+ Konuyu Yanıtla
3 / 1 123 SonSon
51 sonuçtan 1 --- 20 arası gösteriliyor

Konu: Orucumuzu kabul eyle Allah’ım

  1. #1

    Orucumuzu kabul eyle Allah’ım

    Orucumuzu kabul eyle Allah’ım
    03 09 2007 milli gazete

    Oruç kelimesi Arapça’da, "sıyam" veya "savm"dır ki, nefsi tutmak ve engellemek manasınadır. Istılahta ise oruç, ikinci fecirden başlayarak güneşin batışına kadar yemekten, içmekten ve cinsel ilişkiden nefsi tutmak demektir. İkinci fecir, takvimlerde "imsak" diye belirtilen vakittir.

    Orucu inkâr edenin hükmü
    Ramazan orucunu inkâr eden kâfir olur.

    Orucun Çeşitleri
    Oruç; farz, vacip, nafile ve mekruh çeşitlerine ayrılır.
    1- Farz Oruçlar: Farz oruçlar vakit bakımından belirli ve belirsiz diye ikiye ayrılır.
    a) Belirli farz; Ramazan orucudur.
    b) Belirsiz farz; kazaya kalan Ramazan ayına ait oruçlarla, keffaret oruçlarıdır. Belirsiz olan farz oruçlar, oruç tutmanın mubah olduğu günlerin herhangi birinde tutulabilir.
    2- Vacip Oruçlar: Vacip oruçlar da vakit bakımından belirli ve belirsiz diye iki kısma ayrılır.
    a) Belirli vacip; belli bir günde tutulmak üzere adanan oruçtur.
    b) Belirsiz vacip; herhangi bir gün, ay veya hafta belirlemeden tutmak üzere adanan oruçtur. Adanan itikâf oruçları birer belirli vaciptir, itikâf zamanlarına mahsustur.
    3- Nafile Oruçlar: Nafile oruçlar; sünnet, müstahap, mendup diye isimlendirilirler. Bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla beraber tutulan Aşure Günü orucu; ‘Eyyam-ı Bîz’ denilen her hicrî ayın on üç, on dört ve on beşinci günleri tutulan oruç; zilhiccenin başından itibaren tutulan dokuz gün oruç ve şevval ayında tutulan altı gün oruç sünnet oruçlardandır.
    4- Mekruh Oruçlar: Ramazan Bayramı’nın birinci gününde, Kurban Bayramı’nın dört gününde oruç tutmak tahrimen mekruhtur. Bununla beraber bu günlerde tutulan oruçlar geçerlidir.
    * Nevruz ve Mehrican Günleri’nde kasten tutulan oruçlar tenzihen mekruhtur. Bu günlerde oruç tutmakla bu günlere hürmet edilmiş olur. Hâlbuki bu günlere hürmet haramdır. Eğer âdet üzere (Eyyam-ı Bîz, Pazartesi-Perşembe oruçları gibi) tutulan bir oruç, bu günlere rastlarsa, oruç tutmak caiz olur.
    * Tek başına cuma, tek başına cumartesi veya sadece Aşure (Muharrem’in onuncu) Günü’nde oruç tutmak tenzihen mekruhtur.
    * İftar etmeden iki gün üst üste oruç tutulması da mekruhtur. Buna "Savm-i Visal" denir.
    * ‘Şek günü’ denilen günde Ramazan orucuna veya vacip bir oruca niyet ederek tutulan oruç da mekruhtur. (Kamerî aylardan Şaban ayının 29'undan sonraki gün. Bu günün Şaban'ın son günü mü yoksa Ramazan'ın ilk günü mü olduğunda şüphe edilir. Onun için bu güne "şek günü" denilir.)
    * Bir kadının, kocasının izni olmaksızın nafile oruç tutması mekruhtur. Kocası dilerse bu orucu bozdurabilir. Kadın daha sonra kocası izin verince veya yalnız kalınca, bozmuş olduğu orucu kaza eder.
    Bir ücret karşılığında çalışan kimse, işinde eksikliğe veya aksaklığa sebep olacaksa, işverenin rızası olmadıkça nafile oruç tutamaz. Fakat böyle bir duruma sebebiyet vermeyecekse, işverenin iznine gerek kalmadan nafile oruç tutabilir.

    Orucun farz kılınışı
    Ramazan orucu, hicretten bir buçuk sene sonra şâban ayının onuncu günü farz kılınmıştır.

    Orucun Farz Oluşunun Delilleri
    1- Kur’ân’dan Delili:
    "Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki Allah’a karşı gelmekten sakınırsınız." (el-Bakara, 2/183)
    "…Öyle ise içinizden kim bu aya (Ramazana) ulaşırsa onu oruçla geçirsin…" (el-Bakara, 2/185)

    2- Sünnet’ten Delili:
    Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "İslâm beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Kâbe'yi haccetmek, Ramazan orucu tutmak." (Buhârî, Îman 1)

    3- İcmâ’dan Delili:
    Sahâbe, Tâbiîn ve sonraki ehl-i sünnet ulemâsı orucun farziyeti üzerinde ittifak etmiştir.

    Efendimiz ve Ramazan
    Peygamber Efendimiz Ramazan ayı hakkında şöyle buyurmaktadır: "Ramazan geldiğinde Cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar da bağlanır" (Müslim, Siyam, 1.). "Ramazan olduğu zaman rahmet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulurlar" (Müslim, Siyam, 2.).

    Sahurda bereket vardır
    Peygamber Efendimiz, sahurla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: "Sahur yemeği yiyin. Çünkü sahurda bereket vardır" (Riyâzü’s-Sâlihin, (terc.K.Burslan-Hasan H. Erdem), II, 495, Buhâri-Müslim rivayeti.). Yine bir hadisinde Sevgili Peygamberimiz: "Bizim orucumuzla Kitap ehli olan (Yahudi ve Hıristiyan) olanların arasını ayırıcı fark, sahur yemeği yemektir" buyurmuştur (Müslim, Siyam, 46).

    İftarda acele edin
    İftarda acele etmek tavsiye edilmiştir. Bu konuda Müslim’den iki hadis nakledelim: "İnsanlar (Sünnet veçhile) iftar etmeye acele davrandıkları müddetçe daima hayırla yaşarlar" (Müslim, Siyam, 48).
    "Peygamberimiz iftarda da, akşam namazında da acele ederdi, bunları tehir etmezdi." (Müslim, Sıyâm, 49-50)

    Melekler size dua etsin
    Bir gün Hz. Peygamber (sav) Sa’d b. Ubâde Hazretleri’nin yanına geldiğinde Hz. Sa’d bir parça ekmek ve zeytin çıkardı. Rasul-ü Ekrem Efendimiz bunları yedi. Sonra: "Sofranızda oruçlular iftar etsin, yemeklerinizi iyi kimseler yesin, melekler de size dua etsin!" buyurdu. (Riyâzü’s-Salihin, II, 517, Ebu Davud rivayeti.)

    Geçmiş günahların mağfireti
    Ramazan ayında yatsı namazına ilave olacak, vitirden önce kılınan teravih namazının da insanların günahlarının affına vesile olacağı bildirilmiştir. Peygamber Efendimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır. "Bir kimse Ramazan-ı Şerif’in gecelerinde ibadetin sevabına inanarak ve mükafatını umarak Allah rızası için teravih namazını kılarsa, geçmiş günahları mağfiret olunur." (Riyâzü’s-Salihin, II, 463, Buhari-Müslim rivayeti.)


    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  2. #2
    Ramazan ayına kavuşuyoruz

    Mehmet Talü
    milli@milligazete.com.tr
    01.09.2007


    Soru: Ramazan ayına bir kez daha yaklaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Neler tavsiye edersiniz?

    Cevab: Bismillahirrahmanirrahim.

    13 EYLÜL 2007 PERŞEMBE GÜNÜ 1 RAMAZAN 1428. Yüce ALLAH’ın lütfu ile sağlık ve esenlik içinde, Müslümanlar olarak arınma ve yenilenme bilincimizin tazelendiği, ferdi hayatta dindarlığın, sosyal hayatta huzur, dayanışma ve kaynaşmanın yoğun olarak yaşandığı, manevi derecesi çok yüksek ve kazancı pek büyük olan af, mağrifet ve bereket mevsimi yeni bir Ramazan ayına yaklaşmış bulunuyoruz, elhamdulillah… Hepimize mübarek olsun! Yüce ALLAH’ın engin rahmet, mağfiret ve bağışlamasının diğer zamanlara göre daha fazla olduğu, sosyal dayanışma ve yardımlaşmanın güzel örneklerinin verildiği Ramazan ayına bir kez daha erişmenin, sahura kalkarak bu ayın manevi atmosferine girmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

    Maddi ve manevi sayısız güzelliklerin yaşandığı ve yapılan amellerin mükafatlarının sınırsız olarak verildiği Ramazan ayına tekrar yaklaşmanın sevincini yaşıyoruz. Kendi ailemizin nafakası ile birlikte ihtiyaç içerisinde bulunan insanların yokluklarıyla da ilgilenmenin verdiği hazzı tadıyoruz. Rahmet ve merhamet ayı olan Ramazan’da hem gönül soframızı, hem ocağımızı insanlara açmak suretiyle paylaşmanın ve yoklukta var olmanın mutluluğunu taşıyoruz.

    Bu mübarek ayın geceleri de, gündüzleri de çok iyi değerlendirilmeli, elden geldiğince ibadete, hayır ve hasenata ağırlık verilmelidir. Çünkü, çok kârlı bir uhrevî kazanç mevsimidir.

    Ramazan ayı, rahmet, mağfiret ve kurtuluş ümidinin tazelendiği, ibadet ve nefis muhasebesi ile gönüllerin arındığı, yardımlaşma, dayanışma, birlik ve beraberlik ruhunun canlanarak ayrı bir sosyal bütünleşmenin yaşandığı müstesna bir zaman dilimidir. Eriştiğimiz bu Ramazanın ayının, her bir mü’min için getirdiği rahmet, mağfiret ve kurtuluş müjdesinden bütün mü’minlerin ve insanlığın hissedar olmasını; bütün milletimize, İslâm âlemine ve insanlığa hayırlar getirmesini Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.

    Yıl içerisinde gönüllerin yumuşadığı, rahmet kapılarının açıldığı geceler, günler ve aylar vardır. İşte bunlardan biri de Hz. Peygamber (S.A.V.)Efendimizin “Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden azad olmaktır.”1 diye haber verdiği Ramazan ayıdır. Bu bakımdan Ramazan ayı; bir müjdeleme, bir uyarma, bir toparlanma, bir daha iyiye gitme ayıdır.

    Bu ay, öğrenmek, anlamak ve gereklerini yerine getirmek üzere okuyan herkesin zihninde ve kalbinde farklı, kalıcı ve derin izler bırakan yeryüzünde en çok okunan Kur’an-ı Kerim’in indirildiği; ve aynı zamanda nimetlerin kadrinin bilinmesine vesile olan, insanda şükran hisleri uyandırarak, yoksulların, çaresizlerin halinden anlama şuuru veren ve maddenin esaretinden kurtararak “sabır” denilen en yüksek ahlâkî bir meziyete eriştiren bir ibadet olan oruç ibadetinin farz kılındığı bir aydır. Ramazan sabır ve tahammül ayıdır. Bu ayda öfkelenmeyelim, kimsenin kalbini kırmayalım. Haklı da olsak, bazı haklarımızdan vaz geçelim, fitne ve fesat çıkmasını önleyelim.



    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  3. #3
    Ramazan ayına kavuşuyoruz (3)

    Mehmet Talü
    milli@milligazete.com.tr
    03.09.2007


    Selman-ı Farisi (R.A.)’den rivayete göre, Resûlullah (S.A.V) Efendimiz, Şaban-ı şerifin son günü hutbe okuyarak şöyle buyurdu:

    “Ey insanlar! Çok büyük ve mübarek bir ay sizi gölgeledi, gelmesi çok yaklaştı. O, kendisinde bin aydan daha hayırlı Kadir gecesi bulunan bir aydır. ALLAH Teâlâ, onun orucunu farz, gecesinin kıyamını, Teravih namazının kılınmasını da nafile kıldı. Her kim, onda bir hayırla ALLAH’a yaklaşırsa, nafile bir ibadet yaparsa, diğer aylarda bir farz eda etmiş gibi olur. Onda bir farz işleyen ise, diğer aylarda yetmiş farz eda etmiş gibi olur. O, sabır ayıdır; sabrın karşılığı ise cennettir. O, iyilik ayıdır; o, kendisinde müminin rızkı artan bir aydır. Her kim, onda bir oruçluyu iftar ettirirse, günahlarına mağfiret ve kendisinin cehennemden kurtulmasına vesile olur ve oruçlunun mükafatından bir şey eksiltilmeksizin, iftar ettirene de onun bir misli verilir. Dediler ki:

    - Ya Resûlellah! Hepimiz, oruçluya iftar ettirecek bir şey bulamaz ki… Bunun üzerine Resûlullah (S.A.V)Efendimiz şöyle buyurdu:

    - ALLAH Teâlâ; bir hurma, bir yudum su veya süt ile oruçluyu iftar ettirene de bu sevabı verir. (Görülüyor ki; iftarın mükellef sofralar ve ziyafetler şeklinde düzenlenmesi şart değildir. Bir lokma ekmek, bir hurma veya bir yudum su ile de olsa aynı sevabı alır. Yeter ki ikramlar, ALLAH rızası için yapılmış olsun. İftar davetlerinde lüks ve israftan kaçınılmalı ve bu davetlerde fakirlere de yer verilmelidir.) O, bir aydır ki, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden azad olmaktır. O ayda her kim kölesinin, işçisinin işini-yükünü hafifletirse, azaltırsa; ALLAH da onu mağfiret eder ve cehennemden azad eder. O halde, onda dört şeyi çokça yapınız. Bunların ikisiyle Rabbinizi razı edersiniz, diğer ikisine de mutlaka muhtaçsınız. Rabbinizi kendisiyle razı edeceğiniz iki şey: La ilahe illALLAH kelime-i tevhidini söylemeniz ve O’na istiğfar etmenizdir. Mutlaka onlarsız duramayacağınız diğer ikisi ise: ALLAH’tan cennet isteyip cehennemden O’na sığınmanızdır. O ayda her kim, bir oruçluyu doyurursa; ALLAH Teâlâ da ona, benim Kevser havzımdan öyle bir içirirki, cennete girinceye kadar bir daha susamaz. ” (İbn-i Huzeyme; Sıyam; 8; No: 1887; 3/191; Beyhekî, Şuabü’l-İman, 3/305,N0:3608)

    Bu hadis-i şeriften anlaşılıyorki: İnsan Ramazan ayında rahmete giriyor. Yani, şimdi biz ALLAH’ın rahmeti içinde yüzüyoruz elhamdülillâh... Suçluyuz, günahkârız, yüzümüz kara, mâzimiz karanlık... Eksiğimiz, kusurumuz çoktur amma, oruç tuta tuta ayın ortasında ALLAH günahları mağfiret ediyor. Ramazanın sonu da cehennemden âzad olmaktır. “Ey kulum, sen Ramazanı tuttun, Ben seni affeyledim, mağfiret eyledim, cehenneme de atmayacağım; hadi bakalım âzâd oldun!” diyecek ALLAH Teâlâ Hazretleri. Kime? Tabii ki Ramazanı güzel geçirenlere...

    Rabbimizi râzı edeceğimiz, Rabbimizin rızâsına ereceğimiz iki iş nedir: “La ilahe iLLALLAH” kelime-i tevhidini çokça söylemek. İkincisi de, ikinci olarak yapılması gereken, istiğfar etmektir. Demek ki, bu Ramazan ayında ne yapacağız?.. “Lâ ilâhe iLLALLAH”ı çok söyleyeceğiz; bir... Estağfirullah’ı çok söyleyeceğiz, ikii.. Kendisinden müstağni kalamayacağımız öteki iki iş: ALLAH’tan cennetini istememiz ve cehennemden ALLAH’a sığınmamızdır. Tamam, bunu da yaparız: “Yâ Rabbi, bizi cennetine dahil eyle!.. Yâ Rabbi bizi cehenneminden âzâd eyle!..” diye de çok dua edeceğiz.



    ]
    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  4. #4
    çok şükür kavuşuyoruz.okullarda açılıyo belki daha zor olacak ama ramazan ayı benim imanımı öyle kuvvetlendiriyoki.rabbim bizi ramazan ayına sağ sağlim kavuştursun inşallah.tutulan oruçların hatrına bizleri affeyle ya rabbim
    BATILI YIKMAK İÇİN KUŞANDIĞIN KILICIN KABZASINDA
    BİR DİRHEM GÜMÜŞTE BEN OLSAYDIM...

  5. #5
    Geberinceye Kadar....

    Mehmet Şevket Eygi

    04.09.2007


    BAY Hacerünnar Doymaz’ı gördüğümde hıçkırıklarla sarsılarak ağlıyordu. Gözleri şişmiş, burnu kızarmıştı. Belli ki, çok gamlı, çok kederliydi. Biraz sakinleştiği zaman, “Niçin ağlıyorsun?” diye sordum. Burnunu gürültü ile silerek, “Ben ağlamayayım da kim ağlasın?..” dedi, anlatmaya başladı.

    “Namus ve şerefimle şunca yıldan beri ihalelere fesat karıştırarak, bin bir dalavere çevirerek, kâh hortumlayarak, kâh komisyon alarak epey kazandım, türedilerden oldum. Şu anda o kadar malım, param, dövizim, gelirim var ki, bırakın ailem ve çocuklarım, bundan sonra gelecek yedi sülaleme yetecek miktardadır.”

    “Durum böyleyse niçin ağlıyorsun?..” soruma gözyaşlarını tekrar sel gibi akıtarak şu cevabı verdi:

    “Yedi sülâleme yetecek servet kazandım ama sekizinci sülâlem ne olacak, onlar sürünsünler mi?.. ağabey” dedi.

    Dilimle vah vah, içimden geber inşaallah diyerek ayrıldım. Doğrusu Hacerünnar beyin ıstırabı çok büyüktü. Acıdan yanıyor, kavruluyordu.

    Yukarıdaki basit fıkrayı yüzde yüz hayalî ve gerçek dışı sanmayın sakın. Bu toplumda nice Hacerünnar beyler ve karılar vardır. Sıfırdan başlarlar, az zamanda bir milyon dolar sahibi olurlar, ağlamaya başlarlar. Bir milyon dolar nedir ki... Ticarete devam ederler bir müddet sonra 10 milyon dolarları olur, daha fazla ağlamaya başlarlar, 10 milyon dolar nedir ki, birileri yüz milyon dolarlar vurmuştur... Devam ederler, 100 milyon dolarları olur, bunlar yine doymazlar, aksine iştahları büsbütün artar. 200 milyon dolar, 300 milyon dolar... Yükseldikçe, zenginleştikçe kuduzlukları artar. Artık çıldırmış gibidirler. Daha zengin, çok zengin, en zengin olmak için ahlâksızlık ve şerefsizlik yokuşundan frensiz inmeye başlarlar. Zenginleştikçe sıkıntıları da artar. Bu kadar büyük kara para çuvala sığmaz ki... Eskisi gibi İsviçre bankalarına yatırsan olmaz... Kadim zamanlarda olduğu gibi toprağa gömecek değil ki...

    Hacerünnar’lardan birkaçı doların milyarı ile zenginleştiklerinde artık onlarda ne dümen ne pusula kalmıştır.

    Ne akıl, ne vicdan, ne tedbir.. Geceleri kâbuslu ve korkulu rüyalar görürler...

    Sonra düşüş başlar. Paraşütsüz düşüş...

    Biz yakın tarihimizde nice Kara Para milyarderi Hacerünnar gördük. Büyüdüler büyüdüler, şiştikçe şiştiler, yükseldiler... Bu kadar büyük servetler, bunca mal ve mülk onları sarhoş etmişti.

    Büyük balon patlayınca tepetaklak giderler. Üst üste yığılmış haram para küpleri bir devrilmeyegörsün.

    Düşüş nereye kadar?

    Asr-ı Saâdet’te bir gün Medine-i Münevvere’de bir düşüş gürültüsü duyulmuş. Ashab-ı Kiram Resûlullah’a sormuşlar: Bu gürültü neydi? “Bir taş 70 küsur yıldan beri Cehennem’e doğru yuvarlanıyordu. Biraz önce menziline ulaştı...” Bu sırada biri koşarak gelmiş ve yaşlı münafıklardan birinin ölüm haberini vermiş.

    Sonları çok kötüdür ama onlar “Sekizinci sülalemize yazık değil mi, onlar için de bir şeyler hazırlayalım...” diye ağlayıp dururlar.

    Bunlardan birinin çok değerli bir arsası bundan 1500 yıl önce Nikeforos adında Bizanslı bir zengine aitti. Bu malı gayr-i meşru yollarla elde etmemişti, ticaret yaparak kazandığı parayla almıştı. Şimdi Nikeforos’ı bilen yok. Mezarı düzlendi, nesli kesildi. Topraktan gelmişti, toz toprak oldu...

    Ağla Hacerünnar ağla!... Yana yana ağla... Geberinceye kadar ağla... Cehennem’e kadar ağla!..



    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  6. #6

    Bu ayda dört şeyi çok yapınız

    Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:

    “Bu ayda dört şeyi çok yapınız! Bunun ikisini Allahü teâlâ çok sever. Bunlar, Kelîme-i şehâdet söylemek ve istiğfâr etmektir. İkisini de, zaten her zaman yapmanız lâzımdır. Bunlar da Allahü teâlâdan Cenneti istemek ve Cehennem ateşinden O'na sığınmaktır. Bu ayda, bir oruçluya su veren bir kimse, kıyâmet günü susuz kalmıyacaktır.”

    (Sahîh-i Buhârî)deki bir hadîs-i şerîfte de Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:

    “Bir kimse, Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilir, vazîfe bilir ve orucun sevabını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günahları affolur.”

    Bu hadîs-i şerîften anlaşılıyor ki, orucun Allahın emri olduğuna inanmak ve sevap beklemek lâzımdır. Günün uzun olmasından ve oruç tutmanın güç olmasından şikâyet etmemek şarttır. Günün uzun olmasını, oruç tutmayanlar arasında güçlükle oruç tutmayı, fırsat ve ganîmet bilmelidir.

    Câbir bin Abdullah hazretlerinin haber verdikleri bir hadîs-i şerîfte, Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:

    “Allahü teâlâ benim ümmetime, Ramazan-ı şerîfte beş şey ihsân eder ki, bunları hiçbir peygambere vermemiştir:

    1- Ramazanın birinci gecesi, Allahü teâlâ mü'minlere rahmet eder. Rahmet ile baktığı kuluna hiç azap etmez.

    2- İftâr zamanında, oruçlunun ağız kokusu, Allahü teâlâya, her kokudan daha güzel gelir.

    3- Melekler, Ramazanın her gece ve gündüzünde, oruç tutanların affolması için duâ eder.

    4- Allahü teâlâ, oruç tutanlara, âhırette vermek için, Ramazan-ı şerîfte Cennette yer ta'yîn eder.

    5- Ramazan-ı şerîfin son günü, oruç tutan mü'minlerin hepsini affeder. Yâni Ramazan ayının tamamını oruçlu geçirenleri affeder
    [SIGPIC][/SIGPIC]

  7. #7
    Orucun başını dik tutun ki, oruç da sizin başınızı dik tutsun Şemseddin Şami, Kamus-ı Türkî'sinin "oruc" maddesinde şu malumatı verir: "Farsça ruze'den gelir. Türklerin 'r' ve 'le' ile başlayan kelimeleri olmadığından, böylelerinin başına daima kelimenin harekesiyle müteharrik bir hemze ilave etmeleriyle uruze ve badehu oruc olmuştur. (Urus, Iramazan gibi)"
    Oruç kelimesinin kökenine ilişkin bu malumattan yola çıkarak, eski Türkler'de orucun olmadığını, bu ibadetin İslamiyet yoluyla önce Farslar'a sonra da Türkler'e geçtiğini söyleyebiliriz.
    Oruç, Kur'an lisanındaki savm'ın karşılığıdır. Savm, en büyük Arap dil ansiklopedilerinin verdiği bilgiye göre terk ve 'direnç' manasıyla sabır anlamlarına gelmektedir. Savm'ın kök anlamlarından yola çıkarak, orucun 'tutmak' ve 'bırakmak' gibi birbirine zıt iki anlamı birden taşıyan bir ibadet olduğunu kolayca anlayabiliriz. Orucun amacı da, bu anlamın insan hayatında aktif hale gelmesini sağlamaktır: 'tutmaya değer olanları tutmak' ve 'bırakılması gerekli ve yararlı olanları bırakmak'.
    Orucu emreden Kur'an ayetinin, bu emrin gerekçesi olan şu hitapla bitmesi, yukarıdaki sonuçla bire bir örtüşmektedir: "leallekum tettukûn: umulur ki sakınır/korunursunuz."
    Sonuçta, yalnızca 'sakınanlar korunurlar'. Ancak 'terketmeyi' bilenler 'direnebilirler'. Kalıcı ve iyi birşeyler 'tutmak' için, geçici ve kötü şeyleri 'bırakmak' şarttır. Bazen 'tutabileceğiniz' şeylerin sayısı, 'bırakabileceğiniz' şeylerle orantılıdır.
    Ya da, bu tesbitleri şöyle de dile getirmek mümkündür: Terketmeden elde etmeyi istemek, bedel ödemeden kazanmakla aynı anlamı taşır. Tuttuğunuzun kendi amacını sizde gerçekleştirmesi, neleri bırakabileceğinize bağlıdır. Korunmanız, sadece Allah bilinciyle sakınmalarınızın bir ödülü olacaktır.
    Şu soruyu, inandığınız değerlerin ne kadar kalıcı ve hakiki olduğunu anlamak için kendi kendinize sormalısınız: Bin tane 28 Şubat süreci olsa, topu tek bir Ramazan'ın bu toplumda oluşturduğu manevi atmosferi dağıtmaya yeter mi? Kalıcı değerlerin yerine, yönetici seçkinlerin devlet imkanlarını da seferber ederek zorla ikame etmeye çalıştığı sahte ve sentetik değerler uğruna, kaç kişi nesinden vaz geçer?
    Canından mı? Malından mı? Yemesinden, içmesinden mi? Zevkinden, sefasından mı?
    İslami değerlerle "bin yıl da olsa mücadeleyi sürdüreceğini" söyleyenlerin görmediği, ya da görmek istemediği yalın ve tokat gibi matruş suratlarında patlayan gerçek işte bu. Ve onlar, savaş açtıkları insanlığın değişmez değerlerini temsil eden hayat nizamı İslam'ın, bugünlere binyıllardır küfrün, şirkin, tuğyan ve isyanın, şeytan ve hempalarının her tür ve cinsine rağmen geldiğini unutmuş görünüyorlar.
    Ramazan ilahi bir gündem. Tüm sahte gündemlerin ortasına, karanlığın ortasına düşen bir ışık topu gibi düşüverdi. Yazık; bu ışık topunun gönüllere nur, gözlere sürur, dizlere derman, yüreklere ferman olan ışığından kalplerinin gözleri kör, kulakları sağır, ağızları dilsiz olanlar yine yararlanamayacaklar. En çok onlara acımak gerek.
    Ramazan, ruhun beslenmesi için bedenin aç bırakıldığı aydır. 11 ayın yürekte bıraktığı kiri, isi, pası temizlemek için yüreğin bakıma alınmasıdır. Yüreğinin çeperlerine tutunarak kendine doğru tırmanmak isteyenler için bulunmaz bir fırsattır Ramazan. Umutların kuşlar gibi göç ettiği, geleceğin tüm baharlarının gıyabında ölüme mahkum edildiği, gül yüzlü yarin güzel kokusuna kurşunlar sıkıldığı, aksaçlı sevdaların intihar eden yunuslar gibi kıyılara vurduğu, ihanet kasırgalarının mamur yürekleri harabeye çevirdiği, güneşe karşı uluyanların terör estirdiği bir zaman ve mekanda Ramazan sadece bir imkan değil bin imkandır.
    Ramazan'ı 'beslenme festivaline' dönüştürmek, bu imkanı hovardaca israf etmekten başka bir şey değildir. Ramazan'ı festivale dönüştürenler orucu diyete, ibadeti adete dönüştürürler. İbadeti adete dönüştürenlerin kaçınılmaz olarak yaptıkları ikinci yanlış 'adeti ibadete' dönüştürmektir.
    Toplumsal çürüme ve sosyal çözülmeden rahatsız olanlar, sorunun bir parçası olmaktan çıkıp çözümün bir parçası olmak istiyorlarsa, tıpkı Hz. Peygamber'in yaptığı gibi, önce kendileriyle tanış olacakları, biliş olacakları bir atmosfere 'hicret' etmek durumundadırlar. İşte Ramazan, böyle bir 'hicret' için bulunmaz bir 'Hıra'dır.
    Kendi şahsiyetini yeniden yoğuracak ve doğuracak bir varlık sancısının gül yüzlü meyvelerine ne güzel ebeliği ancak bir Ramazan yapabilir.
    Oruç tutmakla iş bitmemektedir, asıl yapılması gereken orucun başını dik tutmaktır. Orucun başı, haram yiyerek beslenen haramzadelere ve haramilere inat, bu ülkede helalin, hakkın, adaletin ısrarlı temsilcisi olmakla dik tutulur. Haramilerin gasbettiği bu ülkenin öz kaynaklarının, gasıpların elinden alınarak mustaz'aflara iade etme azminin orucun tamamlayıcı bir boyutu olduğuna inanarak dik tutulur.
    Orucun başı, yüreğinizi paylaştığınız gibi, sofranızı ve ekmeğinizi, yoksullarla, yetimlerle, evsiz, işsiz ve aşsızlarla paylaşarak dik tutulur. Her gün iftarda ve sahurda yemeyi düşündüğünüz envai çeşit yiyeceğin bedelini Çeçenistan gibi iman ve özgürlük mücadelesi veren gönül coğrafyanızın sakinlerine ayırıp, sofranızda bir depremzede standardına razı olmakla dik tutulur.
    Orucun başı, yeryüzünün tüm açlarını, açıklarını, mazlumlarını, mağdurlarını yüreğinize alıp, onlara donattığınız gönül sofranızı iç geçirerek izlerken açlığınızı unuttuğunuz zaman dik tutulur. Siz orucun başını dik tutarsanız, elbet oruç da sizin başınızı dik tutacaktır. Orucun başını dik tutanların ve başını oruçla dik tutanların Ramazan'ı bereketli olsun.

    M.İslamoğlu

    sen oradan kıracaksın zinciri
    ben buradan ve bir gün...

  8. #8


    Ramazan Ayında Resulullah'ın (s.a.v) Duası

    Merhum Kefhemi "Misbah" kitabında Resul-ü Ekrem'den şöyle rivayet etmiştir: "Kim Ramazan ayında her farizadan sonra şu duayı okursa Allah onun günahlarını bağışlar."

    "Allahumme edhil alâ ehl'il-gubûr'is-surûr. Allahumme eğni kulle fegîr. Allahumme eşbi' kulle cai'. Allahummeksu kulle uryan. Allahummegzi deyne kulli medîn. Allahumme ferric an kulli mekrûb. Allahumme rudde kulle ğarîb. Allahumme fukke kulle esîr. Allahumme aslih kulle fasidin min umûr'il-muslimîn. Allahummeşfi kulle merîz. Allahumme sudde fegrena bi-ğinak. Allahumme ğayyir sûe halina bi-husni hâlik. Allahummegzi anna'd-deyne ve ağnina min'el-fagr. İnneke alâ kulli şey'in gadîr."

    Anlamı: Allah'ım! kabir ehlini sevindir. Allah'ım, bütün fakirleri zenginleştir. Allah'ım, bütün açları doyur, Allah'ım bütün çıplakları giyindir. Allah'ım, sıkıntısı olanların sıkıntısını gider. Allah'ım, bütün garipleri -vatanlarına- geri döndür. Allah'ım, bütün esirleri -esirlikten- kurtar. Allah'ım, Müslümanların bozulan durumlarını, fasit olan işlerini ıslah eyle. Allah'ım, bütün hastalara şifa ver. Allah'ım, bizim fakirliğimizi kendi zenginliğinle engelle. Allah'ım, bizim kötü halimizi kendi iyi haline dönüştür. Allah'ım, borcumuzu eda et, fakirlik ve ihtiyacımızı gider; muhakkak senin her şeye gücün yeter

    --------------------------------------------------------------------------------
    sen oradan kıracaksın zinciri
    ben buradan ve bir gün...

  9. #9
    Allahım cümlenizin taksiratını vede cümlemizin taksiratını yani günahlarını Gaffur ismi şerifi hürmetine AFfeylesin amiin
    İnsan bu su misali,kıvrım kıvrım akarya ...

  10. #10

    Diger Dinlerde ORUÇ

    HIRİSTİYANLIK'TA ORUÇ

    Hıristiyanlık'ta da oruç farz

    Hıristiyanlık'ta oruç Kilise'nin üçüncü emridir. Kuran'ın bildirdiğine göre oruç Hıristiyanlara da farz kılınmıştır. Hıristiyanlık'ta oruç ve perhiz aynı anlamda kullanılır. Orucun amacı, işlenmiş günahların cezasını bu dünyadan çekmeye başlamaktadır. İncil, oruca büyük önem verir ve övgüyle bahseder. Ancak orucun zamanı, uyulacak kurallar Hıristiyan mezhepleri arasında farklılık gösterir

    Hıristiyanlık'ta oruç tutma yaşı 21'de başlar. Hıristiyanlar, 60 yaşına kadar oruç tutar. Oruç konusunda 1966 yılında alınan Roma kararlarında bu konu yazılı olarak belirtilmiştir. Bir Hıristiyanın perhiz için ise, en az 14 yaşında olması gerekir.

    Hıristiyanlıkta iki çeşit oruç bulunur. Okaristi orucu yani şükran orucu ve ekleziyastik oruç yani kilise orucu. Bu iki çeşit orucu Katolik'ler tutar, Protestanlar tutmaz. Hıristiyanlık, çarşamba, cuma ve cumartesi günleri ile bazı yortuların arefe günlerinde oruç tutmayı teşvik eder. Hıristiyan inancına göre, Hz. İsa, çarşamba günü ele verilmiş, cuma günü çarmıha gerilmiş ve cumartesi günü de gömülmüştür.

    Hıristiyanlıkta Hz. İsa'nın öldükten sonra dirildiği ve göğe çıkarıldığına inanılan Paskalya'da oruç tutulması önemlidir. Paskalya öncesinde iki gün oruç tutmak dindar Hırıstiyanlar arasında yaygın bir uygulamadır.

    MUSEVİLİK'TE ORUÇ

    Musevilik'te oruç: Yom Kippur

    Tevrat'ta bazı günlerde oruç tutulması emredilmektedir. Yahudilikte oruç nefsi terbiye etme ve bazen de acı çekme aracı sayılırken, bazen de Allah'a yaklaşma aracı olarak kabul edilmektedir. Tevrat'a göre, Hz. Musa Tur Dağı'nda 40 gün 40 gece kalmış ve bu süreyi oruç tutarak geçirmiştir.

    Arabistan'ın çeşitli bölgelerinde yaşayan Yahudiler oruç tuttuklarında yatsıdan sonra da bir şey yemezlerdi. Hatta bazı Müslümanlar da oruçla ilgili ayetler tamamlanmadan önce aynı Yahudiler gibi hareket ederdi.

    Babil döneminde matem ve üzüntü sembolü olarak oruç tutulurdu. Yahudiler, Allah'ın kendilerine felaketler verdiğine inandıkları dönemlerde sürekli oruç tutardı.

    Yahudilikte oruca çocuklar, 12'nci yaşlarından bir ay alınca başlar. Yahudilik'te tutulması gerekli görülen tek oruç Yom Kippur adı verilen keffaret orucudur. Kippur pişmanlık anlamındadır. Yahudiler bu günde günahlarından pişman olurlar. Allah da onları affeder. Yom Kimpur İbranice'de 'tövbe günü' anlamındadır.

    Yahudilerin en büyük ibadet günlerinden olan Kippur, büyük oruç günü olarak kabul edilir. Yom Kippur denen ve 19 Nisan'da başlayıp ve bir hafta süren Pesah Bayramı orucu ise genellikle Hamursuz Bayramı'ndan sonra gelen pazartesi ve perşembe günleri tutulur.

    Yahudilikte Yom Kippur'da oruç tutmak şarttır. İmsak önceki akşam güneş batarken başlar. O gece ve ertesi gün ilk iki yıldız görününceye kadar da yemek içmek yasaktır. Bu süre yaklaşık 25 saattir. Yom Kippur orucunun Hz. Musa'nın Allah'tan buyruklarını almak üzere Tur Dağı'na gittiğinde Yahudilerin altın bir buzağıya tapınmalarından ötürü tutulduğu anlaşılmaktadır.

    Yahudiler Babil dönüşünden sonra Kudüs'ün tahrip edilmesi ve diğer felaketler nedeniyle dört ayrı oruç daha ortaya çıkarmışlardır. Bazı Talmud yorumcuları bu 4 orucun, başka devletlerin himayesi altındaki Yahudiler tarafından tutulması gerektiğini aksi takdirde gerekli olmadığını belirtir.

    Yahudilerde oruç genellikle şafağın sökmesinden ilk yıldızın görülmesine kadar sürer. Ancak Yom Kippur gibi bazı oruçlar ile bir akşamdan ertesi akşama kadar devam eder.


    DİĞER DİNLERDE ORUÇ

    Nirvana'nın yolu oruçtan geçer İnsanlık tarihinde dinlerin neredeyse tümünde oruç tutmak yer alır. Semavi dinlerin dışındaki dinlerde de orucunu önemli bir yeri vardır. Örneğin Budizm'in kurucusu Buda, 'kurtuluşa' yani Nirvana'ya ulaşmanın yolunun arzulardan vazgeçmekten geçtiğini vurgular. Bunun pratik yolu da oruç tutmaktır. İşte bazı dinlerde orucun yeri:

    Hinduizm'de oruç: Hint dinlerinden Hinduism'de oruç nefsi terbiye için yılın belirli aylarında ve günlerinde oruç tutulur. İbadet amacıyla duaların okunduğu günlerde oruç tutulması gerekir. Hinduizm'de oruç genellikle belirli bazı besinleri yememe, yani bir çeşit perhiz şeklindedir.

    Taoizm'de oruç: Doğu kültürlerinin dinlerinden Taoizm'de oruç, daha geniş bir anlamda ele alınmıştır. Burada oruç, sağlığı koruma ve böylece yaşlanmayı geciktirme özelliğiyle ön plana çıkar. Çinliler ayrıca, büyük bayram günleri ile kötülüklerin arttığı dönemlerde de, kendilerini korumak için oruç tutarlar.

    Brahmanizm'de oruç: Güney Asya Hint dinlerinden Brahmanizm'de her ayın 12 ve 13'üncü günlerinde oruç tutmak gelenektir. Brahmanizm'de yaşlılar hastalar ve çocuklar dahi oruçtan muaf değildir. Bazıları insani isteklerini yenmek için 15 gün boyunca oruç tutar. Bu süre içinde bir yudum sudan başka bir şey yiyip içmeleri orucu bozar.

    Jainizm'de oruç: Hint dinlerinden Jainizm'de orucun kuralları daha serttir. Jainistler kesintisiz olarak 40 gün oruç tutarlar. Bu dinin kurucusu Mahavira'nın (M.Ö 599-527)) kendisine işkence yaparak dinde yüksek dereceye ulaşmaya çalıştığı, et ve yumurta yemediği ve hatta ölünceye kadar da oruç tuttuğu söylenmektedir.

    Budizm'de oruç: Güneydoğu Asya dinlerinden Budizm oruca en fazla önem veren dinlerdendir. Budizm'in kurucusu Buda'ya göre, ne dünyaya bağlanmak ne de dünyadan vezgeçmez gerekir. Bu amaca ulaşmak için koyduğu kuralların birincisi ise, her iki ayda bir oruç tutmak ve bu süre içinde de toplum içinde tüm günahlarını itiraf etmektir. Buda'ya göre sonsuz kurtuluşa, yani Nirvana'ya engel olan tek şey arzulardır. Kurtuluş ancak arzuları terketmekle sağlanır. Ve arzulardan kurtulmanın birinci yolu da oruç tutmaktır.

    Maniheizm'de oruç: Manilikte oruç, ışığı gönderen güneş ve aya dua etmek amacıyla tutulur. Babil ve Asurluların da orucu büyük önem verdiği bilinir. Eski Mısır'da ise oruç genellikle dini bayramlarda tutulur.

    Avrupa yerel dinleri: Keltler'in oruç tuttuğu, eski Roma ve Yunanlıların da orucu felaketlerden kurtulmak için bir yol olarak kabul ettiği bilinir.
    Ister mermi kullansin, ister oy pusulasi, insan iyi nisan almali kuklayi degil kuklaciyi vurmali...

  11. #11
    Hoş geldin ey kutlu ay!

    Doç. Dr. Sefa Saygılı

    13.09.2007


    Onbir ayın sultanı Mübarek Ramazan ayı, hoş geldi sefalar getirdi.

    Ramazan ayı, herkese iyilikle geldi. Bu mübarek ay, hepimize sağlık ve zindelik katacak.

    Toplumumuza ise huzur ve mutluluk dağıtacak.

    Bütün gündüz, Cenâb-ı Hakk’ın rızası için aç kalacağız, gün batımında aile efradımızla, arkadaş ve akrabalarımızla hep beraber iftar sofrasının başına oturacağız. O’nun verdiği nimetleri, yine O’na şükrederek yiyip içeceğiz. Aslında sonsuz nimetler içinde yüzüyoruz. Ancak Ramazan’da bu nimetlerin daha bir farkına varacağız.

    Sonra yine mümin kardeşlerimizle teravih namazı kılacağız, fazla kilolarımızdan inşallah kurtulacağız.

    Bu arada belki biraz zorlanacağız ama hiç olmazsa daha çok şükredeceğiz.

    Gecenin karanlığında ailece sahura kalkacağız.

    Sahur yemeğinin ardından da O’na ellerimizi açıp dua edeceğiz.

    Olmayan kardeşlerimize de nimet vermesi için yalvaracağız.

    Günahlara ve haramlara karşı daha dikkatli olacağız.

    Farz ibadetleri yaparken daha titizleneceğiz. Vacipleri ve sünnetleri yerine getireceğiz.

    Kısacası kulluğumuzun şuuruna daha bir varacağız. Müslüman olmanın lezzetini daha derinden hissedeceğiz.

    Ne mutlu müminlere…..




    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  12. #12
    Oruçluyken ne yapmalı?

    Doç. Dr. Sefa Saygılı

    14.09.2007


    Oruç tuttuğumuz sürede bazı şeylere dikkat ederek daha iyi noktalara gelebiliriz. Dinlenmeye, tefekküre, ibadet ve duaya daha çok vakit ayırmalıyız. Çünkü zihnimiz daha berraktır, düşünme daha insicamlıdır.

    Egzersizden vazgeçmemeli, açık havada yürüyüş yapmalıyız. Bu yürüyüş esnasında tefekkür ve dua edebiliriz.

    Yürümek, orucun ruhi ve fiziki faydasını büyük ölçüde arttıracaktır.

    İftar ve sahur arası bol sıvı içmeli, böbreklerimizi ve vücudumuzu arındırmalıyız. En iyi içilecek şey sudur. Ancak bu çeşme değil menba suyu olmalıdır.

    Oruçluyken tad alma duyumuzun daha da hassaslaştığını hissederiz. Bu yüzden gıdaları ağzımıza küçük parçalar halinde alıp yavaş bir şekilde iyice çiğnemenizde fayda vardır. Hem sağlıklı beslenerek kan şekerini aniden yükseltmemiş oluruz, hem de sindirim sisteminin işini kolaylaştırırız.

    Ramazan’da yeşilliklere, çiğ sebze ve meyvelere yer verelim. Bağırsaklarımızı temizleyen ve çalıştıran bu gıdalar oldukça faydalıdır.




    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  13. #13
    İftara dikkat!

    Doç. Dr. Sefa Saygılı

    15.09.2007


    Ramazan yeme değil yememe, tok kalma değil aç kalma ayıdır.

    İşte az yediğimiz birkaç günden sonra mideniz büzüşmüş olacaktır ve onu yine eski haline döndürecek derecede genişletmek akıllıca bir şey değildir. Günümüz insanı, midesini fazlasıyla büyütmüştür. Oruçtan sonra yemeğe başladığımızda, oruç tutmadan önceki dönemlerden daha çabuk doyduğumuzu keşfederiz. Alışkanlıklarımız bize yemeğimizin geri kalan kısmını da yedirebilir, ama orada durmalı ve yeterince yediğimizi kabul etmeliyiz. Bu yüzden oruç tutmak, yemek yeme alışkanlıklarımızı da değiştirmenin bir yoludur. Ve bunu yapmamız gerekir. Ramazan’da kilo verenler buna dikkat etmezlerse kilo alacaklardır.

    Zaten az yemezsek, akşam bir oturuşta bir günlük yemek yersek, şehvetimizi yenmek ve nefsimizi mağlup etmek nasıl mümkün olacaktır? Halbuki birçoğumuz bunun aksine olarak, yiyeceklerini Ramazan’a ayırıp çeşitli, mütenevvi ve nefis yemeklerle akşam sofrasına oturup diğer aylarda yemediklerini bu ayda yemeyi itiyad haline getirmişlerdir. Bu ise doğru değildir.

    Orucun sırrı ve ruhu, nefsin kuvvetlerini zayıflatmak ve yok etmektir. Bu da ancak az yemek ile mümkündür.




    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  14. #14
    Paylaşmanın adıdır Ramazan

    ÜMİT KAYA / İSTANBUL
    11 ayın sultanı mübarek Ramazan ayı, tüm yurtta tutulan oruçlar ve kılınan teravih namazı ile en iyi şekilde idrak edilmeye başlandı. Peygamber efendimiz’in (s.a.v) “Ramazan ayının daha ilk gecesinde Cennetin bütün kapıları ardına kadar açılır; Cehennemin kapıları birer birer kapanır; azgın şeytanlar bağlanıp tesirsiz hâle getirilir. Oruç tutan kimse, büyük günahlardan sakınırsa, iki Ramazan arasında yaptığı günahları affedilir. ‘Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’ bu aydadır” diye buyurduğu Ramazan ayı, aynı zamanda toplumda paylaşma ve yardımlaşmanın da arttığı bir ay.
    Paylaşmanın en güzel örneği, işadamlarının desteğiyle belediyeler tarafından kurulan iftar çadırları oluyor. Evinde orucunu açabilecek sıcak bir yemeği olmayan yoksul vatandaşlarımız, her yıl belediyenin iftar çadırlarına akın ediyor. Bu Ramazan ayında da tüm Türkiye’de kurulan, iftar çadırlarında milyonlarca insan orucunu açıp, iftar edecek. Vatandaşlar aynı zamanda belediyenin Ramazan etkinlikleri kapsamında çeşitli organizasyonları ücretsiz olarak izleme imkânı bulabilecek
    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  15. #15
    İlk Cumada camiler doldu taştı

    On bir ayın sultanı Ramazan ayının başlamasıyla birlikte Türkiye ve dünyanın birçok yerinde Müslümanlar, ilk cuma namazında camileri doldurdu. Bir çok camide cemaat sokaklara taştı.
    Kudüs'te, Ramazan ayının ilk Cuma günü binlerce Müslüman Eski Kent içindeki El Aksa Camii'ni doldurdu. Polis, cuma namazına 90 binin üzerinde kişinin katıldığını belirtti.
    Kudüs'te, Ramazan ayının ilk Cuma günü binlerce Müslüman Eski Kent içindeki El Aksa Camii'ni doldurdu. Polis, cuma namazına 90 binin üzerinde kişinin katıldığını belirtti.
    Ramazanın ilk cuma namazı nedeniyle, İsrail polisi, sabahın erken saatlerinden itibaren Haremüşşerif ve çevresinde geniş güvenlik önlemleri aldı. Yüzlerce polis etrafta mevzilenirken, bazı notkalarda atlı polisler bulundu. Eski Kent üzerinde de kameralı gözetleme zeplini, namaz süresince güvenliği havadan izledi.
    Daha önce belirtilenlerin aksine, cuma namazı için El Aksa'ya gelenlerde yaş sınırı uygulanmadı. Cuma namazı, herhangi bir olay olmaksızın sükunet içinde sona erdi.
    Bursa’da cemaat camilere sığmadı
    Bursa'da, Ramazan ayının ilk cuma namazında camiler dolup taştı.
    On bir ayın sultanı Ramazan ayının dün başlamasıyla birlikte Bursalılar, ilk cuma namazında camileri doldurdu. Ulucami, Emirsultan ve Yeşil camilerinde içeriye sığmayan vatandaşlar, avluda namaz kıldı. Şehrin ana caddelerinin belediye tarafından ışıklandırıldığı ve Ramazan ayı ile ilgili yazılarla süslendiği Bursa'da, Yıldırım ve Muradiye Camii de cuma namazına gelenlerle doldu. Ramazan ayının şevk ve heyecanını yaşayan vatandaşlar, devlet, millet ve aileleri için dua etti.
    Birlik ve beraberlik için dua
    Erzurum’da da Erzurumlular, ilk cuma namazında camileri doldurdu. Ulu, Lalapaşa ve Gürcükapı camilerinde içeriye sığmayan vatandaşlar, dışarıda namaz kıldı. Aşağı Mumcu semtindeki Erzurum İş Merkezi'ndeki koridorlarda saf tutan cemaat ise renkli görüntüler oluşturdu. Ramazan ayının şevk ve heyecanını yaşayan vatandaşlar, devlet, millet ve aileleri için dua etti.
    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  16. #16
    bir yandan olanca gücleriyle islama saldıranlar ve müslüman avına çıkan islamı yok etmek için son derece çalışan caniler bir yandanda onlar ne kadar ugraşsada islama susamış akın akın koşup gelen insanlar sana nekadar şükr edersek azdır allahım
    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  17. #17
    Hangi Ramazan?

    Ahmet Özen

    14.09.2007


    Gelen bir sultandır. On bir ayın sultanı. Onu en güzel şekilde ağırlamak için iki haftadır hazırlanıyoruz. Oysa hazırlıklarımıza iki ay önceden başlamalıydık. Recep ve Şabanla... Hazırlandık dediğime bakmayın. Hazırlananlar belli. Fırıncılar, marketler, mısır çarşısı, oteller, lokantalar…

    İlk hazırlık fırıncılardan... Pide fiyatları artmış. Bu millet ramazanda pide yemeyi sever. Bir sıcak pide için kuyrukta saatlerce bekleyebilir. Pide kuyruğu. Kuyrukların en komiği. Mısır Çarşısı da hazırlıklarını tamamlayanlardan. Mekke, Medine, Tunus, Cezayir hurmaları; Kayseri pastırması hazır. Kamera önünde dizilmiş poz veriyorlar. Kamera önünde dedim; çünkü akşam haberlerinde ramazan ayından bahsederken görüntüler ya bir marketten ya da mısır çarşısından. Pide ve hurma ramazanın gözdeleri. Ramazan’dan sonra yüzlerine bakan bile yok. Otel ve büyük lokantalar da ramazan hazırlıklarını bitirenlerden. İçkiler tezgah altlarındaki yerlerini almışlar. Canlı müzik eşliğinde iftar verilir ilanları ortalığı kaplamış durumda.

    Belediyelerimiz de ramazanı karşılamada üzerlerine düşenleri fazlasıyla yerine getiriyorlar. İftar çadırlarında ramazan eğlenceleri düzenliyorlar. Vatandaş sabaha kadar eğlensin, ramazanı dolu dolu geçirsin. Bu işi en güzel İstanbul belediyeleri organize ediyor. Sultanahmet ramazanın en gözde mekanı. ”Ramazan Sultanahmet’te yaşanır.” Sultanahmet’te ne mi var? Sucuk -köfte kokusu, Osmanlı şerbeti, macunu, Karagöz-Hacıvat, aşıklar çadırı, canlı müzik, çay, kahve, nargile vesaire… Kısaca bol gürültü ve eğlence. Sultanahmet Camii’ndeki vaiz efendi, dışarıdakilere kürsüden sesini duyurmaya çalışıyor; “Eğlence ile vaktinizi boşa geçirmeyin, camiye gelin, sohbete gelin, namaza gelin, kur-an’a gelin …” Duyan kim? Dışarıdakilerin kulakları müzikle sağırlaşmış. Gözleri, sahnedeki sanatçı ya da perdedeki kukla gösterisiyle perdelenmiş. Ağızları da gün boyu aç ve susuz kalmanın acısını çıkarıyor. Kimi nargile içiyor kiminin ağzında ise Osmanlı macunu, elma şekeri. Dışarıya sesini duyurmaya çalışan hatibin bir de sesi kesiliyor. Caminin elektrikleri ara ara gidiyor. Sebep cami dışındaki eğlencede harcanan fazla elektrik sarfiyatı.

    Ramazan ve eğlence. Ramazan ve yeme içme. “Ramazan on bir ayın sultanıdır.” sözü yanlış anlaşıldı galiba. Yeme-içme ve eğlenceye düşkün bir sultan zannediyoruz ramazanı. Ülkemizde ramazan ayında gıda tüketiminin arttığı söyleniyor. Ne garip bir durum? Oruç tutuyoruz gıda tüketimi artıyor üç öğün yediğimizden daha çok tüketiyoruz. Acıkmayalım diye sahurda, çok acıktık diye de iftarda çok yiyiyoruz. Midemizi doyurmak yerine gözümüzü doyurmaya çalışıyoruz. Ramazanda kilo alanlarımız bile var. Ramazan onlara yarıyormuş. İşkembeye yarayan bir ramazan anlayışı… İftardan sonra sodalara saldıranlar, teravih namazında geğirenler, iftarlarını gözden geçirmeliler. Oruç bedenin ve ruhun açlıkla terbiyesidir. Oruç bedeni onarmalı, ruhumuzu canlandırmalı.

    Peygamberimiz (s.a.v) , “Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmeyenin burnu sürtsün” buyuruyor.

    Ramazan ayını sadece Ramazan Usta’nın yemek tarifleriyle geçirenlerin, oruçluyken aç ve fakir insanları düşünme, nimetlere şükretme yerine iftardaki mönüyü düşünenlerin, itikafta yalnız kalarak kendine gelme yerine kalabalığa karışarak kendini kaybedenlerin, ramazanlarını gözden geçirmeleri gerekiyor.

    Bu ramazanlarının farklı olmasını isteyenler, Nurettin Yıldız hocamızın şu sözlerine kulak vermeliler:

    İdeal bir Ramazan günü

    – Sabah namazı kesinlikle camide kılınır. Mümkünse işrak vaktine kadar beklenir, iki rekat namaz kılınıp eve veya işe çıkılır. Bu esnada sabah zikirleri ve Kur’an kıraati yapılır. (İş ortamını aksatmayacak kadar kısa bir uyku olabilir.)

    – Eve ve işe giderken yolda göz ve kulağın, dilin menhiyata yakalanmamasına dikkat edilir. Kur’an’dan ezber bilinen yerler okunur.

    – Namazlar kesinlikle camide kılınır. Ezandan önce abdest hazırlığı yapılır. Sünnet namazlar ihmal edilmez.

    – Bütün ara ve boş vakitler, zikir veya Kur’an ile değerlendirilir. Merdiven basamaklarında bile tesbihat yapılır.

    – Aile fertlerinden birinin mutfak ve benzeri ev hizmetlerinde vaktinin büyük bir bölümünü harcamaması için ev işlerine yardım edilir, ki onların da ibadete ve zikre vakti kalsın. Yemek pişiren, çamaşır yıkayan bayan da zikirsiz kalmaz, ezber bildiği yerleri okur.

    – İftar saati heyecanla beklenir. Bu an çocuklar için cazip hale getirilir. İftar etmeye dakikalar kala duanın en derin kapıları açılmış olacağından duaya geçilir. Aile fertleri duaya âmin der. İftar edilir, ifrat edilmez. İftar yüzünden akşam namazının tehlikeye girmemesine çok dikkat edilir.

    – Teravih için özel hazırlık yapılır. Düğüne gider gibi teravihe gidilir. Evden teravihe uğurlanan şehadete uğurlanır gibi uğurlanır. Dua etmesi talep edilir.

    – Teravih öncesinde ve sonrasında müminler arasında muhabbeti artıracak sohbetlere katılınabilir. Gıybet, nemime ve malayani olmayan bir sohbet olmalıdır.

    – Teravihten sonra eve kapanmak en güzelidir. Sahura rahat kalkabilmek için uykuyu engelleyecek yiyecek ve içeceklerden kaçınmak uygundur.

    – Sahura muhakkak kalkılır. Aile fertleri de kaldırılır. Güzel sahur sofraları kurmakta bereket vardır. Orucun da faziletini artırır. Sahur sofrasını dua sofrasına dönüştürmek mükemmel bir iş olur.

    – Sahur yemeğinden sonra vakit kalmışsa, teheccüd kılınabilir.

    – Sabah namazını kılmadan uyumamaya dikkat edilmelidir. Sabah namazına camiye gitmelidir.

    – Her duada, ramazan ayında yaptıklarının kabulünü ve bir dahakine kavuşturmasını Allah’tan dilemek gerekir.




    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  18. #18
    Kötü alışkanlıklar ve oruç

    Doç. Dr. Sefa Saygılı

    16.09.2007


    Kötü alışkanlıklarımızdan kurtulmayı hepimiz isteriz. Ancak zor olduğu, nefise ağır geldiği için bir türlü başarılı olamayız.

    Kimimiz sigara içer, kimimiz ise kahvehanede boş vakit geçirir. Bazılarımız dedikodu illetine düşkündür. Bazımız ise daha başka fena itiyatlara müpteladır.

    Ramazan ayında oruçluyken bunlara nasıl ara veriyorsak, bu mübarek ayın bitiminde de bu güzel hasletimizi devam ettirebiliriz.

    Ramazan, hoş niyetimiz için gerçek bir fırsattır.

    Fazla yemek ve fazla uyumaktan mı şikayetçiyiz.? İşte Ramazan bize güzel bir fırsat.

    Namaz kılmak zor mu geliyor? Ramazan’da teravih namazlarıyla nefsimizi kırmalı ve kendimizi alıştırmalıyız.

    Ramazan, her yönü ile berekettir. Kişi ondan ne kadar çok istifade etmek isterse, o kadar çok bağlanmalı ve gereklerini yerine getirmeye özen göstermelidir.

    Ramazan’dan sonra maddi ve manevi kirlerden arınmış olarak hayata devam etmeyi Mevla hepimize nasip eylesin.


    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  19. #19
    Ramazan bereketi ve dini hayatın ihyası

    Mustafa Miyasoğlu
    m_miyasoglu@mynet.com
    16.09.2007


    Her Ramazanı bazen büyük bir heyecan, bazen de büyük bir kaygı ile bekliyoruz son yıllarda. Acaba ne olacak da bizim “On bir ayın sultanı” dediğimiz ve içinde “Bin aydan hayırlı” Kadir Gece’sinin bulunduğu güzelim Ramazanı bize zehir etmeye çalışacaklar diye endişe ederek oruca niyetlenirken Allah’a sığınıyoruz. İçimizi burkan şeyler arasında en çok akidelerimizin ve dini hayatı şekillendiren ibadetlerimizin tartışmaya açılmasından endişe ediyoruz. Her yıl birtakım tartışmalı görüşleri bulup ortaya çıkaran fitne-fesat taifesi, çeşitli olaylar karşısında nasıl davranıp yorumlanacağını bilemeyen ilahiyatçıları da arayıp buluyor.

    Bu yıl henüz böyle bir şey bulamayan fitne-fesat medyasının fırsat kolladığı ve ellerinin altındaki dosyaları tartışacak figüranları bularak huzur bozmaya çalışacağı bilinen bir şey...

    Bütün bu medyatik fitne ve fesat taifesine rağmen ülkede Ramazanın ruhaniyeti ve bereketi her yıl gibi bu yıl da yaşanıyor, sonraki yıllarda da artarak yaşanacak inancındayım.

    Ramazanın bir özelliği de iftarlar ve iftar-sahur sohbetlerdir. Her çevrede, her radyo ve televizyonda bu türden sohbetlere rastlamak mümkündür. O yüzden Ramazan bereketinin bir yönü de bizdeki dini, milli ve insani değerleri harekete geçiren bu sohbetlerin heyecanıdır. Bu heyecan, ülkemizde olduğu gibi bütün dünyada İslâmî hayatın yeniden ihyasına imkân verir.

    Sohbetten muhabbete

    Kültürümüzde sohbetin çok önemli bir yeri var. Çünkü kitabî olmak, hayatın da dışında kalmak istemiyorsanız peygamberlerle filozofların muhataplarını eğitmek ve yönlendirmek için başvurdukları sohbete bigâne kalamazsınız. Çünkü sohbetle oluşan bağ çok farklıdır.

    Hz. Peygamber Efendimizin 23 yıl boyunca yaptığı sohbetlerle yetişen insanlar “sahabe” olarak adlandırılmış, tarihte benzeri görülmemiş biçimde büyük bir sosyal, siyasî ve kültürel değişmeye yol açan Kur’an insanlığın hayatına bu sohbetlerle girmiştir. Bunu idrak edemeyen veya Asr-ı Saadet kavramına yabancı bir kültürle yetişen insanlara söylenecek pek bir şey yok... Onlara acımak yerine bu zavallılıktan kurtulmaları için faaliyet yapmak gerekir.

    Evet, bütün bunları konuşmak, bir bakıma da dertleşmek için gönül sohbet ister, bunu da Lâedri diye nitelendirilebilecek isimsiz bir şairin ifadesiyle şöyle dile getirilebiliriz:

    “Gönül ne kahve ister ne kahvehane

    Gönül sohbet ister kahve bahane”

    İkinci mısradaki “sohbet”i “bir dost” diye değiştirerek söyleyenler de vardır. Önemli olan halden anlayan ve aynı dili konuşan bir insan bularak onunla sohbet edebilmektir.

    Bir toplum kültürel bakımdan yozlaşıyor, kendi kaynaklarına yabancılaşıyorsa, burada o toplumda kamu hizmetleri yapan kurum ve kuruluşların çok önemli bir sorumluluğu var. Kültürü günlük yaşamanın dışında düşünmüyor ve belli çevrelere, gelir düzeyi yüksek elitlere mahsus bir lüks gibi görmüyorsanız, bu konularda ciddî programlar yapmanız gerekir.

    Eğer siz kültürel yatırımları önemsemez ve yalnız siyasetle sonuç almaya çalışırsanız, hem kültürel hem de siyasi bakımdan yok olur gidersiniz. Maalesef 60 yıldır sağ politika anlayışı hep bu çerçevede kaldığı için kültürel iktidarla işbirliği halindeki CHP zihniyetine mağlup olmuştur. İktidar olup da muktedir olamamanın temelinde aslında bu temel husus var.

    Ramazan sohbetleri ve namazla diriliş seferberliği

    Ramazan sohbetlerinin konusu, dinimizle birlikte ülkemizin ve İslâm dünyasıyla birlikte insanlığın sosyal, kültürel ve estetik meseleleri olmalıdır. Bunlarla yönlendirilen insan ve toplum, sorumluluk sahibi kültür ve sanat adamlarının sürekli gündeminde olmalıdır. Kültürün dinî ve millî hüviyeti, sanatın beşerî münasebetlerden yola çıkarak ahlâkî ve estetik kaygılarla gelişme zarureti, sanat ve edebiyatla, daha geniş olarak kültürel hayatla meşgul olanları sürekli düşündürür. Biz kalarak evrensel formlara ulaşmamız, dinî çerçeveleri zorlamadan yeni ve güzel eserler ortaya koymamız başlıca estetik meseledir. Bunların da elbet sosyal boyutu var.

    Tarih, din, kültür, medeniyet ve sanat tarihi konularının bir arada konuşulabilmesini mümkün kılan ve kültür hayatımıza tutarlı bir bakış imkânı getirebilen yazı türlerinden biri olan sohbet tarzıyla yalnız edebî meseleleri ele almak yanlış bir tutum olur. O yüzden biz, yalnız günümüzün meseleleriyle kendimizi sınırlamamalı, ufkumuzu genişletmeli ve bazan tarihi ve edebi eser incelemesiyle öteki alanlardaki konuları ele alan çalışmalara da yönelmeliyiz. Ramazan, oruç, namaz, zekât ve sadaka ile birlikte kültürün de kaynaştığı bir ay olabilir.

    Esasen gönülden gönüle sesleniş biçimi olarak gördüğümüz sanat ve kültür faaliyetlerinin sevilip benimsenmesi, bunlar vasıtasıyla ruhî ve zihnî melekelerin geliştirilmesi ve geniş çevrelere yayılması Ramazan sohbetleriyle kolay olur. Çünkü sohbetler, kültürel faaliyetlerin en etkilisidir. Bir dünya görüşünün en iyi ifadeye kavuşmasında, güzelliklerin ön plana getirilip gençlerin manevî dünyalarının zenginleştirmesinde bu tür sohbetlerin etkisi büyüktür.

    Hayrın en güzel biçimde söylenmesi, her zaman bazı imkânları da birlikte getirir. Sanatçı ve kültür adamı duyarlığı, sohbetin imkânlarıyla daha da zenginleşir, bütün anlatım biçimlerini gözden geçirerek edebî birikimimizi yenileştirir. Buna ihtiyacımız var.

    Bu arada, Abdullah Yıldız dostumuzun teşebbüsüyle kurulan Namaz Platformu’nun da en çok bu ayda taraftar toplayacağına inanıyorum. Çünkü çok geniş bir iştirâkle geçen yıl başlatılan “Namazla Diriliş Seferberliği”ne katılanların sayısı Ramazan’la birlikte daha da artacak ve geniş kitlelerin katılması mümkün olacaktır. Ramazan sohbetleriyle yoğunlaşan ve dine ilgisiz medyada da görülen namaz ve oruç yazıları ile Ramazan programları bu ülkede yeni bir kültürel dirilişin mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Ramazanla birlikte bu seferlikte yeni hamleler başlaması ve dinî kültürle İslâmî hayat tarzının ihyası gerçekleşmiş olacaktır.

    Ramazan bereketinin manevi ve kültürel özellikleri yanında, bir de maddî görüntüsü var ki, bu da din kardeşliğinin en görünen yanıdır. Dul ve yetimlerle muhtaçlara ve felâketzedelere yardım, Ramazanın en göze çarpan özelliklerinden biridir. Fakat dinî hayatın yeniden ihyası ile gönül eğitimi ve temel değerlerin anlaşılması çok daha önemli bir Ramazan bereketidir.




    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

  20. #20
    Müslüman’a her gün Ramazan…

    Afşin Selim

    13.09.2007


    Ramazan ayının gelmesiyle (hoş geldi, sefa geldi) farklı bir iklim teneffüs edilir sanki. Soluduğumuz havada bile bir farklılık mevcuttur. Oruçlu olmamız, vakit içinde her daim Allah’ı hatırlamamız anlamına da gelir. Oruç tutmak, bir ibadettir, bir duadır. Onu yalnızca, günlerin bir bölümünde yemekten içmekten kesilmek olarak algılamamak gerek. Zira yalnızca yememek, içmemek değildir oruç. O, günaha yabancılaştırır, günaha karşı zırh/kalkan vazifesi görür. Oruç tutmak, şükretmektir, sabırdır. Efendimizin (s.a.v) buyurduğu gibi; “Oruç sabrın, sabır da imanın yarısıdır.”

    Ramazan ayının gelmesiyle, yaşadığımız şehirde ayrı bir renge bürünür sanki. İftar çadırları, iftar sofraları, zekâtlar, suç oranındaki düşüklük gibi… Bu gelişmeler, bu dönüşümler, boşa değildir, sebepleri vardır mutlaka. Çünkü oruç tutmak, sınırdan ve ölçüden nasiplenmektir. Bu yüzden, onu sadece fiziksel manası ile idrak etmek eksiklik olacaktır. Mesela, karşınızdakinin size sataşmasına cevaben, Efendimiz (s.a.v)’in, “ben oruçluyum”, deyiniz, uyarısı da bu doğrultuda algılanabilir.

    Ramazan ayı, insanların suratlarındaki ifadeleri bile değiştirir. Oruç tutuyorum diye sağa sola saldırmayı, dengesizce sinirlenmeyi marifet bilenler olsa da, onu hakkıyla tutanlar için, uyarıcı olmakla birlikte, belli bir duruşta sağlar insana.

    Oruç tutmak, günaha karşı savunmaya yönelik bir hamledir. Bir nimettir. “Sıhhat”tir. Nimetlerin değerini bir kez daha hatırlatır. Kimisinin diyet niyetiyle tuttuğu oruç, hâlbuki esas itibariyle, günahların zayıflatılmasıdır. Oruç başlı başına bir fiil, bir eylem, bir duruştur. Başladığındaki heyecan, o ayın bitmesiyle tuhaf bir hüzne boğar insanı...

    Oruçlunun tek derdi, tek tasası, tek telaşı, midesi değildir. Oruç, Müslümanlara direnç ve iradeyi öğretir. İşte bu sebeple başlı başına bir öğretmen edası da taşımaktadır.

    Oruç, Müslüman’ın durduğu yerdir, attığı adımdır. Bedenimizle birlikte, ruhumuzu da kuşatır. Ramazan ayı, ramazan orucunun vaktini işaret eder. Ramazan; berekettir, paylaşımdır, yardımlaşmadır. “Mağfiret” ayıdır. Ramazan, “kapı”dır. “Ramazan girdiğinde, cennet kapıları, Rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapatılır ve şeytanlar zincirlere vurulur”, diyor Efendimiz (s.a.v)… Kapısını çaldığın an, çeşitli nimetlerden faydalanırsın. Eğer ki kapıyı çalmaya dahi niyetin yok ise, yolun ve güzergâhın başkadır, bu sebeple başkalaşım geçirmeye de mahkûmsundur.

    Bir ramazan gecesi, melekler tarafından kulaklarınız şu uyarı ile çınlayabilir: “Ey hayır peşinde koşan kimse! Hayır işlemeye yönel. Ey şer peşinde koşan! Şerri terk et…”

    “Allah'ım! Senin için oruç tuttum ve senin rızkınla iftar edip, sana tevekkül ettim”, diyen Müslüman için, sofradan kalkıldığında her şey unutulmuş değildir. Yalnızca Ramazan’da akla gelen, fakirler, yetimler, yoksullar, Ramazan sonrası da aynı ilgi ve alâkayı bekler. Ve yalnızca Ramazan’da tuttuğu oruçla, Müslüman olduğunu bir kez daha hatırlayanlar için, Ramazan sonrası ikinci bir fırsat daha doğmuştur.



    Veylüllil musallin!! veyl veyl veyl___

+ Konuyu Yanıtla
3 / 1 123 SonSon

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •