+ Konuyu Yanıtla
6 sonuçtan 1 --- 6 arası gösteriliyor

Konu: Yoldan GeÇerken.

  1. #1
    İhtiyar Heyeti Kaşif Ayşe ACAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Mon Jul 2006
    Konum
    sevdiğim şehir.
    İletiler
    1,078
    Blogdaki Konular
    11

    Yoldan GeÇerken.

    Toprağa ayak basmanın bir tadı vardır.
    Ayağımıza bir taş takılır.
    Bir diken batar elimize, çalı çırpı yırtar, çizer yüzümüzü.
    Otların yeşili çıkar elbisemize, yaban güllerinin kokusu siner.
    Yağmurdan, çamurdan; güneşten, gölgeden nasibimiz olur.
    Göklerden, topraktan nasibimiz olur.
    Hayattan nasibimiz artar adım adım.
    İlmek ilmek örer, tel tel işleriz hayatımızı. İlmekler oynar bizimle; bir kaçar, bir tutulur. İğne batar elimize, teller kopar, kırılır, bir bakarız eklenir.
    Biz uyurken geçivermez yollar, bir trenin camından akar gibi akıvermez.
    Seyirlik değildir. Yaşanılır da bir izi kalır, tadı kalır.
    Ne kadar yol yürürsek, o kadar adım atacağız.
    O kadar artacak emeğimiz.
    O kadar artacak sabrımız.
    O kadar artacak çilemiz.
    Suyu kanasıya içeceğiz o zaman.
    Yollarda yorulunca durmayı bileceğiz.
    Durup dinlemeyi, alnımızın terini silmeyi.
    Toprağa ve göğe bakmayı.
    Bir ağaç altında bir anlık gölgelenmenin keyfini süreceğiz.
    Ve bileceğiz, ömrümüz zaten o bir anlık gölgelenmektir.
    Yorulduk ya, gölgelenmenin keyfini süreceğiz.



    Yoldan geçen birisiyiz yalnızca. Şehirlerden geçeriz, ülkelerden, kıtalardan…
    Akar geçeriz yollardan. Bir tadı kalmadan dimağımızda, bir iz bırakmadan kaçar gibi geçer gideriz adeta hayatımızdan.
    Kaçan bir ilmeği görmez, kırılan teli eklemeyi düşünmeyiz.
    Yolun sonunda bir döner bakarız. Ancak o zaman bakarız. Dağları delecektik hani, yeri yaracaktık, öylesine akıvermiştik. Öylesine kaçmıştık uzaklara. Öylesine kaçmıştık kendimizden.
    Hiçbir izimiz yok geride adım adım. İlmekler kaça kaça örgü kalmamış.
    Bir iğnelik nakış yok ardımızda.
    Yoldan geçen birisiyiz yalnızca.
    Ne yeri yarabilir, ne boyca dağlara yetişebiliriz.
    Bir arpa boyu yoldur aldığımız. O yolun derdini sürükleriz ya da keyfini süreriz.
    Yudum yudum kanasıya keyfini süreriz…



    Anneannemin anlattığı bir masalda Ercin’le Gürcin vardı. İki köylü kadın. Komşu köye evlenen kızlarını ziyarete giderken rüzgârda sallanan çalıları görür, “Bak nasıl da üşümüşler, tir tir titriyorlar.” deyip şallarını örterlerdi çalılara.
    Masal bu, güler geçeriz.
    Geçeriz geçmesine de, bir gün bir çalının, ayağımıza takılan bir taşın, kaçırdığımız bir ilmeğin hesabıyla kalakalırız.
    Selamsız sabahsız geçtiğimiz yolların hesabıyla kalakalırız.
    Pencerelerde bıraktığımız yüzlerden, unuttuğumuz sözlerden soruluruz.
    Yokluğumuzda üşüyen dallardan soruluruz.
    Kapıları kapamışız; içerdeyiz, rahatız, eminiz. Lakin kapının önünde kalanlardan soruluruz.
    Biz tatlı uykulardayken acılar içinde geçen hayatlardan soruluruz.
    Akar gideriz aldırmadan yollarda. Lakin yolda düşenlerden, yolda kalanlardan soruluruz. Yolu kaybedenlerden, yollarda kaybolanlardan soruluruz.
    Atılıvermedik hayata çünkü.
    Doğduğumuz toprağın bir hakkı vardır üzerimizde.
    Toprağımız bizi bekler, bizi özler.
    Dal dal ağaç olur bekler.
    Yaprak yaprak gül açar bekler.
    Sararır solar, bekler. Kurur bekler.
    Toprak olur bekler.
    Elimizde bir fidanla doğarız. Kıyametimiz geldiğinde, fidanımız elimizde kuruduysa bizi bir derin âh bekler.

    Gönüle doğru bir uzun yürüyüştür hayat.
    Çiçeklidir de, sabır ister de, uzundur. Adım adım emek ister de, uzundur. Yoksa bir anlık akıştır.
    Kimler bulur yolu? Kimler kaybolur yollarda, yollarda akarken?
    Hangi bir anı hissettik, hangi bir anımıza şahit tuttuk gönlümüzü, bize kalan onlardır.
    Bir tek izdir belki, ama sağlam bir izdir. Silinmeyecek bir izdir. Asla kopmayacak bir kulptur. Dura dura, düşe kalka hiçbir yere gidemedik belki. Şehirler aşamadık, kıtalardan geçemedik. Lakin bir uzun yürüyüştü ki bizimkisi, düştükçe toprağı gördük, toprağa değdik. Toprağa varmadan yolun sonunu bildik. Gönlümüze ermeyi menzil bildik de, en uzun yürüyüştü bizimkisi. En uzaklara gidenlerden çok daha uzun bir yol gittik. Her adımı sinemize kelime kelime yazıldı çünkü.
    Bizim bir yolumuz oldu adımlarımızdan, düşüp kalkmalarımızdan.
    Bir yaprağın hayaline dalmalarımızdan.
    Toprağa ayak basmanın bir tadı vardır.
    Adımla açılan yollar yeşildir, çiçeklidir.
    Patika yolların bir hikâyesi vardır.
    Bir gün dili çözülür duvarların, dağların, dalların. Anlatırlar anlatırlar…
    “Âh bir dili olsa da anlatsa!” Derdik ya, şimdi sussunlar isteriz.
    Bir arpa boyu yol gitmiş olmayı gerçekten isteriz.
    Adım adım işlerken keyfini sürseydik de, selamsız sabahsız geçtiğimiz o kadar yolun yüküyle gelmeseydik...
    Herkes yalanladığında, gönlümüz doğrulasaydı bizi...


    ZEHRA KORKMAZ

  2. #2
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,612
    Blogdaki Konular
    5
    Toprak yollar kalmadı artık. Uzun yürüyüşlerde.
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  3. #3
    İhtiyar Heyeti Kaşif Ayşe ACAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Mon Jul 2006
    Konum
    sevdiğim şehir.
    İletiler
    1,078
    Blogdaki Konular
    11

    İnce bir dal kopardım yoldan geçerken

    İnce bir dal kopardım yoldan geçerken. Teker teker yoldum bütün yapraklarını, yoldukça da yola attım bakmadan. Upuzun manasız bir dal kaldı elimde, onu da hışımla uzaklara fırlattım. Bir taş ilişti gözüme. Hiç üşenmeden, rahatından etmek için yanına gittim. Bir tekme savurdum taşa. Izgaranın aralığından düşüp de suyla buluşunca çıkardığı sesi duyunca tatmin oldu kulaklarım. Bana kocaman bakan bir kediyi korkuttum. Dudaklarım gerildi, dişlerim göründü, gülüyordu gözlerim.

    Yere bakmaya tenezzül etmedim. Tepeye kalktı başım. Ufak bir hareketle geriye attım saçlarımı. Ellerimi ceplerime soktum, sıkıldılar, saldım tekrar. Dönüp geriye baktım herhangi bir şey ummadan. Adımlarım geniş ve hızlıydı. Yüzümde aynı güler ifade…
    Bir kalabalığa daldığımı farkettim az sonra. Adımlarım küçüldü, ifadem dondu, hareketim kısıtlandı. Nefretim kabardı anında. Adımımı açtım yine sonuna kadar. Umrumda değildi kimse. Sövdüm bana çarpan adamın arkasından. Üç beş kişiye de ben çarptım. Önümdekini iteledim acelem yokken. Çattım kaşlarımı ve herkesle göz göze gelmeye çalıştım. Fırsat oldukça sataştım.

    Ve bir tenekeye tekme attım. Doluydu teneke ve yanında bilet satan bir adam vardı. Olduğu gibi biletçinin pantalonına boca oldu tenekedeki. Baktım adama hemen. Çizgi çizgi bir yüzü vardı. Gözleri eğikti. Kaşları açık, gürdü. Yanık, esmerden koyu bir teni, gömleğinden taşan kıpkırmızı bir bağrı vardı. Geri dönmek istedim birden. Birilerine daha bağırmak ama tenekeyi farketmemiş olmak istedim. Bu adamın pantalonun temiz olmasını istedim. Bana bakıverdi adam pantalonundan kaldırdığında gözlerini. Birşey diyemedim. Buruk buruk gülümsedi. Daha fazlası da elinden gelmeyecek gibiydi zaten. Tam birşey söylemeye kalktım ki ,”Yok kardeşim, yok, önemli değil…” diye söylendi. Yerine geri oturdu, benimle işi yoktu artık.

    Arkasında duruyordum adamın. Çilekeşti, belli, durumu iyi değildi muhakkak. Beyaz bir gömlek vardı üstünde. Ütülü, bembeyaz, tertemizdi gömleği. Neden beyaz giymişti ki çabuk kirleneceğini bile bile? Üstelik yaptığı iş için de tamamen gereksiz bir saygı, ayrıntıydı bu. Sayemde soldakinin üstünde damla damla lekeler olan ayakkabıları siyahtı, parlıyordu. Kendinden geçmiş böyle bir adam uğraşmazdı bunlarla. Bu geçerken suratına bakmayacağım adam bir başkası için değerliydi demek ki.
    Ben yürüyordum. Gözüm ondaydı ama. Aklım orada kalmıştı. Bir adama çarptım bakmadığımdan. Özür dilediğimi farkettim birden. Gülümseyip geçti o da. Kaldım ben. Gidemedim ..

    alıntı
    Susturun içimdeki susmayan beni.

  4. #4
    bozkurt66.01
    Misafir

    Dolu Dolusu

    Bir sevgiyse anlamı,gitmemenin...Neye,nereye, ne kadar mesabesince...Dolu olmak, gönül dolusu, kin dolusu, yağan dolu dolusu;ama insanlık , dolusu.. Bırakıp da gitmenin ,tüm acımasızlığına karşı; bir yüce,insanlık dolusu haykırış...Kendini ifade etmek,tüm sıkıntı dolusuna karşı,sıcak bir buğu, bir aşk, tasavvuf...Hayallerin güzelliğinin ötesinde;her şeye rağmen zorluklarla yoldaş olarak, gerçeğe ulaşma samimiliği...Bizzat yolun kendisi.
    Yaşamdan koparken, ince hayat dalına yapışmak.Can havliyle sımsıkı olmak, kararlı olmak..Nefsini ve kendini bilmek.Hayal iklimlerinden el uzatıp, gerçeğin kaygan kollarına ıhlasla yapışmak..Titremek ;ama gönül dolusu...pervane misali ,döne döne bir ömür müddetince titremek ve bülbül misali hakikat gülüne aşık olmak..Sonra kendinden geçmek ve mekanlar dolusu nağmelerle ,derinden derine, haykırmak.
    Hep tutuklu kalmak, gönül derdinden;ama hakikate bakışlarda özgür olmak..Kendini bilmek ve "Hu" sesiyle kendinden geçmek ...

  5. #5
    TERAKKİPERVER Yüksel DİKGÖZ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Oct 2008
    Konum
    Giresun ama İstanbul doğumluyum
    Yaş
    57
    İletiler
    202
    Çocuk Evliya...


    Adamın birine hanımı balık almasını söylüyor. O da pazara gidip balık alıyor. O sırada bir çocuk yaklaşıp:
    - Amca ver onu ben götüreyim, diyor.
    Veriyor. Beraberce adamın evine doğru yola çıkıyorlar. Yolda ikindi ezanı okunuyor. Çocuk, beraberce namazlarını mescidde kılmalarını teklif ediyor. Adamla beraber ikindi namazlarını kılıyorlar. Beraberce eve geliyorlar. Adam karısına:
    - Bu çocuk, balıkları taşımak istedi, ben de "Peki" dedim. Beraberce geldik, diye durumu anlatıyor. Karısı:
    - Belki çocukcağızın canı istemiştir. Pişireyim de beraberce yeyin, diyor.
    Çocuk, balığı eve bıraktıktan sonra gitmek istediyse de, balığın pişmesini beklemesini ve biraz yemesini söylüyorlar. Çocuk oruçlu olduğunu söylüyor. Bunun üzerine:
    - O halde bekle de iftarı bizde yapalım, diyorlar. Bekliyor, beraberce iftar yapıyorlar. Beraberce yatsı namazını kılmak için yine mescide gidiyorlar. Döndükten sonra, "Bu gece bizde kal" diye teklif edince, çocuk bunu da kabul ediyor. Bir odada onu yatırıyorlar. Diğer odada da kendileri yatıyorlar. Diğer bir odalarında da felçli olan kızları yatmaktadır. Gece yarısı yattıkları odanın kapısı vuruluyor. Adam "Kim o?" diyence, kızı "Baba benim" diye cevap veriyor. Bunun üzerine şaşıran baba:
    - Kızım sen nasıl geldin? diye soruyor. Çünkü felçli kızın oraya kadar gelmesi mümkün değildir. Kız dışardan:
    - Baba kapıyı aç da anlatayım, diyor. Ve şunları anlatıyor:
    - Ben geceleyin, "Yâ Rabbi bu misafirimiz hürmetine bana şifa ver" diye dua ettim. Allah benim hastalığımı alıverdi ve ayağa kalktım. Yürür oldum. Bunun üzerine misafirimize teşekkür etmek için yanına varayım dedim. Fakat baktım ki, gitmiş.
    Kızın babası bu acâib hadiseyi büyük evliyalardan Mâruf Kerhî Hazretleri'ne anlattıktan sonra:
    - Böyle küçük çocuklardan da evliya olur mu? diye soruyor. O mübarek Allah dostu:
    - Evet, evliyanın büyüğü de küçüğü de olur, cevabını veriyor.

    815 yılında Bağdat'ta vefat eden Mâğruf Kerhî Hazretlerinin kabri Dicle kenarındadır. Zamanımızda da hâlâ bir ziyaret mahallidir. Allah şefaatlerinden bizleri mahrum etmesin. (Kaddesallâhü sirrahül aziz)
    Bir insan olursa sağır; sen ona istediğin kadar bağır!..

  6. #6
    AHDE VEFA ibrahim DEMİRCİ kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Fri Feb 2007
    Konum
    kayseri/yahyalı
    İletiler
    2,598
    Blogdaki Konular
    11
    Alıntı Yüksel DİKGÖZ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    Çocuk Evliya...


    Evet, evliyanın büyüğü de küçüğü de olur, cevabını veriyor.

    815 yılında Bağdat'ta vefat eden Mâğruf Kerhî Hazretlerinin kabri Dicle kenarındadır. Zamanımızda da hâlâ bir ziyaret mahallidir. Allah şefaatlerinden bizleri mahrum etmesin. (Kaddesallâhü sirrahül aziz)

    cenab-ı allah şefaatlerinden mahrum etmesin
    EĞRİ CETVELDEN,DOGRU ÇİZGİ ÇIKMAZ

+ Konuyu Yanıtla

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •