2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor

Konu: İhanetin adı: Brütüs!

  1. #1

    İhanetin adı: Brütüs!

    Anadolu Gençlik Dergisi

    Roma İmparatoru Julius Sezar, sırtına hançer saplandığında, hançeri tutan eli merak ediyordu sadece. Secdede iken hançerlenen Hz. Ömerin merak ettiği de başka bir şey değildi; hançeri saplayan kim?
    İhanete uğramanın acısı ne menem şeyse, hançerin acısını dahi unutturuyor. Ölümle cebelleşirken bile, hançeri saplayanı merak etmekten kendini alamıyor.
    Sezar, iğneli koltuğa oturduğu andan itibaren bir hançer bekliyordu zaten. Sırtından hançerlenmek onun için beklenmedik bir şey değildi. Ömer için de hançer, kılıç ya da mızrak darbesi, sürpriz sayılmazdı.
    Su testisi su yolunda kırılırdı. Kahramanları bekleyen ölüm, elbette başka türlü de olamazdı. Sıcak yatağında ecel beklemek, can vermek, karılar gibi ölmek demekti, onlar için. Erkek adam, er meydanında da ölse, evinde de ölse, kahramanca ölmeliydi; bir hançer, bir kılıç, bir mızrak... Veya bir kurşun almalıydı canını...
    Seyfullah lakaplı Halid bin Velid vefat edeceği sırada kılıcını istedi. Kabzasını okşadı ve sonra: "Nice kılıçlar elimde parçalandı. Bu, benim ölümümü gören son kılıcımdır. Beni en çok üzen şey, hayatı hep savaş meydanlarında geçip, yatak yüzü görmemiş olan bu Halidin yatakta ölmesidir. ... Ah Halid, şehit olamayan Halid!... Vücudumda bir karış yer yoktur ki, ya kılıç, ya bir ok ya bir mızrak yarası olmasın. Ömrü İslamı yaymak için savaşlarda at koşturmakla geçen kimsenin sonu böyle yatak üzerinde mi olacaktı?
    Vasiyetimi bildiriyorum, beni ayağa kaldırın, -kılıcına dayanarak- şimdiye kadar kendisini taşıdığım kılıcım beni taşısın, ölümü ayakta karşılayacağım."
    Julius Sezar kafasını döndüğünde, hançeri tutan eli gördü; gözlerine inanamadı ve ihanetin adını koydu; "Sen de mi Brütüs!" İhanete uğrayanlar, Sezardan beri, ihanete uğramanın acısı ile haykırıyor; sen de mi Brütüs!
    Sezar zaten ölümcül darbeyi almıştı, ölüm kaçınılmazdı artık, ancak Brütüsün kendini sırtından vurması ona ölümden beter gelmişti; o an ciğerlerinde biz sızı hissetti, ölümden beter bir sızı; ihanetin sızısı... Sezar, öleceğini biliyordu, kendisini öldürenin hançer darbesi olmadığının da farkındaydı, onu hançer değil, ihanet öldürecekti...
    Ömer daha şanslıydı Sezara göre, çünkü onun sırtına saplanan hançeri tutan el bir gayrimüslime aitti. Bu, teselli olmuştu, ölüm yatağındaki Ömere; zaten nicedir Rabbine kavuşmanın arzusu ile yanıp tutuşmaktaydı yüreği. Şehadet şerbeti içmek tek dileğiydi. Sezarın yüreğine inceden bir sızı otururken, Ömerin yüreğini, meltem rüzgarları gibi ıpılık bir sevinç doldurmuştu.
    İnsanı ve -hatta bütün canlıları- bekleyen mukadder son ölüm olduğuna göre, ölümden korkmanın anlamı da yok, yararı da. Kahramanlar ölümden korkmazlar; üzerine üzerine giderler ölümün; ölümle burun buruna geçen hayatların, ölümün nefesini ense köklerinde hissetmelerinden daha tabii ne olabilir! Hayatları ölümle dansla geçmiştir. Onların korktukları yatakta ölmektir; Halid gibi... Zûl addederler, yakıştıramazlar kendilerine, böyle bir sonu. Hançer, mızrak ya da ok... Kılıç, kurşun ya da bomba... Korkmazlar hiçbir şeyden; onların korktukları ihanete uğramaktır. Çünkü ihanet, ölümden beterdir. Er meydanında dövüşürken ölmek yenilgi değildir, fakat ihanete uğramak açık bir yenilgidir ve de yenilgilerin en ağırıdır; kahramanlar böyle alçakça yenilgiyi hazmedemezler.
    Hançeri tutan el, insanın ne kadar yakın çevresinden olursa, ihanet ve acısı o kadar büyür ve yılan gibi çöreklenir yüreğe. Sokar ha sokar! Büyür ha büyür! Acıyla birlikte büyüyen şaşkınlığıdır insanın, hayretidir. Sezar ihanetin adını koymuştur, o günden beri, ihanete uğrayan, sırtından hançerlenen her yiğit, ihanet ne kadar büyükse, o kadar derinden gelen bir sesle haykırır: Sen de mi Brütüs! Sen de mi Brütüs!
    Brütüsler hep yakın çevresinden çıkmıştır insanın. Hiç ummadığınız kişi, hiç ummadığınız anda karşınıza dikiliyor, o güne kadar yüreğinde maharetle gizlediği hançerini çıkarıp ta kalbinize saplıyor! Bakın çevrenize, hiç ummadığınız kişi... Yani en sevdikleriniz, yani en güvendikleriniz kim... Krallar, despotlar, diktatörler bakın çevrenize, en yakınınıza, en yakınınızda olana... En sevdiğinize, en güvendiğinize... Oğlunuza, kızınıza, eşinize, dostunuza... Sırtınıza hançer saplandığında ilk, o hançeri tutan eli merak edeceksiniz, Sezar gibi... Brütüsünüzle yüzleşeceksiniz...
    İhanet en çok siyaset sahnesinde boy verir; bataklığın sivrisinek üretmesi gibi, Brütüs üretir siyaset. Her faniyi ölümün beklemesi gibi, her Sezarı bir Brütüs beklemektedir. Ya da şöyle mi demeli: Her Sezar mutlaka bir Brütüs büyütüp beslemektedir. Besle kargayı oysun gözünü... Ancak ne var ki, sadece siyaset mi, ihanete gebedir? Kargalar, insanın gözünü oyması için yalnızca siyasette mi beslenip büyütülür? Hiç arkadaş kazığı yemeyen var mıdır? Dostum dediklerinin kazdığı kuyuya düşmeyen var mı? Gün olur, adam karısını aldatır, gün olur kadın kocasını... Aldatmaz dediklerin aldatır, yapmaz dediklerin yapar.
    Evde, işte, yolda, hemen her yerde ihanetle karşılaşır insan. İhanetle karşılaşacağını bilir, adı gibi emindir bundan; ne ki, akşam sabah, gece gündüz, ne zaman, nerede ve ne şekilde ihanetle karşılaşacağını bilmez. Sezar kendine ihanet edeni gördü; görmese daha mı iyi olurdu? Bilemeyiz, belki hançer yarasının acısını duyardı sadece, o ihanet edeni gördü; yüreğinin çok acıdığına hiç şüphe yok, ama yine de bizden şanslıydı o. Çünkü o zamanlar, ihanet yalnızca sırtından hançerlenmekti. Sırtını yanlış kişiye dönmezsen ya da her şeye rağmen hançerden korumasını bilirsen, ihanete uğramazdın. Şimdi öyle mi ya! Zehirlense insan, zehirlendiğini bile anlamıyor, nice sonra ölüp gidiyor da, niye öldüğünü bilmiyor. Tokatlansa, nice zaman sonra şırrak sesi ile uyanıyor. Hançer saplasa neyse, yine asil bir tarafı var bunun, öyle yerden vuruyor ki; ta can evinden... Ve öyle ağır konuşuyor ki; yenilir yutulur değil, o zehir zemberek laf, düşük yaptırır insana.
    İnsan insanın kurdudur lafı boşuna değil. İnsan, insandan her şeyi bekliyor. Adını da koyuyor bunun; çiğ süt emmiş... Bir bilgenin dediği gibi; insana dair hiçbir şey şaşırtmaz beni... Şaşırmıyoruz bütün bunlara. Şaşkınlığımız, en sevdiklerimizin, en yakın bildiklerimizin ihanetinedir. Düşmanımın canı sağolsun, biliyorum nerede durduğunu, biliyorum, fırsatı doğduğunda ne yapacağını. Geliyorum diyor adeta. Ne kötülük var bunda; tedbirini alırsın, sırtını dönmezsin, her şeye rağmen hançeri yersen de, çok çok gafletine yanarsın. Ama o hançeri tutan eli merak etmezsin hiç değilse. Düşmanın sapladığı hançerle Brütüsün sapladığı, aynı şey midir? Düşmanın yaptığı zalimlikse de hainlik değildir. İnsan düşmanını mazur görür belki, ancak Brütüslüğü asla!
    Brütüse yüreğini açmıştır insan. Kâh dost bilmiş, sırlarına ortak etmiştir; kâh arkadaş görmüş, gönül eylemiştir; kâh sevgili demiş, yüreğine sultan etmiştir. Ne cilveler yapmıştır yüreğe girmek için, ne tatlı sözler etmiştir, hatta ne taklalar atmıştır. Ah! Sonra, canını cananını emanet ettiğin, satar üç kuruşa, üç kuruşluk dünyaya, namert! Yer yerinden oynasa, dünya yıkılsa bırakıp gitmez dersin, gider; arkasına bile bakmadan! Kendinden bile şüphe eder, ama onun sevgisinden şüphe etmezsin, hayatta bir başkasını sevemez dersin, sever...
    En zoru sevgilinin ihanetidir. Böyle ihanete uğramaktansa, bin kere ölmek yeğdir. Hepsi bir yana; canını kaybetmek bile, canânı kaybetmek, canını kaybetmekten daha bir zordur.
    Sezar, ihaneti gördü, Sen de mi Brütüs dedi hayretle ve son sözünü söyledi: Öyleyse öl Sezar! Fakat, öyle ihanetler vardır ki, ölüm bile onun acısını dindiremez.
    İnsana güvenen yarı yolda kalır bir gün. Allah ise bakidir; dostluğuyla baki, sevgisiyle baki...
    Her şeye rağmen, dostluğuyla, sevgisiyle ihanet etmeyeceğini bildiğiniz birisi varsa, ne diyeyim; tek taş yakuta sahipmiş gibi kıymetini bilin!
    Bütün Brütüslere not! Birinci kural: İhanet eden, ihanet bulur! İki: Sezar kaybetti, peki Brütüs kazandı mı? Brütüsler muzaffer olamadığı gibi itibarlı da olamazlar! Üç: İhanet, öyle zehirli bir yılandır ki, ihanete uğrayanı da zehirler, ihanet edeni de!
    İkinci not! Bu yazının AKP ile bir alakası yoktur. Onlar ihanet mi ettiler ki; ihanet görsünler? Hem onların, grupta sadakat sözü veren sadık dostları var!

    Selami GÜDENER
    ...Sizi öyle bir pataklayacağız ki hayatınız Gazze şeridi gibi gözlerinizin önünden geçecek...

  2. #2
    Ne çok brütüs var ortalarda...

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •