+ Konuyu Yanıtla
2 / 1 12 SonSon
27 sonuçtan 1 --- 20 arası gösteriliyor

Konu: Kromozom nedir?

  1. #1
    gece Leyla Nur KALELİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Mon Jun 2006
    Konum
    Ankara
    Yaş
    25
    İletiler
    1,169
    Blogdaki Konular
    5

    Kromozom nedir?

    Her canlı gibi insan da trilyonlarca hücreden meydana gelir. Hücre, canlıları oluşturan en küçük yapı birimidir. Her hücre bir sitoplazma ve çekirdekten meydana gelir. Çekirdeğin içinde ise kromozom adı verilen ipliksi parçalar bulunur. Kromozomlar, elektron mikroskobunda İ, V, J harfleri gibi biçimlerde görünür ve boyutları mikronla ölçülür. Kromozomların sayısı canlı türlerinde değişiklik gösterir. Örneğin sirke sineğinde 8, kurbağada 26, farede 42, köpekte 78 kromozom vardır. İnsanın kromozom sayısı ise 46'dır. 22'si çift otozom kromozomdur. İnsan hücresinde 1 çift de eşeysel kromozom bulunur ve toplam sayı 46 eder. Kromozomlar, molekül yapıları çok iyi bilinen DNA (dezoksiribonükleik asit) zinciri ile ‘‘histon’’ denilen protein zincirinden oluşur. DNA zincirleri de özgül proteinleri sentezlemekle görevli ‘‘gen’’ adı verilen birimlerden oluşur.

    Döllenme sırasında annenin yumurtasındaki 23 kromozom, babanın spermindeki 23 kromozomla birleşir. İşte bu 46 kromozom insanın yaşamında belirleyici rol oynar. Kromozomlarda yer alan ve sayıları 25 bin ile 100 bin arasında olduğu tahmin edilen genlerin oluşturduğu zincir, kişinin göz renginden boyuna, yaşam süresinden yakalanacağı hastalıklara kadar pekçok şeyi programlar. Bu genetik programlar, DNA altünitesi denen (A, T, C, G) kimyasallarıyla programlanır. Bilim adamları özellikle, 21. kromozomun içindeki 14 geni tam bir saatli bomba olarak niteliyorlar. Bu 14 genden birinde meydana gelen en ufak bir arıza Alzheimer, epilepsi, Parkinson veya lösemi hastalığına neden oluyor. Ayrıca halk arasında ‘‘Mongolluk’’ denilen Down sendromu ortaya çıkabiliyor.

    Her insan hücresinde yaşamın yapı taşları kabul edilen 24 çift kromozom bulunuyor. Gen bilgilerini taşıyan ip biçimindeki kromozomlar uç uca eklenseydi 1.5 metrelik bir kordon oluştururdu. Kromozomların bozuk oluşumu sonucu, insanın yaşamında değişik dönemlerde, çeşitli hastalıklar ortaya çıkar.
    ben seni yudum yudum içtim oğlum! hadi ol eskisi gibi olabilirsen...

  2. #2
    gece Leyla Nur KALELİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Mon Jun 2006
    Konum
    Ankara
    Yaş
    25
    İletiler
    1,169
    Blogdaki Konular
    5

    Yapay Kromozom Elde Edildi

    "12 Ekim 2007 Cuma AA"

    LONDRA - İngiliz The Guardian gazetesinin haberine göre, Amerikalı araştırmacı, tasarım ürünü genlerin geliştirilmesinde büyük bir adım olarak kabul edilecek ilk yapay yaşam biçimini pazartesi günü ABD’nin San Diego kentinde düzenlenecek bilimsel toplantıda kamuoyuna açıklayacak.

    Yeni türlerin yaratılmasında etik kurallar ve yeni enerji kaynakları veya küresel ısınma ile mücadelede yeni teknikler sağlaması konusunda tartışma yaratması beklenen buluşu anlatan Venter, “Bu kendi türümüzün tarihinde çok önemli felsefi bir adım. Genetik şifrelerimizi okumaktan bunu yazmaya doğru gidiyoruz. Bu bize varsayımsal olarak daha önce hiç düşünülmeyen şeyleri bile yapabilme olanağı sağlayacak” diye konuştu.

    Venter’in, aralarında Nobel ödüllü Hamilton Smith adlı bilim adamının da bulunduğu 20 kişilik bilimsel ekibinin elde ettiği sentetik kromozom, şimdiye dek başarılamayan bir biyolojik mühendislik harikası olarak görülüyor. Laboratuvar kimyasal malzemeleri kullanılarak yapılan buluşta, bilim insanları özenle ve zahmetli bir şekilde, 580 bin çift genetik şifre içeren 381 geni birbirine ekleyerek yapay kromozomu elde etti.

    DNA ardışıklığı “bacterium Mycoplasma genitalium” temelinde olan ve ekibin “Mycoplasma laboratorium” adını verdiği sentetik kromozom, daha sonra bir yaşayan bakteri hücresine yerleştirildi ve hücrenin kontrolü ile yeni yaşam biçiminin etkilerinin gözlenmesi sürecine geçildi.

    Yeni yaşam biçiminin, üreyebilme ve enjekte edildiği hücrenin moleküler sisteminde metabolize olabilmesine bağlı olduğunu ve bu anlamda da tamamen sentetik bir yaşam biçimi olarak kabul edilemeyeceğini yazan Guardian gazetesi, yine de bu oluşumun DNA’sının yapay olacağını ve DNA’nın hücreyi kontrol ederek, yaşam blokunu inşa edeceğinin altını çizdi.

    Tasarım ürünü genlerin iyi uygulanırsa önemli potansiyel yararları bulunduğuna inandığını belirten araştırmacı Venter, bunun uzun vadede önceden düşünülemeyen alternatif enerji kaynağı olarak kullanılabileceğine işaret etti.

    Aşırı karbondiyoksidi soğurabilecek bir bakterinin elde edilebileceğini ve bunun küresel ısınmayla mücadelede kullanılabileceğini ya da tamamen şekerden bütan veya propan gibi yakıtlar üretilebileceğini söyleyen Venter, “Büyük düşüncelerimiz var. Yeni bir yaşam sistemi oluşturmaya çalışıyoruz” dedi.

  3. #3
    gece Leyla Nur KALELİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Mon Jun 2006
    Konum
    Ankara
    Yaş
    25
    İletiler
    1,169
    Blogdaki Konular
    5

    Kromozom ÇeŞitleri

    Sentromerin yerine göre 4 tip kromozom vardır.

    1.Metasentrik kromozom:Eğer sentromer kromozomun tam ortasında bulunur ve kolu birbirine eşit olursa (V harfi gibi) buna metasentrik kromozom denir.
    2.Submetasentrik kromozom:Eğer sentromer kromozomun ortasında değilse bu durumda kromozom eşit olmayan iki koldan oluşur(I harfi gibi).Buna submetasentrik kromozom denir.
    3.Akrosentrik kromozom:Eğer sentromer kromozomun bir ucunda bulunuyorsa bu durumda kollardan biri çok kısadır ve kromozom bir çomak gibi görünür.Bunada akrosentrik kromozom danir.
    4.Telosentrik kromozom:Sentromer tamamen uçta bulunuyorsa ve kromozomun ikinci bir kolu yoksa bu tip kromozomada telosentrik kromozom denir. Bölünme anında kromozomlar kutuplara doğru çekilirken, sentromerlerinden iğ ipliklerine tutunurlar.Bu nedenle,sentromeri herhangi bir nedenle tahrip olan veya bulunmayan bir kromozom bölünme olayına katılamadığından parçalanır.
    Her kromozomun kendine öz bir şekli vardır.Bu şekil canlının bütün hücrelerinde aynıdır.Bir türün kromozomun şekli gibi sayısıda sabittir.Bir canlının bütün hücreleri aynı,yani biri anadan,diğeri babadan gelen aynı şekil ve büyüklükte ikişer takım kromozoma sahiptir,buna diploit (2n) kromozom sayısı denir,anadan ve babadan gelen eş kromozomların herbirine de homolog kromozom adı verilir.

    <alıntı>

  4. #4
    gece Leyla Nur KALELİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Mon Jun 2006
    Konum
    Ankara
    Yaş
    25
    İletiler
    1,169
    Blogdaki Konular
    5
    Kromozom anomalileri; bir kromozomda meydana gelen yapısal ya da sayısal değişiklikleri gösterir. Genellikle mayoz ve mitozu izleyen hücre bölünmesi sırasında meydana gelen hatalardan kaynaklanırlar. Birkaç farklı türü bulunmakla beraber, genel olarak sayısal ve yapısal anomaliler olarak iki ana gruba ayrılırlar.


    Sayısal anomaliler
    Ana madde: Anöploidi

    Çift kromozomlardan birinin kaybolması (monozomi) ya da bir çiftte ek olarak bir tane daha kromozomun bulunması (trizomi) olarak tanımlanır. Sayısal anomalilere en bilinen örnek, "Trizomi 21" (üç tane 21. kromozom) olarak da bilinen "Down sendromu"dur. Monozomi olarak ise, eşey kromozomlarından birinin olmaması durumu olan (45,X) "Turner sendromu" gösterilebilir.


    Yapısal anomaliler
    Kromozomun yapısal formunun değişmesiyle oluşan birkaç farklı türü vardır:

    Delesyonlar: Kromozomun yapısından bir parçanın kaybolmasıdır. Bilinen örnekleri; kromozom 4'ün kısa kolunda bir parçanın kaybolmasıyla meydana gelen Wolf-Hirschhorn sendromu ; ve 11.kromozomun uç (terminal) kısmında meydana gelen delesyon ile görülen, Jacobsen sendromudur.
    Duplikasyonlar: Bir kromozomun bir parçasının kendini eşlemesiyle ve fazla genetik materyal oluşturmasıyla sonuçlanan düzensizliklerdir. Bloom sendromu ve Rett sendromu örnek olarak gösterilebilir.
    Translokasyonlar: Bir kromozomun ya da kromozom parçasının diğer bir kromozom ile birleşmesiyle meydana gelen düzensizliklerdir. İki çeşidi vardır. Resiprokal translokasyonlarda iki farklı kromozomdan parçalar karşılıklı değişir. Robertsonian translokasyonlarda, bütün bir kromozom diğerinin sentromerine birleşir. Bu yalnızca, 3, 14, 15, 21 ve 22. kromozomlarda görülür.
    İnversiyonlar: Kromozomdaki bir kısmın kopup, ters dönüp daha sonra tekrar aynı yere birleşmesiyle meydana gelen düzensizliklerdir.
    Ring kromozomlar: Kromozomun bir parçasının kopup, daha sonra halka şeklinde kendiyle birleşmesiyle meydana gelen düzensizliklerdir. Genetik materyal kaybı olmadan ya da olarak gerçekleşebilir.

    Kalıtımı: Kromozom anomalileri daha çok, kalıtılmayan fakat, yumurta ya da spermde meydana gelen hatalardan kaynaklanırlar. Vücudun bütün hücrelerinde görülebileceği gibi, bazen bazı hücrelerin normal bazılarının anomalili olmasıyla (mozaizm) da karşılaşılabilir. Kromozom anomalileri, aileden gelebileceği gibi, aniden "de novo" olarak da gerçekleşebilir. Bu, ailesi normal olan çocuğun neden anomalili olabileceğini açıklar.

    "http://tr.wikipedia.org/wiki/Kromozom_anomalileri"'dan alındı

  5. #5
    gece Leyla Nur KALELİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Mon Jun 2006
    Konum
    Ankara
    Yaş
    25
    İletiler
    1,169
    Blogdaki Konular
    5

    Kromozom 21

    İnsan Karyotipinde Kromozomlar



    Kromozom 21, toplamda 22 çift olan otozomal insan kromozomlarından yirmibirincisidir. İnsanlarda normalde bir çift halinde bulunur. 47 milyon baz çiftine ve toplam hücre DNA'sının %1,5'ine sahiptir. Kromozom 21, muhtemelen 200 ile 400 arasında gen içermektedir.

    Kromozom 21 üzerinde bulunan genlerden bazıları:

    APP: amiloid beta (A4) haberci protein (peptidaz neksin-II, Alzheimer hastalığı)
    CBS: sistatiyonin-beta-sentetaz
    CLDN14: claudin 14
    HLCS: holokarboksilaz sentetaz
    KCNE1: potasyum kapısı, Isk-related aile, üye 1
    KCNE2: potasyum kapısı, Isk-related aile, üye 2
    LAD: lökosit adhezyon eksikliği
    SOD1: süperoksid dismutaz 1
    TMPRSS3: transmembran proteaz, serin 3

    Kromozom 21 üzerinde bulunan genlerle ilgili olan hastalıkların bazıları:

    Alzheimer hastalığı
    amyotrophik lateral skleroz
    holokarbodsilaz sentetaz yetmezliği
    homosistinuri
    Jervell ve Lange-Nielsen sendromu
    Lökosit adhezyon yetmezliği
    sendrmoik olmayan sağrlık
    Romano-Ward sendromu

    Bu kromozoma ait hastalıklar çok iyi bilinir ve toplumdaki sıklığı hiç de küçümsenmeyecek ölçüdedir. Otozomal sapmalar arasında en önemlisi Down sendromu (Mongolizim) denilen 21. kromozomun trizomisidir.

    Trizominin aksine 21. kromozomun monozomisi genellikle ölümle sonuçlanır. Fakat kısmi delesyonlarda belirgin hastalıklar ortaya çıkar. Bu durumdaki çocuklarda burun belirgin, kulaklar büyük, gözler arası mesafe dar ve yüz kasları gergindir.

    <alıntı>

  6. #6
    gece Leyla Nur KALELİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Mon Jun 2006
    Konum
    Ankara
    Yaş
    25
    İletiler
    1,169
    Blogdaki Konular
    5

    Kalıtımın Kromozomal Esası (Prof.Dr.Ali Demirsoy)

    Bitkilerde ve hayvanlarda her tür kendine özgü sabit sayıda kromozom içerir. Kromozomların sayısı mitoz bölünmedeki düzenli ve kesin olaylarla sabit tutulur. Birçok hayvan ve bitkide kromozom sayısı eşittir. Fakat kromozomlardaki kalıtım faktörleri farklıdır.

    KROMOZOMLARIN YAPISI
    ilk defa 1840 yılında botanikçi hofmeister tarafından Tradescamia bitkisinin polen ana hücrelerinde görülmüş ve 1888 yılında vvaldeyer tarafından da "K r o m o z o m" ismi verilmiştir.

    Hiçbir zaman yeniden yapılmazlar ya eskiden varolan kromozomun bölünme-sinden ya da tamamlama sentezleri ile yapılırlar. Yaşamın sürekliliği kromozomların devamlılığına dayanır. h-ler canlıda kromozomlann şekli farklı olmasına karşın, aynı türde aynı kromozomların şekilleri birbirine benzerdir.

    Örneğin, 3. kromozom bir türde aynı şekle sahip olmasına karşılık, aynı türde 3. ile 8. kromozomların şekilleri birbirinden farklıdır. Sayıları, türden türe farklı olur. Sayısı ile organizasyon derecesi arasında herhangi bir bağlantı yoktur.




    Küçük bir kromozom daha fazla gen taşıyabilir. Örneğin, Ascaris megalocephala un/va/ens'öe 2n = 2 (bilinen en az sayıda kromozom taşıyan canlı), Drosophila melanogaster'öe 2n = 8, insanda 2n = 46, keçide 2n = 60, bir tür istakozda 2n = 200, Ophyoglos-sum vulgatum (bir çeşit eğrelti otul'da 2n = 500 (canlılar arasında bilinen en fazla kromozom sayılı bitki) kromozom vardır. Normal vücut hücreleri anadan ve babadan gelen birer kromozom takımına sahiptir. Ana ve babadan gelen eş kromozomların şekilleri ve büyüklükleri (eşey kromozomları hariç) birbirine eşittir. Bu çift kromozom takımı bütün vücut hücrelerinde bulunur. Böyle hücrelere "S o m a t i k h ü c r e-l e r" adı verilir. Kromozom sayısı bakımından da "D ı p l o i f'tir denir ve 2n ile gösterilir. Fakat eşey hücrelerinde, ergin gametlerde ve bazı ilkel canlıların bütün hayat devrelerinde (yalnız zigot halinde diploit) kromozomlar eşlerinden yoksundur. Partenogenetik çoğalan bazı hayvanlarda, örneğin, erkek arılarda, vücut hücreleri-nın kromozom sayısı dişilerinin somatik hücrelerindekinin yarısı kadardır. Ya erkek ya da dişi eşey kromozomunu bulunduranlara "G e r m i n a t i f H ü c r e l e r " denir. Eşi olmayan kromozomlara da "H a p l o i t" denir ve "n" simgesiyle gösterilir. Kromozom sayısı sabit olmakla beraber bazı özelieşmiş hücrelerde örneğin, böcek-lenn, özellikle bazı sineklerin tükrük bezlerinde bu sayı 2n'nin katları şeklinde bir artış gösterir. Burada kromozomlar çekirdek zan parçalanmaksızın çoğalırlar. Buna "E n d o m i t o z i s" ve kromozom durumuna da "P o l i p l o i d i" denir. Çekir-dek büyüklüğü kromozomların miktarına bağlı olduğundan, poliploidide çekirdek hacminde büyüme görülür.

    Normal bir hücrede kromozomlar gözükmez. Profazın başlangıcından başla-yarak gittikçe yay şeklinde kıvrılan ve kalınlaşan ince kromatin ağı şeklindedir. Sonunda türlere özgü kromozom şeklini alıncaya kadar kıvrılma devam eder. Dino-f/age/lata'öa kromozomlar her zaman gözükür. Çünkü bunlarda çekirdek zan yoktur ve DNA bazik proteinlere bağlı değildir. Bu tip hücreiere "M e z o k a r y o t i k" hücreler denir. Bir kromozomu kaba taslak dıştan incelemeye başlarsak şu kısımlar (Şekıl 10.3 ve 4) görülür: Aralarında genel olarak açı bulunan iki koldan oluşur. Kol-lar, primer boğumla birbirinden aynlmıştır, buna S e n t r o m e r " (Kinetokor) denir. iki kolu birbirine eşit olan kromozomlara "Metasentrik", eşit olmayanlara ise "Submetasentrik" denir. Bir kollu gibi görünen kromozomlara da "Akrosentrik" (buniann sentromeri kromozomların ucundadır) (Şekil 10.5) kromozomlar denir. Bazı hayvan grupları bu üç tipten yalnız birine sahiptir. Örneğin amfibiler yalnız metasentrik kromozomlara sahiptir.




    Kromozomlar üzerinde bu primer (birincil) boğumlardan başka, sekonder (ikin-cil) boğumlar da bulunabilir (Şekil 10.3 ve 4). Bazen (genellikle) kromozomun uç kıs-mında uydu "S a t e l l i t" denilen yuvarlak ya da uzunca bir yapı bulunur. Uydu, kromozoma ince bir kromatin ipliğiyle bağlıdır. Bu tip kromozomlara SAT kromo-zomlar denir. Sentromerler kromozomların iğ ipliğine takılmasını sağlar. Sentromeri olmayan bir kromozom bölünmeye katılamaz ve tasfiye olur. Bu boğulma yerlerinde bulunan genler, rRNA'ları ve dolayısıyla çekirdekcikleri organize ederler. Bu genler çok defa yüzlerce kopya halinde bulunur ve buna 'Gen Amplifikasyon'u ya da 'Redunanz' denir. Kromozomların uçlarına da "Telomer7' denir.

    Kromozomun (İnsanda) İnce Yapısı: Çözülmüş DNA'nın uzunluğu, bölün-mekte olan hücredeki paketlenmiş kromozomlardan yaklaşık 100.000 defa daha fazladır. insan kromozomlarının ağırlığı, kabaca, DNA ve kromozomdaki proteinie-rin toplamına eşittir. DNA'nın "Histonlar" olarak bilinen kromozomal proteinlerle olan bağlantıları, tamamen yoğunlaşmış kromozomlar içınde DNA'nın inanılmaz derecede sıkıca paketlenmesim sağlar.

    Bölünmeyen hücrelerde, çekirdek, kromatin olarak bilinen, kaba ve şekilsız bir granüler materyal içerir. Kromatin, elektronmikroskop altında incelendiğinde, 0.3-0.5 mp çapında boncuk dizisi gibi belirli bır yapıya sahip olduğu görülür (Şekil 10.6)- Bu kromatin ipliğine çok defa "Kromonema" denir. Kromonemalar, bölünme evresine girmiş kromozomlarda. "Matrix" denen, proteinlerden yapılmış amorf bir madde içerisinde bulunur. Bölünmelerin haricinde, kromatin iplikler çözünmüş olarak bulundukları için, ışık mikroskopunda görülmezler. Kromatınlerin her bir boncuğuna "Nucleosom" (eskı adlandınlması ile Kromomer) denir. Nukleozom, dört farklı histon çeşidinin her birinden ikişer adet molekül içeren bir nukleozom çekirdeğinden ve bunun üzerinde bır çember gibi sarılı olan DNA'dan oluşur (Şekil 10.6/n). Şekil 10.6/n'de görüldüğü gibı DNA, nukleozom çekirdeğinin etrafında tam olarak iki defa dönmüştür. Nukleozomlar birbirlerine "Linker DNA = Bağlayıcı DNA" denen çok uzun olmayan bir DNA zinciri ile bağlanmışlardır. Beşinci çeşit histon, nukleozomun dış yüzünde yer alır ve muhtemelen nukleozo-mun kararlı kalmasını ve DNA'nın bulunduğu yere sabitleştirilmesini sağlar.

    DNA'nın nukleozom etrafında dönen kısmı yaklaşık 200 baz çiftinden oluşmuştur ve bunun da yaklaşık 1/6'sı sarılmadan durur. Eğer hücreler bölünme-leri sırasında incelenirlerse, kromozomların bölünmeye yaklaştıkça yoğunlaştıkları görülür. Bölünen hücrelerdekı DNA'nın ve proteinlerin bu denli sıkı paketlenme mekanızmaları tam olarak bilinmemektedir; fakat birincil ve ikincil kıvrılmaların bu yoğunlaşmada önemli olduğu açıktır.

    Kromatinin yoğunlaşma derecesi. yapısal ve regulatör genlerin ürün verme derecelerinin göstergesidir. Çeşitli kanıtlar, kıvrılmamış, yanı çözülmüş kromatin-deki genlerin, yoğunlaşmış kromatindekı genlerden çok daha fazla okunduklarını göstermektedir. Kadınlarda çok sıkı paketlenmiş X kromozomlarından biri (Barr Cisimciği), kalıtsal olarak işlevsizdir; nitekim homoloğu olan, çözülmüş ve uzamış olan ıkinci X kromozomu yüzlerce okunabilir durumda gen taşır. Hücre bölünme-sinden önce kromozomlar gittikçe yoğunlaşırken (anafazda en yoğun durumuna ulaşır), bazı kromozomiarın bazı bölgelerimn diğer kısımlardan daha fazla yoğunlaş-tığı görülür. Boyama ile, belirli evrelerde, belirii yoğunlaşma (kondensasyon) bölgeleri taşıyan kromozomlar gösterilebilir. Özel boyama teknikieriyle bir krorno-zom üzerinde açık (az yoğunlaşmış bölgeler = Eukromatik Bölgeler) ve koyu (çok yoğunlaşmış = Heterokromatik Bölgeler) bantlar şeklinde görülen kromatın kısımları saptanır. Her kromozomdaki bantların konumu kendıne özgüdür ve bu bantlaşmanın incelenmesi, genetik programın aydınlatılması için çok önemli sonuçlar verir. Her ne kadar bölünmekte olan hücrelerdeki kromozomların açık renkli bantlarındakı kromatin, koyu renkli olan kısımlardakine (yani çok sıkı paketlenmiş) göre nisbeten daha çok okunabilen gen taşırsa da, bölünme olayının ılerlemiş evrelerinde, kromozomun hiçbir kısmında artık gen okunması meydana gelmez. Çünkü paketlenme en üst düzeyine ulaşır. mRNA'ya tercüme, yalnız, bölünme döngüsüne girmemiş hücrelerdeki, kısmen gevşemiş kromatin kısımla-rında gerçekleşir.

    Histonlar, üç çeşit kromozomal proteinden ancak bir grubudur. Diğer ikisi yapısal ve regülatör proteinlerdır. Histonları alınan kromozomun şeklı bozulmaz;

    çünkü şekli oluşturan yapısal proteinlerdir. Çıplak DNA sarmalları bu yapısal proteinlere tutunurlar. Regülatör proteinler en az bilinen gruptur. Büyük bir olasılıkla DNA'nın çift sarmallarını ya da DNA'nın en azından yapısal ve regülatör genlenni içeren kısımlarını tümüyle örterek kapatırlar ve böylece okunmalarını önlerler. Kromozomal regülatör proteinlerin etkisini, gelişme süreci içerisinde, belirlı bir zamana ve sıraya göre gösterdiği ve böylece organizmadaki yapıların bir zaman dizisi içerisinde ortaya çıktığı bilinmektedir.

    Dev kromozomların incelenmesi (sineklerin tükrük bezlerinde, Malpiki kanalın-daki hücrelerde ve bazı yağ dokularında) oldukça önemli bilgiler vermiştir. Çünkü endomitozis ile kromozomlar binlerce defa bölünmesine karşın, yavru kromonemalar yan yana kalmakta ve bu suretle kuvvetli boyanan DNA bantları meydana gelmekte-dir (Şekil 10.7). Biz dev kromozomları haploit olarak kabul ediyoruz. Çünkü ana ve babadan gelen kromozom çifti bunlarda birbirine kaynaşmış durumdadır. Mutasyon-ların gösterilmesinde önemli rol oynarlar. Çünkü haploit olduğundan çekinik genler dahi etkisini fenotipte gösterebilecektir.

    Dev kromozomların özel bir durumunu yumurta sarısı bakımından zengin olan balık, amfibi, sürüngen ve kuşlarda görüyoruz. Mayoz bölünmenin profaz evresinde, homolog kromozomlar lamba şeklinde dizilirler .

    Kromozomların döller boyunca sabit tutulması, gamet oluşumu sırasında, homolog kromozomların ikiye ayrılması ve yalnız bir tanesinin gametlere verilmesiyle rnümkün olur. 2n sayısı döllenme ile tekrar sağlanır. Her kromozom içerisinde bir ya da birkaç özelliği kontrol eden birçok gen vardır. Her gen belirli bir yerde bulunur; bu yere lokus denir (çoğul loki). Her hücrede aynı kromozomdan bir çift bulunduğun-dan aynı özelliğe etki eden genler de çift (en azından) halde bulunur (Y kromozo-munda bulunanlar hariç). Kromozomlar birbirinden ayrılırken genler de buna uygun olarak ayrılır. Genler, kromozomların içinde bir doğrultu üzerinde dizilmişlerdir. Homolog kromozomlarda aynı genler aynı yerlerde bulunurlar. Dolayısıyla mayoz esnasında sinapsis yapan kromozomlar, noktası noktasına kavuştuklarından homolog genler tamamen birbirlerinin karşısına gelirler.

    <alıntı>

  7. #7
    Kayıtsız
    Misafir

    2n neyi ifade etmektedir

    Pardon benim bi ödevim vardı bana yardımcı olursanız sevinirim
    soru-2n neyi ifade etmektedir.
    sadece bu bana ulaşabilmek için KrallRapp[at]hotmail.com
    yardım edersen sevinirim bye

  8. #8
    gamzze
    Misafir

    2n neyi ifade etmektedir

    ya bn 2n neyi ifade etmektedir sorusunun yanıtını bulamadım nerden bulacağım bana yardım edermisiniz?

  9. #9
    gece Leyla Nur KALELİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Mon Jun 2006
    Konum
    Ankara
    Yaş
    25
    İletiler
    1,169
    Blogdaki Konular
    5
    2n; kadın üreme hücresi n ve erkek üreme hücresi n'in birleşmesiyle (döllenme denilen olay) oluşan hücredir. yani zigottur. insan vücudunda n olarak ifade edilen tek hücre tipi üreme hücreleridir. onun dışındakilerin hepsi 2n olarak ifade edilir.

    ilave not:

    Esey hücresi : Esey hücreleri, bir canlinin disi ve erkek bireyleri tarafindan üretilen ve " n " sayida kromozom tasiyan üreme hücreleridir.Erkek canli tarafindan üretilen esey hücresi " Sperm ", disi canlinin tarafindan üretilen esey hücresine ise " Yumurta " adi verilir. Örnek olarak insanin somatik hücrelerinde daima 46 tane kromozom bulunur.Ve bu 46 kromozom 2n harfiyle gösterilir.Tabii kromozom sayilari canlidan canliya degismektedir.Mesela sigir somatik hücrelerindeki kromozom sayisi 60, farede 40, kurbagada 26 dir.Sayisi ne olursa olsun eger kromozomlar somatik bir hücreye ait ise 2n harfiyle gösterilir. Canlinin esey hücrelerinde ise kromozom sayisi somatik hücrelerindekinin yarisi kadardir ve n harfiyle gösterilir.Insanin somatik hücrelerinde 46 kromozom, esey hücrelerinde ise yarisi sayida yani 23 tane kromozom bulunur.Disi ve erkek esey hücreleri birlestigi zaman (buna döllenme denir) meydana gelecek yavrunun kromozom sayilari yine 46 olacaktir. Bir yavru anne ve babasina genetik materyal düzeyinde hiçbir zaman benzemez.Çünki anne birey, esey hücrelerini (yumurta) meydana getirirken bu esey hücrelerine kendi DNA sinin yarisini nakleder.Ayni sekilde erkek bireyde esey hücrelerini meydana getirirken (sperm) somatik hücrelerindeki DNA nin yari miktarini esey hücrelerine nakleder.Dolayisiyla dünyaya gelecek yavrunun DNA si ne annenin nede babanin DNA sinin aynisidir.Yavrunun DNA si anne ve babasinin DNA larinin karisimi oldugu için bazi karakterleri annesine bazi karakterleride babasina benzer.
    alıntı linki : http://www.okullux.com/index.php?opt...g820;topicseen

    umarım faydalı olabilmişimdir.

  10. #10
    Kayıtsız
    Misafir
    2n mİtozda meydana gelen yavru sayisini İfade eder.

  11. #11
    fenci
    Misafir

    2n neyi ifade eder

    yorumlarınızın altında 2n neyi ifade eder sorusunun cevabı vadır sayfaya dikkatli bakarsanız görürsünüz......

  12. #12
    deniz
    Misafir

    çokkkkkkkkkkkkk güzel

    dersimde işe yaradı çok teşekürler bu site nolur kapanmasın

  13. #13
    Kayıtsız
    Misafir

    .

    çokk iyi olmusda bide flemming kromozomlarını koysanız çoooooook güzel olacak haftaya kadar koyarmısınız

  14. #14
    gece Leyla Nur KALELİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Mon Jun 2006
    Konum
    Ankara
    Yaş
    25
    İletiler
    1,169
    Blogdaki Konular
    5
    *Dünyada Genetiğin Tarihi;*

    *1858 yılında Charles Darwin - Alfred Russel Wallace doğal seleksiyon
    teorisini ortaya koydular ve çevreye iyi uyum gösteren populasyonların
    yaşadığını ve özelliklerini nesillerine aktardıklarını belirttiler.*

    *1859Charles Darwin, Türlerin Orijin adlı eserini yayınladı.*

    *(organizmalar zaman içinde düzenli bir şekilde gelişirler,farklı organizmalar
    aynı kökene sahiptirler,zaman ierisinde türler çoğalır,evrim;populasyonun
    düzenli bir gelişimiyle olur,evrimin mekanizması;ok sayıdaki bireylerin
    sınırlı kaynakları kullanırkenki baskıdan kaynaklanır.)*

    *1866 Gregor Mendel bezelye bitkilerinde faktörlerin aklıtımı üzerine
    araştırmlarını yayınladı. *

    *1876 J. Horner renk körlüğünün kalıtsal bir hastalık olduğunu keşfetmiştir.
    *

    *1877 Fleming kromozomları görüntülemiştir.*


    *1882 Augwit Weisman eşey hücrelerinde kromozomların indirgendiğini
    belirlemiştir.*

    *1888 W. Woldeyer kromozom terimini bulmuştur*

    *1892 Augwit Weisman kromozom dağılımının mayozla olduğunu keşfetmiştir.*

    *1894 William Bateson ki-kare testini bulmuştur.*

    *1900 de Carl Correns Hugo de Vries Erich von Tschermak Mendelin prensiblerini
    bağımsız olarak keşfetti ve doğruladı. Modern genetiğin başlangıcını yaptı.*

    *1902 Walter Sutton Mendel ve sitoloji arasındaki ilişkileri ortaya koydu,
    kalıtım ve hücre morfolojisi arasındaki boşluğu kapattı.*

    *1905 Nettie Stevens Edmund Wilson bağımsız olarak Cinsiyet kromozomlarını
    buldu XX'i dişi XY'i erkek olarak değerlendirdi.*

    *1908 Archibald Garrod, insanda enzim eksikliğinden meydana gelen doğum
    hastalıklarının metabolizmasını çalıştı.*

    *1910 Thomas Hunt Morgan, ilk kez meyve sineği Drosophila melanogaster'de
    cinsiyete bağlı kalıtım olan beyaz göz rengini araştırdı. Bu araştırma
    linkage (bağlantı) olayını içeren gen teorisini geliştirdi.*

    *1927 Hermann J. Muller, X-ışınlarını kullanarak Drosophila da suni
    mutasyonların oluştuğunu buldu.*

    *1928 Fred Griffith Diplococcus'larda R ve S nesillerine bilinmeyen
    yapıların olduğu keşfetti.*

    *1931 Harriet B. Creighton Barbara McClintock mısırda krossing overın
    sitolojik aknıtlarını gösterdi.*

    *1941 George Beadle Edward Tatum, ışınlanmış ekmek küfünde, Neurospora, bir
    enzim tarafından kontrol edilen genin faaliyetini ifade etti.*

    *1944 Oswald Avery, Colin Macleod ve Maclyn McCarty, Griffith'in
    denemelerinde transfer olan yapının DNA olduğunu ortaya koydu.*

    *1945 Max Delbruck, 26 yıl ard arda Cold Spring Hardour'da fajlar üzerinde
    kurs verdi. Bu kurd moleküler biyolojide iki generasyonu içeren ilk kursdu.*

    *1948'lerde Barbara McClintock mısırda renk varyasyonunu açıklayan ilk
    transposable elementleri keşfetti. *

    *1950'de Erwin Chargaff Canlılardan elde edilen DNA örneklerinde
    Adenin-Timin ve Guanin-Sitozin arasındaki 1:1 oranını keşfetti.*

    *1951 yılında Rosalin Franklin DNA nın X ışınlı ilk fotoğrafını çekti. *

    *1952 'de Martha Chase Alfred Hershey 35S fajlarını işaretledi ve DNA yı 32P
    ile işaretliyerek kalıtım molekülünü buldu.*

    *1953 Francis Crick, James Watson DNA molekülünün üç boyutlu yapısını çözdü.
    *

    *1958 yılında Matthew Meselson, Frank Stahl azot izotoplarını kullanarak
    semi konservatid replikasyonu kanıtladı.*

    *1958 Arthur Kornberg, E. coli'de DNA polimerazı saflaştırdı ve test tüpünde
    ilk enzimi elde etti.*

    *1961 M.W. Nirenberg genetik kod u buldu.*

    *1965 S. Brenner durdurma kodonlarını keşfetti.*

    *1966 Marshall Nirenberg, H. Gobind KhoranaLed, Genetik kodu deşifre etti ve
    20 amino asit için RNA kodonlarını buldu.*

    *1970 Hamilton Smith & Kent Wilcox, ilk restriksiyon enzimini izole etti,
    Hind II Bu DNA bölgesini özel bir bölgeden kesmektedir.*

    *1972 Paul Berg & Herb Boyer, ilk rekombinant molekülleri üretti.*

    *1973 Joseph Sambrook Led, Agarose jel elektroforesisde DNA yı ethidium
    Bromid ile boyayarak gösterdi.*

    *1973 Annie Chang Stanley Cohen, rekombinant DNA molekülünü oluşturdu ve E.
    Colide replike etti.*

    *1975 Rekombinant DNA deneylerinin düzenlenmesi hakkında rehberin sunulması.
    California, Asimolar Uluslar arası Toplantı.*

    *1977 Fred Sanger, DNA dizilişi için zincir terminasyon metodunu (dideoxy)
    geliştirdi.*

    *1977 Tıp alanında önemli ilaçların üretildiği ilk rekombinant DNA
    metodlarının kullanıldığı genetik mühendisliği şirketi kuruldu (Genentech).*

    *1978 Rekombinant DNA teknolojisi ile üretilen ilk insan hormonu
    somatostatin elde edildi.*

    *1980 J:W: Gilbert transgenetik fareyi bulmuş.*

    *1981 Üç farklı bağımsız araştırma ekibi insan ongene lerini keşfetti
    (kanser genleri).*

    *1983 James Gusella kan örneklerini topladı Huntington's hastalığını kontrol
    eden genin kromozom 4 üzerinde olduğunu keşfetti*

    *1985 Kary B. Mullis, Polimeraz zinzir reaksiyonunu tanımlayan araştırmasını
    yayınladı (PCR).*

    *1988 İnsan Genom projesi başladı. İnsan kromzomlarının DNA dizilişinin
    tanımlanması hedef alındı.*

    *1989 Alec Jeffreys, DNA parmak izi terimini tanıttı ve DNA polimorfizm, ile
    ailesel, göç ve cinayet vakalarında kullandı.*

    *1989 Francis Collins & Lap Chee Tsui Cystiz Fibrosis hastalığına neden olan
    ckromosom 7 üzerindeki CFTR regulatör proteinin genetik kodunu tanımladı.*

    *1990 İlk gen yer değiştirme gerçekleşti. Normal ADA geninin RNA kopyası
    retrovirüs vasıtasıyla 4 yaşındaki bir kıs çoçuğunun T hücrelerine
    nakledildi. Bu uygulamada bağışıklık sistemi çalışmaya başladı.*

    *1993 Flavr Savr, domatestleri raf ömrünü uzatmak için genetik olarak
    modifiye etti.*

    *1996 Iwan Wilmut, çekirdek transferi ilk genetik kopyalama
    gerçekleştirildi.*

    <alıntı>
    ben seni yudum yudum içtim oğlum! hadi ol eskisi gibi olabilirsen...

  15. #15
    gece Leyla Nur KALELİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Mon Jun 2006
    Konum
    Ankara
    Yaş
    25
    İletiler
    1,169
    Blogdaki Konular
    5
    Kromozom analiz yöntemleriyle ilgili profesyonel ppt sunumu:

    http://www.istanbul.edu.tr/fen/mbg/n...1209368863.ppt <alıntı>



    Sır Tanecikleri

    Emre Tepeli
    emre_tepeli@yahoo.com
    ELYADAL

    Kim bilebilirdi ki bahçede yetiştirdiğimiz bezelyelerin bir gün çağdaş genetiğin temelini oluşturacağını? Eminim ki, Gregor Johann Mendel de bilmiyordu. 1865 yı-lında bahçe bezelyeleri üzerindeki genetik çalışmalarını yayınlayarak çağdaş genetiğin temelini atmış oldu ve insanlık böylelikle kalıtım kelimesiyle ilk olarak tanıştı.

    Daha sonra çalışmalar genişledi ve 1877 yılında Flemming ilk kromozomu gözlemleyen kişi oldu. Artık kromozomlar biliniyordu. Hep neden-niçin sorularını soran bilim adamları (insanları), sanki önceden izlenmesi için çizilmiş yolda hep bir basamak daha ilerliyorlardı. 1903 yılında Sutton ve Boveri, genlerin kromozomlar tarafından taşındığını ortaya çıkardı. Biraz daha çok şey öğrendiklerini düşünüyorlardı ama asıl olan, umduklarından çok daha fazla şeyi bilmedikleriydi. Garip bir problemdi bu. Çözdükçe karmaşıklaşıyordu. Sonrasında 1910 yılında ilk genetik polikliniği Davenport tarafından ABD’de kuruldu. O tarihten bugüne kadar akıllara durgunluk verecek gelişmeler kaydedildi. 1911 yılında Wilson, bir genin yerini saptadı ve sonrasında 1944 yılında Avery, kalıtımda DNA’nın rolünü saptadı. Benim gözümde sır dolu bir tanecik olan DNA, literatürlere girmeye başlamıştı artık. Genetik bilginin sadece DNA ile taşındığının kanıtlanmasından sonra, DNA’nın yapısıyla ilgili sorular öncelik kazandı. Çözüm çok güzel bir şekilde, Cambridge Üniversitesi’nin Covendish Labaratuarları’nda, Avrupa burslu 24 yaşındaki Amerikalı James D. Watson ile 36 yaşındaki İngiliz fizikçi Francis H.Crick’den geldi. Bulguları, 25 Nisan 1953 tarihli Nature dergisinde bir sayfanın dörtte üçünü kapsayan bir makalede yayınlandı (“Deoksiribonükleik Asitin Yapısı” (1953), Nature, 171:737). Bu ünlü makalede Watson ve Crick, DNA’nın yapısının çift sarmal olduğunu ileri sürdüler. Böylelikle bir DNA modeli oluşturulmuş oldu ve bu, genetikte yeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul edildi.

    Günümüze geldiğimizde, 80’li yıllarda başlayan Human Genom Projesi, tüm dünyanın ilgisini bir anda ü-zerine çekti. Amaç; insan vücudunun bütün genetik şifresini çözmekti. Böylelikle birçok hastalığın nedeni açıklanacak, oluşması engellenebilecek ve tedavi imkanı doğacaktı. Çalışmalarda artık sonlara yaklaşılıyor. Her gün bilmecenin bir harfi daha ortaya çıkıyor. Ama genetik çalışmalarının başlangıcından itibaren olduğu gibi, varılan nokta son değil. Varılan nokta, belki daha geniş konular için bir başlangıç olacak. Günümüzde genetik tanılar için uygulanan bir çok yöntem mevcut. Kandan kromozom analizi, DNA izolasyonu, çeşitli mutasyon taramaları, doğum öncesi tanılar şu anda birçok merkezin uyguladığı yöntemler. Yine üzerinde çalışılan birçok yeni tanı yöntemleri var. Bunlardan biri olan “Preimplantasyon Diagnosis”de, yumurtayla spermin birleşmesinden 4-5 gün sonra oluşan hücrelerden alınan örneklerle birçok hastalığın taraması yapılabiliyor. Yine bu hücrelerden birkaçı alınıp özel koşullarda saklanarak, çocuk doğduğunda hatta ilerki yaşlarında bir hastalığa yakalandığı takdirde, hastalığın tedavisi için kullanılabilecek. Saklamak için alınan bu hücrelere “embriyonik kök hücre“ adı veriliyor. Bu kök hücrelerin özellikleri, bütün dokulara (kan, kemik, kas, sinir vs.) farklılaşma potansiyeline sahip olmalarıdır. Adını çok duyduğumuz kan kanseri, beyin hücre-lerinin ölümü, yanıklar bile, insandan henüz 4 hücreyken alınan bir hücre sayesinde tedavi edilebilecek. Böylelikle, şu an için büyük sıkıntı duyulan organ naklinden kaynaklanan problemler ortadan kalkacak. Daha birçok farklı dallarda yapılan araştırmalar -örneğin kanser genetiği- yine bugün için oldukça popüler konuları oluşturmaktadır. Bu konulardaki gelişmeler, birçok hastaya umut verecek niteliktedir.

    Peki hep iyi şeyler mi getiriyor gelişmek? Bu, bir genetikçi olarak Elyadal çatısı altında sizlerle paylaşmak, tartışmak istediğim bir konudur. Her iyi şeyin mutlaka bir kötü kullanıcısı oluyor. Ve bu nasıl başlarsa öyle devam ediyor. Bu kişiler olacak diye araştırmaları kesmek mi gerekir? Nedir bunun orta yolu? Örneğin son zamanlarda üzerinde çok tartışılan bir konu olan “embriyonik kök hücreleri”ni ele alalım. Yararını düşündüğümüzde çığır açacak nitelikte bir konu. Ama bu hücrelerin kullanılabilmesi için insan embriyoları üzerinde çalışmak gerekiyor ve bu noktada tartışmalar başlıyor. Nitekim benzer konulardan biri olan insan klonlama da çoğu ülkede çalışılması yasaklanmış konulardan bir tanesi. Çünkü tabiatın dengesini bozacak boyutlara varabilecek. İstenmeyen cinsiyette bir çocuk olduğunda gebeliği sonlandırmak isteyen insanlar olacak. Hep mükemmelini isteyecek insanlar. Bütün bunlar doğal işleyişi bozmayacak mı? İşte bu noktada beynim takılıp kalıyor. Bir yarısı gidilebilecek son noktaya gitmeyi söylerken, diğer yarısı tam tersini savunuyor.

    Bu konuyu sadece genetikle de sınırlı tutmayalım. Bilimdeki bütün gelişmeleri düşünelim. Aslında gelişim, kelime manasıyla ele aldığımızda, iyi ya da kötüyü ayırmadan var olan bir süreci anlatıyor. Gelişim oluyor; ama iyi, ama kötü. Bu tamamen bakış açımızla ilgili. Sizce bu konu bir kaos oluşturmuyor mu? Bir bilim a-damı (insanı), hiçbir şeyi diğer insanların baktığı gibi görmemeli. Hep baktığının arkasını düşünmeli. Kaldırıp altına bakmadığı taş olmamalı. Neden-sonuç kalıbı onun en büyük malzemesi olmalı. Bir adım ileri düşünmeli. En önemlisi de düşüncelerini vicdanıyla bütünleştirerek uygulamalı. Böylelikle bekli de düşünce, suç olmaktan çıkabilecektir. Böyle bir gözle baktıktan sonra çalışmaların, insanlığın zararına ulaşabilecek boyuta gelmeden yapılabileceğini düşünüyorum.


    Tepeli, E. (2002). Sır tanecikleri. PiVOLKA, 1(1), 10-11.
    ben seni yudum yudum içtim oğlum! hadi ol eskisi gibi olabilirsen...

  16. #16
    gece Leyla Nur KALELİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Mon Jun 2006
    Konum
    Ankara
    Yaş
    25
    İletiler
    1,169
    Blogdaki Konular
    5

    Genetik Sözlük

    Adenin: Adenin timin protein çiftinin bir azotlu bir bileşeni.
    Aminoasit: Hücrelerimizi oluşturan proteinlerin yapıtaşı olan "canlı" moleküller. 20 ayrı türü vardır. Vücudumuzdaki proteinlerin hangi aminoasitlerden oluşacağını genlerimiz belirler.

    BAC (bakteriyel yapay kromozom): DNA parçacıklarını kopyalamakta kullanılan ve bir cins bakteride bulunan bir madde.
    Biyoteknoloji: Özellikle DNA ve hücreyle ilgili konularda kullanılan biyolojik tekniklere verilen ad.
    Biyoinformatik: Kalıtımla ilgili ve öteki biyolojik bilgilerin bilgisayar ve istatistiksel yöntemler kullanılarak çalışılması.
    BLAST: Farklı canlılardaki , işlev ve yapı bakımından benzer genleri bulmaya yarayan bir bilgisayar yazılımı.

    C DNA: Tamamlayıcı DNA. Haberci RNA şablonundan sentezlenerek elde edilen DNA şeklinde de tanımlanabilir.

    DNA: (Deoksiribonükleik asit) Genetik bilgileri içeren ve hücre çekirdeğinde yer alan ikili sarmal molekül.
    Domain: Bir protein içerisinde bulunan ve kendine ait bir fonksiyona sahip bölüm. Tek bir protein içindeki domain bölümleri, hep birlikte proteinin toplam fonksiyonunu belirler.
    Düzenleyici Bölge: DNA’nın , bir genin etkin hale gelip gelmeyeceğini ya da etkisini ne kadar göstereceğini belirleyen bölgesi.

    E.coli: Küçük boyutlu gen yapısı dolayısıyla genetik hastalık göstermeyen ve laboratuarda kolaylıkla üretilen bir cins bakteri. Bu sebeplerden dolayı genetik çalışmalarda yaygın biçimde kullanılır.
    Elektroforesis: DNA parçacıkları ya da proteinler gibi iri molekülleri, benzeri moleküllerle bir arada bulunduğu karışımlarından ayrıştırmakta kullanılan bir yöntem.
    Enzim: Katalizör proteinlere verilen ad. Biyokimyasal tepkimelerin gerçekleşme sürecini hızlandırır, ancak sürecin oluş biçimini etkilemezler.

    Fiziksel Harita: DNA'daki kalıtıma bağlı olmayan, yani her DNA'da bulunan tanımlanabilir nirengi noktalarını gösteren tablo. İnsan genleri için en ayrıntısız fiziksel harita 23 kromozomun eklemlenmelerini gösterir. En ayrıntılısıysa koromozomlardaki nükleotid dizilerini gösterir.

    Gen: Kalıtımın temel fiziksel ve işlevsel birimi. Her gen, protein veya RNA molekülü gibi özel bir işlev taşıyan kromozomların belli bir noktasındaki nükleotid dizilerinden oluşur.
    Gen Ailesi: Benzer ürünler veren ve birbiriyle yakından ilintili genlerin meydana getirdiği grup.
    Gen Haritalaması: Bir DNA molekülündeki genlerin göreceli konumlarının belirlenmesi. Bu haritalamada hangi genin bir diğerine göre molekülün neresinde yar aldığı ve aralarında neler bulunduğu belirlenir.
    Gen Tedavisi: Kalıtsal bozukluğun düzeltilmesi için sağlıklı DNA'nın, hastalıklı hücrelere doğrudan zerk edilmesi.
    Genetik Kod: mRNA boyunca üçlü gruplar halinde bulunan ve protein sentezleme sırasında üretilen aminoasit dizilerinin düzenini belirleyen nükleotid dizileri.
    Genetik: Belirli kalısal özelliklerin örüntüsünü inceleyen bilim dalı. Genom: Her bir canlının kromozomlarında yer alan kalıtsal malzeme.
    Genom: Bir canlının kalıtsal bilgilerinin tümüne verilen ad.
    Genom Projesi: İnsanın ya da başka canlıların genomlarının tamamının ya da bir kısmının haritasını ve diziliş biçimlerini saptamayı hedeflemeye yönelik araştırmalar.

    Hibridizasyon (Melezleme): Birbirini bütünleyen iki DNA zincirinin biraraya gelerek ikili sarmal biçimindeki molekülü oluşturması.

    Kilobase: 1000 nükleotidlik DNA parçalarını esas alan ölçü birimi.
    Klon Bankası (Genom arşivi): Bir canlının tüm genomunu temsil eden DNA parçacıklarının klonları.
    Kromozom: Hücrenin kendi kendini eksiksiz olarak kopyalamasına yarayan tüm bilgileri içeren ve hücre çekirdeğinde yer alan DNAlar.

    Megabase: Bir milyon baza eşdeğer uzunlukta DNA birimi.
    Mutasyon: DNA dizisinde ortaya çıkan ve kalıtımla aktarılabilen değişiklik.

    Nukleus (Çekirdek) : Hücredeki genetik malzemeyi barındıran kısım.

    Onkogen: Bazı türleri kanserle de ilişkili olan bir gen. Onkogenlerin çoğu doğrudan ya da dolaylı olarak hücrelerin büyüme hızını etkiler.
    Otoradyografi: Özel maddelerle boyanmış moleküllerin ya da molekül parçalarının röntgen ışınlarıyla incelenmesi.

    Protein: Belli bir sırada dizilmiş bir veya birkaç aminoasit zincirinden oluşan büyük moleküller. Bu dizilişi genetik kodlamadaki nükleotidler belirler. Proteinler vücudumuzdaki hücrelerin, dokuların ve organların oluşması, işlevlerini görebilmesi ve bunu uyum içinde yapmaları için gereklidir. Her proteinin kendine özgü bir işlevi vardır. Sözgelimi hormonlar ve enzimler adlarını duyduğumuz protein türlerinden ikisidir.
    Proteom Araştırmaları: Belirli bir gen dizisinin ürettiği proteinlerin belirlenmesi araştırmaları.

    RNA: Hücre sıvısında ve çekirdeğinde bulunan kimyasal bir maddedir. Protein sentezlemesi başta olmak üzere hücre içi kimyasal faaliyetlerde çok önemli bir rolü vardır. Yapısı DNA'ya benzer. Ama herbiri farklı işlevlere sahip birkaç cinsi vardır.
    Ribozomal RNA: Hücre ribozomlarında bulunan bir çeşit RNA.
    Ribozom: Hücrede protein sentezinin yapıldığı yerlerdir. Özel ribozomal RNA'larla proteinler içerir.

    Sentromer: Bir kromozomun , baz dizilişini bulması zor olan , orta bölümleri.

    Tekrarlayan DNA: Gen haritasında birçok kez tekrarlanan , farklı uzunluktaki baz dizileri.
    Telomere: Kromozomun bitiş kısmı. Bu özel yapı, doğrusal DNA moleküllerinin kendi kendini üretmesi ve dengeli yapısını koruması işlerine yarar Transkripsiyon: Bir DNA parçasından kopyalanan RNA sentezi.
    ‘Tüfek’ Teoremi: DNA’yı küçük parçalara bölüp daha sonra parçaları birleştirerek DNA dizilişini bulma yöntemi.

    Virüs: Sadece içine girdiği bir başka hücre içinde yeniden üreyebilen ve hücresel yapısı olmayan canlı. Virüsler bir protein kılıfı içindeki nükleik asitlerden ibarettir. Bazılarınınsa basit bir zarı vardır. Virüsler çoğalmak için, içine girdikleri hücrenin sentezleme yeteneğinden yararlanır.


    Genetik Çağının Kısa Tarihi

    İzleyenleri her gün yeni gelişmelerle şaşırtan genetik biliminin temelleri 19. yüzyıla dayanmaktadır.
    1839’da Alman araştırmacılar Schleiden ve Schwan , bütün bitki ve hayvanların , hücre adını verdikleri temel birimlerden meydana geldiklerini ileri sürdüler. Bu hücreler birer zarla çevriliydi ve çekirdek adını verdikleri , zarla çevrili bir cisim içeriyorlardı. En önemlisi , bu hücreler ve çekirdekleri bölünerek iki yeni hücre haline geliyorlar , bu şekilde organizmaların büyümesini sağlıyorlardı.
    Hücre çekirdekleri bölünme sürecinde belirginleşen çubuksu maddelere ( koromozom) sahiptirler. 1879’da Flemming hücre bölünmesi sırasında kromozomların sayılarını iki katına çıkararak her yeni hücre içine eş sayıda dağıldıklarını gösterdi. Bu hücre teorisinin evrensel niteliğe sahip olduğu , bakteri . protozoa gibi tek hücreli canlılar ve yüksek canlıların aynı yöntemle çoğaldıkları , yüksek canlılarda buna ek olarak , hücrelerin , aynı kromozomal yapıya sahip olmalarına karşın yoğun şekilde farklılaştıkları bilim dünyasınca kabul edildi. Trilyonlarca hücreden oluşan bir organizmanın tek bir hücreden kaynaklandığı ve yaşamın filizlendiği döllenmiş yumurta hücresinin canlının fiziksel özelliklerini (saç, göz rengi vb…) içerdiği anlaşıldı. Ancak iki cinsiyet hücresinin birleşmesinden oluşan yeni hücrenin ( zigot ) tek hücre kromozom sayısına nasıl indirgendiği sorusu daha sonraları mayoz (meiosis) mekanizmasının açıklanmasıyla aydınlandı. Bu bulgular kromozomların kalıtımdan , yani özelliklerin kuşaktan kuşağa geçişinden sorumlu olabileceğini düşündürüyordu.

    Kalıtımın sperm ve yumurtayla geçtiği 1860’lardan beri biliniyordu. 1868’de Haeckel sperm hücresi çekirdeğini inceleyerek kalıtımın çekirdek yoluyla geçtiğini bulmuştu. Aynı yıllarda Mendel uzun yıllar değişik özelliklere sahip bezelyeleri çaprazlayarak yaptığı çalışmaların sonuçlarını yayınlamış , ancak bilim dünyasında hiç ilgi görmemişti. Mendel kuralları 1865’te yayınlanmasına karşın , ancak 1900’de Vries , Correns ve Tschermark’ın birbirlerinden bağımsız olarak bitkilerle yaptıkları çalışmalarla , Mendel’le aynı sonuca ulaşmalarından sonra hak ettiği değeri buldu. Bu kurallara göre: Canlının her özelliği bir faktör (gen) tarafından kodlanır ancak bu gen değişik şekillerde (alel) olur. Her kalıtsal özellik için her ebeveynden bir adet gen geçer ve yeni organizmada iki tane olarak bulunur. Bu genler hücre bölünmesi sırasında iki yeni hücreye rastlantısal şekilde dağılırlar. Bu çalışmalarla eş zamanda 1869’da Miescher ilk kez DNA’yı izole etti. Ancak DNA’nın genetik bilgiyi taşıdığı, 20. yüzyılın ortalarına doğru 1944’te bakteriler üzerinde transformasyon araştırmaları yapan Avery tarafından kanıtlandı. Moleküler Biyoloji ve Genetik çağını açan en önemli buluşuysa 1953’te Watson ve Crick tarafından yapıldı. Yaşları 30 dolaylarında olan bu iki genç araştırmacı Nature dergisinde yayınladıkları kısa makalelerinde DNA molekülünün çift sarmal yapısını açıkladılar. DNA üzerindeki genetik bilgilerin bir hücreden diğerine , bir kuşaktan bir sonrakine nasıl geçtiğini ( kalıtımı ) açıklayan bu buluş , moleküler biyoloji araştırmalarının ivmesini artırdı. DNA’nın kendini kopyalamasında görevli biyolojik katalizörler ( enzimler ) , DNA molekülünün doğanın bozulması ve yeniden düzelmesi özelliği , DNA molekülünün belli dizilerini tanıyarak kesen proteinlerin ( restriksiyon enzimleri ) tanımlanması , saflaştırılması ve DNA dizilerinin tanımlanmasında kullanılması , bu çağ açan buluşu izleyen 10 yıl içinde gerçekleştirildiler.

    DNA üzerindeki genetik bilgilerin nasıl yaşama geçtiğini , başka bir deyişle proteinlerin sentezinin temelini oluşturan genetik kodun ( nükleik asit – protein sözlüğünün ) aydınlatılması 1966’da gerçekleştirilebildi.

    1972-1973’teyse Kohen Boyer ve Bang gen klonlamayı başardılar.

    1975-1977’deyse Sanger - Barrell ve Maxam – Gilbert ikilileri hızlı DNA dizi analizi yöntemlerini geliştirdiler.

    1982’deyse ilk kez bir memeli hayvan yumurta hücresine gen aktarılarak transgenik yüksek canlı geliştirildi.

    1985’teyse DNA molekülünün istenen bölgelerini milyonlarca kez çoğaltabilen yöntem geliştirildi. Bu baş döndürücü gelişmelerin devamında yaşamın temelini ve insanın genetik yapısını aydınlatabilmek amacıyla 1990’da ‘İnsan Genom Projesi’ başlatıldı ve 2001 yılında 3.200.000.000 yapıtaşından oluşan insan genomu ana çizgileriyle açıklandı. Özellikle son yıllardaki gelişmeler , genetiğin yaşamımıza yoğun şekilde girmesine neden oldu. Tıptan tarıma , çevre mühendisliğinden enerjiye kadar yaşamın her alanında genetikten yararlanılır duruma gelindi.

    Genetik Çağı

    21. YÜZYILIN dönemecine girdiğimiz bugünlerde bazı iletişim organlarında yer aldığı biçimde, bütün zamanların en önemli bilimsel devrimini mi yaşıyoruz? 19. yüzyılda bir manastırın bahçesinde bezelyelerle yaptığı çalışmaları sabırla yürüten Gregor Mendel, bulgularını içeren ve uzun bir süre hiç ilgi görmeyen makalesinin , yüz elli yıl sonra dünyada ilgi odağı olan bilim dallarından biri olan genetiğin temel taşlarından birini oluşturacağını düşünebilir miydi?
    Çağdaş ve çağın ötesine uzanan genetik bilimi ve gen teknolojisi, informatik, astrofizik gibi diğer bilimlerle birlikte geleceğin anahtarlarından biri olarak kabul edilmekte. Yukarıda da belirtildiği gibi, genetik çok yeni bir bilim değil ancak , 1950’li yıllarda DNA molekülünün yapısının aydınlatılmasıyla
    başlayan moleküler biyoloji ve genetik çağında, yaşamın moleküler temelinin anlaşılması için yürütülen araştırmaların sayısı hızla arttı ve bu ivme giderek de artmakta.
    Genetik, 10 yıl kadar önce başlatılan insan Genomu Projesi’yle, günümüzde dünyanın izlediği , ara sonuçların bile günlük basın organlarında yer aldığı , toplumun değişik kesimlerinde farklı açılardan tartışılan ,en popüler bilim dallarından biri haline geldi.
    İnsan Genomu Projesi, başlığından çok ötede bitki , hayvan, mikroorganizma gibi diğer canlıların da yaşam şifresini çözmeyi hedefleyen kapsamıyla , elde edilen sonuçların tetiklediği , yeni açılımlarla , yarattığı beklentiler ve soru işaretleriyle insanları hem heyecanlandıran ,hem de bazı endişelere sürükleyen bir niteliğe sahip. Bunun nedenlerinin başında, genetik araştırmalarının hızının toplumun izlemekte ve anlamakta zorlanacağı bir düzeye erişmiş olması geliyor. Var olan ilgiye karşın genetiğe bu tereddütlü yaklaşıma, toplumun büyük kesiminin genetik araştırmalar hakkında sadece günlük basındaki (ve kısmen sansasyonel) haberler aracılığıyla bilgi sahibi olması yol açıyor. Bu noktada da , popüler bilim dergilerinin bilimle toplum arasında ilişki kurma görevlerinin önemi bir kez daha ortaya çıkmakta.
    Günümüzde baş döndürücü bir hızla ilerleyen genetik-moleküler biyoloji araştırmalarının sonuçlarının , yakın gelecekte sadece tıp , biyoloji , biyoteknoloji gibi alanlarda değil , tarih , sosyoloji , antropoloji gibi alanlarda da bazı bilgilerimizi yenileriyle değiştirmemize yol açacağı düşünülmekte. Gen teknologlarının tıp , çevre , biyoteknoloji araştırmacılarının yanı sıra hukukçuların , yöneticilerin , hatta filozofların ilk kez karşılaşacakları durumlara yeni çözümler ve açıklamalar aramak zorunda kalabilecekleri de beklentiler arasında.
    Genetik araştırmalarının giderek artan hızına karşın , yürütülen çalışmaların belli bir süreçte sona ereceğini beklemek yanlış. Elde edilen sonuçlar , yeni sorulara temel oluşturmakta ve birbiri ardına yeni projeler başlatılmakta. Örneğin , insan genlerinin beklenenden daha az sayıda olması , araştırmacıları , bir genin birden fazla proteini kodlayıp kodlamadığı sorusuna yönelterek proteomiks çalışmalarının daha fazla önem kazanmasına yol açtı. Yeni projeler, yeni yaklaşımlar, sonuçların yaşama uygulanması , birbirini izler duruma geldi ve bunun daha uzun bir süre de böyle gideceği düşünülmekte.
    Genetikte bugünkü durumu Winston Churchill’in II. Dünya Savaşıyla ilgili olarak 1942’de söylediği bir cümleyle özetleyebiliriz: "Şimdi bu son değil , hatta sonun başlangıcı da değil. Ancak belki başlangıcın sonudur".

    Genetik Uygulamalar

    Yirminci yüzyılın önde gelen özelliklerinden biri , birçok teknolojinin filizlenip geliştiği bir zaman dilimi olması. Bugün 55-60 yaşlarında olan insanların, gelişmelerine tanıklık ettikleri teknolojilerin neler olduğuna baktığımızda , nükleer teknolojiden uzay teknolojisine , lazer teknolojisinden bilgisayar-iletişim teknolojisine kadar , yaşantımızı derinden etkileyen birçok teknolojinin 20. yüzyılın ikinci yarısında geliştiğini görüyoruz. Bu teknolojilerin arasında en öne çıkan ve popüler olanlarından biri de biyoteknoloji... Ancak biyoteknolojinin en yalın tanımı olan "bir mal veya hizmet üretmek için canlı organizmalardan yararlanma teknolojisi" ifadesinden yola çıkılırsa , bunun hiç de yeni bir teknoloji olmadığı görülmekte. Binlerce yıl önce insanlar daha verimli tohumlarını ayırırken , ilk yoğurdu, peyniri, şarabı üretirken , 21. yüzyılın en önemli teknolojileri arasına giren biyoteknoloji alanında ilk adımları attıklarının farkında değillerdi. Ve binlerce yıl insanoğlu gıda maddeleri üretmek için göremediği ama etkinliklerini bildiği mikroorganizmalardan yararlandı. 19. yüzyılın ikinci yarısında Mendel ve Pasteur gibi bilim insanlarının genetik ve mikrobiyoloji alanında orijinal yaklaşımlarla vardıkları sonuçlar , biyoteknolojiye de önemli katkılar sağladı.
    Ancak biyoteknolojinin günümüzde en önemli teknolojiler arasında yer almasına en büyük desteği , 20. yüzyılın ikinci yarısında hızla gelişen gen teknolojisi sağladı. Tüm canlıların genetik maddesi olan DNA molekülünün özelliklerinin anlaşılması ve belli DNA dizilerinin (genlerin) bir canlıdan diğerine aktarılabilmesi , yeni bir döneme girilmesine öncülük etti. Binlerce yıl sadece doğada var olan mikroorganizmalarla sınırlı kalan biyoteknoloji alanında , canlıların genetik özelliklerinin gen aktarımı yoluyla değiştirilmesiyle sınırlar genişledi. Paul Berg 'in deyişiyle "Gen teknolojisi sayesinde biyoteknolojinin sınırları, gökyüzü oldu". Biyoteknoloji bugün yaşamın hemen her alanında etkisini doğrudan veya dolaylı şekilde göstermekte. Tükettiğimiz gıdalardan giysilerimize, kullandığımız kağıttan enerjiye, uzay teknolojisinden sağlığa kadar her alanda biyoteknolojiden yararlanıyoruz. Genetik değişikliğe uğratılmış (gen aktarılmış) mikroorganizmalar , bitkiler , hayvanlar , klonlanmış canlılar , farklı ürünleri toplumun kullanımına sunuyorlar. Hızı giderek artan bu teknoloji toplumun bir bölümünde derin kaygılar da uyandırıyor. Genetik değişikliğe uğratılmış organizmaların doğaya yayılması , insan klonlama çalışmalarının tüm olumsuz tepkilere ve yasaklamalara karşın süregitmesi , bu teknolojiye yönelmede çekingenliklere deyol açmakta. Ancak biyoteknolojinin bir teknoloji olduğunu ve kullanım amacına göre insanlığa yararlı veya zararlı olacağını unutmamak gerek. Biyogüvenlik koşullarını hiç aksatmadan doğaya ve topluma zarar vermeyecek bir biyoteknolojinin , gelecekteki birçok sorunun çözümüne büyük katkı sağlaması beklenmekte.

    DNA , GEN , GEN-PROTEİN

    Canlı organizmalarda hücrelerin işlevleri ve gelişimleri , genetik olarak belirlenmiş olan bir yazýlým tarafından yürütülür. Programın temelini oluşturan genler, deoksiribonükleik asit (DNA) yapısındadır. Programın belirli bir işlevinden sorumlu olan her gen , kromozom üzerinde belirli bir konuma sahiptir. Tek bir polipeptid zincirini (proteini) kodlayan DNA parçasına, yani kalıtsal maddenin tek bir birimine gen adı verilir. Genler yazýlýmın çalışması için bilgi taşımakta ve bu bilgi şifresinin çözülmesiyle bir protein ürünü ortaya çıkar. Kısaca DNA üzerindeki genetik bilgi, bireyin fenotipinde (genetik yapının belirlediği ancak dış etkilerin de söz sahibi olduğu görünüşünde) görülür. Moleküler biyolojinin ana kuralı (temel dogması), kalıtsal bilginin DNA’dan RNA aracılığıyla proteinlere aktarılmasıdır. Şimdi kısaca DNA , RNA moleküllerinin yapısına ve bu moleküllerin taşıdıkları bilginin , protein molekülüne aktarımındaki mekanizmalara bakalım. Hücre içinde nükleik asitler 2 çeşittir:
    Deoksiribonükleik asit (DNA) ve Ribonükleik asit (RNA). Genetik bilgiyi taşıyan DNA ve
    RNA moleküllerinin yapı taşlarını nükleotidler oluşturur. Fosfat, şeker ve purin-pirimidin bazlarından oluşan nükleotidlerin birbirlerine fosfodiester bağlarla bağlanmasıyla nükleik asitler oluşur. Proteinler, yapı taşları olan aminoasitlerin peptit bağıyla birbirlerine bağlanmalarıyla meydana gelir.
    DNA: Genetik maddenin özü yani deoksiribonükleik asit (DNA) , hücre çekirdeğinde bulunan kromozomları oluşturur. Tüm canlı organizmaların özelliklerini belirleyen ve kalıtımı taşıyan bir kimyasal moleküldür. Kalıtımın esasını oluşturan DNA molekülünün benzersiz bir yapısı vardır: fosforik asit , deoksiriboz şekeri ve azotlu bazın oluşturduğu, nükleotid adı verilen dört tip yapı taşından meydana gelmiş ve çift-sarmal yapıda bir moleküldür. Merdivene benzer yapıdaki molekülün basamaklarında pürin: adenin (A) ve guanin (G) ile pirimidin: timin (T) ve sitozin (C) azotlu bazları yer almaktadır.DNA’nın çift sarmal yapısında , bir pirimidin (T ve C) karşısında daima pürin (A ve G) yer almaktadır. Bu yapılanmada sitozin ve guanin arasında üç ve timinle adenin arasında iki hidrojen
    bağı bulunmaktadır. Eşleşme (komplementerlik) bu yolla oluşmaktadır. Genetik bilgi yarı-koruyucu bir mekanizmayla eşlenir. DNA, kimyasal ve biyolojik etkenlerle oluşan hasarlarını tamir edebilen, insan vücudundaki tek polimerdir. Genetik bilgi nükleotid baz çiftlerinin (A-T ya da G-C) dizisinde bulunmaktadır. Üç baz çiftinin oluşturduğu kodon denilen üçlü (triplet) dizi DNA ya da RNA’da belli amino asitleri şifrelemektedir. Genetik bilginin akışı sırasında öncelikle transkripsiyonla (yazılım) DNA ipliklerinden birisinden bilgi , mRNA’ya (mesajcı RNA) aktarılır. mRNA’daki bilgiyse daha sonra kodon dizilimlerine göre aminoasitlerin okunmasını ve protein molekülünün translasyonla (çeviri) oluşumunu sağlar. Birden fazla peptit zincirinden oluşan protein molekülü için birkaç genin okunması gereklidir.
    DNA Replikasyonu: DNA’nın kendini eşlemesi olarak bilinen replikasyon sırasında DNA’nın her ipliği kalıp olarak kullanılarak yeni bir iplik yapılır. Yarı-koruyucu (semi konservatif) bir mekanizmayla gerçekleşen replikasyonla , oluşan her yeni DNA molekülünde orijinal bilgi korunmuştur. Replikasyon genetik bilginin dölden döle devamlılığını sağlamakta ve bu yolla hücredeki genetik materyal iki katına yükselmektedir. Böylece genetik materyal bireyin bütün hücrelerinde aynı kalmakta ve dölden döle azalmadan sabit bir şekilde geçmektedir.
    RNA: DNA yapısından farklı olarak riboz ve timin (T) yerine urasil (U) içermektedir. DNA üzerindeki bilginin kalıp olarak kullanılmasıyla ribonükleik asit (RNA) molekülünün sentezlenmesi yazılım (transkripsiyon) olarak tanımlanır. Prokaryotik (Hücre çekirdeği olmayan) ve ökaryotik (çekirdekli) organizmalarda 3 çeşit RNA molekülü bulunmaktadır; ribozomal RNA (rRNA), transfer RNA (tRNA) ve haberci RNA (mRNA). rRNA’lar 3 farklı büyüklükte , birbirleriyle ve diğer proteinlerle etkileşerek protein sentezinin gerçekleştiği ribozomları oluştururlar. tRNA‘lar 65-110 nükleotid uzunluğunda olup mRNA üzerindeki bilgiyi, proteini oluşturan aminoasit dizisine çeviren adaptör moleküllerdir. mRNA’lar ise hücrede bulunan en heterojen RNA’lar olup, uzunlukları 500-6000 nükleotid arasındadır. Protein sentezi için temel oluşturacak genetik bilgiyi taşırlar.
    Transkripsiyon (Yazılım): DNA’daki bilginin, yani nükleotid baz dizisinin RNA’da uygun baz dizisine aktarılmasına transkripsiyon denir. DNA sarmalının açılmasıyla başlayan transkripsiyonda , DNA’nın bir zinciri kalıp olarak kullanılarak ve RNA polimeraz enzimiyle komplementer (eş) mRNA molekülü sentezlenir.
    Genetik şifre: DNA’nın nükleotid dizisiyle proteinlerin aminoasit dizisi arasındaki ilişki, genetik şifreyle sağlanmaktadır. DNA'daki genetik şifre , üçlü nükleotid gruplarıyla okunur ve her bir aminoasidi belirleyen üç nükleotidlik dizi , kodon adını alır. Genetik şifre 64 kodondan oluşmakta ve bunlardan 61 tanesi aminoasit kodlamaktadır. UAA , UAG ve UGA kodonlarının ise aminoasit karşılığı olmayıp , protein sentezinin sonlanmasından sorumludurlar.
    Translasyon (Çeviri): Translasyon sırasında mRNA’daki nükleotid bazlarının oluşturduğu kodonlar uygun aminoasit yapısına çevrilerek protein sentezi gerçekleşir. rRNA’ların birbirleri ve proteinlerle etkileşerek oluşturdukları ribozomlarda gerçekleşen protein sentezi , çekirdekli hücrelerde (ökaryotlarda) çekirdek dışındaki sitoplazmada gerçekleşir. Protein sentezi 3 evreden oluşmaktadır. Başlama evresi: Başlama faktörlerinin (IF1, IF2, v.b.) yardımıyla mRNA , ribozom ve tRNA kompleksi oluşur. Uzama evresi: Başlangıç kodonundan sonra gelen kodona ait aminoasidin , bir önceki aminoaside peptit bağıyla eklenmesi ve bu işlemin sonraki kodonlara da uygulanmasıdır. Sonlanma: Üç dur kodonundan biriyle karşılaşıldığında translasyon sonlanır.


    Bölünen bir hücre, kopyaladığı kromozomlarını (mavi) iki yeni hücreye eşit olarak dağıtmak üzere ayırırken görülüyor. Mekik kutupları , mikrotübüllerin yayıldığı merkezler olarak görev yapıyor. Mikrotübüllerin uzayan uçları , kromozomlar üzerindeki özel yapılarla etkileşerek , onları hareket ettiren bir kuvvet oluşturuyor.

    <alıntı>
    ben seni yudum yudum içtim oğlum! hadi ol eskisi gibi olabilirsen...

  17. #17
    gece Leyla Nur KALELİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Mon Jun 2006
    Konum
    Ankara
    Yaş
    25
    İletiler
    1,169
    Blogdaki Konular
    5
    1882 yılında Alman embiryolog Walther Fleming kertenkele larvalarını mikroskobun altına yatırdı. Burada bir hücre bölünmesi olayını ilk kez izledi. Bu bölünmede arada iletişim sağlayan iplikçiklerin kromozomlar olduğunu saptadı.

    bulabildiklerim bunlar. umarım faydalı olur. kolay gelsin. selametle...
    ben seni yudum yudum içtim oğlum! hadi ol eskisi gibi olabilirsen...

  18. #18
    Kayıtsız
    Misafir

    yardııım

    W. Flemming Kromozomları konusunda yardımcı olurmusunuz....

  19. #19
    gece Leyla Nur KALELİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Mon Jun 2006
    Konum
    Ankara
    Yaş
    25
    İletiler
    1,169
    Blogdaki Konular
    5
    Alıntı Kayıtsız tafarından gönderildi Mesajı Göster
    W. Flemming Kromozomları konusunda yardımcı olurmusunuz....
    flemming kromozomları konusunda elimin altındaki bilgiler maalesef internette olanlardan ibaret. üzgünüm...
    ben seni yudum yudum içtim oğlum! hadi ol eskisi gibi olabilirsen...

  20. #20
    Kayıtsız
    Misafir
    ya bu sayfaya aslan,sincap,antilop,hipopotam ve sıçanın kromozom sayılarını görüntüler misiniz?lütfenn!!!şimdiden teşekkürlerrr!!!!!!!!!

+ Konuyu Yanıtla
2 / 1 12 SonSon

Tags for this Thread

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •