+ Konuyu Yanıtla
10 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor

Konu: yokluğunda seni özledik

  1. #1

    yokluğunda seni özledik

    Yokluğunda seni özledik. Sana değen rüzgarı, seni örten bu*lutu özledik. Özlemeyi, özlenilmeyi, sevmeyi, sevilmeyi, sevindirmeyi, sevindirilmeyi özledik Efendim.

    Aşkı, gözyaşını, müsamahayı, ah*lakı, adabı, ihsanı, irfanı, iz’anı, fe*raseti, basireti, şecaati, celadeti, adaleti, meveddeti, muhabbeti özle*dik. .

    İzzeti, hikmeti, fıtratı, şefkati, hürmeti, devleti özledik.

    Senden sonra tefrika meşrebimiz, taklit mezhebimiz, cehalet mektebimiz, atalet fıtratımız, hamakat şöhretimiz, ihanet sıfatımız, küffar velinimetimiz oldu.

    Efendim,

    Sen kendini ‘abduhu ve rasuluhu: O’nun kulu ve elçisi’ olarak takdim etmiştin. Sana iman eden bazıları sana hürmet adı altında seni kulluktan ‘kurtarıp’ melekleştirerek hayattan dışladılar. Bu ifrata karşı başka bazı*ları da tefrite sapıp seni ‘güzel örnek’ olmaktan çıkarıp bir ‘postacı’, bir ‘ara kablosu’ seviyesinde görerek hayattan dışladılar.

    Bunların hepsi sana iman ediyor*du. Ama seni hayatımızdan çıkarma*nın ızdırabını çektirdiler bize. Bu işi, göğe çekerek ya da yere sokarak yapmaları sonuçta hiçbir şeyi değiş*tirmedi.

    Allah seni ‘güzel örnek’ olarak gös*terdi. Sen, Kur’an’ın konuşanı, yürü*yeni, hareket edeniydin. Tıpkı bir an*nede spermin insana, bir ağaçta su*yun meyvaya, bir arıda tozun bala, bir tavukta darının yumurtaya, bir ko*yunda samanın süte dönüşmesi gibi, ayetler sende hayata dönüşüyordu.

    Allah ısrarla seni örnek gösterirken, birileri ısrarla ‘kitab’ı, kitapları örnek göstermekte direndiler. Öylesi işlerine geliyordu, cansız bir nesneyi ör*nek edinmekle, canlı bir insanı örnek edinmek aynı olur muydu?

    Efendim ,

    Kitapsızlıktan değil, ‘peygambersizlikten’ kırıldık. Yokluğumuz pey*gamber yokluğu. Seni hatırlatan, se*ni andıran insanların hasretim çeki*yoruz. Çocuklarımız peygamberi so*runca ‘evladım onun ahlakı tıpkı fa*lancanın ahlakı gibiydi’ diyeceğimiz insanlar yok denecek kadar az.

    İnsanlık destanıyla yaşıt olan vahiy sürecinde birçok kitapsız peygamber gelmişti de, bir tek ‘peygambersiz ki*tap’ gelmemişti. Sayemizde yaşlı dünya ona da şahid oldu efendim. Peygambersiz Kitab’a, Muhammed aleyhisselamsız Kur’an’a da şahid ol*du. Şimdi Kur’an mahzun efendim , Kur’an öksüz. Seninle Kur’an’ın arasını ayırdık, etle tırnağın, toprakla to*humun, anayla evladın arasını ayırır gibi.

    Gel de bir bak Efendim, bu mazlum ümmetin hali pür melaline. Bıraktığın din tanınmaz hale geldi. Bıraktığın sitenin harabelerinde baykuşlar tünedi.

    Gün geçmez ki ümmetin coğrafyasından feryat yükselmesin, oluk oluk kan akmasın.

    Bir olarak bıraktığın ümmetin kaç parçaya ayrıldığının sayısını onu parçalayanlar dahi unuttu.

    Bıraktığın kutlu mirası hovarda mirasyediler gibi parçalayarak paylaştık Efendim.

    Nebevi mirasın irfani ve ahlaki boyutuna bir hizip, ilmi ve fikrî Boyutuna bir başka hizip, siyasî ve hareketi boyutuna ise daha başka bir hizip sahip çıktı. Yüzyıllardır tüm bu hizipler ellerindeki parçanın ‘bütünün kendisi’ olduğunu iddia etmekle ömür tükettiler. ‘Her hizip ellerindeki parçayla övünüp durdu.’ Hepimiz hakikatin merkezine kendimizi oturtup ‘hak benim’ dedik.

    Oysa ki Efendim, bazen parçalanan hakikat hakikat olmaktan çıkar. Ait olduğu bütün içerisinde anlamlı olan bir parça o bütünden ayrılınca anlamsızlaşabilir. Bunu farkedemedik Efendim.

    Efendim ,

    İsrailoğulları, peygamberlerini katlediyorlardı. Biz de senin güzel hatıratını, emanetini, adını ve sünnetini katlettik. Seni katlettik Efendim .

    Kimilerimiz için sen hiç ölmedin, o ender bahtiyarlar seni hep içlerinde, işlerinde, hayatlarında, düşüncelerinde, duygularında, eylemlerinde, evlerinde yaşattılar.

    Kimilerimiz içinde sen hiç doğmadın. Onlar hep senden mahrum yaşadılar. Şol mahiler ki derya içreydiler, deryayı bilmediler.

    Varlığının kaç bahara bedel olduğunu bilmeyenler yokluğunun ıstırabını nasıl duysunlar Efendim ?

    Seni çok seviyoruz, seni çok özlüyoruz.

    Bize kırgın mısın Efendim ?

    Mustafa İslamoğlu

    sen oradan kıracaksın zinciri
    ben buradan ve bir gün...

  2. #2
    TANImayan SEVemez..
    paylaşım için teşekkürler.ALLAH razı olsun.

  3. #3
    Kesinlikle.... Tanımayan O Aşkı yaşayamaz...

    Varlıklar adedince Salat O'na Selam O'na....


    Faran Dağlarında Açan Sevgili

    Selam sana nazlı Nebi
    Selam sana gözbebeği
    Mevla'nın kudretiyle selam.

    Selam sana nur-i dilara
    Selam sana Hakk habibi
    Rahman'ın kudretiyle selam.

    Selam sana Andelib_i Zişan
    Selam sana Muhammedi
    Cebrail'in yüreğiyle selam
    İbrahimce selam sana
    Rahimce selam sana
    Gafurca selam.

    Selam sana ey yetimler padişahı
    Selam sana Ahmedi nefesli yar
    Eyyupça selam sana
    Selam sana ya Habiballah
    Selam sana ya Nebiallah
    Selam sana ya Resulallah.

    Ya Resulallah
    Sen, sevmek için istenen
    Can, dudakta istenen
    Sevda ikliminin en güzel mevsiminin
    En güzel çiçeğisin.

    Cemre gibi düştün kainatın kışına
    Bahar, senin elinde doğdu
    Senin elinle indi toprağa
    Öyle bir sevildin ki
    Candan aziz bilerek
    Uğruna can verildi
    Ama bu, ölüm değildi
    Adını bir kez anan
    Bir kez gönülden anan
    Rahmetin nur kaynağı gözlerinde dirildi
    Şimdi biz de seni anıyoruz
    Mevla'mızın yeminleriyle anıyoruz seni
    Ey Faran Dağları'nda açan sevgili

    Fecre
    On geceye
    Her şeyin çiftine ve tekine
    Akşamın alacakaranlığına
    Kararıp bürüdüğü zaman geceye
    Açılıp aydınlattığı zaman
    Gündüze and olsun ki
    Sen olunca sitem yok
    Serzeniş yok
    Eyvah yok
    Alemlere ambersin
    O'ndan başka ilah yok
    Sen, en son peygambersin.

    Beni ilk öksüz oluşun vurdu
    Yetim kalışın yaraladı önce
    Elden ele dolaşmıştın
    Herkesin gözbebeğiydin

    Ama mahzun
    Ama kederli
    Bir yanın arşa kadar azamet
    Bir yanın ürkek

    Mekke akşamları yanar
    Verdiğin her nefeste
    Ve gökten inen bir sesle
    Allah korumasına alır.

    Senin derdin Allah'tı
    Hüznün kederin Allah
    Senin dostun Allah'tı
    Sana en yakın Allah.

    Biz seni göremedik ya Resulallah
    Uhud Dağı'nı seyrettik
    Okçular tepesinden bir sabah
    Bir Medine sabahında
    Uhud'u seyrettik
    Seni göremedik
    Ebu Ubeyde bin Cerrah sanki ordaydı
    Sanki mübarek yüzüne batan miğfer halkalarını
    Dişleriyle sökmek için nefes nefeseydi
    Kalbi yerinden fırlayacakmış gibiydi
    Seni öyle seviyordu ki
    Tenine bir dikenin batması bile
    O kalbi durdururdu.

    Biz seni göremedik ya Resulallah
    Uhud'u gördük bir sabah
    Malik bin Sinan olamadık
    Mübarek kanının, kanına karıştığı
    Malik bin Sinan sanki oradaydı
    Ve inemedik okçular tepesinden
    Sanki sen inin demeden inersek
    Uhud tekrar cehenneme dönerdi.

    Ey Faran Dağları'nda açan sevgili
    Güneşe ve onun ışığına
    Ardından gelmekte olan aya
    Onu ortaya koyan gündüze
    Onu bürüyen geceye
    Göğe ve onu meydana koyana
    Yere ve onu yayana and olsun ki
    Sen olunca sitem yok
    Serzeniş yok
    Eyvah yok
    Alemlere ambersin
    O'ndan başka ilah yok
    Sen, en son peygambersin

    Vazgeçtim seni hep ötelerde aramaktan
    Seni yüzyıllar öncesine hapsetmekten vazgeçtim
    Mesafelerden usandım ya Resulallah
    Sana sesleniyorum

    Alemlere rahmetsin
    Seslenince yanımdasın
    Burdasın
    Günahkarım

    Ama sen günahkarların umudusun
    Temizle beni ya Resulallah!
    Temizle beni ya Resulallah!
    Temizle beni ya Resulallah!

    Mescid-i Nebevi'de gördüm
    Mübarek sözlerinden birini süsleyip duvara asmışlar:
    'Benim şefaatim, ümmetimden büyük günahları olanlar için.'
    Buyurmuşsun
    İçimde her şey üşür
    Rüzgar üşür
    Yağmur üşür
    Dua üşür
    Melekler üşür
    Isıtırsan bir sen ısıtırsın
    Medine'ye akan nur gibi ak kalbime
    Ey ban u cihan
    Yorgunum
    Güçsüzüm
    Çaresizim
    Sen çaresizlerin yardımcısısın

    Yüreğimi koşturdum
    Sana doğru
    Çatlarcasına koşturdum
    Kimseye hakkım yok
    Huzurunda sana ait varlıkları dava etmem
    Ben bir davalıyım
    Tükendim ya Resulallah
    Hicretimi kabul et ya Resulallah!
    Hicretimi kabul et ya Resulallah!
    Hicretimi kabul et...

    Bahtiyar Taş
    İnsana en çok yakışan kul olmaktır.

  4. #4
    Kitapsızlıktan değil, ‘peygambersizlikten’ kırıldık. Yokluğumuz pey*gamber yokluğu. Seni hatırlatan, se*ni andıran insanların hasretim çeki*yoruz. Çocuklarımız peygamberi so*runca ‘evladım onun ahlakı tıpkı fa*lancanın ahlakı gibiydi’ diyeceğimiz insanlar yok denecek kadar az
    sen oradan kıracaksın zinciri
    ben buradan ve bir gün...

  5. #5
    “Sevdim Seni ben, Âleme Rahmet diye sevdim,

    Bir benzeri yok, Cenâb-ı Ahmet diye sevdim”
    İnsana en çok yakışan kul olmaktır.

  6. #6

    Annem ve Babam duaya yöneldikleri zaman
    -Selam sana ey gönüllerin efendisi! -
    derlerdi,
    çocukça bir merakla pencereye koşar
    sonra dönüp 'kimse yok ki, gitmiş' derdim.

    Babam gülümseyince gönlüm genişlerdi
    boynuna atılıp' kim o efendim'? derdim.
    Babam seni anlattıkça ruh haleti değişir
    kimi zaman hıçkırıklarında boğularak susar
    kimi zaman ah keşke görebilseydimlerinde erirdi

    Seni sevmiştim efendim babamın anlattıklarında
    hayran olmuştum, kopmuştum küçük dünyamdan
    yaşadığı sürece babamda...

    hep abdestli gördüm babamı
    iki rekat namaz kılar, dua eder konuşmadan yatardı
    ümidi seni rüyasında görmekmiş efendim
    annemden duymuştum.
    gördü mü (!) bilmem hiç anlatmadı
    anlatmaya zamanı olmadı belki

    şimdi ben babamın bıraktığı yerden başlıyorum
    umutla yatağa girişte beklerken gelmeni
    yüreğimin tıkırtılarında uyuyup kalıyorum
    öksüzlüğümün ilk zamanlarında babam gelirdi
    gördün mü, geldi mi? diye sorardı yaşlı gözleriyle

    gelmedin, gelmiyorsun efendim
    babam da ümidini kesti benden, o da gelmiyor artık
    öksüzlüğüm gözlerimi kanatıyor
    fırtına da kalmış sal gibiyim çatırtılar başladı
    sen yalnız bırakmazsın öksüzleri bilirim efendim
    ne olur, bir kez gel de bak yetim gözlerime
    kokunu gönder, açık kalan yüreğimin camından
    selamını gönder sabah ezanlarında; camıma biriken
    kırlangıcın tebessümünde tebessümün olsun
    öksüzlüğü senden daha iyi bilen olmaz ki ..


    bir tek amcan kalmışken yanında, gitme demiştin ya
    bırakıp ta gitmemişti seni öksüzlüğünle
    sen de bizi bırakma efendim;
    yoksa bu öksüzlük eritecek bedenimi
    boynu bükük gezeceğim istanbul sokaklarında
    başı okşanan her çocuğun alaycı tebessümlerinde yıkılacağım
    hasretinle yanıp yok olacağım efendim

    Ne olur! gel artık Efendim ..

    alıntı------

    sen oradan kıracaksın zinciri
    ben buradan ve bir gün...

  7. #7
    Alıntı Leyla KESKİN tafarından gönderildi Mesajı Göster
    TANImayan SEVemez..
    paylaşım için teşekkürler.ALLAH razı olsun.
    SEVDİRMEK LAZIM ALLAHIN İZNİYLE......
    Bir Halifemiz olsa ne güzel olurdu!

  8. #8
    .:EyvAllah:. Selman TOKLU kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Jul 2007
    Konum
    Balıkesir
    Yaş
    36
    İletiler
    1,127


    Gül, Peygamberdir…

    Gülün Her Yaprağı Da Bir Sahabe…

    Gül, İslâm’dır…

    Gül, Huzur Ve Mutluluktur…

    Gül Kokusu, Peygamber Kokusu, Dokusu Da Sevgi Ve Muhabbettir…

    İşte Bütün Bunlar, Bir Bütün Olarak Sadece Ve Sadece Sensin Yâ Rasûlallah!..

    Öyleyse Gel Ey Gül!

    Gel Ey Can!
    http://img217.imageshack.us/img217/9784/126tm1.gif

  9. #9
    .:EyvAllah:. Selman TOKLU kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Jul 2007
    Konum
    Balıkesir
    Yaş
    36
    İletiler
    1,127



    http://img217.imageshack.us/img217/9784/126tm1.gif

  10. #10
    Kayıtsız
    Misafir

    Bu Şiir Ensar Cevval'e aittir.

    Bu Şiir Ensar CEVVAL'e aittir.
    Alıntı Nazan DİNLER tafarından gönderildi Mesajı Göster

    Annem ve Babam duaya yöneldikleri zaman
    -Selam sana ey gönüllerin efendisi! -
    derlerdi,
    çocukça bir merakla pencereye koşar
    sonra dönüp 'kimse yok ki, gitmiş' derdim.

    Babam gülümseyince gönlüm genişlerdi
    boynuna atılıp' kim o efendim'? derdim.
    Babam seni anlattıkça ruh haleti değişir
    kimi zaman hıçkırıklarında boğularak susar
    kimi zaman ah keşke görebilseydimlerinde erirdi

    Seni sevmiştim efendim babamın anlattıklarında
    hayran olmuştum, kopmuştum küçük dünyamdan
    yaşadığı sürece babamda...

    hep abdestli gördüm babamı
    iki rekat namaz kılar, dua eder konuşmadan yatardı
    ümidi seni rüyasında görmekmiş efendim
    annemden duymuştum.
    gördü mü (!) bilmem hiç anlatmadı
    anlatmaya zamanı olmadı belki

    şimdi ben babamın bıraktığı yerden başlıyorum
    umutla yatağa girişte beklerken gelmeni
    yüreğimin tıkırtılarında uyuyup kalıyorum
    öksüzlüğümün ilk zamanlarında babam gelirdi
    gördün mü, geldi mi? diye sorardı yaşlı gözleriyle

    gelmedin, gelmiyorsun efendim
    babam da ümidini kesti benden, o da gelmiyor artık
    öksüzlüğüm gözlerimi kanatıyor
    fırtına da kalmış sal gibiyim çatırtılar başladı
    sen yalnız bırakmazsın öksüzleri bilirim efendim
    ne olur, bir kez gel de bak yetim gözlerime
    kokunu gönder, açık kalan yüreğimin camından
    selamını gönder sabah ezanlarında; camıma biriken
    kırlangıcın tebessümünde tebessümün olsun
    öksüzlüğü senden daha iyi bilen olmaz ki ..


    bir tek amcan kalmışken yanında, gitme demiştin ya
    bırakıp ta gitmemişti seni öksüzlüğünle
    sen de bizi bırakma efendim;
    yoksa bu öksüzlük eritecek bedenimi
    boynu bükük gezeceğim istanbul sokaklarında
    başı okşanan her çocuğun alaycı tebessümlerinde yıkılacağım
    hasretinle yanıp yok olacağım efendim

    Ne olur! gel artık Efendim ..

    alıntı------


+ Konuyu Yanıtla

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •