşayanlar, zamanın esiri, hatta oyuncağı olurlar. Esirin ruhu var, oyuncağın ruhu yoktur. Günün getirdiklerine maruz kalırlar. Git gide günlükten anlık yaşamaya geçerler. Kendilerine bakteri muamelesi yaparlar. Tepkileri, sevgileri, aşkları, nefretleri, ilgileri, dikkatleri, rikkatleri, iradeleri, sevinçleri ve hüzünleri anlık veya günlüktür.

    İşte bir ömrü bir gün kadar bereketsiz kılmanın formülü budur. Kur'an, bu tiplerin ahiretinden bir pencere açarak şu diyalogu nakleder:

    - Dünyada ne kadar kalmıştınız?

    - Bir gün ya da bir günün yarısı kadar?

    İşte bereketsizlik dediğim şey de bu. Bir ömür yaşayacaksınız, ama bir gün kadar bereketsiz geçecek.

    Peki, bunun tersi de mümkün mü?

    Elbette, bir günü-geceyi bir ömür kadar bereketli yapmak mümkündür.

    İşte Ramazan, bize bir geceyi bir ömür kadar bereketli yapmanın formülünü sunan ilahi bir imkândır.

    Ramazan bize dağılmışımızı toplamak için gelir. Başta kendimizi toplamayı öğretir. Aklımızı, duygu ve düşünce dünyamızı, ruh ve hatta bedenimizi toplamayı öğretir.

    Ramazan bize parçamızı bütünlemek için gelir. Parçaladığımız hakikatin hakikat olmaktan çıktığını öğretir. Mukayyet zamanı mutlak zamana dikmemiz için elimize bir gök iğnesi tutuşturur. Nasıl ki namaz dünya astarını ahiret atlasına günün beş yerinden dikme talimiyse, oruç da bunun yıllık talimidir.

    Ramazan bize unuttuklarımızı hatırlatmak için gelir. Başta kendimizi unuturuz. Ramazanın en çok hatırlattığı da kendimizdir. En büyük amacı ise “şahit olan ben” idraki inşa etmektir. Şahit olan ben, şehadet kelimesini sadece diliyle okumaz, varlığıyla okur. Sadece okumakla kalmaz, kelime-i şehadet onun varlığında okunur. O artık hem okuyan, hem okunandır. Hem şahit olan, hem şahit olunandır. Kendisi bu mübarek kelimenin yazılı olduğu fiili ve aktif bir levha olur. İşte o zaman her bir hücresi şu gerçeği haykırır: Biz bu cihana sahip olmak için değil, şahit olmak için geldik.

    Ramazan bize kaybettiklerimizi buldurmak için gelir. En çok kaybettiğimiz de kendi benliğimizdir. Sahi, kendini kaybeden neyi kazanır ki? “Ben” demeyi hak edecek bir ben idrakine ulaşmayanın “benim” demesi ne kadar da gülünçtür. Böyle birinin “benim” dediği hiçbir şey gerçekte kendinin değildir. O yoktur ki, onun olsun.

    İşte onun için hakikat şudur: Oruç bizi tutar. Oysa biz, orucu tuttuğumuzu sanırız. Bir yere kadar doğrudur. Zira orucu gerçekten tutanları oruç da tutar. Dik tutar, diri tutar, kendinde ve agâh tutar.

    Ve işte tam bu nedenle: Oruç tutmak kendini tutmaktır.

    “Ramazanınız mübarek olsun” demeyeceğim. O zaten öyledir. Ramazan bizi mübarek kılsın.



    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  9. #29
    Şehr-u Ramazan’da kazancımız ne olacak?

    Mevlüt Özcan
    sabir@mevlutozcan.com
    21.09.2007


    Muhterem Müslümanlar!

    “Oruç sayılı günlerdedir” (Bakara: 184) buyuran Rabbimiz Ramazan ayının kadr-i kıymetini bilmemiz hususunda bizleri uyarıyor. Şu mübarek günleri çarçur ederek geçirmeyelim.

    Bu hutbemde sizleri ikaz ederek bazı hatırlatmalarda bulunmak istiyorum:

    • İftar ve sahur vakitleri duâlarımızın kabulü, arzularımızın ikramı ve ihsanı için büyük birer fırsattır. Bu vakitleri televizyon ekranlarına takılarak boşa geçirmeyelim. Televizyonlarımızı bu vakitlerde kapatıp tefekkür ve tezekkürle Allah’a yönelelim.

    İftar sofrasında sahur esnasındaki dualarımızın ve taleplerimizin red olunmayacağını bilelim. Bu mübarek ay, bu ibadetler, bu oruçlar hep bizim dünya ve ahiret saadetimiz bunlara bağlılığımız oranında bize yakındır.

    Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz Ramazan ayının ilk on gününü “Rahmet Günleri”, ikinci on gününü “Mağfiret Günleri”, son on gününü ise “Cehennemden Azad Günleri” diye haber vermiştir. Bu rahmet ve saadet günlerini boşuna değil, istifade ederek geçirelim...

    Oruç riya karışmayan, Allah ile kul arasında mahrem kalan bir ibadettir. Bundan dolayı oruçluda, kulluk duygusu daha derindir. Bu ibadetteki vecd daha farklıdır. Bu özelliklerden ve güzelliklerden dolayı Allah (c.c.): “Oruçluya orucunun sevabını doğrudan doğruya ben veririm” buyurmaktadır.

    Muhterem Müslümanlar!

    Ramazan ayının ikinci on gününe başlamak üzereyiz.

    Sayılı günler çabuk geçer. Farkındasınız, Ramazan ayı da hızla geçiyor.

    • Mukabelelere katılalım.

    • Kendimiz bizzat Kur’ân-ı Kerim’i hatmedelim.

    • Vaz-u nasihatları kaçırmayalım.

    • Sadaka hususunda çok cömert davranalım. Sadakalarımızı bollaştıralım.

    • İftar yemekleri ikram edelim. Bu yemekler konusunda israf etmekten kaçınalım.

    • İhtiyaç sahiplerini kendimiz arayıp bulalım. Böylece hakiki ihtiyaç sahiplerine ulaşmış oluruz.

    • Sadaka ve zekatlarımızı bizzat kendimiz verelim. Böyle olursa, bundan farklı haz duyacağımızı anlatmak istiyorum.

    • Örnek Müslüman olmaya gayret edelim.

    • Dargın olduklarımızla barışalım.

    • İbadetlere yoğunlaşalım.

    • Elimizden hangi iyiliği yapmak geliyorsa süratle geciktirmeden yapıverelim...

    • Sahur yemeği yedirmek de Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’in sünnetlerindendir. Bu sünneti de hayatımıza geçirelim.

    • Unutmayalım! Bütün başarılar Allah’ın dinini (İslâm’ı) bütün hükümleriyle yaşamakla gerçekleşir. Sahabe-i Kiram Efendilerimiz bu yoldaki gayretleriyle Allah sevgisine erişmişlerdir. Bizler de o yolda/onların yolunda olalım.

    Muhterem Müslümanlar!

    Ramazan ayında gönlünde bir hareket duymayan, içinde bir sevinç hissetmeyen kimseler ruhen hastadırlar. Onların hidayeti için de dua edelim.

    Hepimiz, Allah ile aramıza konulan engelleri, bu Ramazan ayında kaldıralım. Müslümanca yaşamanın yolu budur. Ramazan ayının kazancı da bu olacaktır...




    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  10. #30
    Oruç ve bazı faydaları

    Doç. Dr. Sefa Saygılı

    21.09.2007


    Oruç, Allah için tutulur. O’nun rızasını kazanmak her şeyden üstündür. Ancak oruç tutarken birçok kâr elde ederiz.

    * İlk olarak oruç tutan nefsini alçaltmış, ruhunu yükseltmiş olur. Nefsini alçaltan alçak gönüllü olur ve kendi yücelir.

    * Oruç tutan Allah’a yaklaşır, ibadetlerinin daha zevkli olduğunu görür. Allah’a bir adım yaklaşana ise Rabbimiz on adım yaklaşır.

    * Oruç tutan sağlık bulur. Oruç adeta "bıçaksız ameliyat" tır. Vücudumuzu dinlendirir, yeniler.

    * Oruçluyken daha içten dua edilir ve oruçlunun duası daima makbuldür.

    * Oruç tutan kul olduğunun, yaratılmışlığın farkına varır.

    * Açların, yiyecek bulamayanların halinden tok anlamaz. Ancak oruçluyken fark edilir.

    * Oruç bir sabır denemesidir. Efendimiz (s.a.v.) "Oruç sabrın yarısıdır" buyurmuştur.

    * Aç duranın basireti açılır. Zihni daha berrak olur. Yine Peygamberimiz "Aç duranın idraki artar, zekâsı açılır," ve "Tefekkür, ibadetin yarısı, az yemek ise tamamıdır" buyurmuştur.

    * Açlık, kalpte incelik doğurur. Kişi çevreye daha merhametle ve müsamaha ile bakar. Hadis- i şerifte "Az yiyenin içi nurla dolar" ve "Allah-ü Teâlâ, az yiyip içen ve bedeni hafif olan mü’mini sever" buyurmuştur.

    Ramazan ile birlikte hepimiz de olumlu, güzel değişiklikler olur. Rabbimiz rızasını kazanmak isteyenleri adeta mükafata, berekete ve sıhhate boğmaktadır. Kıymetini bilelim.


    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  11. #31
    Oruç, bedenimizi yeniler

    Doç. Dr. Sefa Saygılı

    20.09.2007


    Ramazan’da belli zamanlarda aç kalmamız yetmez, iftar ve sahurda da az yemeli ve açlığın tadını çıkarmalıyız. Böylelikle bütün sistemlerimiz istirahate çekilecek, adeta yenilenecektir.

    Çoğumuz sindirim sürecinin vücuttan çok kuvvet götüren bir faaliyet olduğunu anlamayız. Ağır bir yemek yediğimizde, bunu izleyen bir veya iki saat içinde fiziksel enerjimizin büyük bir kısmı o yemeği sindirmeye kullanılır. Bunun sonucu olarak sindirim sistemine yığılan kan vücudumuzun diğer bölümlerinde kullanılmaz. Bunun sonucu olarak sindirim sistemine yığılan kan vücudumuzun diğer bölümlerinde kullanılamaz. Oruç tutan kişi, hiçbir zaman yapılmayan bir sürü temizlik (vücudumuzu toksin ve zehirli maddelerden arındırma) işi için kanı serbest bırakmış olur.

    Aslında fazla yemek yemek, fiziksel enerjimizi azaltır. Vücudumuz için lüzumsuz olan, ihtiyacımız bulunmayan yemekleri sindirterek fazladan ve gereksiz iş yaptırmış oluruz. Sonra vücudumuz yapılması gereken diğer faaliyetleri yapamaz olur. Şahsen bin ağır bir yemek yedikten sonra hasta muayene etmenin zorlaştığını, dalgınlaştığımı ve konsantre olmanın güçleştiğini hep fark etmişimdir. Bu yüzden muayene saatlerinde bundan kaçınmışımdır. Aradan bir iki saat geçmelidir ki yemekler sindirilsin. Kan midemizden beynimize geçsin. Kafamızın bulanıklığı gitsin.

    Diyelim oruçluyken başımız ağrıyor. Bilelim ki kanımız serbest kaldığından önceden yapması gereken bir işi yapmak için oradadır.

    Yemek zamanı ağrılar çekebiliriz. Aslında o yemeğe gerçekten ihtiyacımız yoktur ama midemiz bunu alışkanlığından dolayı yapmaktadır. Yemek yemediğimiz halde bir saat içinde karnımızın gürültüsünün geçtiğini görürüz. Bu sadece alışkanlıktan ötürüdür. Midemiz o saatte bu tepkiyi vermek üzere kurulmuş bir saat gibidir.




    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  12. #32
    Ramazan’daki hedeflerimiz neler olmalı?

    Bir Müslüman olarak rahmet ve bereket ayı olan Ramazan’ı en verimli şekilde geçirebilmek için kendimize şu hedefleri belirleyelim:
    * Çok Kur’an-ı Kerim okumak ve hatim indirmek.

    * Teravih namazını 20 rekat olarak cemaatle camilerde kılmak.

    * İftar saatlerinde ümmeti Muhammet için çok dua etmek.

    * Oruçlarımı mutlaka sahura kalkarak tutmak ve sahur vakitlerini dua, namaz ve Allah’ı zikirle çok iyi değerlendirmek.

    * Öğrencilere, komşularımıza ve akrabalarımıza iftar vermek.

    * Sadaka, burs, bağış ve yardımlarımızı bu ayda biraz daha artırmak.

    * Allah’ın isimlerini bolca zikretmek.

    * Gıybet, su-i zan, yalan, dedikodu gibi günahlardan uzak durarak orucumuzu lekelememek.

    * Ramazan’ımızı bereketlendirmek için fitremizi fazlasıyla vermek.

    * Çevremize hayırhâh olup bu ayda kalplerin de yumuşamasını fırsat bilerek din-i mübin-i İslam’a hizmet adına daha fazla şeyler yapmak.

    * Hayır ve hasenat sahiplerini yeni bir nesle sahip çıkma adına çeşitli hayırlara kanalize etmek.

    * Kötü huy ve alışkanlıklarımızı bu rahmet ve bereket ayında tamamen terk etmeye çalışmak.

    * ‘Ramazan tebrik ziyaretleri’ adı altında tanıdık tanımadık herkese ziyaretlerde bulunmak.

    * ‘Her gece Kadir Gecesi olabilir’ mülahazası ile Ramazan özellikle son 10 geceyi çok dinç olarak ibadet ve dua ile değerlendirmek.
    alıntı


    sen oradan kıracaksın zinciri
    ben buradan ve bir gün...

  13. #33
    Oruç, sağlıktır

    Doç. Dr. Sefa Saygılı

    23.09.2007


    Orucun bünyemiz ve ruhi yapımız üzerine o kadar olumlu tesirleri vardır ki saymakla bitmez. İşte aklıma gelen bazıları: oruç sayesinde zihnimiz daha hassas hale gelir. Her oruç tuttuğumuzda zihnimizin daha iyi çalıştığını fark ederiz.

    Oruç bize saflık ve mutluluk hissi verir.

    Oruç açlık grevinden oldukça farklıdır. Açlık grevi niyet öfke ve gazaptan kaynaklanırken oruç Rabbimizin rızasını kazanmak için tutulur. Bilindiği gibi öfke ve sinirlilik halleri mide asidi üretmekte, mide asidi ise acıkmaya sebep olmaktadır. Dolayısıyla oruçlu kişi açlık hissetmezken, diğeri büyük bir açlık hissi, midede kazınma ile karşı karşıyadır.

    Oruçlu bir insan az besin ve enerji aldığı için, duygu melekeleri zayıflaması gerekirken aksine güçlenir. Daha iyi koku almaya başlar. Kulakları ve gözleri, tok halinden daha hassas ve aydınlıktır. Çünkü insan, beynin hücrelerinden emir almaz, ruhun güçlü himayesine girer.

    Yediğimiz gıdanın lezzetini ve tadını daha iyi anlarız. Tatsız gördüğümüz bir yiyeceğin bile ayrı lezzetinin olduğunu fark ederiz.

    Nefsimizin ise boynu bükülür, ipler elinden çıkar. İnsan anlar ki Allah için yaptığı fedakârlık nispetinde kulluk zevkini tatmaktadır. Çünkü Rabbimize olan müthiş bir sadakatle, "ye" deyince yiyor, "yeme" deyince çekiliyoruz. O’na kulluk heyecanı ne güzeldir…

    Ramazan’ın verdiği sükûnet, gönül huzuru, manevi zevk ise bambaşkadır. Bu tatlı hissi ancak oruç tutan yaşayabilir. Gerçekten "oruç tutan sıhhat bulur."




    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  14. #34
    [COLOR="SeaGreen"][Âkif, ramazan, dayanıklı müslüman, ev eşyası, bütçe ve divit…

    Fahri Güven
    f.gun@hotmail.com
    23.09.2007


    Bugün Üstad Mehmed Âkif’in çoğu Mısır’da olmak üzere güldüren, hüzünlendiren, düşündüren bazı hatırlarını aktarmak istiyorum:

    İbadet hususunda tekâmülü:

    Üstad Âkif eve döner dönmez hemen entarisini giyer, abdest alır, namaz vakti ise namazını kılardı.

    Mısır’daki inzivâ hayatı, senelerce Kur’an tercümesiyle meşguliyet, onu takva sahibi yapmıştı. Kur’an’ı su gibi ezbere okurdu.

    – Allah’a hamdolsun, demir hâfız oldum, derdi. Şimdi Ramazanları teravihi hatimle kıldırıyorum.

    – Hangi camide?

    – Camide değil, evde. Bizim oğlan (Tâhir) cemaat oluyor, ben imam. Beraber kılıyoruz. Birkaç rekât sonra, bakıyorum, Tâhir arkamda yok. O kadar dayanabilmiş. Artık ben hem imam, hem cemaat oluyorum.

    Dayanıklı Müslüman:

    Bazı Ramazan geceleri bizde Üstad’a cemaat oluyorduk. Yanlışsız okuyordu.

    – Üstad, hakikaten siz demir hâfız olmuşsunuz, derdik.

    – Evet, derdi, ben bunu hocama da yazdım. Dedim ki: “Ben Kur’an’ı himmetinizle takviye ettim. Şimdi hatimle teravih kıldırıyorum. Bana dayanıklı Müslüman gönderin.”

    Ev eşyası:

    Eşya namına odasında birkaç kanepe, iki demir ayak üzerine konulmuş birkaç tahtadan ibaret karyola vazifesini görür bir şey, bir hasır seccade, bir çift nalın, bir divit, bir de duvarda Hikmet Bey’in Afganistan’dan gönderdiği bir seccade. Bu seccade lüks sayılırdı. Fakat o, en kıymetli bir hediye idi.

    Üstad Âkif evden eve taşındığı zaman geceleri taşındığını söylerdi. Konu komşu eşyasını görmesin, diye.

    Yediği şeyler:

    Sabahleyin erkenden kalkar, çayını kendi hazırlar kahvaltı ederdi.

    Üstad eskisi gibi yemiyordu. Pek az yiyordu. Gündüzleri sabah kahvaltısı ile iktifa ediyordu. Son zamanlarda çay da çok içmiyordu. Akşamları ise hafif sebze ve yoğurttan başka bir şey yemiyordu. “Burada (Mısır- Hilvan) başka türlü yaşanmaz” diyordu.

    Sevdiği plâklar:

    Üstad yine Mısırlı yıllarında yemekten sonra biraz gramofon çalardı. Çok plâkları yoktu. Fakat mevcut olanların hususî kıymetleri vardı.

    Şerif Muhyiddin Bey’i çok sevdiği için evvelâ onun plâklarını çalar, elini şakağına koyarak derin bir sükûnetle onları dinlerdi.

    Sonra Tamburî Cemil Bey’in plâkları gelirdi. Bunlar onu mest ederdi. Cemil Bey’in en güzel taksimleri, saz semaîleri...

    Bir de Mısırlı Şeyh Ali Mahmud’un plâkları vardı. Bunlar da onu çok mütehassis ederdi.

    Sonra Hâfız Kemal’in Mevlid plâkları ona ruhanî büyük bir zevk verirdi.

    Mısır’dan ayrılırken bütün bu sevdiği plâkları gramofonla beraber Mehmed Bey’e hediye etmiş.

    Bütçesinin muvazenesizliği:

    Üstad Âkif’in bütçesi hiç bir zaman muvazene bulamıyordu. Bu sebeple borçsuz kaldığı nâdirdi.

    Para sıkıntısı olunca hikâye söylerdi:

    Bir Arap şairine demişler:

    Niçin bizi hiç aramıyor, sormuyorsun?

    Şair demiş ki:

    – Kalbimde birkaç yer var. Biri kasaba, biri bakkala, biri de sebzeciye. Bunları düşünmekten başkasına yer yok.

    İşte benim vaziyetim de böyle.

    Üstad’ın diviti:

    Ömer Rıza, bir gün kayınpederi Üstad’ın divitine bakmış, bakmış da, Kayınvâlidesine demiş ki:

    – Yirminci asır muharririnin yazı takımına bakınız!

    Kayınvalidesi, Ömer Rıza’nın bu sözünü Üstad’a söylemiş. O da şöyle demiş:

    – Ömer Rıza, divite bakmasın; içerisinden çıkana baksın.

    Üstad Âkif bunu hikâye ettikten sonra, hemen ilâve etti:

    – İçinden de bir şey çıktığı yok ya. Lâf olsun diye öyle söyledim.

    Bir baltaya sap:

    İttihad ve Terâkki zamanında Celâl Sahir’e, bir arkadaşı demiş ki:

    – Bir baltaya sap olamadın.

    O da:

    – Ne yapalım, demiş; Memleket balta sapıyla doldu.

    Üstad, Celâl Sahir’in bu sözünü işitince çok beğenmiş. Bir gün Celâl Sahir’in bu sözünü naklettikten sonra dedi ki:

    Bu söz bana şunu ilham etti:

    “Ne odunmuş babanız: Olmadı bir baltaya sap!

    Ona, siz benzemeyin, sonra ateştir yolunuz.”*

    Okur-yazar olmayan aç kalır mı?

    Devr-i sâbıkta bir gün Süleyman Nazif’le beraber Üstad köprüde yürürken yanlarına bir adam yaklaşır, aç kaldığını söyleyerek beş kuruş ister. Süleyman Nazif sorar:

    – Sen okur yazar mısın?

    – Hayır!

    Süleyman Nazif hayretle:

    – Allah Allah, der, nasıl olur da okur yazar olmayan bir adam aç kalır?

    Üstad, sırası geldikçe bu fıkrayı gülerek anlatırdı.*”


    * Eşref Edib Fergan, Mehmed Âkif- Hayatı, Eserleri ve 70 Muharririn Yazıları, İstanbul 1938.




    /COLOR]
    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  15. #35
    Her oruçla insan biraz daha melekleşir

    Fahri Güven
    f.gun@hotmail.com
    15.09.2007


    Ramazan; “gufran ayı”, “mağfiret ayı”, “rahmet ayı”… Ramazan; “şehr-i sabır”, sabır ayı…

    Ramazan; melekleşme ayı, meleklerle yarışa girme ayı… Ramazan, insanın Allah’ın emri doğrultusunda belirlenen vakitlerde bütün nimetlerden uzaklaşıp, nefsiyle çetin bir mücadele içine girdiği müjdelerle bezeli ay…

    On bir ay boyunca giderek maddeleşen insanın, manevi şölenle çetin bir sınava tabi tutulduğu ay. On bir ay boyu süren ve giderek rutinliğe doğru sürüklenen nefsin açlıkla uyandırılışı… Yeniden arınma mevsimi. Orucun bir ruh festivali olarak bedenin bütün zerrelerine katkı yapması… Huzur ve mutluluğun ruh boyutunda sevimli ürpertiler oluşturması…

    İnsanın bu kutlu eylemle melekleşmesi… Meleklerin nâdirattan da olsa insan şekline girdikleri rivayet olunur. Oysa her Müslüman Ramazan ve Kurban bayramlarının belirli günlerinin dışında kalan yılın her ayında, her mevsiminde istediği gün melekleşebilir… En çok da Ramazan’da melekleştiği gibi...

    Melekler yemez içmezler; müminler de oruç tutarken yemez ve içmezler… Melekler günah işlemezler, hakkıyla oruç tutanlar da oruçlu iken günah işlemezler. Melekler… diye başlayan hangi özelliği sayarsanız sayın insanla özdeştirler… Dolayısıyla meleğin insana, insanın da meleğe en çok benzeten eylem, oruç eylemidir.

    Ramazan arınma merkezi bir aydır, muştulu ibadetlerle bezenmiş bir ay... Oruç ilk planda geride bırakılan on bir ayla, daha sonra da ömrün bütünüyle bir hesaplaşmadır. Kâr, zarar bilânçosuna hazırlama eylemidir. Sevapların ağır basması için orucun farz kılınmasından kaynaklanır. Hem de ne farz:

    Sahurla başlayıp akşam iftara kadar nefsin bütün heva ve heveslerine karşı çıkma, yiyecek ve içeceklerin akıl almaz bir albeniye bürünüp size el sallamasına aldırmamaktır. O çoğu zaman hiç aldırmadığınız çeşmeden suyun bir nazenin gibi süzüle süzüle bir akması vardır ki, kendine tutabilene helâl olsun…

    Oysa her oruçlu kendini tutar… Ne suyun bengi görünümüne aldırır, ne meyvelerin kendisini davetine uyar, ne de yemeklerin gündüz ki iştah açıcı çağrısına… O bitimsiz bekleyişle sahurdan akşam ezanlarının duyulduğu o kutlu iftar vaktine kadar bekler de bekler… Çünkü o Rabb’ine, yüce Yaratıcısına söz vermiştir. O sözden geri dönmemek gerekir. Zaten Müslüman, sözünde duran insan demek değil midir?

    Diğer taraftan Ramazan bir silkiniş, bir temizleniş ayıdır. On bir ayda yapılmış günahlara tövbe edilir. Eller semaya açılarak tövbe imkânı verdiği için Yaradan’a içli dualarla yakarılır… Yine Ramazanlar, iftarları ile teravihleri ile sahurları ile başlı başına bir ibadet şöleni, zenginliği, bir ibadet deryasıdır. Sıradan bir şekilde devam eden bir yıllık bir süreci ayların en hayırlısı olan Ramazan tersine çevirir; hareketlendirir, geceleri ve gündüzleri bin renkli ışıklarla bezeyip insanı metafizik bir ürpertiye sürükler.

    Ramazan ayı bunalmış ruhları sarıp sarmalayarak neşelendirir, coşturur. Gaflet deryası içinde karanlık dehlizlerde yüzen gönülleri, yürekleri orucun ürpertisiyle diriltir. Ramazan ayı bu sebeple rahmet, bereket, feyiz ve nur ayı olmuştur. Nitekim oruçlar, vaazlar, mukabeleler, tesbihler, teravihler, fitreler hep insanın paslanmış ruhunu temizlemek, uyuyan ruhunu uyandırmak, nefisleri dizginlemek içindir. Bunlar top yekûn birer Ramazan armağanı, armağanlarıdır.

    Oruç, Ramazan ayının tılsımlı, kollayan, kuşatan bir ibadetidir. Oruç, başlı başına bir özgürlük ve onarma eylemidir. Kalbi, gönlü ve bütün duyguları onarır, arındırır, diriltir ve esaretten kurtarır. Oruç, aynı zamanda ahlâkı topyekûn bir tasfiye eylemidir. Kötü duygu ve davranışları, iyi davranışlarla yer değiştirme, erdemli duyguları yerleştirmedir. Bu sebeple orucun bir armağanı da, bütün afetlerden korumaktır; yalandan, dolandan, dedikodudan arındırmaktır.

    Ya insan yüzlerindeki orucun oluşturduğu efsunlu manzaraya ne demeli? Görkemli konuğun ürpertili manzarası, arılığın, duruluğun, melekliğin sembolüdür. Zevk ve neşe’nin yüzlerde bir ay gibi parıldaması, orucun şavkının yüzlerdeki yansımasıdır...

    Oruç, insanı takva elbisesiyle kuşatarak en üstün zirveye ulaştırır. Oruçla insan meleklerle yarışa girerken, iftar suları zemzem sularına, iftar yiyecekleri ise cennet yiyeceklerine dönüşür. Orucun, insan yüzlerinde oluşturduğu masumiyet ve saflığın rengi, bu sebepten meleklerin saflığını, temizliğini çağrıştırır.

    Oruç, bir cennet tebessümüdür. Oruç, cennete davetiye çıkarıp, cennetin kapılarını aralarken, tutulan her oruçla cehennemden giderek daha da uzaklaşılır. Bu yüzden cehennemin ateş yağmurlarına kalkan arayanlar mutlaka oruçla bir sevgili gibi sımsıkı kucaklaşıp, onu bitimsiz bir yar gibi hiçbir zaman terk etmemelidir…

    Bu nedenle Ramazan ayının görkemine, kıvancına icabet eden kardeşlerimi kutluyorum... Orucun sırrına vakıf olup sonsuzluk şöleniyle ruhlarını arındırıp, yüreklerini, akıllarını ve bedenin bütün uzuvlarını günah kirlerinden kurtarıp özgürlüğe kavuşturmak için orucun gemisine binenleri kutluyorum. Bu kutlu fırsatı kaçırmayanlara ve Ramazan’ın büyük bir armağan olduğunun bilincine varıp, sarsılmaz bir inançla Allah’ın kopmak bilmeyen ipine sımsıkı sarılan mümin kardeşlerimi tekrar tekrar kutluyor ve iki cihanda saadetler diliyorum...




    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  16. #36
    Resûlullah Efendimiz’in (AS) Mübârek İsimleri ve Mânâları

    Alemlere Rahmet olarak gönderilen, ismi dünyanın evvelinden ahirine kadar övgüye layık olan Peygamber Efendimizin 99 ismi. Bu isimleri Müslümanlar tazimle (hürmetle ) yad ederken, büyük bir kısmını çocuklarına verirler. Hatta ordusuna da Peygamber Efendimizin isimlerinden birini "Mehmetcik"i veren bir milletin ahfadıyız.
    Abdullah
    Allah'ın kulu
    Âbid
    Kulluk eden, ibadet eden
    Âdil
    Adaletli
    Ahmed
    En çok övülmüş, sevilmiş
    Ahsen
    En güzel
    Alî
    Çok yüce
    Âlim
    Bilgin, bilen
    Allâme
    Çok bilen
    Âmil
    İş ve aksiyon sahibi
    Aziz
    Çok yüce, çok şerefli olan
    Beşir
    Müjdeleyici
    Burhan
    Sağlam delil
    Cebbâr
    Kahredici, gâlip
    Cevâd
    Cömert
    Ecved
    En iyi, en cömert
    Ekrem
    En şerefli
    Emin
    Doğru ve güvenilir kimse
    Fadlullah
    Allah-ü Teâlanın ihsânı, fazlına ulaşan
    Fâruk
    Hakkı ve bâtılı ayıran
    Fettâh
    Yoldaki engelleri kaldıran
    Gâlip
    Hâkim ve üstün olan
    Ganî
    Zengin
    Habib
    Sevgili, çok sevilen
    Hâdi
    Doğru yola götüren
    Hâfız
    Muhafaza edici
    Halîl
    Dost
    Halîm
    Yumuşak huylu
    Hâlis
    Saf, temiz
    Hâmid
    Hamd edici, övücü
    Hammâd
    Çok hamdeden
    Hanîf
    Hakikate sımsıkı sarılan
    Kamer
    Ay
    Kayyim
    Görüp, gözeten
    Kerîm
    Çok cömert, çok şerefli
    Mâcid
    Yüce ve şerefli
    Mahmûd
    Övülen
    Mansûr
    Zafere kavuşturulmuş
    Mâsum
    Suçsuz, günahsız
    Medenî
    Şehirli, bilgili ve görgülü
    Mehdî
    Hidayet eden
    Mekkî
    Mekkeli
    Merhûm
    Rahmetle bezenmiş
    Mes’ûd
    Mutlu
    Metîn
    Çok sağlam ve güçlü
    Muallim
    Öğretici
    Muktedâ
    Peşinden gidilen
    Mübârek
    Uğurlu, hayırlı, bereketli
    Müctebâ
    Seçilmiş
    Mükerrem
    Şerefli, yüce
    Müktefî
    İktifâ eden, yetinen
    Münîr
    Nurlandıran, aydınlatan
    Mürsel
    Elçilikle görevlendirilmiş
    Mürtezâ
    Beğenilmiş, seçilmiş
    Muslih
    Islah edeci, düzene koyucu
    Mustafa
    Çok arınmış
    Müstakîm
    Doğru yolda olan
    Mutî
    Hakka itaat eden
    Mu'ti
    Veren ihsân eden
    Muzaffer
    Zafer kazanan, üstün olan
    Müşâvir
    Kendisine danışılan
    Nakî
    Çok temiz
    Nakîb
    Halkın iyisi, en seçkini
    Nâsih
    Öğüt veren
    Nâtık
    Konuşan, nutuk veren
    Nebî
    Peygamber
    Neciyullah
    Allah'ın sırdaşı
    Necm
    Yıldız
    Nesîb
    Asil, temiz soydan gelen
    Nezîr
    Uyarıcı, korkutucu
    Nimet
    İyilik, dirlik ve mutluluk
    Nûr
    Işık, aydınlık
    Râfi
    Yükselten
    Râgıb
    Rağbet eden, isteyen
    Rahîm
    Mü'minleri çok seven
    Râzî
    Kabul eden, hoşnut olan
    Resûl
    Elçi
    Reşîd
    Akıllı, olgun, iyi yola götürücü
    Saîd
    Mutlu
    Sâbir
    Sabreden, güçlüklere dayanan
    Sâdullah
    Allah' ın mübârek kulu
    Sâdık
    Doğru olan, gerçekçi
    Saffet
    Arınmış, seçkin kişi
    Sâhib
    Mâlik, arkadaş, sohbet edici
    Sâlih
    İyi ve güzel huylu
    Selâm
    Noksan ve ayıptan emin olan
    Seyfullah
    Allah'ın kılıcı
    Seyyid
    Efendi
    Şâfi
    Şefaat edici
    Şakir
    Şükredici
    Tâhâ
    Kur'ân-ı Kerîm'deki ismi
    Tâhir
    Çok temiz
    Takî
    Haramlardan kaçınan
    Tayyib
    Helal, temiz, güzel, hoş
    Vâfi
    Sözünde duran
    Vâiz
    Nasihat eden
    Vâsıl
    Kulu Rabb'ine ulaştıran
    Yâsîn
    Kur'ân-ı Kerîm' deki ismi, insan-ı kâmil
    Zâhid
    Mâsivadan yüz çeviren
    Zâkir
    Allah'ı çok anan
    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  17. #37
    Anayasa, Ramazan, Türban

    Afet Ilgaz
    afetilgaz@milligazete.com.tr
    24.09.2007


    Eskiden ramazan gelirken “gene neler çıkaracaklar” diye endişelenirdik. Bilirsiniz, her ramazanda İslâm’ı rencide edici haberler, hadiseler oluşturulmuştur. Oluşturulmuştur diyorum çünkü sonradan bunların gerçekten de olmadıklarını, oluşturulduklarını öğrendik. Mesela Fadime Şahin-Ali Kalkancı olayında böyle bir şey yaşandı. Fadime Şahin’in sonradan ortadan koybulduğu söylendi.

    ***

    Rahmetli Gonca Kuriş de her ramazan ortaya çıkar, birşeyler sorar, ortaya fıkhi sorunlar atardı. Tabii bu ortaya atılan meselelerin içinde, en baş sırayı kadınların cuma, bayram ve cenaze namazı kılıp kılmayacağı tartışmaları alırdı. İlahiyatçılarla iddia sahipleri boğaz boğaza gelirdi. Sonradan bakardınız ki o kadar kıyamet koparılan cenaze, cuma ve bayram namazlarına, kadınların da gidecekleri anlaşıldığı halde, bir tek kadın bile gitmiyor.

    ***

    Artık Türkiye medenileşti (!) veya İslâm fıkhının ibadetlere ait bütün hükümlerini öğrendi diye tam sevinmeye başlıyorduk ki... Bu sefer AKP’nin ramazan gösterisi devreye girdi. Önümüzdeki yerel seçimlere mi hazırlanıyor nedir. Bir “türban yasağı” lafı sızdırıldı, herkes birbirine girdi. Tayyip Erdoğan ellere yeni bir çelik çomak vermişti. Herhalde bu duruma gülenler, ellerini oğuşturanlar da vardır.

    ***

    Oysa insaf sahibi profesörler, gazeteciler, emekli askerler, siyasiler, bu anayasanın dehşet verici içeriğine dikkat çekiyorlar. Hatta Anayasayı hazırlayan 6 kişinin de bağlantılarıyla birlikte biyografileri veriliyor. Mesela en son duyduğum, Aytunç Altındal’ın:

    “Ergun Özbudun ailesi Türkiye’nin en büyük mason ailesidir” sözüydü.

    İşte şunun için yazıyorum bütün bunları: mesela yurtsever profesörlerin ortaya çıkardığı yerel yönetimlerle ilgili Türkiye’nin aleyhinde olacak imkânlar getiren maddeler, “dil” konusunda tehlikeler içeren maddeler, güvenlik kurulu ve orduyla ilgili maddeler... En son şunu öğrendim:

    Jandarma Komutanlığı Güvenlik Kurulu’ndan çıkarılmış. Oysa Nato’ya hiçbir birimiyle bağlanma mecburiyeti olmayan, tamamen millî bir halk ordusu vasfına sahip olan Jandarma, misyonerlere karşı da çok etkili bir mücadele veriyordu. 55 yıldır böyle hizmet veren jandarmanın bütçesi tamamen millî bütçeden karşılanıyor. Bütün AB yasa tekliflerinde ilk önerilen şey Jandarmanın kaldırılması olmuş. Biliyorsunuz Jandarma büyük şehitler de vermiştir. Bunlardan biri ve en önemlisi AB’nin Adana Büyükelçisi’nin de adının karıştığı Eşref Bitlis’in ölümüdür. Eşref Bitlis’in uçağı neden düşmüştü?

    Tayyip Bey’in Ramazan çelik çomaklarını bırakıp, bunları da yazmak zorundayız

    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  18. #38
    Oruç ve sindirim sistemi

    Doç. Dr. Sefa Saygılı

    25.09.2007


    Ramazan’da tüm sindirim sistemimiz, mide ve bağırsaklarımız bir ay süreyle istirahate çekilir. Müzmin kabızlığı olan kişiler rahatlar. Ramazan’da mide ülserine bağlı delinmelerde artış olmaz.

    Ülsere bağlı mide delinmeleri daha ziyade fazla yemek veya alkol alışını takiben görülmektedir.

    Zihni yorgunluk, ağır mesleki çalışmalar, bazı ilaçlar, stres, zorlayıcı egzersizler ve bazı mide tetkikleri de buna sebep olabilmektedir. Yoksa Ramazan’da mide boş olunca rahatlamaktadır.

    Ayrıca Ramazan’da stres ve gerginlik azalır, kişi kendini daha mutlu ve huzurlu hisseder. Akraba ve yakınlarıyla beraberce oruç tutmanın, beraber iftar ve sahur yapmanın hazzı içindedir. Bu durum da psikosomatik rahatsızlıkları azaltır.

    Bir başka nokta; alkol, sigara ve diğer zararlı maddeleri kullanmama da yine sindirim sistemimizi ferahlatır.

    Ayrıca kılınan namazlar, dünyevi sıkıntılardaki azalma da bedenimizi rahatlatacaktır.

    Böylelikle Ramazan ayı mide ve bağırsaklarımıza tam bir dinlenme ve şifa sağlar.

    Kötü beslenen, gece- gündüzü birbirine karışmış, alkol ve sigara kullanan kişilerin Ramazan’da bunları terk ile ve hayatlarını Ramazan’ın getirdiği düzene uydurmalarıyla oldukça rahatladıklarını hep gözlemişimdir. Ramazan, gerçekten şifalı bir aydır.



    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  19. #39
    Oruçluyken duş almak veya denizde yüzmek orucu bozar mı?


    Oruçluyken duş almak da denize girmek de orucu bozmaz. Fakat ağız ve burundan vücuda su kaçarsa o zaman oruç bozulur. Duş alırken belki buna dikkat edebilirsiniz ama yüzerken ağız ve burna suç kaçması sıkça rastlanılabilir bir durumdur. Bu yüzden bundan sakınmalısınız.


    Oruçluyken aşırı bir şekilde diş ağrısı tutan bir kişi ağrı kesici yutsa ne lazım gelir?


    Oruçluyken hap, şurup ve burun damlası gibi ağız ve burun yoluyla alınan ilaçları yutmak orucu bozar. Bu kişi hasta olduğu için bu davranışından dolayı günahkar olmaz. Çünkü hastaların oruç tutmama ruhsatı vardır. Yalnız oruç bozulduğu için Ramazan'dan sonra bir gün kaza orucu tutması gerekir.




    Ağlarken gözyaşı yutmak orucu bozar mı?


    Gözyaşı veya yüz teri ağza girecek olsa, bakılır: Eğer bir ve iki damla gibi az bir şey ise, orucu bozmaz. Çünkü bundan kaçınmak mümkün değildir. Fakat tuzluluğu bütün ağız içinde duyulacak derecede fazla olup da oruç hatırda iken yutulacak olsa, orucu bozar.
    sen oradan kıracaksın zinciri
    ben buradan ve bir gün...

  20. #40
    Oruca ve bayrama başlama ile ilgili bir soru soracağım: Ben yurtdışında yaşıyorum ve yaşadığım ülkede ramazan genellikle Türkiye ve Arabistan’a göre hep bir gün geç oluyor. Ben genellikle Arabistan’ı baz alarak oruca başlıyorum ve bayramı da ona göre yapıyorum. Ama çevremdeki müslüman arkadaşlarım bana hangi ülkede yaşıyorsan o ülkeye uyman gerekir diyor. Bir defasında ramazan Araplara göre 2 gün geç, Türkiye’ye göre de 1 gün geç oldu. Şimdi burada nereye uymak gerekir? Yaşadığım ülkeye mi, yoksa Arabistan’a göre mi? Ayrıca bu sene yine körfez ülkeleri Ramazan'a bir gün erken başladılar. Biz ne yapacağız?

    Yaşadığınız ülkede Şaban ayının yirmi dokuzuncu günü hilal görürseniz ertesi gün ramazan olduğunuz anlar oruç tutarsınız. Hilali görmezseniz Şaban ayını otuz olarak sayarsınız ve sonra ramazana başlarsınız. Aynı şekilde ramazanın yirmi dokuzuncu günü hilali görürseniz ertesi gün bayram günüdür, oruç tutmazsınız. Eğer görmezseniz ramazanın sayısını otuz kabul eder, bir gün daha oruç tutar sonra bayram yaparsınız.

    Türkiye’de uygulanan takvim, bu konuda en doğru takvimdir. Bunun doğruluğu gözlemlerle de doğrulanmaktadır. Bu takvim, bütün dünyada Ramazan ve bayram vakitlerinde birlik sağlanması için oluşturulan uluslararası komisyon tarafından hazırlanmıştır. Buna uyarsanız doğrusunu yapmış olursunuz.



    Bakara suresi 187. ayette geçen "tan yerinin ağırmasından gece oluncaya kadar orucu tamamlayın" ayetini siz "akşam" olarak çevirmişsiniz. Arabça "leyl" kelimesi geçmiyor mu orada ve de leyl gece demek değil mi?


    Leyl kelimesi Arap dilinde şu anlama gelmektedir: "Gündüzün hemen ardı. Başlangıcı güneşin batmasıdır." (İbn Manzur, Lisanu'l-Arab, l-y-l mad., c: 11, s: 607) Türkçe'deki gece kelimesi de aynı anlamdadır. Ancak gece deyince daha çok karanlığın iyice bastırdığı zamanlar anlaşılır. Akşam kelimesi ise güneşin batmasından sonraki zaman anlamındadır. Okuyucunun doğru anlamasını temin için akşam kelimesi tercih edilmiştir.

    Buhari'de Ömer b. Hattab (ra)'dan rivayet edilen bir hadis-i şerif şöyledir:

    Allah'ın resulü buyurdular ki: "Gece bu taraftan geldiği, gündüz şu taraftan gittiği ve güneşin battığı zaman oruçlu kimse iftar eder." (Buhari, Savm, 43)

    Hadiste açık bir şekilde görüldüğü gibi Peygamberimiz geceyi (leyl), güneşin battığı zamandan itibaren başlatmaktadır.


    Diyabet hastalarının Ramazan ayında oruç tutmaları gerekir mi?

    Allah Teala hastalara oruç tutmama ruhsatı vermiştir. Bakara suresinin ilgili ayetleri şöyledir

    184. "Orucu sayılı günlerde tutun. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutsun.

    185. Ramazan öyle bir ayıdır ki Kuran o zaman indirilmiştir. O insanlara yol gösterir. Onda doğru yolun açık belgeleri vardır, iyiyi kötüden ayırır. Sizden kim bu aya erişirse onu oruçlu geçirsin. Kim de hasta olur veya yolculukta bulunursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutsun. Allah size kolaylık ister, zorluk istemez. Bu kolaylıkları, sayıyı tamamlamanız ve size yol gösterdiğine karşılık onu ululamanız için meşru kılmıştır; ola ki şükredersiniz."

    Niyet ederek oruca başladıktan sonra hastalanan kişiler de oruçlarını bozabilirler.

    Hastalar iyileşirlerse oruçlarını kaza ederler. iyileşmezlerse yapacakları bir şey yoktur.



    Bir müslüman Ramazan günü oruca niyet etmemiş olsa, akşama kadar bir şeyler yiyip içebilir mi?

    Hasta yolcu ve ileri yaşlılık durumunda olduğu için oruç tutamayacak durumda olanlar oruç tutamıyorlarsa oruca niyet etmezler. O gün onlar için oruçlulara yasak olan şeyler yasak değildir. Ama böyle bir özrü olmadığı halde oruca niyet etmemiş olanlar niyet vaktini geçirmişlerse artık o gün akşama kadar bir şey yiyip içemezler. Diğer oruçlular gibi bir şey yemeden beklemeleri uygun olur.

    Bazılarının oruç tutmamak için akşamdan niyet etmedikleri görülmektedir. Bu davranış haramdır. Allah'a karşı isyan sayılır.



    Diş yıkamak orucu bozar mı bozmaz mı?


    Dişleri yıkamak orucu bozmaz.

    a) Diş macunu ile dişler yıkanır, su veya diş macunu boğaza kaçarsa oruç bozulur.

    b) Dişler kanar ve tükürüğün rengini kırmızıya çevirecek miktarda kan boğazdan içeriye giderse oruç gene bozulur.



    Diş fırçalamak ve misvak kullanmak orucu bozmaz dediniz. Misvak; tadı olmayan, ağızda lezzet bırakmayan bir ağaç parçasıdır. Diş macunu ise nane esansı ve şeker ihtiva eder. Acaba onların ağızda bırakacağı tad orucu bozmaz mı ?

    Gerek misvakla ve gerekse diş fırçasıyla dişler fırçalanabilir. Ağzı yıkama eli yıkama gibidir. Çünkü oruç konusunda ağız, vücudun dış organlarından sayılmıştır. Ancak boğaza çok yakın olduğu için dikkatli olmak gerekir. Macunun tadının boğazına gitmesi bir kokunun burna gitmesi gibidir. Ancak macunun bir parçası boğaza giderse o zaman oruç bozulur.

    Ağza alınan macunu tamamen temizlemek zor olduğu ve tükürükle birlikte boğaza gitme ihtimali yüksek olduğu için dişler fırçalanırken macun kullanmamak daha iyi olur. Bu yüzden dişleri temizlemek için misvak kullanılması daha uygun olur.



    Diş çektirmek için anestezi gereklidir. Bu da, diş etlerine enjekte edilen anestetik madde ile yapılır. Enjeksiyon ile vücuda herhangi bir şey ithali ise orucu bozar. Anestezisiz diş çektirmek mümkün olmadığına göre diş çektirmenin orucu ne suretle haleldar etmeyeceğini anlayamadım, lütfen beni aydınlatır mısınız?

    Kur’an’da orucu; yeme, içme ve cinsel ilişkinin bozacağı hükme bağlanmıştır. İğne ile vücuda ilaç verme, ne yeme sayılır ne içme. Bu sebeple orucu bozacak bir durum meydana gelmez.



    Oruçlu bir kişi ağzını su ile çalkalayıp tükürse ağzında kalan yaşlık orucuna engel olur mu?

    Olmaz. O yaşlığı tekrar tükürmeğe gerek yoktur.



    Oruçlu kişi birine sövse ve hakaret etse orucu bozulur mu?

    Bozulmaz. Ancak başkasına sövmek ve hakaret etmek haramdır. Müslüman eliyle ve diliyle başkalarını rahatsız etmez.



    Ramazan günü gündüzün uyuyan bir kimseye uykuda banyo yapması gereken bir hal olsa orucu bozulur mu?

    Bozulmaz. Uyanınca banyo yapar ve orucuna devam eder. Yalnız gusül abdetsi esnasında ağza ve burna su verirken dikkatli olmak gerekir. Çünkü su yutmak orucu bozar.



    Ramazanda eşiyle birleştikten sonra uyuyan, sonra kalkıp sahur yemeğini yiyen ve tekrar uyuyan kişi, uyandıktan sonra boy abdesti alsa ne olur?

    Bunun orucuna bir zararı yoktur. Ama namazını kazaya bırakırsa haram işlemiş olur.




    sen oradan kıracaksın zinciri
    ben buradan ve bir gün...

+ Konuyu Yanıtla
3 / 2 İlkİlk 123 SonSon

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •