+ Konuyu Yanıtla
3 / 2 İlkİlk 123 SonSon
49 sonuçtan 21 --- 40 arası gösteriliyor

Konu: Akp nin çıkardığı zina yasası

  1. #21
    Kayıtsız
    Misafir
    Gündemden yeterince haberdar değilsiniz sanırım?Zina hiç bir zaman suç olmadı.Ak Parti hükümeti zinayı suç olarak sayacak yasayı çıkarmak istediğinde Türkiye'de kıyamet koptu.Dinciler,yobazlar... İrtica geliyor.Yani kısaca zaten suç olmayan zina engellemeler nedeniyle suç olamadı.Fakat şimdi bunu zina değil de aldatma olarak mahkemeye başvurursa eşler boşanabiliyorlar.Tabi herhangi bir cezası yok.Sadece boşanma sebebi.

  2. #22
    Kayıtsız
    Misafir
    Bazı kanunlar kabulunden 1 sene sonra anayasaya eklenir.Zinayı akp suç olmaktan çıkarmamıştır.Bu mesut yılmazın eseridir.

  3. #23
    Alıntı Kayıtsız tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Gündemden yeterince haberdar değilsiniz sanırım?Zina hiç bir zaman suç olmadı.Ak Parti hükümeti zinayı suç olarak sayacak yasayı çıkarmak istediğinde Türkiye'de kıyamet koptu.Dinciler,yobazlar... İrtica geliyor.Yani kısaca zaten suç olmayan zina engellemeler nedeniyle suç olamadı.Fakat şimdi bunu zina değil de aldatma olarak mahkemeye başvurursa eşler boşanabiliyorlar.Tabi herhangi bir cezası yok.Sadece boşanma sebebi.
    Zaten yukardada Cumhuriyet tarihi boyunca zinanın hiç bir zaman suç olmadığıncan bahsettik...

  4. #24
    Kayıtsız
    Misafir

    ab,ye giriş

    Kardeşler sizin bu zina suçunu 2005 yılında bülent arınçı tayyip avruda iken telefon edip hemde pazar günü meclisi çalıştırarak bu kanunu geçirdiler.zina yapanlara 3ay,dan 6seneye ceza vardı evrenin çıkardığı anayasada tayyib hükümeti malesef ab liği aşkına kaldırmıştır.

  5. #25
    Kayıtsız
    Misafir
    Alıntı Kayıtsız tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Kardeşler sizin bu zina suçunu 2005 yılında bülent arınçı tayyip avruda iken telefon edip hemde pazar günü meclisi çalıştırarak bu kanunu geçirdiler.zina yapanlara 3ay,dan 6seneye ceza vardı evrenin çıkardığı anayasada tayyib hükümeti malesef ab liği aşkına kaldırmıştır.
    Cahil!

  6. #26
    HEDEF
    Misafir

    Ma'lumun ilanı

    Yapılan farklı bir şey, ya da aleyhte bir çalışma yok.Mesele anlatıldığına göre, ma'lumun ilanı biçiminde.Hukukta bu konuda bir netlik olmadığından, hakimler olayların içinde zina kavramının vahametine ve açtığı durumlara göre ,bağımsız faktör olarak görmeyerek karar vermiş olabilirler.Herkes aynı kavramı demokratik haklarına ve menfaatlerine göre değerlendirme çabasında bulunmuş.Zinanın suç olmaması gerektiğini savunan ve demokratik hakları çerçevesinde görmek isteyenler, farklı bir olay içerisinde aynı kavramla karşılaşsalar , acaba tutumları ne olur.Mağdur olarak aynı durumla karşılaşsalar, durumları aynı mı olur? Toplumun temeli ve ülkenin devamlılığı ,evliliğin korunması üzerinedir. Evlilğin sağlıklı olması ,başarılı ve sürekli olması içerisinde ,zina kavramı çok yıkıcı bir konuma sahip.Evleneceği insanı kandıran bir yapılanma mı olacak.Evlendikten sonra da zina kavramı serbest mi olacak? Ya da erkek de zaten bilecek ve razı olacak,peki çocukların buna bakışı nasıl olacak? Böyle ailenin devamlılığı çok mu iyi olacak?Bütün toplumlarda evlilikte namus kavramı esas ve korunulmaya çalışılmıştır.İnsanların şehvetleri, sınırsızca demokratik hak mı olacak.Yoksa toplumun düzeni ana erk olup, kişisel haklar buna göre mi sınırlandırılacak.
    Sınırlandıracak yasa yok diye, razı olup, olanı ilan edip, tehlikelerine yönelik çaba harcama yetersizliği ,doğru olan bir davranış mıdır?Aklı olup, düşünebilen doğruya yönelik bir eylemde olmalıdır.

  7. #27
    Kayıtsız
    Misafir
    Alıntı Kayıtsız tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Cahil!
    cahilden ötee!!

  8. #28
    Kayıtsız
    Misafir

    Türk ceza kanunu

    Yorumcu arkadaslar sizler Türk ceza kanununa degil Türk medeniyet kanununa bakiyorsunuz. Türk ceza kanununun kanun no. 5237 yi arama motorundan arastirirsaniz karsiniza cikacaktir..ayrica size bu konuda bir mahkeme örnegi sunmak istiyorum sanirim bu mahkeme karari size yardimci olacaktir..

    Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü 2 Haziran 2009 SALI
    Resmî Gazete
    Sayı : 27246

    ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

    Esas Sayısı : 2006/17 Karar Sayısı : 2009/33 Karar Günü : 26.2.2009
    İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN MAHKEMELER :

    1- Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesi (Esas Sayısı: 2006/17)

    2- Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesi (Esas Sayısı: 2007/55)

    İTİRAZIN KONUSU : 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 104. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 10. ve 38. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir

    I- OLAY

    18 yaşından küçük mağdure ile rızaen cinsel ilişkiye girmek suçundan sanıklar hakkında açılan davalarda itiraz konusu kuralın Anayasaya aykırılığı iddiasını ciddi bulan ya da doğrudan bu kanıya varan mahkemeler iptali için başvurmuşlardır.

    II- İTİRAZLARIN GEREKÇESİ

    A- 2006/17 esas sayılı itirazın gerekçe bölümü şöyledir:

    “…Söz konusu maddede, 15 ile 18 yaş arasındaki mağdurlarla cinsel ilişki madde metnindeki gibi suç sayılmış, Ancak; cezalandırılma için mağdurun şikayet şartı aranmıştır. Bu hali ile, şikayet olmadığı takdirde ortada bir cezalandırma söz konusu olamayacaktır. Madde de şikayet hakkının kimde olduğu ve olayın mağdurunun kim olduğu net bir şekilde açıklanmamıştır. Kanaatimizce, bu tür eylemlerde olayın mağdurunun aktif durumda olmayan kişiyi anlamak gerektiği, yani taraflardan birinin erkek, diğerinin kadın ya da kız olması halinde mağdurun kadın olarak anlaşılmasının gerektiği, taraflardan ikisinin hem cins olmaları halinde ise, pasif durumda olanın mağdur olarak kabul edilmesinin gerektiği ve uygulamanın da bu şekilde olduğu kabullenilmektedir. Gerçi; madde içeriğinde böyle bir husus açıklanmamıştır. Tarafların başlangıçta ve fiil sırasında karşılıklı rızalarının mevcut olduğu kabul edildiği göz önüne alındığında olayın mağdurunun kim olduğu ya da kim olmasının gerektiğinin de bir önemi olmadığı, esasen böyle bir eylemde olayın mağdurunun da olmamasının gerektiği Yeni Ceza Kanunu sisteminde açıkça ortadadır.

    Bir an için yukarıda açıklandığı üzere olayın mağdurunun pasif olan taraf olduğu kabul edilse bile, başlangıçta yani, fiil sırasında rızası olan birinin sonradan şikayet etme hakkının bulunup bulunmadığı, şikayet etse bile, başlangıçta hukuka uygun olan (şikayet olmadığı takdirde cezası söz konusu olduğundan) bir eylemin sonradan taraflar yada mağdur olduğu var sayılan şahsın şikayeti üzerine ceza alması söz konusu olabilecektir ki; bu durum ne derece hukuka uygundur.

    Yine, burada şikayet etme hakkının kimde olduğu açıkça belli olmamaktadır. Ancak; Türk Medeni Kanununun ve Ceza Kanununun genel prensipleri nazara alındığında bu tür olaylarda, şikayet hakkının mağdur sayılan kişiye ait olması gerekir. Zira; bu münhasıran şahsa bağlı bir haktır. Bir an için, şikayet hakkının mağdur sayılan kişinin veli yada vasisine ait olduğunu var saysak bile, ülkemizde çoğunlukla küçük yaşta evlendirmelerde veli yada vasinin de olayın içinde olması yani, baştaki fiile ortak olmaları nedeni ile, bu kişilerin de rızalarının olduğu durumlarda şikayet hakkı kimin olacaktır, Bu nedenle:

    Anayasamızın 10/1. maddesinde “Herkes dil, ırk, renk, Cinsiyet, Siyasi Düşünce, Felsefe, İnanç, Din Mezhep Vb. Sebeplerle Ayrım Gözetmeksizin Kanun önünde eşittir.” ilkesini getirmiştir.YTCK.nun 104/1. maddesinde karşı cinsler arasındaki fiilde, istisnasız olarak mağdur kadın olan taraf kabul edilmektedir. Örneğin bir eylemde, kadın 17 yaşında, erkek 14 yaşında veya 16 yaşında olsa dahi olayın faili erkek olarak kabul edilmekte ve bu kişiler hakkında dava açılmaktadır ve cezalandırma cihetine gidilmektedir. Yine, madde metninden açıkça anlaşılacağı üzere, bir olayda erkek 20 yaşında, kadın 16 yaşında olduğunda ve rızai cinsel birliktelik olduğunda ve şikayet olmaması halinde erkeğin cezalandırılması söz konusu olamayacak, ancak; her ikisi de 16 yaşında olan başka bir eylem dolayısı ile mağdur sayılan kadının şikayeti üzerine 16 yaşındaki erkek sanığın maddeye göre, cezalandırılması söz konusu olabilecektir. Bu nedenle; gerek aynı olayda şikayet olmaması halinde cezasızlığın şikayet halinde cezalandırmanın söz konusu olması, mağdur sayılan kadının aynı yaşlardaki karşı cinsle rızaya dayalı birlikteliğinde erkeğin fail olarak değerlendirilmesi söz konusu olması nedeni ile madde Anayasa’nın 10/1. fıkrasına aykırılık teşkil etmektedir.

    5237 Sayılı Yasanın 104/1 maddesi Anayasa’nın 38/1. fıkrasına da aykırıdır. Şöyle ki; Anayasamızın 38/1. fıkrası, “kimse işlendiği zaman birlikte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz, kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez” hükmünü içermektedir. Buna biz suç ve cezada kanunilik prensibi diyoruz. Bu maddeyi biraz daha geniş yorumlayarak fiilinde işlendiği sırada kanunilik prensibi olarak değerlendirmemiz mümkündür. Yani, herhangi bir eylem yapıldığı sırada cezasızlık söz konusu ise, sonradan taraflardan birinin bu rızasından caymasının ceza nedeni sayılmaması gerekir.Örneğin; gündüzleyin konut dokunulmazlığını bozma suçu takibi şikayete bağlı bir suçtur, bir şahıs arkadaşını evini davet edip, evinde ağırladıktan ve rızası ile uğurladıktan 3 gün sonra Cumhuriyet Savcılığına evinde ağırladığı şahsın 3 gün önce evine geldiğini, konut dokunulmazlığını ihlal ettiğini ileri sürerek cezalandırılmasını talep etmesi halinde Cumhuriyet Savcılığı şikayetçiye senin burada başta rızan söz konusu, bu nedenle burada hukuka uygunluk sebebi vardır diyerek takipsizlik kararı verecek, mahkemeye dava açıldığı takdirde de faile beraat kararı verilecektir.

    Bu anlamda; YTCK.nun 104/1. maddesi de aynen buna benzemektedir. Fail sayılan kişi, başta eylem sırasında mağdur sayılan kişinin rızasının olduğunu ve onun şikayet etmeyeceğini yada şikayet edilmeyeceğini düşünerek birlikte olmakta, yani bu hareketin hukuka uygun olduğunu düşünmektedir. Bu nedenle; eylemin işlendiği sırada cezasızlığını bilmektedir. Ancak; mağdur sayılan kişinin olaydan birkaç gün sonra yada 6 aylık şikayet süresi içerisinde şikayet etmesi halinde YTCK.nun 104/1. maddesi gereğince soruşturma ve kovuşturmaya tabi tutulması, hatta ceza alması söz konusu olabilecektir ki; bu durum Anayasa”nın 38/1. maddesine aykırılık teşkil edecektir…”

    B- 2007/55 esas sayılı itirazın gerekçe bölümü şöyledir:“…Madde metninden de anlaşılacağı üzere şikayet soruşturma ve kovuşturma şartıdır. Şikayet hakkını kim kullanacaktır? 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 335 ve devamı maddelerindeki hükümlere göre çocuklar üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğü ve hakkı olan anne baba mı? Yoksa suçun mağduru mu? Mağdur kimdir. Bu sorulara verilecek cevap, sanık açısından önem arz edecektir.

    765 Sayılı TCK sisteminde cinsel saldırı suçları aile düzeni aleyhine cürüm olarak kabul edildiği için suçun işlenilmesiyle ihlal edilen hukuki yarar aile düzeninin bozulmasıdır. Dolayısıyla çocuğun yasal temsilcisinin suçtan zarar görmesi de söz konusu olacağından şikayet hakkını kullanabilecektir.

    5237 Sayılı TCK sistematiğinde ise; kişilere karşı suçlar kitabın 2. kısmında düzenlenmiştir. 2. kısım 6. bölümde ise; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar; cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, reşit olmayanla cinsel ilişki ve cinsel taciz başlıkları ile yer almıştır. Sistematik içinde değerlendirme yapıldığında cinsel saldırı suçları kişinin vücut bütünlüğüne ve cinsel dokunulmazlığına yönelik eylem olarak kabul edildiğinden suçun mağduru cinsel saldırıya muhatap olan kişidir. Zira vücut dokunulmazlığının ihlali de kişiye sıkı surette bağlı olan haklardandır. Dolayısıyla şikayet hakkının da mağdura ait olması gerekmektedir. Uygulamada bu görüş benimsenmiş olup, Yüksek Yargıtay 5. Ceza Dairesi de şikayet hakkının mağdurda olduğunu kabul etmektedir.

    Bu kabul karşısında 15 yaşını bitirmiş fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinde eksiklik olmayan çocukla; cebir, tehdit ve hile olmaksızın bir başka deyimle rızası ile cinsel ilişkide bulunan acaba suç işlemiş olacak mıdır? Mevcut düzenleme ile fiilden sonra 6 aylık şikayet süresi içinde mağdur tarafından şikayet hakkı kullanıldığında sanık cezai yaptırımla karşı karşıya kalacaktır.

    Halbuki 5237 Sayılı TCK Genel hükümlerdeki 26/2. maddeye göre; ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmiştir. Madde metninde “kişinin mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin olmak üzere açıkladığı rıza çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilemez.” hükmü ceza yasasının özel hükümlerine de uygulanacaktır.

    İlgilinin rızası hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmiş olması karşısında; ilgilinin rıza açıklamaya ehil bulunması fiilden önce veya en azından fiilin başlangıcında rızasını söz ve davranışlarıyla açıkladıktan sonra şikayet hakkını kullandığında sanığın cezai yaptırımla karşı karşıya kalması suçun kanunilik ilkesine aykırı olduğu gibi hakkaniyet ilkesine de ters düşmektedir.

    Anayasamızın 38. maddesinde “kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.” Bu ilke gereğince, kanunun açıkça suç saymadığı bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemeyeceği emredici hükmü yer almış, ayrıca toplumsal düzenin devamı açısından korunması gereken hukuki değerlerin açık ve bilinçli bir ihlali veya en azından bu değerleri korumaya matuf kurallara özensizlik niteliği taşıyan insan davranışlarının neler olduğu, yeni ceza yasasına esas alınan suç teorisindeki suç tanımlanmasına göre; kendi hareketinin bir haksızlık teşkil edip etmediğinin açıkça bilinmesi, ceza normlarında da açıkça ifade edilmesi gerekmektedir. Suç ve cezada kanunilik ilkesi 10/12/1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 04/11/1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de yer almıştır.

    Bu açıklamalar ışığında; kanun koyucunun hangi hareketin suç teşkil edeceği ve ne gibi cezai yaptırıma bağlanacağını belirleme yetkisinin olduğu tartışmasızdır. Ancak, ceza normları anlaşılır olmalı, suçun unsurları açıkça ifade edilmelidir. Çelişkili düzenlemeler suçun kanunilik ilkesine aykırılık teşkil edeceği gibi kişiler eylemlerinin bir suç teşkil edip etmediğini bilemeyeceklerdir. Bu nedenle 5237 Sayılı TCK’nın 104/1. maddesindeki düzenlemede; şikayet hakkının kime ait olup olmadığının açıkça belirlenememesi, reşit olmayan, rıza açıklamaya ehil olan, fiilden önce rızasını açıklayan kişinin TCK 26/2 maddesine göre mağdur sayılamayacağı, reşit olmayan 15 yaşını bitirmiş iki çocuk arasındaki ilişkinin yaptırıma bağlanmış olup olmadığının anlaşılamaması, bu madde ile yaptırıma bağlandığının kabulü halinde suçun mağduru kim, sanığının kim olduğunun nasıl belirleneceği madde metninden anlaşılmamaktadır. Bu düzenlemenin Anayasamızın 38/1. maddesine aykırı olduğu düşüncesiyle T.C. Anayasası’nın 152/1. maddesi gereğince bu kanun hükmünün itiraz yolu ile iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmak gerektiği kanaatine varılmıştır.”

    III- YASA METİNLERİ

    A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı

    5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 104. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

    “Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

    B- Dayanılan Anayasa Kuralları

    Başvuru kararında Anayasa’nın 10. ve 38. maddelerinedayanılmıştır.

    IV- İLK İNCELEMEAnayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 8. maddesi gereğince yapılan ilk inceleme toplantılarında dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine karar verilmiştir.

    V- BİRLEŞTİRME KARARI26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 104. maddesinin (1) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi istemiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin 2007/55 esas sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2006/17 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2006/17 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 31.5.2007 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

    VI- ESASIN İNCELENMESİ

    Başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

    Başvuru kararlarında, itiraz konusu kuraldaki düzenlemeden suçun mağdurunun kim olduğu ile şikayet hakkının kime ait olduğu hususlarının açık biçimde anlaşılamadığı; fiilden önce rızası bulunan mağdurun sonradan şikayeti üzerine sanığın cezalandırılmasının öngörüldüğü, açıklanan rıza çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilemeyeceğinden bu durumun hukuka uygun olmadığı; şikayetin varlığı veya yokluğuna bağlı olarak sanığın cezalandırılmasının eşitsizliğe neden olduğu belirtilerek kuralın Anayasanın 10. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

    İtiraz konusu kuralla cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş çocukla cinsel ilişkide bulunan kişinin, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı öngörülmektedir. Suçun mağdurunun onbeş yaşını bitirmekle birlikte reşit olmayan bir çocuk olduğu, duruma göre kadın veya erkek olabileceği; belli yaş grubundaki mağdura karşı işlenen fiilin rızayla gerçekleştirilmesi nedeniyle suçun, çocukların cinsel istismarına ilişkin bir önceki maddedeki düzenlemeden farklı ele alındığı, dolayısıyla rızanın, fiilin bu madde kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilebilmesi için bir unsur işlevi gördüğü, ancak sanığın cezalandırılabilmesi için belli bir süre içerisinde şikayet koşulunun da gerçekleşmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

    Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi, birbirinin aynı durumunda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını, ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Aynı durumda olanlar için farklı düzenleme eşitliğe aykırılık oluşturur. Anayasa’nın amaçladığı eşitlik, mutlak ve eylemli eşitlik değil hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olmaz. Kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar arasında, yasalara konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz.

    Anayasanın 38. maddesinin birinci fıkrasında kimsenin, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamayacağı ve kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemeyeceği belirtilmektedir. Suç ve cezada kanunilik ile geçmişe uygulama yasağı olarak ifade edilen ve hukuk devleti ilkesinin gerekleri arasında sayılan bu ilkeler yanında kıyas yasağı ile belirlilik ilkesi de bulunmaktadır. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup kişinin, yasada hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir kesinlik içinde bilebilmesini ifade eder.

    Hukuk devletinde ceza siyasetinin gereği olarak yasakoyucu, Anayasanın ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla, cezalandırmada güdülen amacı da gözeterek hangi eylemlerin suç sayılacağına, bunlara verilecek cezanın türü, miktarı, artırım ve indirim nedenleri ve oranları ile suçun takibine ve yargılama usulüne ilişkin koşullar öngörebilir.

    İtiraz konusu kuralın, onbeş yaşını doldurmuş çocukların cinsel farkındalık dönemine girmekle birlikte henüz kişiliklerinin yeterince gelişmemiş olması, başkalarıyla cinsel ilişkiye girmenin sonuçlarını yeterince kavrayacak sorumluluk duygusuna sahip olmayabilecekleri düşüncesiyle ve onların cinsel dokunulmazlıklarını korumak amacıyla getirildiği anlaşılmaktadır. Sanığın cezalandırılması açısından mağdurla aynı yaş grubunda yer alması veya reşit olması arasında fark bulunmamaktadır. Soruşturma, kovuşturma ve sonucunda sanığın cezalandırılabilmesi mağdurun şikayetine bağlı tutulmaktadır. Bu nedenle, şikayete bağlı olarak sanığın cezalandırılmasıyla şikayet yokluğu nedeniyle cezasız kalması biçiminde bir eşitlik karşılaştırması yapılamaz. Yasa koyucunun suç ve ceza siyasetine ilişkin takdiri kapsamında değerlendirilen kuralın eşitlik ilkesine aykırı bir yönü görülmemiştir.

    Hukuk düzeni, kişiyi, kendisiyle ilgili belli konular üzerinde başkaları tarafından belli tasarruflarda bulunma hususunda rıza göstermeye yetkili kılabilir. Böyle bir durumda rıza, hukuka uygunluk sebebi sayılmaktadır. Ancak bunun için rızanın, ilişkin bulunduğu konu üzerinde ve hukuken tanınan sınırlar kapsamında bir tasarrufa ilişkin olması gerekir.

    İtiraz konusu kurala göre suç sayılan fiilin “cebir, şiddet ve hile olmaksızın”, bir başka ifadeyle mağdurun rızasıyla işlenmesi gerekmektedir. Bundan, belli yaş grubuna dahil olanların cinsel ilişki konusundaki rızalarının geçerli kabul edilmediği, rızaya dayansa bile onbeş yaşından büyük çocukla cinsel ilişkinin suç sayıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralda sözü edilen rızanın hukuka uygunluk sebebi olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Türk Medeni Kanunu’nun evlenme ve velayete ilişkin hükümlerinin bu yaş grubu çocuklar açısından değerlendirilmesi de varılan bu sonucu desteklemektedir. Aynı sonuç mağdurun kim olduğuyla şikayet hakkının kime ait bulunduğuna dair iddialar açısından da geçerlidir. Düzenlemenin bu haliyle belirsizlik içermediği, sayılan hususların ilgili mevzuat hükümleriyle somut olayın özelliklerine göre yargı organları tarafından çözülebilmesine elverişli olduğu anlaşılmakla, kuralın Anayasanın 38. maddesine aykırı bir yönü de görülmemiştir. İtirazın reddi gerekir.

    VII- SONUÇ

    26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 104. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 26.2.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

    Başkan

    Haşim KILIÇ
    Başkanvekili

    Osman Alifeyyaz PAKSÜT
    Üye

    Sacit ADALI

    Üye

    Fulya KANTARCIOĞLU
    Üye

    Ahmet AKYALÇIN
    Üye

    Mehmet ERTEN

    Üye

    A. Necmi ÖZLER
    Üye

    Serdar ÖZGÜLDÜR
    Üye

    Şevket APALAK

    Üye

    Serruh KALELİ
    Üye

    Zehra Ayla PERKTAŞ


    Kaynak :http://www.resmi-gazete.org/sayi/181...mudurlugu.html

  9. #29
    Kayıtsız
    Misafir

    akp ve zina yasasi bunu istemisiniz, yayinlayin lütfen

    http://hayreddin.wordpress.com/2007/...indan-cikardi/
    AKP Zinayı Suç Kapsamından Çıkardı
    AKP Zinayı Suç Kapsamından Çıkardı
    KategoriAKP Kanunları |
    Eski ceza yasasındaki 440 441 442 443 no’lu “Evli Kadın eli erkeğin zinası” nı düzenleyen maddeler yeni yasada yok.
    Kendi rızası ile yaş indirildi.
    Teşhiri engellendi.
    Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
    Kanun No. 5349 Kabul Tarihi : 11.5.2005

    MADDE 1. — 4.11.2004 tarihli ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasında geçen “Özel ceza kanunları ile ceza içeren” ibaresi madde metninden çıkarılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

    (3) Ağır para cezasından dönüştürülen adlî para cezasının ödenmemesi halinde, 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106 ncı maddesi hükümlerine göre hapis süresinin belirlenmesinde bir gün karşılığı olarak yüzmilyon Türk Lirası esas alınır.

    MADDE 2. — Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    Madde 6. — (1) Kanunlarda öngörülen “ağır hapis” cezaları, “hapis” cezasına dönüştürülmüştür.

    (2) 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenmiş olan suçlarla ilgili olarak 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 13 ve 15 inci maddelerinin uygulanması zarureti bulunan hallerde;

    a) Ağır hapis iken, birinci fıkra uyarınca hapse dönüştürülen cezalar, kanunlarında aksine bir hüküm yoksa alt sınır bir yıl, üst sınır yirmidört yıl olarak,

    b) Hapis cezalarında kanunlarında aksine bir hüküm yoksa alt sınır yedi gün, üst sınır beş yıl olarak,

    Uygulanır.

    MADDE 3. — Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 7 nci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    Hafif hapis ve hafif para cezalarının idari para cezasına dönüştürülmesi

    Madde 7. — (1) Kanunlarda, “hafif hapis” veya “hafif para” cezası olarak öngörülen yaptırımlar, idari para cezasına dönüştürülmüştür. İdari para cezasının hesaplanmasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesi hükümleri uygulanır. İlgili kanunda “hafif hapis” cezasının üst sınırının belirtilmediği hallerde, idari para cezasının hesaplanmasında esas alınacak gün sayısının üst sınırı, yediyüzotuzdur.

    (2) Kanunlarda, “hafif hapis cezası” ile “hafif para cezası”nın seçimlik olarak veya birlikte öngörüldüğü hallerde, idari para cezası yaptırımının belirlenmesinde “hafif hapis cezası” esas alınır.

    (3) Kanunlarda, sadece “hafif para cezası”nın öngörüldüğü ve cezanın alt veya üst sınırının belirtilmediği hallerde, idari para cezası, yüzyirmimilyon Türk Lirasından az, onsekizmilyar Türk Lirasından fazla olamaz.

    (4) Bu madde hükmüne göre idari para cezasına karar vermeye Cumhuriyet savcısı yetkilidir.

    MADDE 4. — Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında geçen “1 Nisan 2005″ ibaresi “1 Haziran 2005″ olarak değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

    (4) Kesin hükümle sonuçlanmış olan davalarda, sonradan yürürlüğe giren bir kanunla ilgili olarak lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması amacıyla yapılan yargılama bakımından dava zamanaşımına ilişkin hükümler uygulanmaz.

    MADDE 5. — Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında geçen “1 Nisan 2005″ ibaresi “1 Haziran 2005″ olarak değiştirilmiştir.

    MADDE 6. — Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

    GEÇİCİ MADDE 1. — (1) Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2006 tarihine kadar uygulanır.

    MADDE 7. — Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

    MADDE 8. — Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

    17 Mayıs 2005

    Balge: Resmi Gazete

    Bu Yazıyı Paylaşın

    (5 oy aldı, ortalama oyu: 4.2 out of 5)
    Loading …
    This entry was posted on Çarşamba, Mayıs 9th, 2007 at 19:19 and is filed under AKP Kanunları. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

    There are currently 12 responses to “AKP Zinayı Suç Kapsamından Çıkardı”
    Neden bize ne düşündüğünü yorum yazarak açıklamıyorsun! Seni görüşün herkes gibi geçerli, hadi gel o zaman… düşündüğünü açıkla bize.

    1 On Mayıs 12th, 2007, tümer özüşen diyor ki:
    ne bekliyordunuz bunlardan bir zamnlar tayyip bey asgari ücret 500 milyon olsun vergide alınmasın demişti ne oldu tayyip niye yapamadın senin gücün işci emeklilerine yeter çalışan emeklilerin maaşlarını durdurdun bunun hesabını nasıl vereceksiniz

    2 On Mayıs 12th, 2007, Serdar diyor ki:
    Akp Zihniyeti Geldikten Sonra Milli Ve Manevi Değerlerimizi Birer Birer Ortadan Kaldırıp Bizi Tam
    Yozlaştırmaya Çalıştıkları Ortadadır.Dostum Tayyib Oğluna 3,5 Trilyonluk Gemi Alır Oğlunu gemi Armatörü Yapar
    Çiftciyede Ananıda Al Git Ulan Der..Saygılarımla

    3 On Mayıs 12th, 2007, KuTuL KuLuB diyor ki:
    Zina’yı suç olmaktan çıkarmak işi, zinayı suç ve yasak olarak koyan Zatı Zülcelal’in tekelindedir.

    Bunun içindaki her türlü adım, ya Allah’ın indirdiklerine karşı hüküm öne sürmek olur ki, bu dinde küfürdür. Sosyal anlamda çöküntüdür. Şimdi bir müslüman bunu iyiki böyle yaptıklar mı diyecek…

    Bu yasayı AKP’nin çıkarmasına alkış tutacak bir müslüman tanımam, zira alkışladığı
    an müslüman olmayacak. Savunacak iyi olmuş diyecek biri çıkabilir, ama müslümanlar arasında
    olmamalı derim..

    Bu yasayı değiştiren düzenleyen adamlar hadi Allah dan korkmuyorlar, ya bunu destekleyen her şekilde savunanlara ne demeli…Bu hayatın bir de ahireti var. Yarın, neden böyle yaptın, neden böylebir şeye onay verdin, destekledin denirse ne diyecekler…

    AKP bir arkadaş, çıkıpta bu konuda yanlışlık var desin, doğrusunu söylesin bilelim.
    Ya da bunları kabul ederek destekleyecek bir AKP’li çıkarsa sevinirim. Neden böyle bir kanun çıkartma gereği duyduklarını inanın ben merak ediyorum. Gerekçeniz neydi?

    Bunu açıklasın, beni zinanın suç olmaktan çıkarılmasının haklı ve gerekli sebeplerini aktararak rahat ettirsin.. Ben de o arkadaşın alnından öpeyim…Ya da sussun, abuk-subuk şeyler yapıp adamın kafasını bozmasınlar…

    Selam ve dua ile..

    www.hikayearsivi.net

    4 On Mayıs 13th, 2007, mustafa diyor ki:
    28 ŞUBAT’IN İLK SİNYALİ VE TALAT HALMAN’IN MAKALESİ
    28 Şubat post-modern darbesinin, ilk sinyali diyorum. Çünkü bu hareketin ABD’de planlanıp yurt içine intikal edinceye kadar sonradan ortaya çıkan gizli aşikâr safhaları ve ayakları vardır. Önce Halman’ın mektubu ile söze başlayalım:

    Talat Halman, 30 Nisan 1997 tarihinde Milliyet gazetesinde yayınlanan makalesinde özet olarak şöyle diyor:

    “Hükümetin akibeti ne olursa olsun, RP’nin bir parti olarak bölünmesi hayırlı ve uğurlu olacak.

    Aslında sosyal demokratlar gibi, din partilerinde de, görüş farkları yüzünden bölünmeler olması doğaldır. Refah bölünmese bile yeni din partileri kurulması mümkündür. Düşünün; Refah’tan üç parti doğarsa, yeni seçimlerde hiçbiri barajı aşamayabilir. Ya da yepyeni bir parti kurulursa belki yeni partiler küçümen partiler olurlar TBMM’de.

    Milletçe okuyup üfleyelim de birleşik din cephesi delinsin, bölünsün, parçalansın tek çıkar yolumuz bu olsa gerek.”

    Halman Millî Görüş delinsin, bölünsün, parçalansın diyor. Kendisine yenilikçi diyen bir kısım Fazilet Partililer ise bir medyum tarafından uyutulmuş ya da bir komutandan emir almış gibi, hemen tıpış tıpış birer ikişer AKP cephesine iltihak ediyorlar.”

    5 On Mayıs 14th, 2007, BirGenc diyor ki:
    Avrupada Milli Görüs´ün ne yaptigini Türkiyede yasayan Insanimiz bilmez, cünkü görmeyen Göz inanmaz. Avrupada bir Güc var, Camileri ile bizi dinimize baglayan, Gazetesi ile dogruyu yazan, Cocuk dergisi ile cocugumuza bakan, Televizyonu ile Hakki savunan, Gencligi ile Genclerimizi bataklikdan ceken, yasli genci herkesi Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimizin yoluna Davet eden bir Teskilat, adi MILLI GÖRÜS, ne Devletiz, nede bir Ülke, ama ondanda öte. Iste Milyonlar, davasi ugruna ömrünü veren adam, SENI SEVIYORUZ SAVUNAN ADAM……SAADET den vazgecilirmi soruyorum?

    6 On Mayıs 14th, 2007, ahmet yesevi diyor ki:
    Zina kanunu akp nin alnına vurduğu pisliktir…
    ALLAH ıslah eylesin… Mahşerde ALLAH ü Tealaya anlatırlar artık…
    Enflasyonu düşürdük… tek haneye hapsettik… fabrikaları sattık…
    Bakalım Zül celal ne cevap verecek…

    7 On Mayıs 14th, 2007, yusufislam diyor ki:
    s.a
    kardeşler bakın dikkat edin eğer bu hükümetin arkasında abd
    ve siyonist israil olmasaydı eğer gerçekten muhafazakar
    olsalardı dış mihraplar onları başa getirimiydi taviz
    vermeden size onlar bakarlarmı by erdoğan onların kardeşidir
    bana dostunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim
    biz by tayyip ve ekibinin kimin yanında olduğunu iyi
    biliyoruz
    ama şunuda iyi biliyoruzki bizim yanımızda değil

    yusuf islam osmanefendioğulları
    yusuf_islam52@hotmail.com

    8 On Mayıs 15th, 2007, Muhammet ŞAHİN diyor ki:
    Bu insanlar müslüman.Neyapıyorlarsa islamiçin yapıyorlar.Bak;zina artık suç değil
    suçdeğil.Busadece bir örnek.Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.Petrol yasası.
    Tarım yasası,vb.Bunların hepsi siyonizmemi yoksa islamamı hizmet?

    9 On Mayıs 20th, 2007, Ahmed diyor ki:
    Burhan Bozgeyik Hocamın geçen günkü yazısında yazıyordu. Bir lisedeki son sınıftaki kızların 10 tanesi hamileymiş. Okul müdürü çocuklarını dileyen okuldan alabilir demiş.

    Tayyip eseri ile gurur duysun.

    Haydi Kızlar Okula Kampanyası vardı. Kampanyanın adını Haydi Kızlar Cehenneme koymak lazım

    10 On Mayıs 25th, 2007, Muhammed ESFAR diyor ki:
    Bismihi Teâlâ.
    Selâmun aleyküm,
    Zinâ benim mensubu olduğum İslâm Nizâmı’nda haram kılınmış. Zinâ etmek şöyle dursun,
    zinaya götürecek davranışlar ve sebepler bile yasaklanmıştır. Onun için Kur’ân’da
    Zinâ etmeyin şeklinde bir ifade geçmemiş, ama daha kuvvetli bir emir olarak “Zinâ’ya
    yaklaşmayın, çünkü o nesli bozan, cemiyeti çökerten çok kötü bir yoldur” denilmiştir.
    Allâh’ın haram kıldığı bir şeyi helâl saymak, suç olarak bildirdiği bir fiil veya eylemi
    suç olmaktan çıkarmak aslında kimsenin yetkisinde değildir.Kim Allâh’ın yasakladığı bir
    şeyi serbest bırakır meşrulaştırırsa, kesin olarak küfre girer. Ben ilâhiyatı bir
    kardeşinizim ve dinimizin hükmünü aktarıyorum sizlere.
    Zinâyı suç olmaktan çıkaranlar, bu kanunu tekif edenler, hazırlayanlar ve milletvekilleri-
    nin oyuna sunanlar, kanuna evet anlamında parmak kaldıranlar, bu kanunun altına onay
    koyup imza atanlar… da aynı hükme tabidir. Ayrıca bu kanunu çıkaranlara oy verenler ve
    oy verdiklerine pişmanlık duymayanlar da bunun vebalinden kendilerini kurtaramayacaklardır.
    Hele hele böyle bir kanun çıkardıktan sonra, bundan sonra önümüzdeki seçimlerde aynı
    zihniyete oy verirlerse, o kimseler, Allah’ın huzurunda bu kanunun hesabını vermek zorunda kalacaklardır.

    11 On Mayıs 29th, 2007, S GÖÇGÜN diyor ki:
    ALLAH HİDAYET VERSİN,BUMÜSLÜMANLAR SİZİ HOCANIN TALEBESİ OLARAK BİLİYORDU
    SİZ AB HIRİSTİYAN BİRLİĞİNE AŞIK OLDUNUZ, AB SİZE EYİLİN DESE SİZ SECDEYE KAPANIYORSUNUZ
    UNUTMAYIN : KİŞİ SEVDİĞİ İLE BERABERDİR.
    ŞU AYET SİZE BİR ŞEY HATIRLATMIYORMU?
    “HIRİSTİYANLARI VE YAHUDİLERİ. DOST EDİNMEYİN,
    ONLAR SİZİ DOST KABUL ETMEZLER,TAKİ SİZ ONLARDAN
    OLUNCAYA KADAR.”

    12 On Haziran 3rd, 2007, YA RABBİ RAHMETİNİ ESİRGEME ÜZERİMİZDEN diyor ki:
    “ZİNAYA YAKLAŞMAYINIZ.ÇÜNKÜ O BİR FUHUŞTUR VE KÖTÜ BİR YOLDUR.” (İSRA SURESİ 17.AYET)
    Ben müslümanım diyen Allah’ın hangi ayetine yanlış diyerek aksine birşey söyleyebilir.

  10. #30
    Kayıtsız
    Misafir
    Mehmet bey: AK PARTİ zinayı suç olmaktan çıkarttığını iddia ediyorsunuz . Peki karşınıza bir Erzurumlu çıkarda ya bu zinayı suç sayarak anayasa kitabına koyan babayiğidin adını sorarsa cevabınız ne olur ? mehmet kardeş
    T.C döneminde zinanın hiç ama hiç suç sayıldığına kimse şahit olmamış olmayan bir yasanın kalkmasımı AK PARTİ'ye düşmüş şaşarim

  11. #31
    Kayıtsız
    Misafir

    Partizanlığı bırakın

    Alıntı Kayıtsız tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Mehmet bey: AK PARTİ zinayı suç olmaktan çıkarttığını iddia ediyorsunuz . Peki karşınıza bir Erzurumlu çıkarda ya bu zinayı suç sayarak anayasa kitabına koyan babayiğidin adını sorarsa cevabınız ne olur ? mehmet kardeş
    T.C döneminde zinanın hiç ama hiç suç sayıldığına kimse şahit olmamış olmayan bir yasanın kalkmasımı AK PARTİ'ye düşmüş şaşarim

    Zina hiçbir zaman suç değildi zateen.

  12. #32
    yiyidioldurhakkınıver
    Misafir
    Bu konuda en üst taraftan alta kadar parti ve agd teşkilatı sürekli AKP zinayı suç olmaktan çıkardı diye anlatıp duruyor. Oysa her hukukçu bunun böyle olmadığını, işin gerçeğinin eski kanunda zina suçunu düzenleyen maddeler yıllar önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş, bundan dolayı resmen suç olmaktan çıkmışken 2004'te AKP yeniden suç olarak kanuna sokmak istemiş, CHP itiraz etmiş, olmamıştır. Olay bundan ibarettir. AKP'yi kanuna yeniden ekleme konusunda direnmemekle, daha yeniden gündeme getirmemekle suçlayabilirsiniz, ama zinayı suç olmaktan çıkardığını iddia etmek hiç doğru değil. Hatta bunu en yüksekten bu kadar tekrar etmek artık ters tepip Saadet Partisi'ne zarar vermeye başladı. AKP'nin eleştirilecek çok şeyi var, ama bu şekilde eleştirmek soru işaretlerine neden oluyor.

  13. #33
    Kayıtsız
    Misafir

    aldanmamak gerek

    arkadaşın verdiği bilgiye göre yine tipik bi akp chp kavgası var benim o arkadaşa şöyle bir sorum var şu anda türkiyede zina serbesttir herhangibir cezası yoktur fakat bir çift imam nikahlı olarak yaşasa bunun cezası var bunu nasıl açıklayabilirsin acaba? artık şunu herkes bilsinki ne akp ne tayyip ne abdullah gül nede fethullah gülen müslümanları temsil edebilecek bir zihniyete sahip değillerdir onlar yalnızca siyonizme hizmet eden sadık kölelerdir onlardan bekleyeceğiniz ve göreceğiniz sahte müslümanlıktır oyları aldıktan sonra yine ülkemiz dinsiz bi ülke olarak yaşamaya ve çürümeye devam edecektir bir yandanda dinimizi farklı bir yapıya sokup yalnızca namaz kılıp oruç tutup müslüman olduğumuzu ZANNETTİRECEKLER ve arka planda tüm müslümanları bitirme planlarını rahatlıkla uygulayabilecekler çoğumuz bilmeden onlara yardım dahi ediyor olacağız unutmadan tayyip ve fethullahın müslüman olmadıklarını şuradanda anlayabiliriz tayyip amerikaya en fazla giden başbakan fethullah güleninse evi amerika olmuş şimdi size soruyorum bir müslüman amerikada elleri müslüman kanıyla dolmuş insanlarların arasında nasıl bulunabilir ayrıca fethullah gülen gazzede ölen israilli çocuklara ağlıyor ama kardeşlerimiz can verirken ağzını bile açmıyor tam tersine onlarla dost olmayı insanlarımıza öğütlüyor bu mu müslümanlık lütfen yorum yazın

  14. #34
    Kayıtsız
    Misafir

    Vay be!

    o cu bu cu diye bir ayrım yapmıyorum. hele ki siyasete hiç bulaşmıyorum. Fakat siteye denk geldim ve yazılanları okudum ve hayret ettim doğrusu. gördüm ki ehl-i dünya, mü'minleri birbirine düşürmeye çok çaba harcıyorlar. uyanık olmak gerekmez mi? "Bilmek ve paylaşmak gerek" sloganınıza istinaden şu linki veriyorum: "http://www.sorularlarisale.com/kulliyat/118/yirmi_ikinci_mektup.html" tarafgirlik damarına girmeden sadece maslahat için okumak duası ile..

    .....................................................

    konunun sonunda der ki:

    İşte, ey mü’minler! Ehl-i iman aşiretine karşı tecavüz vaziyetini almış ne kadar aşiret hükmünde düşmanlar olduğunu bilir misiniz? Birbiri içindeki daireler gibi yüz daireden fazla vardır. Herbirisine karşı tesanüd ederek, el ele verip müdafaa vaziyeti almaya mecburken, onların hücumunu teshil etmek, onların harîm-i İslâma girmeleri için kapıları açmak hükmünde olan garazkârâne tarafgirlik ve adâvetkârâne inat, hiçbir cihetle ehl-i imana yakışır mı? O düşman daireler, ehl-i dalâlet ve ilhaddan tut, tâ ehl-i küfrün âlemine, tâ dünyanın ehvâl ve mesâibine kadar, birbiri içinde size karşı zararlı bir vaziyet alan, birbiri arkasında size hiddet ve hırsla bakan, belki yetmiş nevi düşmanlar var. Bütün bunlara karşı kuvvetli silâhın ve siperin ve kal’an, uhuvvet-i İslâmiyedir. Bu kal’a-i İslâmiyeyi küçük adâvetlerle ve bahanelerle sarsmak, ne kadar hilâf-ı vicdan ve ne kadar hilâf-ı maslahat-ı İslâmiye olduğunu bil, ayıl.

  15. #35
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,607
    Blogdaki Konular
    5
    Alıntı Kayıtsız tafarından gönderildi Mesajı Göster
    o cu bu cu diye bir ayrım yapmıyorum. hele ki siyasete hiç bulaşmıyorum. .
    Yazık desenize şu çıkan yasada sizinde payınız var. Bir islam devleti kurma fikriniz olsaydı siyasetteki bu partilere alternatif olan ve Hakkı Hakim Kılmak için çalışanların yanında olsaydınız bugün bu rezillikler yaşanmayacaktı. Şu verdiğin mektup linkini birde sen oku dostum. Bu yasanın altında imzası olan biri olarak yeniden oku hele bir. Hadi kolay gele...


    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  16. #36
    Kayıtsız
    Misafir
    Alıntı Tevfik YAZICILAR tafarından gönderildi Mesajı Göster


    Yazık desenize şu çıkan yasada sizinde payınız var. Bir islam devleti kurma fikriniz olsaydı siyasetteki bu partilere alternatif olan ve Hakkı Hakim Kılmak için çalışanların yanında olsaydınız bugün bu rezillikler yaşanmayacaktı. Şu verdiğin mektup linkini birde sen oku dostum. Bu yasanın altında imzası olan biri olarak yeniden oku hele bir. Hadi kolay gele...


    Bir gün adamın birine demişler ki; neden namaz kılmıyorsun? O da demiş ki; Kur'anda namaza yaklaşmayın diyor onun için kılmıyorum. Oysa ki Kur'anın içkiliyken, sarhoşken kendinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın dediğini görmezden gelir.

    Bir meselenin tamamına bakmayıp bir köşesinden tutup istediğimiz yere sündürmek yanlıştır.

    Bu yasayla ilgili gereken tartışmalar yapılmış zaten yukarıda. Tekrar tartışmaya girmeye gerek yoktur. Ayrıca bu yasada benim imzamın da olduğunu söylemek doğru değildir. Hayır ayrıdır şer ayrıdır. Biz sizinle aynı dine aynı hakikatlere bağlıyken benim hatam sizi bağlar mı? Yani ben bir yanlışa girmişsem siz -aynı hakikatlere inandığımız için- benim yanlışımı yapmış gibi mi oluyorsunuz? Bence tekrar müvazene etmek gerek.

    Ayrıca, ben siyasete bulaşmak istemiyorum derken siyaset yapacağım diye buradaki ehl-i iman kardeşlerime karşı taarruz vaziyeti alıp ehl-i dünyanın, dinsizlik cereyanının ekmeğine bal sürmek istemiyorum manasında idi. Linkini vermiş olduğum konu önemlidir. İyi okumak ve anlamak iktiza eder. Yoksa fikr-i siyasimizle aynı doğrultuda olan insi şeytanı, fikr-i siyasimize muhalif olan ehl-i iman kardeşimize tercih etme vartası vardır.

    Elbette siyasete de ihtiyaç vardır. Fakat ölçüsü belli olmalı. Kökleri çürümeye yüz tutmuş bir ağacın; kurumasın diye dallarını budamak, ilaçlama yapmak vs. gibi çabalar ne kadar fayda verebilir. Bu zamanda iman kal'aları sarsılmış. Öncelik bu iman ve islamiyet kal'asını tamir etmek olmalıdır. Bu da tepeden inme değil kökten kuvvetleştirme ile mümkündür. Hakkınızı helal edin. Saygılarımla..

  17. #37
    Kayıtsız
    Misafir

    zina

    Alıntı Kayıtsız tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Gündemden yeterince haberdar değilsiniz sanırım?Zina hiç bir zaman suç olmadı.Ak Parti hükümeti zinayı suç olarak sayacak yasayı çıkarmak istediğinde Türkiye'de kıyamet koptu.Dinciler,yobazlar... İrtica geliyor.Yani kısaca zaten suç olmayan zina engellemeler nedeniyle suç olamadı.Fakat şimdi bunu zina değil de aldatma olarak mahkemeye başvurursa eşler boşanabiliyorlar.Tabi herhangi bir cezası yok.Sadece boşanma sebebi.
    Cumhuriyet tarihinde Zina hiç bir zaman suç sayılmadı diyenler acaba kaç yaşındalar şöyle 90 lı yılardaki gazete manşetlerine bakarlarsa zina yaparken basılıp ceza alanları çok rahatlıkla görebilirler ...

  18. #38
    Mehmet Sezai Aydıngöz
    Misafir

    Bukadar da yanılma olmaz ki:

    Şahsen bulunduğum her ortam da yeri geldikçe"Tayyib'in hiçbir günahı olmasa, zinayı suç olmaktan çıkarması kendisine yeter" diyorum. Bu bilgiyi de genelde okuduğum "AKİT "gazetesi ve Haber vaktim.com,buna ilaveten Milli gazete vs. gibi yazılı basından derlemiş olmalıyım. Şimdi bana dense ki Akit gazetesinin, millî gazetenin veya habervaktim.com un hangi tarihli ve yazarı kim bunları hatırlayamam. Fakat dediğim gibi benim genel olarak haber kaynağım bunlar.TV.fazla izlemem.
    Yukarıdan beri yazılanları ve yorumları okudum. Net bir sonuca varamadım. Aklımda kaldığı kadarıyla 2005 de mezkûr yasa çıkmış. Tam tarihini ve kanun nosu nu bilemiyorum. Anlaşılan şu ki; Şayet 2005 de bu kanun çıkmış olsaydı, şimdiye kadar Tarihin,gününe kadar ve hatta saatine ,kanunun sayısına kadar çarşaf, çarşaf yazılıp çizilmişti. Demek ki oyuna gelmişiz. Hemde kendi arkadaşlarımız tarafından. Yazık çok yazık.

  19. #39
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,607
    Blogdaki Konular
    5
    Zinayı yasaklamak için bugün AKP nin elinde büyük bir koz var. Başbakanın öğrenci evleri açıklamasından sonra CHP milletvekilleri de MHP milletvekilleri de BDP milletvekilleride kameraların karşısına çıkp " Bırak milletin özel hayatına karışmayı. Zinayı sen serbest bırakmadın mı?. Şimdi niye kimin kimle hangi evde kaldığına karışıyorsun" diyerek böğürdü. hadi bakalım şimdi başbakan zinayı yasaklayacak bir kanun çıkarabilecek mi. Ne de olsa meclis mutabakayı sağlanmış. Herkes zinanın yasaklanmasından yani. Hadi başbakan boş söz değil icraat görelim....
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  20. #40
    ilker
    Misafir
    kimsenin durduk yere günahını almayın herkes bıgun toprak olacak yaradanın huzuruna cıkınca ıyı kötü günah sevap hayrınıda görecek gunahınıda cekecek saygılarımla.

+ Konuyu Yanıtla
3 / 2 İlkİlk 123 SonSon

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •