![]() |
|
|||||||
| Anasayfa | Milli Görüş | Bloglar | Arama | Bugün | Konuları Okundu İşaretle |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
|
|
#1 |
|
Giriş: Mon Jun 2006
Konum: Türkiye
İletiler: 527
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
İstanbul'un Fethi
![]() ![]() Tarih: 2 Nisan - 29 Mayıs 1453 Yer: İstanbul Sonuç: Osmanlılar'ın zaferi Bizans İmparatorluğu yıkıldı Savaş nedeni: İstanbul Bölge Değişimi: İstanbul Taraflar • Bizans İmparatorluğu • Osmanlı İmparatorluğu Kumandanlar XI. Konstantin -Fatih Sultan Mehmed Güçler 9.000 -100.000 Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed, İstanbul'un fethine karar verdiğinde o zamanki başkent Edirneİstanbul'un aşılamaz olarak bilinen surlarını yerle bir edebilmek için o güne kadar görülmemiş büyüklükteki, şahi olarak bilinen topları döktürmüştü. II: Mehmed ayrıca, hazırlanmakta olan bu topların yanısıra, Bizans'a denizden gelebilecek yardımları engellemek için Yıldırım Bayezid tarafından inşa edilmiş olan Anadolu Hisarı'nın karşısına Rumeli Hisarı'nı (Boğazkesen Hisarı) yaptırdı. Yapılan hazırlıkların kendisine yönelik olduğunu anlayan Bizans İmparatoru Konstantin, Sultan II. Mehmed'i hediyelerle vazgeçirmeye çalışırken, bir yandan da Avrupa devletlerine elçiler yollayarak onları durumdan haberdar ediyor ve yardım istiyordu. Ancak 1054 yılında Hıristiyanlığın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak ikiye ayrılması sebebiyle, Papa V. Nikola Bizans'ı desteklemeyi pek düşünmüyordu. Bazı İtalyan şehir devletleri askeri birliklerini Bizans'a yardımcı olmak amacıyla İstanbul'a yollasa da, Avrupa'nın büyük devletleri Bizans'ı desteklememe kararı almışlardı. Yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000'i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Sultan II. Mehmed, 20.000 yeniçerinin de dahil olduğu 100.000 kişilik bir kuvveti yönetiyordu. Rumeli Hisarı'nı inşa ettirmenin yanısıra bir de donanma kurdurmuştu. Ordusunu İstanbul civarında toplamış; bu arada, yardım göndermelerini önlemek amacıyla bazı Balkan devletlerine ordular göndererek, gelebilecek yardımları önleme, yardım yollamayı düşünenlere ise gözdağı verme yoluna gitmiştir. Durumun giderek ümitsizleştiğini gören Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç'in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Kuşatma Ordusu ile İstanbul'un önünde bulunan Sultan II. Mehmed, Bizans İmparatoru'na elçi göndererek teslim olması çağrısında bulunmuş, ancak reddedilmişti. Bunun üzerine tarihteki 29. ve en son İstanbul kuşatması başladı. Kuşatma, Türk topçusunun, surları top ateşine tutmasıyla başladı. Bizans ordusu ise, surlarda açılan gedikleri kapatmaya çalışıyordu. Osmanlı, donanması ile de Haliç'i zorluyor fakat zinciri aşamadıkları için gemiler Haliç'e giremiyordu. Günlerdir süren kuşatmanın henüz başarı getirememiş olması ve Ceneviz donanmasından gelen yardımın Boğaz'ı geçerek Haliç'e girmesi Sultan II. Mehmed'i sinirlendirmiş ve atını boğazın sularına sürerek donanmasına emirler yağdırmış, komutanlarına da, saldırı için orduyu hazırlamalarını emretmişti.. Kuşatmadan vazgeçilmesi teklifi üzerine Fatih, şu sözü söylemiştir: "Ya ben İstanbul'u alırım ya da İstanbul beni" Saldırı hazırlıkları Sultan II. Mehmed, Theodosius Surları'na ve şehrin su ile çevrili olmayan tek bölgesini batıdan gelebilecek saldırılardan koruyan hendeklere saldırmayı tasarladı. Ordu 2 Nisan 1453'te şehrin doğusuna yerleşti. Toplar haftalarca surları dövdü fakat yeterli gedik açamadı. Topların yeniden doldurulmaları zaman aldığı için, her atıştan sonra Bizanslılar hasarın çoğunu tamir edebiliyorlardı. Daha sonra, yeraltı tünelleri yapıp surların altını kazarak yarma yolunu denediler. Kazıcıların çoğu, Sırp Despot'u tarafından Nvo Brdo'dan gönderilen Sırplardı ve Zağnos Paşa'nın emri altındaydılar. Lakin Bizanslılar, Johannes Grant adında, Alman olduğu söylense de muhtemelen İskoç olan bir mühendisi görevlendirdiler. Johannes karşı tüneller kazdırdı ve Bizans birlikleri tünellere girip Osmanlı işçilerini öldürdüler. Diğer tüneller de suyla dolduruldu. Son olarak Bizanslılar önemli bir mühendisi esir alıp işkence yaparak, sonradan yıkılan tünellerin hepsinin yerini öğrendiler. Sultan II. Mehmed, şehrin ödemeyeceğini bildiği çok büyük vergi karşılığında ablukayı kaldırmayı önerdi. Bu da geri çevrilince, Bizanslı askerlerin kendi birlikleri tükenmeden önce bitkin düşeceğini bilerek saf güçle duvarları alt etmeyi tasarladı. 29 Mayıs sabahı saldırı başladı. Hücumun ilk dalgasını, mümkün olabildiği kadar çok Bizans askerini öldürmeye niyetli acemi askerler olan azaplar oluşturuyordu. Ayrıca Haliç'ten de baskı uygulayabilmek için gece yağlı kütükler üzerinde karadan Haliç'e taşınan gemiler, o sabah Bizans askerlerine kötü bir sürpriz olmuştu. Anadolululardan oluşan ikinci dalga, şehrin kuzeydoğusundaki, topla kısmen hasar almış Blachernae Surları'nın (okunuşu: blakernai ) bir bölümüne odaklanmıştı. Uzun süren bu çarpışmalar sonucunda Ulubatlı Hasan adındaki bir yeniçeri, aldığı kırk ok darbesine1 rağmen hayatta kalarak Osmanlı sancağını dikmiş, bununla ateşlenen Osmanlı ordusu 29 Mayıs 1453'te İstanbul'un surlarını aşmıştı. Ancak savaş henüz bitmemişti. Hayatta kalan Bizans askerleri, Osmanlı askerleriyle sokak aralarında çarpışıyorlardı. Kısa süren bu çatışmalardan sonra Bizans ordusu yenilmiş ve Sultan II. Mehmed önderliğindeki Osmanlı ordusu İstanbul'a tamamen hâkim olmuştu. Fethin sonuçları O günün dünyasındaki en önemli şehirlerden olan İstanbul'un işgali, gerek dünyada gerekse Anadolu'da birçok etki yaratmıştı. İç sonuçlar
Dış sonuçlar
|
|
|
Facebook'ta Paylaş
|
|
|
#3 |
|
byUkala
Giriş: Tue May 2006
Yaş: 28
İletiler: 3,630
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
cenevizden gelen yardımla alakalı şunu söylemek fethin nasıl gerçekleştiği hakkında
önemlibir açıklama olacak sanırım. cenevizden iki büyük gemiile gelen yardımı önlemek için fatih türk gemilerine emir verir fakat rüzgarı arkalarına alan ceneviz gemilerini durduramazlar... işte bu olay üzerine fatih atını denize sürmüş ve türk komutanlarına oradan öfkeyle haykırmaya başlamıştır. şu an ismini hatırlayamadım fakat türk denizcilerinin başındaki komutanı bu yüzden görevden almıştır. bu olay meydana gelince akşemsettin fatihe öyle bir mektup yazarki mektup şöyle başlar : SEN ORDUSUNA EMİR VERMEKTEN BİLE ACİZ BİR KOMUTANSIN ! ne kadar sert ifadeler değil mi ? bir padişaha onun öğretmeninin verdiği bu tepkiyi , bir çok açıdan değerlendirebiliriz. padişahlığın sözde astığım astık kestiğim kestik tavrından tutun , eleştiri ve bu eleştiriye gösterilen müthiş tevazuya kadar geniş bir platforda değerlendirebilir... fakat şimdi konumuz bu değil. bizi ilgilendiren kısmı bazı tarihcilerin bu mektubun fatihi çok fazla etkilediği ve komutanlarını toplayarak onların her ne kadar çekileleim düşüncelerine karşın kararlı ve kati birşekilde taarruza devam edilmesi emridir ! bilmiyoruz belkide o mektup sayesinde gemiler karadan yürüdü ...
__________________
"yolda yürürken eğer ayağınız taşa takılırsa siz yine amerikaya küfredin." (humeyni) |
|
|
|
|
|
#4 |
|
PROF. DR. NECMETİİN ERBAKAN,
İSTANBUL, 1987 İSTANBUL`UN FETHİ Esselamüaleyküm muhterem kardeşlerim. Teşekkür etmeyi bir vazife sayıyorum, Allah hepinizden razı olsun... İşte hep beraber surların önündeyiz. İstanbul`un fethinin heyecanını kalbimizde duyuyoruz. Bu mutlu günü yeniden yaşıyoruz. İstanbul`un fethi bir kere daha ifade ediyorum, bütün milletimize ve bütün cihana hayırlı olsun. Biliyorsunuz 14 yıldan beri İstanbul`un fethini heyecanla kutluyoruz. Konya`mızda kutladık. Yozgat`ta kutladık. Sivas`ta kutladık, diğer bir çok şehirlerde de kutladık. Geçen yıl Gaziantep Stadı`nda kutladıktan sonra bu yıl da İstanbul`da surların önünde kutluyoruz. Biraz önce arkadaşlarımızın ifade ettikleri gibi bu yıl Fethi İstanbul`da kutlamaya karar verdikten sonra arkadaşlarımız İstanbul`un en güzel yerinde bunun kutlanması için yetkili makamlara müracaat ettiler. Ancak, adeta yeniden İstanbul`u fethedermiş gibi 52 günden beri dolaştırdılar. Heyecanla bu günü kutlaması lazım gelenler bir takım lüzumsuz manialar çıkarttılar. Stadyumlar istendi -bu muhteşem kalabalığı çünkü başka yerin alması mümkün değil- bunlara mani oldular. Rumeli Hisarı istendi mani oldular. Ancak işte en güzel yerde toplık. Çünkü, burası Sultan Fatih`in karargahını kurduğu yerdir. Bizans Zihniyeti Çok aziz ve muhterem kardeşlerim. Büyük meydanlar, büyük salonlar maalesef Bizans zihniyetli çeşitli çalışmalara tahsis ediliyor. Onun için manen İstanbul`un yeniden Feth`i gerek. Biz de onun için burada toplık. Şimdi önce hep beraber geliniz İstanbul`un Fethini bir kez daha yaşayalım. İstanbul`un Fethinin ilk işareti Asr-ı Saadet`te başlar. Hendek Muharebesi`nde Medine-i Münevvere`nin etrafında büyük hendekler kazılırken Ashab-ı Kiram kumların arasında büyük bir taşa rastladı. Bu taşı kimse yerinden oynatamıyordu. Efendimiz (S.A.V)`e haber verdiler. Kendileri bu taşın üzerine vurunca taş paramparça oldu. Kimsenin yerinden oynatamadığı bu taştan üç tane taş fırladı. Bu hadise üzerine Resulullah (A.S) tebessüm buyurdular. Ashab-ı Kiram merak etti. "-Ya Resulullah niçin tebessüm buyurdunuz? Efendimiz (A.S) daha o zaman açıkladılar ki "Bu ufak taşlardan birisi yarın İran`ın Faris`in fethini müjdeliyor. Bir diğeri İstanbul`un Fethini müjdeliyor. Öbürü de Mısır`ın Fethini müjdeliyor." İşte İstanbul`un Fethedileceği daha Hendek Harbi sırasında müjdelenmiştir. "İstanbul elbet Fetholunacak. O`nu Fetheden emir ne güzel emir, O`nu Fetheden asker ne güzel asker." Bu Hadis-i Şerif sekiz buçuk asır önce İstanbul’un Fethedileceğini bildirmiş. Efendimiz’in Medhi Asırlar boyu müslümanlar Efendimiz (A.S.)`in bu methine mazhar olmak için İstanbul`a bir çok sefer düzenlediler. Tarihte 29 kere muhasara edilmiştir. Araplar 7 defa İstanbul`u muhasara ettiler. Türkler de 5 defa muhasara ettiler. Yani müslümanlar da İstanbul`u bir çok defalar muhasara ettiler. İstanbul`un Fethi`ni Cenab-ı Hak, Sultan Fatih`e nasip etti. Sultan Fatih, 19 yaşında Edirne`de tahta çıktı. Bundan önce daha iki defa tahta çıkmıştı. Babasının vefatı üzerine 1951 yılında tahta çıktığı zaman artık Fetihlerin yapılacağı günler başlamış oldu. Tahta çıktıktan sonra Karaman Beyi isyan etmişti. Önce ilk seferini Karaman`a yaptı. Karaman Bölgesi`nde bazı toprakları ülkesine kattı, döndü geldi. Çünkü, O`nun asıl hedefi İstanbul idi. Küçük yaştan beri bilhassa Hocası Akşemseddin tarafından zaten İstanbul`un Fethi için hususi olarak yetiştiriliyordu. Kendisi İstanbul`u Fethetmek için Rumeli Hisarı`nı inşa etti. Rumeli Hisarı Bundan dolayıdır ki , İstanbul`u fethetmek için dışarıdan İstanbul`a gelen yardımları önlemek için önce boğazı emniyete almak lazım geliyordu. Dedesi Yıldırım Beyazıt, Anadolu Hisarı`nı inşa etmişti. Sultan Fatih, ilk iş olarak Mart 1952 yılında yani tahta çıktıktan bir yıl sonra Rumeli Hisarı`nın inşasına başladı. O büyük inşaatı Sultan Fatih`in kendisi de dahil sırtında taş taşıyarak üç buçuk ayda inşa ettiler. Temmuz 1452 senesinde artık Boğaz kontrol altına alınmıştı. Rumeli Hisarı`na yerleştirilen toplar sayesinde daha o tarihte boğazdan hiçbir geminin izinsiz geçmemesini teminat altına aldı. Boğaz`ın bu şekilde tahkim edildiğini Bizans görünce "Eyvah" diye büyük bir telaşa düştü. Avrupa`dan yardım istedi. Ve 1452`yi 1453`e bağlayan kış aylarında bir yan Sultan Fatih Edirne`den İstanbul`un fethinin yardımını temin etmeye çalıştılar. Bu kış iki tarafın hazırlıklarıyla geçti. Sultan Fatih`in büyük mühendisi Mühendis Musluhiddin ve daha önce Bizans`da bu işler üzerine ihtisas yapmış Urban, bizzat projesini Sultan Fatih`in çizdiği büyük topları döktüler. İlk topun denemesi yapıldığı zaman Edirne`de adeta zelzele oldu. Çünkü ilk dökülen büyük top o kadar büyüktü ki, bu topun patlatıldığı zaman 2.5 mil uzaklığa kadar gidiyordu. 2 ton ağırlığındaki mermisi toprağa düştüğü zaman, 2 metre çukur açıyordu. Tarihin En Büyük Olayı Bu tarihin büyük bir olayıdır. Tarihte ilk defa top keşfediliyor. Bir çağ kapanıyor, yeni bir çağ açılıyordu. O kış pek çok toplar döküldü bütün kış ayları esnasında. Bu çalışmalara Sultan Fatih bizzat nezaret ediyordu. Bütün kış hazırlıklarla geçti. Zaten Sultan Fatih 2 seneden beri gece gündüz hazırlık yapı-yordu. Nihayet 1453 senesi geldi. Önce Sultan Fatih "Şahin" denen büyük topu Edirne`den yola çıkardı. Bu top o kadar büyük bir toptur ki, bu topun Edirne`den buraya getirilmesi için iki tarafında devrilmesin diye 400 tane asker vazife yapıyor, ancak 60 tane ma bu topu çekebiliyor. Topun Edirne`den 1 Şubat`ta hareketinden sonra İstanbul`a gelmesi iki ay sürdü. Bu büyük top 600 tane işçi tarafından 21 Mart tarihinde getirildi. İstanbul`da şu bulunduğumuz meydanın biraz arkasına top geldikten sonra Edirne`den ordu da hareket etti. Fetih Ordusu Sultan Fatih`in ordusu tam 200 bin kişilik bir orduydu. O tarihte kimsenin hafsalasının almayacağı azamette bir orduydu. Bu orduyla Sultan Fatih Edirne`den yola çıktı ve 1453 günü şu bulunduğumuz meydana geldi. Burada ordugâhını kurdu ve 6 Nisan günü 3 defa büyük top ateşlenmek suretiyle surlara karşı İstanbul`un muhasarası ve İstanbul`un Fethi çalışmaları başlamış oldu. Fetih Ordusu tarihin en büyük ordusudur ve tarihin en büyük tahkimatıdır. Karşı karşıya çarpışmalar başladı. Bu çarpışma bildiğiniz gibi tam 52 gün sürdü. İki tarafın ordusunda neler var? Bir tarafta Sultan Fatih`in iman, inanç, İstanbul`u mutlaka fethetme azmi, buna ilaveten gereken bütün tedbirler alınmış 200 bin kişilik bir muazzam ordu. Bu ordunun bir tane büyük "Şahin" denen topu var. Ayrıca 4 tane büyük meşhur topları var. 4 tane de bataryası var. Ayrıca 4 tane tarihte ilk defa kullanılmak üzere 6 tekerlekli kuleleri var ki, bu kuleleri şu surların önüne getirdi. Surlardan daha yüksek yapılmıştı. Kulenin üzerindeki topla Bizans`ın içine ateş yapılıyordu. Bunlardan başka yine Sultan Fatih, bugünün füzelerini keşfetmişti, uzaktan uzağa füzelerle ateş yapılıyordu. Donanma Osmanlı Ordusu`nun 150 parça gemisi var. Bütün bunlar İstanbul`un fethi için hazırlanmıştı. Bizans orduları ise 50 bin kişiden ibaret idi. Fakat bu İstanbul surları tarihin en müstahkem, en meşhur surları olarak Bizans`ı koruyordu. Bizanslıların bir de "Gregor" ateşi denilen suya düştüğü zaman daha çok hararet yapan, ve terkibini, sırrını kimsenin bilmediği ateşleme usulleri var idi. Bunlara güveniyorlardı. Bizanslılar, İstanbul fethedilmez, eğer Türkler gelirse Hz. Meryem gelecek mutlaka İstanbul`daki Hristiyanları kurtaracak diye kendi aralarında böyle bir inanç besliyorlardı. Bütün Avrupa`ya Karşı Ayrıca İstanbul`un asıl güvendiği Avrupa`dan kendilerine gelecek yardımdı. Bütün Avrupa İstanbul`u müslümanlara vermemek için elinden gelen gayreti gösterecekti. Böylece İstanbul`un fethinde Sultan Fatih sadece Bizans`a karşı değil, bütün Avrupa`ya karşı cihad ediyor. 6 Nisan günü toplar ateşlenerek tarihin en meşhur, en müthiş muharebesi başladı. Sultan Fatih karargâhını buraya kurmuştu. Burası Sultan Fatih`in merkez cephesidir. Şu sağ taraftan Marmara Denizi`ne kadar Anadolu Beylerbeyi, İshak Paşa`nın kumasında. Sol tarafta ise, Rumeli Beylerbeyi Karaca kumasında 50’şer bin kişilik kuvvet yerleştirilmişti. Karşıda Beyoğlu kısmında ise Zaganos Paşa kumasında 15 bin kişilik bir kuvvet bulunuyordu. Arkada da ihtiyatları vardı. 200 bin kişilik orduyu buraya tertip etmiş, 14 tane bataryayı hazırlamış, münasip yerlere yerleştirmişti. 150 parça gemi ise, Haliç`i zorluyordu. Sultan Fatih, İstanbul`un fethi için bütün gücü ile çalışıyor, gemilerin içindeki toplar da o bölgelerden ateş ediyordu. Surlarda büyük gedikler açılıyordu. Ancak, İstanbul surları 7 km uzunluğundadır ve 1500`e yakın atış kulesi vardır. 9 tane kurşunlu kulesi vardır. Üstte 4 metre aşağıda kat kat tahkimat mevcuttur. Ve surların önünde 18,5 metre genişliğinde, 9 metre derinliğinde büyük su hendekleri vardı. Bu maniaları aşmak o günün teknik imkanlarıyla imkansızdı adeta. Buna rağmen inanç ve azmin önünde dayanamadı. Çünkü toplar ateş etmeye başlayınca onlar bir yan tamir etmeye başladılar ama, Sultan Fatih`in azmi bütün bu karşı çalışmalara galip geldi. İstanbul`da Kral Konstantin, Venedik`li Justinyanos diye bir adam ve ayrıca da meşhur kendi vezirleri Lotaryus diye bir başka adam var idi. İstanbul`u bunlar savunuyordu. Açılan Gedikler Atılan toplarla açılan gedikleri Bizanslılar gece gündüz kapatıyordu. Bu toplar günde ancak 7 defa ateşlenebiliyor. Çünkü; soğutulması, doldurulması iki saat vakit alıyor. Gecede bir defa ateşlenebiliyordu. İşte bu imkanlarla tarihin kızgın muharebesi başladı. İlk günlerde surları aşma imkanı olmadı. Mutlaka Bizans`ı etraftan kuşatmak lazım geldi. Bundan dolayıdır ki, Sultan Fatih gemilerin karadan yürümesine emir verdi. Bir gecede 72 parça gemi Beşiktaş`tan Haliç`e indirilmiştir. Bu görülmeyen bir azimdir. Bizzat Bizans`ta yaşamış bir tarihçi diyor ki: "Bir gecede gemileri dağlardan aşırmakla Sultan Fatih, Büyük İskender`den dahi daha üstün olduğunu ispatlamıştı, tarihin en azimkar insanı olmak sıfatını kazanmıştır." Karşıdaki düşmanın tarih yazarı bu itirafta bulunuyor. Gemilerle Haliç`in üzerine köprü yapıldı. Oradaki gemilerle Haliç içerisinde çeşitli muharebeler cerayan etti. Bu Haliç`in içerisindeki muharebeler cereyan ederken Haliç`ten de İstanbul`a girmek imkanı olmadı. Öte taraftan bu sefer kuleler surlara yaklaştırıldı. Bunlarla da İstanbul`u fethetmek mümkün olmadı. Bu sefer yeraltından dehlizler kazıldı. Şu azmi görüyor musunuz? Muhterem kardeşlerim. Yeraltından dehlizler kazıldı. Şuralarda toprakların altındaki dehlizlerde bile Bizanslılar’la muharebe edildi. İşte bu kanlı savaşlar cereyan ederken bir yan da Avrupa`dan yardım kuvvetleri hazırlanıyordu. Haçlılar Hazır Venedikliler`in dünyanın en büyük donanması Çanakkale’ye geldi. Avrupa Haçlı orduları da Tuna boyuna geldiler. Böylece 26 Mayıs gününe gelindi.26 Mayıs gününü iyi tarif etmek istiyorum. Tarihten ders almak için. Bir yan Sultan Fatih burada bütün İstanbul`u kıskaca almış muharebeyi azimle yürütüyor. Çanakkale`ye Venedik donanmaları gelmiş, Avrupa orduları Tuna’ya gelmiş. Öte taraftan Bizans açılan tüm gedikleri örüyor, Sultan Fatih`in yanındaki yardımcısı Başveziri Kara Halil, her gün "Gelin şu Bizans’la uyuşalım da savaştan vazgeçelim" deyip duruyor. Size hadiseyi tasvir ediyorum. İstanbul`u fethe-derken Sultan Fatih kaç cephede savaşmıştır, görelim, ders alalım. Yanındaki baş veziriyle uğraşıyor. Avrupa’yla uğraşıyor, yerin altıyla uğraşıyor, surların önüyle uğraşıyor. Haliç`in içerisinde uğraşıyor. Bu azmi iyi tanımalıyız. zorlukla karşılaşan insanlar o günü düşünmeli, ibret almalı. Bütün bu zorluklar karşısında Çarlı Kara Halil; görüyorsunuz tam 49 günden beri şehri fethedemedik.Gelin artık bundan vazgeçelim" diyor. Bizans heyeti de gelmiş bu işten vazgeçin donanmamız geldi. Ordumuz geldi, şimdi sizi perişan edeceğiz" deyip duru-yor. Ve Akşemseddin İşte tam böyle bir sırada Akşemseddin Hazretleri, "katiyyen böyle bir anlaşma yapmayın. Çünkü, bana bildirildi ki, İstanbul bu sefer mutlaka fetholunacak. Sonuna geldik. Sabredin." dediler. 26 Mayıs gününde zahiri güçler bu kadar büyük tedbir aldıkları halde, manevi inanç hepsinin üzerine çıkmıştır. Onun üzerine bu son üç günde Sultan Fatih bizzat atıyla bu meydana gelmiş bu bulunduğunuz meydana. Buradan kıtalara emir veriyordu. Ve ardı arkası kesilmeden surlara doğru üç gün hücumlar yapıldı. Bütün her taraftan İstanbul bombardımana tabi tutuldu ve bu azim karşısında artık Bizans dayanamadı. Çünkü, açılan surların önündeki o hendekler dolmaya başlamıştı ve gedikleri askerin bir kısmını Haliç cephesine götürdükleri için hızla öremiyorlardı. İşte bu sırada Sultan Fatih, 28 Mayıs günü ordusuna bir emir verdi. Artık 29 Mayıs`ta İstanbul`u fethedeceğiz hazır olun dedi. Bu emir üzerine ardı arkası kesilmeyen hücumlar başladı. İlk defa Ulubatlı Hasan, otuz tane arkadaşlar ile beraber surların üzerine çıktı. Şu surların üzerine ve Sultan Fatih’in bayrağını surların üzerine dikti. O otuz kişinin içinde Ulubatlı Hasan`a bir taş isabet etmiştir yere yıkıldı. Yaralığı halde ayağa kalktı. şehit oluncaya kadar muharebeye devam etti. otuz kişilik grubun 18 tanesi şehit oldu. Fakat on iki tanesi bayrağı burcun üzerinde devamlı olarak tutmaya başladılar. Arkadan gelen yeni gruplar artık surun üzerine ayak basmışlardı. Surun üzerinde bu bayrak devamlı dalgalanmaya başlayınca, Sultan Fatih atından indi. Toprağa secdeye kapı. Çünkü Peygamber Efendimiz’in müjdelediği kuman olma sıfatı artık tekerrür etmişti. Cenab-ı Hakk`a şükretti. Bunu arkasından hücuma ardı arkası kesilmeden başlı. Ve nihayet beklenen tarihi gün 29 Mayıs 1453 günü geldi. Fatih Kararlı Sultan Fatih sabah namazını kıldıktan sonra artık o gün kesin olarak İstanbul`u almaya kararlıydı. Askerlerin hareketini bizzat tanzim ediyordu. Sultan Fatih`in ordusu surları aştı ve surların arkasında mevzi tuttu. Bu sefer Bizans askerleri arkasından kuşatılmış oldu. Fatih Sultan, "Kan dökülmesin teslim olun" demişti. Her seferinde kan dökülmemesi için elinden gelen gayreti esirgememiştir. Bunları Bizanslılar dinlemediler ve neticede 29 Mayıs günü Sultan Fatih`in ordusu İstanbul`un içine girmeye başladı. Bizanslılar surları terkettiler. Ayasofya Camii’nde toplılar. Osmanlı ordusu Ayasofya`nın önüne kadar gitti ve orada Padişahı bekledi. Sultan Fatih öğlen üzeri İstanbul`a girdi. İstanbul’daki bütün papazlar yollara kapılar. Onların hepsini ayağa kaldırdı. Hepsine hürriyet verdi. O muharebeler esnasında vefat eden "Konstantin" için istediğiniz gibi kendi imparatorunuzun defin işlemlerini yapın dedi. Bir muzaffer kuman o ta-rihe kadar alışılmamış şekilde aynen Asr-ı Saadet’teki numunelere benzer tarzda insanlık gösteriyor, hürriyet veriyordu. İşte ilk işi bu zihniyetle Ayasofya`ya gitmek oldu. Ayasofya`da iki rekat bir şükür namazı kıldı ve o an itibaren de Ayasofya`yı bir cami olarak ilan eden etti. Ayasofya, Fatih`in hakkıdır, kendisinin malıdır. Ve kendisi de bu malını bir cami olarak vakfetmiştir. Bakınız İstanbul`un fethi için ne büyük gayretler harcanmış. inançla, azimle, sebatla çalışılmış, ne büyük keşifler yapılmış. İstanbul`un fethinden şu 7 tane dersi almalıyız. Her fetihte bu derslerden istifade etmeliyiz. Bunlardan birincisi, fetih için önce inanç, İnanç... Bizans taklitçileri fetih yapamazlar, uşak olurlar, müstemleke olurlar. Fetih işi azim işidir, azim... Sultan Fatih İstanbul`u alacağına inanıyordu. Bu inanç etrafında 52 gün ardı arkası kesilmeyen bütün güçlüklere rağmen hedefinden vazgeçmedi. İşte biz de elhamdülillah Sultan Fatih`in nesli olduğumuz için, ondan dersler aldığımız için bak 52 gündür şu İstanbul`da size yer vermeyiz diye ne engeller gösterdikleri halde, azmettik bugün Sultan Fatih`in karargahına geldik, yine de İstanbul`un kurtuluşunu kutluyoruz. Yani inanan insanın elden gelen gayretini göstermesi gerekir. Esbaba tevessül edilmesi lazım gelir. Bakınız Sultan Fatih çocukluğunda fetih için iki yıl, gece gündüz bütün hazırlıklar yaptı, İstanbul`un fethi için tarihte ilk defa topu keşfetti.Havan topu ilk defa Zağanos Paşa tarafından Beyoğlu sırtlarında kullanılmak suretiyle tarihte ilk defa keşfedilmiştir. Yeraltı dehlizleri keşfetti. Keşifler yaptı, sayılamayan keşifler yaptı. Çünkü azim ve inanç O`nu çalıştırıyordu. Bir gün Çarlı Halil Paşa`yı çağırdı. Yatağındaki yastığı gösterdi. "Şu yastığı görüyor musun İstanbul`u fethedeceğim diye gece gündüz gözüme uyku girmiyor. Sabaha kadar döne döne şu yastığı ne hale getirdim. Onun için Bizans`ın vereceği paralara, menfaatlere kapılmayasınız ha.. Hep beraber İstanbul`u fethedeceğiz. Dikkatli olun dedi." Alıntıdır.
__________________
YERSEN... |
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
İnternette bulduğum bir iddia...
İstanbul hicri takvime göre tam olarak (gün/ay/yıl) hangi tarihte feth edilmiştir? Tarihman: İstanbul'un hicri takvime göre tarihi: 20 Cemaziye'l-Evvel 857'dir. Hatta Kuran-ı Kerim'deki "Beldetü'n-Tayyibetün=Güzel Belde" kelimelerinin ebced hesabına göre toplamı "857"dir. Buradan da bu kelimenin İstanbul için söylenmiş olabileceği üzerinde duran alimler vardır. İlteriş: Bu soruyu özellikle internette dolaşırken bulduğum bir yazıyı teyit etmek için sordum Buyrun yazıyı bir okuyun ardından fikir teatisinde bulunalım. İstanbul’un fethiyle ilgili tarihî hata.. Şu tarihçi milleti hiçbir şeyden çekmemiştir takvimlerden çektiği kadar. Tarihteki bir olayın tam olarak ne zaman vuku bulduğunu tespit etmek, sorunun sadece bir tarafı. Asıl zor olan, olayın tarihinin “hangi takvimde” geçtiğini tespit etmek. Neden peki? Bilimdeki bunca ilerlemeye rağmen gerçekten de neden bir türlü çözümlenemiyor şu takvim sorunu? Mesela hicrî tarihleri miladî tarihlere çevirirken düşülen hataların en büyüğü, miladi takvimin kesintisiz devam ettiği yanılgısından çıkıyor. Oysa gerçekte miladi takvimde bir kesinti, kelimenin tam anlamıyla bir “kesik kısım” vardır ki, hikâyesi ilginçtir. Roma İmparatoru Jül Sezar’ın devrinde yapılan takvim, Sezar’ın ismine izafeten Jülyen Takvimi diye bilinir ve kendisine başlangıç tarihi olarak Roma’nın kuruluşunu almıştır. Miladi takvimin esası bu takvime dayanır. 6. yüzyılda Bodur Denis adlı keşiş tarafından bu takvim İsa’nın doğumu eksen alınarak yeniden düzenlendi ve Hz. İsa’nın doğduğu yıldan önce ve sonra diye ikiye bölündü (İsa’dan Önce ve İsa’dan Sonra). Gelin görün ki, bu takvim, yılı 365 gün olarak görüyor ve 4 yılda bir şubat ayını 29 gün çektirerek meseleyi hallediyor, bundan öte bir düzeltmeye gitmiyordu. İyi de güneş yılının günleri tam 365 gün 6 saat değildir ki! 365 gün, 5 saat, 48 dakika… Şimdi sakın bana “Başa kaktığın topu topu 12 dakika mı?” demeyin. Çünkü bu 12 dakika uzun vadede o kadar önemlidir ki, 10 yılda 2 saat, 100 yılda 20 saat, 120 yılda ise tam bir gün kaymasına sebebiyet vermektedir takvimin. Diyelim ki, 1453’e geldiğinizde 9 günlük bir fark oluşmuştu. Takvimin yüzyıllar içinde bu şekilde kayması hep o 12 dk.nın başının altından çıkmaktadır işte. Bu kayma en fazla din adamlarını kızdırmaktadır çünkü kozmik zamana endeksli dinî yortu ve paskalyalar yaklaşık her yüzyılda bir gün öne kaymış ve kaya kaya 1582’ye gelindiğinde aradaki fark tam 10 günü bulmuştur. İki arada bir derede kalan Papa 13. Gregor’un imdadına bir Cizvit matematikçi (Clavius) yetişmiş ve bu hatanın düzeltilmesini teklif etmiştir. Önerdiği çözüm gerçekten de tuhaftır. Clavius, takvimi zaman denizinde sarhoş bir gemiye çeviren o 12 dakikanın Hıristiyanlardan aldığı intikamı bu defa bir rövanşla geri almayı, yani takvimden gün atmayı teklif ediyordu. Evet, gün atmayı! İşin tuhafı, bu yapılmıştır da. 1582 yılının 5 Ekim’inden 14 Ekim’ine kadarki tarihler Papa Hazretlerinin yüce emirleriyle takvimden bir kumaş gibi kesilip atılmış ve 5 Ekim’in bundan böyle 15 Ekim olmasına karar verilmiştir! (Tabii bu arada sevgili hicrî takvimimiz 17 Ramazan 990’ı gösteriyor ve komşu takvimdeki bu kesikten habersiz bir şekilde yoluna devam ediyordu.) Bize komik görünen Papa’nın bu kararı, bakın İstanbul’un fetih tarihini nasıl etkilemiş? İsmail Hami Danişmend 1953’te İstanbul Fetih Derneği başkanıdır ve hiç değilse 500. yıl kutlamalarında İstanbul’un miladi fetih tarihi olarak tespit edilen 29 Mayıs’ın yanlış hesaplandığını birilerine kabul ettirmek için kapı kapı dolaşmaktadır. Ne yazık ki, bulduğu vesikaları götürüp gösterdiği kişilere bile derdini anlatamamış ve sonunda içini yazıya dökmüştür. Danişmend’e göre, 29 Mayıs 1453, Papa’nın makası eline almasından önceki takvime, yani Sezar’ın takvimine göre hesaplanmıştır ve “o zaman için” doğru bir tarihtir. Ama fetihten 129 yıl sonra gerçekleşen bu takvim makaslama eylemi sanki hiç olmamış farz edilerek fetih tarihi, o zamanki 29 Mayıs’ın üzerinden Papa’nın makası geçirilmeden bugüne postalanmıştır. Dolayısıyla 1453’te henüz 9 gün olan bu takvim farkını hesap etmeden fethin 29 Mayıs’ta gerçekleştiğini söylemek bugün kullandığımız “atlanmış” takvim açısından hatalıdır ve düzeltilmesi gerekir. Öyleyse fethin doğru tarihini nasıl bulacağız? Aynen Papa Hazretlerinin yaptığı gibi elimize makası alıp 1453’teki 9 günü yine bir kumaş keser gibi takvimden eksilterek. 29 Mayıs’ın üzerine 9 günü ilave ettiğimizde 7 Haziran 1453 çıkar ki, fethin doğru tarihi budur. 7 Haziran 1453… İnanın benim bile dilim henüz alışmadı bu tarihe ama çocuklarımıza sağlam bir tarih bilinci vermek için bu tarihin değiştirilmesi gerekiyor. Böyle bir düzeltme yapmak belki birçok başka olayın tarihini de alt üst edecektir ama en azından bir tarih ve takvim bilincinin doğmasına da hizmet edecektir. Tarihman: Ahmed Muhtar Paşa, “Feth-i Celile-i Kostantiniyye” adlı kitabında eskiden her 20 Cemaziyelevvel gününün halk arasında “Kudüm günü” diye anıldığını, o gün gelince fetih şehidleri ve gazilerinin ruhlarına Kur’an-ı Kerimler okunduğunu, hayır ve hasenatlarda bulunulduğunu yazmaktadır. Kaynak: http://www.tarihportali.net/tarih/in...c=4537.0;imode
__________________
YERSEN... |
|
|
|
|
![]() |
| Yer İmleri |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
|
|