6 / 3 İlkİlk 123456 SonSon
105 sonuçtan 41 --- 60 arası gösteriliyor

Konu: Menkıbeler.. / hikayeler...

  1. #41
    Kısıtlanmış Üye Çağrı ARSLAN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Feb 2007
    Konum
    islam diyarı
    Yaş
    31
    İletiler
    408

    BÜlbÜlÜn GÜle Muhabbetİ Ne Zaman Basladi

    Hz. İbrahim’in, Nemrud tarafından ateşe atıldığını, ehlî ve vahşî hayvanlar dahi, Allâh Teala'nın ihsan ettiği bir his ile idrak etmiş oldukları için, onlar da ağlamakta, feryad etmektedirler.
    İşte bülbül ağlıyor... ve ortasının gülistan oluşundan bî-haber, etrafı hâlâ kor ve alev halindeki büyük ateşe doğru koşuyor. Cenab-ı Hak Cebrail’e (a.s.) emrediyor:

    - Ey Cebrail koş, Nemrud'un ateşine doğru uçan bülbülü tut, ne istiyor, sor.

    Cibrîl yetişiyor, ateşe varmak üzere olan bülbülü tutuyor ve soruyor:

    - Küçük kuş, burada işin ne? Bülbül ağlayarak cevap veriyor:

    - Allah'ın Halîl'ini(dostunu) ateşe attılar; madem ki ben onu kurtarmaya kadir değilim, bari ben de onunla beraber yanayım, diyorum.

    Cebrail aleyhisselam bülbüle:

    - Gel, diyor ve İlahî tecelliyi ona gösteriyor... Bülbül şimdi ne yapsın?.. Feryadı dinmiştir. Sevincinden mesttir. Dili tutulmuştur. Kıyamete kadar böyle kalabilir. Cenab-ı Hak Cibrîl'e yine emir veriyor:

    - Bülbüle söyle: Benden ne dilerse, şimdi dilesin.

    - İste bülbül, Rabbinden, ne isteyeceksen iste!..

    Bülbül dile geliyor:

    - Ben, diyor, kendimi bildim bileli, Rabbimin zikri ile meşgulüm. İşittim ki, Rabbimin bin bir güzel ismi varmış; ama ben, sadece yüz birini biliyorum. Diğer dokuz yüzünü de öğrenmek isterim.

    Bülbülün dileği, derhal kabul edilmiş, bilmediği Esmâ-i Hüsnâ'yı da hemen öğrenivermiştir... Ve şimdi bülbülün vazifesi var: Cibrîl bülbülü alıyor; nârın, nûr olduğu yere, Hazret-i İbrâhim'in bulunduğu gülistana koyuyor ve ona ırmağın kenarındaki gül ağacını göstererek;

    - Bülbül, diyor, senin yerin burası.

    Bülbül, güle konmuştur. Ötüyor... ötüyor... ötüyor...
    ***
    İşte bülbülün güle muhabbeti böyle başlar.

    Şimdi o, her seher vakti konacak bir gül dalı bulur, öter, öter, öter... Baygın düşünceye kadar...

    Bülbülün seher vaktindeki bu hali, gafiller uyurken, uyanık aşıklarla beraber, binbir Esmâ-i Hüsnâ'yı zikredişidir.

    Eğer siz; seher vakti, bülbül ile beraber uyanmış da secdede iseniz, onun sizi zikirde geçmeğe çalıştığını duyarsınız.

    Yok, eğer o sizden daha evvel uyanmış, pencerenizin önündeki güle konmuş ötüyor da; siz onun nağmeleriyle uyandı iseniz, biliniz ki o, sizin kalbinizdeki gaflet külünü eşelemekte, oraya kendisinin küçücük kalbindeki büyük aşk ateşinden bir kıvılcım sıçratarak, ruhunuzu tutuşturmak istemektedir.
    -ALINTI-

  2. #42

    YeŞİl Elbİse....




    Yolda karşılaştığımızda ezan okunuyordu.
    -Gel seni camiye götüreyim, dedim. Bugün Cuma biliyorsun.
    -Sen de benim camiye gitmediğimi biliyorsun, dedi
    -Biliyorum ama, sebebini gerçekten merak ediyorum.
    -Ne bileyim olmuyor işte, dedi. Hem pantolonumun ütüsü bozulup, dizleri çıkar diye endişe ediyorum. Gayri ihtiyari gülmeye başladım.

    -Herhalde şaka yapıyorsun, dedim. Bunun için cami terk edilir mi?

    -Ciddi söylüyorum, dedi. Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin. Gerçekten öyleydi. Giydiği birbirinden güzel elbiseleri mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.

    -Peki, dedim.Hayatında hiç camiye gitmedin mi?
    -Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim, dedi. Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum. Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmişti. Daha sonra el sıkışıp ayrıldık. Onunla konuşmamızdan 2 ay sonra, kendisinin camide olduğunu söylediler. Hemen gittim. Bahçedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve üzerinde yine yeşiller vardı. Yavaşça yanına yaklaştım ve kısık bir sesle:

    -Hani, dedim. Camiye gelmeyecektin? Hiç sesini çıkarmadı. Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu.


    Yaşanmış hikayeler....
    Kelimelerin gücünü anlamadan , insanların gücünü anlayamazsınız...

  3. #43
    Trafik Cezası (gerçek hikaye)
    Deniz yavaşlamadan önceTakometreye baktı: Hız limitinin
    90km olduğu yerde 110km ile gidiyordu ve son dört ay
    içerisinde dördüncü defa polis tarafından durduruluyordu. Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi? Deniz arabasını sağa çekti."İnşallah şu anda
    yanımızdan daha hızlı bir araba geçer" diye düşünüyordu. Polis elinde kalın bir not defteri ile arabadan indi. Ali? Bu Polis camiden tanıdığı Ali değil mi? Deniz iyice
    arabasının koltuğuna sindi. Bu durum bir cezadan daha kötüydü. camiden tanıdığı bir Polis, hemde hızlı gidip,
    trafik kurallarını ihlal ettiği için.iyi günler Ali Birbirimizi yeniden böyle görmemiz çok ilginç"
    "iyigünler Deniz" Ali gülümsemiyordu.
    "Beni; Eşimi ve çocuklarımı görmen için eve giderken yakaladın"
    "Evet öyle"
    Ali umursamaz görünüyordu.
    "Son günler eve hep çok geç geldim. Çocuklarım beni uzun süredir hiç görmedi. Ayrıca zeliha bana bu akşam mantı içli köfte ve biftek yiyeceğimizi söyledi. Ne demek istediğimi anlıyormusun?"
    "Evet ne demek istediğini anlıyorum.Ayrıca trafik kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum."
    diye cevapladı Ali.
    "Eyvah! Bu taktik fazla işe yaramayacak gibi. Taktik değiştirmek gerekli"diye düşündü Deniz
    "Beni kaç ile giderken yakaladın?"
    "110. Lütfen arabana girer misin?" dedi ALİ.
    "Ah Ali, bekle bir dakika lütfen. Seni gördüğüm anda,Takometreye baktım.Sadece 85 km ile gidiyordum."
    "Lütfen Deniz, arabana gir" diye üsteledi Ali,Deniz, canı sıkkın bir şekilde arabasına girdi, kapıyı çarparak kapattı.Ali, not defterine bir şeyler yazıyordu.
    "Ali niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatımı istemiyor ki" diye düşündü Deniz, Ne olursa olsun, bundan sonra camide de bu adamın yanına oturmaktansa, birkaç gün Deniz camiye gitmeyecekti.
    Ali kapıyı tıklatıyordu. Deniz arabasının penceresini 5 cm kadar açtı. Ali Deniz'e bir kağıt verdi ve gitti."Ceza değil bu" diye kendi kendine söylendi Deniz. Bir anda sevinmişti. Bu bir yazıydı ve kağıtta şunlar yazıyordu:
    "Sevgili Deniz, benim bir kızım vardı. Altı yaşındayken çok
    hızlı araba kullanan biri tarafından öldürüldü. Bu
    kazadan dolayı, adam cezalandırıldı. 3 yıl hapishane cezasıydı bu. Bu adam hapishaneden çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp, onları tekrar koklayabildi. ama ben öpebilmek için, cennete gidinceye
    kadar beklemem gerekiyor. Bin defa adamı affetmeye çalıştım Bin kerede başardığımı zannettim. Belki başarmışımdır,ama hala kızımı düşünüyorum.Lütfen benim için dua et ve dikkat et Deniz, tek bir oğlum kaldı..
    "Deniz 15 dakika kadar bir süre yerinden kıpırdayamadı.Daha sonra kendine gelip, yavaş yavaş evine gitti.Evine varınca, çocuklarına ve eşine sıkıca sarıldı.Hayat çok değerli, sürekli dikkat et.Dikkatli araba kullan ve başkalarının hakkına saygı göster. Hiçbir zaman unutma,istediğin kadar araba satın
    alabilirsin, AMA İNSAN HAYATINI ASLA................
    Kelimelerin gücünü anlamadan , insanların gücünü anlayamazsınız...

  4. #44
    Bİr Şeye İnanmak Ve Ona Odaklanmak O İŞİn Yarisini BaŞarmak Demektİr DİĞer Yarisi İse Çaba ÇaliŞmak Olsa Gerek
    LA YEZAL....

  5. #45
    Kısıtlanmış Üye Çağrı ARSLAN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Feb 2007
    Konum
    islam diyarı
    Yaş
    31
    İletiler
    408
    gercekten oyle ınancla baslayınca her ısın sonu gelıyor Allah'ın ıznıyle

  6. #46
    Kısıtlanmış Üye Çağrı ARSLAN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Feb 2007
    Konum
    islam diyarı
    Yaş
    31
    İletiler
    408

    Allah Korkusu

    Bir adam kendi ailesiyle birlikte gemiye binerek deniz yolculuğuna çıktı. Gemi, denizin ortalarında parçalandı; o adamın hanımı dışında gemide bulunan bütün insanlar gark oldular. Kadın geminin (kopmuş olan) bir tahtasının üzerinde oturdu, denizin dalgaları o tahta parçasını sürükleyerek bir adanın kıyısına ulaştırdı. Kadın denizin kenarında tahtadan inerek adanın iç kısımlarına doğru hareket etti. Tesadüfen o adada yol kesici, namuslara dokunan ve hiçbir günahtan çekinmeyen sapık bir genç vardı. Bu genç karşısında birden bire dikilip duran bir kadın görünce şaşkınlıkla başını kaldırıp kadına bakarak, Sen cin misin, insan mısın, diye sordu.

    Kadın, Ben insanım, cin değilim, dedi.

    Sapık ve hayasız adam, artık hiçbir şey söylemeden kafasından kötü düşünceler geçirmeye başladı. Teşebbüs etmek istediğinde, kadını çok perişan ve titrer bir halde gördü.

    Bunun üzerine, Neden bu kadar perişan ve titriyorsun, diye sordu.

    Kadın eliyle göğe doğru işaret ederek, O,ndan (Allah,tan) korkuyorum. dedi.

    Genç adam:Şimdiye kadar böyle bir iş yapmış mısın, diye sordu.

    Kadın:Allah,a and olsun ki, hayır, dedi.

    Kadının korku ve ıstırabı, pervasız genci iyice etkiledi. Bundan dolayı şöyle dedi:

    Sen şimdiye kadar böyle bir iş yapmadığın ve seni mecbur ettiğim halde Allah'tan bu kadar korkuyorsun, o zaman ben niçin (bu kadar günahlarla birlikte) Allah,tan korkamayayım, Allah,a and olsun ki, ben Allah,tan bu şekilde korkmaya senden daha layığım.

    Yol kesici adam, bu sözü dedikten sonra hiçbir kötü şey gerçekleştirmeden kalkıp tövbe etti ve evine doğru yola koyuldu. Pişman ve ıstıraplı bir halde yol giderken Hıristiyan bir rahiple karşılaştı, birbiriyle yol arkadaşı olarak bir miktar yolu birlikte gittiler. Hava çok sıcak ve yakıcı idi, güneşin ışınları şiddetle o ikisinin başına vuruyordu. Rahip (durumun böyle olduğunu görünce) şöyle dedi:Ey genç Dua ederek Allah,tan iste ki, güneşin bu yakıcı sıcağından kurtulmamız için başımızın üzerine buluttan bir gölgelik göndermesini.

    Genç utanıp sıkıldığı bir halde, Ben Allah katında öyle iyi bir amele sahip değilimki cüret edip de O,ndan bir şey isteyeyim.

    Rahip şöyle dedi:Öyleyse ben dua edeyim, sen ise amin de.

    Genç adam onun bu önerisini kabul ederek rahip dua etti, o da amin dedi. Çok geçmeksizin bir parça bulut, onların başının üzerine gelerek onlara gölge saldı. Her ikisi, bulutun gölgesinde yol gidiyorlardı; nihayet bir kavşağa yetişerek birbirlerinden ayrılmak zorunda kaldılar. Rahip (abit) bir yola, genç de diğer bir yola geçti. Rahip, bulutun gencin başının üzerinde onunla hareket ettiğini görünce gence hitaben şöyle dedi:Şimdi, (Allah katında) senin benden daha değerli olduğun malum oldu, demek ki, benim duam senin amin demenle kabul olmuştu. Şimdi söyle bakalım, nasıl bir iş yaptın ki senin o işin Allah katında benim kaç yılık ibadetimden daha değerli ve üstün oldu,

    Genç adam, o kadınla olan hikayeyi detayıyla rahibe anlattı. Rahip durumun neden ibaret olduğunu öğrendikten sonra şöyle dedi:

    Allah Teala, senin geçmiş günahlarını, o korkudan dolayı affetmiştir, geleceğine dikkat et, tekrar kendini günaha bulaştırma.
    -ALINTI-

  7. #47
    Kısıtlanmış Üye
    Giriş
    Tue Mar 2007
    Konum
    istanbul
    Yaş
    39
    İletiler
    469
    Yeni evli bir çift vardı.
    Evliliklerinin daha ilk aylarında,
    bu işin hiç de hayal ettikleri gibi
    olmadığını anlayıvermişlerdi.

    Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi.
    Son zamanlarda o kadar sık olmasa da,
    evlenmeden önce sık sık birbirlerini
    çok sevdiklerine dair ne kadar da
    dil dökmüşlerdi.

    Ama şimdilerde, küçük bir söz,
    ufak bir hadise aralarında orta çaplı
    bir kavganın çıkasına yetiyordu.

    Bir akşam oturup ilişkilerini
    gözden geçirmeye karar verdiler.
    Her ikisi de, boşanmayı
    istememekle beraber, işlerin böyle
    gitmeyeceğinin farkındaydılar.

    Erkek, "Aklıma bir fikir geldi" dedi.
    "Bahçeye bir ağaç dikelim ve eğer
    bu ağaç üç ay içinde kurursa boşanalım.
    Kurumaz da büyürse bunu bir daha
    aklımızdan geçirmeyelim.
    Bu süre içinde de
    ayrı ayrı odalarda kalalım."

    Bu ilginç fikir
    hanımının da hoşuna gitti.
    Ertesi gün gidip
    bir meyve fidanı aldılar ve
    birlikte bahçeye diktiler.
    Aradan bir ay geçti.
    Bir gece bahçede karşılatılar.
    Her ikisinin de elinde
    içi su dolu birer bidon vardı.



    Yazarı Bilinmiyor

    [SIGPIC][/SIGPIC]Korkaklıkda Ar , İlerlemekde Şeref var...

  8. #48
    Kısıtlanmış Üye
    Giriş
    Tue Mar 2007
    Konum
    istanbul
    Yaş
    39
    İletiler
    469
    Sultan Murad Han o gün bir hoş"tur. Telaşeli görünür.
    Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer.
    Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil.
    Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:
    - Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?
    -- Akşam garip bir rüya gördüm.
    - Hayırdır inşallah?..
    -- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.
    - Nasıl yani?
    -- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.
    Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki,
    padişah hâlâ gördügü rüyanın tesirindedir ve
    gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a
    çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır.
    Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir
    dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan
    bir ceset gözlerine batar, sorarlar;
    -- Kimdir bu?
    Ahali: - Aman hocam hiç bulaşma, derler.
    Ayyaşın meyhusun biri işte!..
    -- Nerden biliyorsunuz?
    - Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık
    komşumuz... Bir başkası tafsilata girer;
    - Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır.
    Azaplar çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar...
    Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem
    şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli
    kadın varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir.
    - isterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir
    cemaatte gören olmuş mu?.. Hasılı, mahalleli döner ardını
    gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar kalırlar mı ortada!..
    Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu :
    -- Nereye?
    - Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
    -- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem...
    Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır.
    Defini tamamlamak gerek.
    - İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.
    -- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
    - Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
    -- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.
    - Aman efendim, nasıl kaldırırız?
    -- Basbayağı kaldırırız işte.
    - Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması,
    paklanması var. Tekfini, telkini...
    -- Merak etme ben beceririm.
    Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.
    - Şurada bir mahalle mescidi var ama...
    -- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
    - Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den,
    en azından Fatih Camii'nden...
    -- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur.
    Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin.
    Hadi yüklenelim... Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola
    koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur
    ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş;
    ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında.
    Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur
    dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama,
    vezirin de keza... Mechul nalıncıyı kefenler, tabutlar,
    musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli
    vardır daha... Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
    - Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...
    -- Nasıl yani?..
    - Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik
    cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..
    -- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi
    dolanıp geleyim. Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padişah
    garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim
    sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur.
    Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi
    metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.
    - Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun.
    Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar...
    Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki.
    Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından...
    - Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir...
    Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar
    nalın yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin;
    elindekini avucundakini verir
    satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!..
    -- Niye?
    - Ümmeti Muhammed içmesin diye...
    -- Hayret...
    - Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi.
    Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi.
    Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben
    menkîbeler anlatırdım onlara... Mızraklı ilmihal.
    Hucceti islam okurdum...
    -- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...
    - Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep
    uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında
    durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe'yi görmeli...
    -- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?
    - işte bu yüzden Nişancı'ya, Sofular'a uzanırdı ya...
    Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle
    böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek.
    inan cenazen kalacak ortada...
    -- Doğru, öyle ya?..
    - Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını
    kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla
    bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
    -- Peki o ne dedi?
    - Önce uzun uzun güldü, sonra;
    - Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?
    [SIGPIC][/SIGPIC]Korkaklıkda Ar , İlerlemekde Şeref var...

  9. #49
    ..:: Ukde ::.. Mustafa AYDIN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Oct 2006
    Konum
    Melekler şehri..
    İletiler
    2,471
    Blogdaki Konular
    2

    İşin bitince beni sever misin anne...?

    Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı:

    "Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?"

    "Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum."

    Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası

    arabayı seviyordu. Herşey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu

    olduğunda.

    Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere

    gitsindi?

    Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere kaşık sesleri geliyordu.

    Koşarak yanına gitti.

    "Sana yardım edeyim mi?" dedi en sevimli halini takınarak.

    Annesi manalı manalı baktı.

    "Hayırdır. Bir yaramazlık filan. Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten."

    Yorgunluk nasıl bir şeydi. Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında

    anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır :

    "Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni" diyerek

    alnına bir öpücük konduruverirdi.

    Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, ne diye annesi kendisiyle

    böyle kızgın kızgın konuşuyordu.


    "Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem

    öyle söylüyor."

    "Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum."

    Bu kelimeden nefret ediyordu. Yorgunum. Yorgun olduğumdan. Böyle

    yorgun yorgunken...


    "Anneciğim sen yorulma diye..."

    "Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene

    kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz."


    "Hani siz yoruluyorsunuz ya..."

    "Eeee...."

    "Ben de oynamaktan yoruluyorum."

    "Ne yapayım?"

    "Bilmem..."

    Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç

    bilmiyorlardı.

    Işıklar söndü birden.

    Annesi öfkeyle söylenmeye başladı.

    "Mum da yok" diye diye karıştırdı dolapları el yordamı.

    Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının

    ışığında deli tavşan masalını anlatışını. Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi

    gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki elini birleştirip işaret parmaklarını

    yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı.


    "bak deli tavşan" diyerek parmaklarını oynattı.


    Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan

    alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun

    düştü. Duvardaki görüntü o minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu

    yavaşça kanepeden aşağı sarktı.


    Neden sonra ışıklar geldi. Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti

    birden.

    Kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya

    dalmıştı.

    Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık

    doldurdu içini.

    Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.

    Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına

    "İşin bitince beni sever misin anne?" dedi.

    Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.


    Alıntı...
    Aşk şehidi..

  10. #50

    Hepİmİzİn EksİklİĞİ

    İYİ Kİ GELDİN!

    Adam kapıyı açtığında, polislerle karşılaştı.
    Heyecanla:
    — Bir şey mi istediniz? diye sordu. Bir olay mı var?
    İçlerinden komiser olanı:
    — Geçen yıl evinizi soyan hırsızı yakaladık, diye cevap verdi.İfâdesinden, bu eve de girdiğini anladık.
    Adam, polislerin arasında sıkışıp kalan 18-20 yaşlarında ki genci bir müddet süzdükten sonra:
    —Buyurun, içeri girin, diye kenara çekildi. Herhalde bazı şeyler soracaksınız.
    Hep birlikte oturma odasına geçtiler. Adam önce polislerin, sonra da hırsızın elini sıkarak:
    —Geldiğinize sevindim, dedi. Bu gençle tanışmayı da çok arzu ediyordum. Polislerden biri:
    —Herhalde yanlış anladınız, diye lâfa karıştı. Bu delikanlı polis falan değil, evinize giren hırsızdır.
    Adam:
    —Daha o kadar yaşlanmadım memur bey, diye çıkıştı.Hırsız olduğunu biliyorum ama, açık söylemek gerekirse şikayetçi de değilim.
    Konuşanlar hırsızı da şaşırtmış görünüyordu. Adam, misafirlerine şeker ikram ettikten sonra tane tane konuşmaya devam etti:
    — Evim soyulmadan önce geç vakitlere kadar oturur, hâliyle sabah namazlarına kalkamazdım. Ve çok istediğim halde günde bir sayfa bile Kur'an okumaya vakit bulamazdım, namazlar da, Allah kabul etsin hep yarım yamalak olurdu. Ama delikanlı, bilmeden de olsa beni bu gafletten kurtartardı.
    Polislerden biri dayanamayıp atıldı:
    — Ne yaptı ki bey amca?
    Adam, biraz önce ikram ettiği sekerleri kutusuyla birlikte hırsızın önüne koyarken:
    — Daha ne yapsın ki evlât, diye gülümsedi. Evime girdiğinde, televizyonumu çalmıştı.
    Oyun bitince şah da, piyon da aynı kutuya konur....

  11. #51
    Kısıtlanmış Üye Çağrı ARSLAN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Feb 2007
    Konum
    islam diyarı
    Yaş
    31
    İletiler
    408
    Allah razı olsun guzel paylasımlarınız ıcın

  12. #52
    Kısıtlanmış Üye Çağrı ARSLAN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Feb 2007
    Konum
    islam diyarı
    Yaş
    31
    İletiler
    408
    İYİLİK VE VEFA
    Bir kurdu avcılar fena halde sıkıştırmıştır.
    Kurt ormanda oraya buraya kaçmakta, ancak peşindeki
    avcıları bir türlü ekememektedir.
    Canını kurtarmak için deli gibi koşarken bir
    köylüye rastlar.
    Köylü elinde yabasıyla tarlasına girmektedir.
    Kurt, adamın önüne çöker ve yalvarmaya başlar.
    "Ey insan ne olur yardım et bana, peşimdeki
    avcılardan kaçacak nefesim kalmadı, eğer sen yardım etmezsen biraz
    sonra yakalayıp öldürecekler.

    "Köylü bir an düşündükten sonra yanındaki boş
    çuvalı açar, kurda içine girmesini söyler.

    Çuvalın ağzını bağlar, sırtına vurur ve yürümeye
    devam eder.

    Birkaç dakika sonra da avcılara rastlar.

    Avcılar köylüye bu civarda bir kurt görüp
    görmediğini sorarlar, köylü "görmedim" der ve avcılar uzaklaşır.
    Avcıların iyice uzaklaştığından emin olduktan sonra
    köylü sırtındaki torbayı indirir, ağzını açar, kurdu dışarı salar.
    "Çok teşekkür ederim" der kurt, "Bana büyük bir
    iyilik yaptın"
    "Önemli değil" der köylü ve tarlasına gitmek üzere
    yürümeye baslar.
    "Bir dakika" diye seslenir kurt: Çok uzun zamandır
    bu avcılardan kaçıyorum, çok bitkin düştüm, açım, kuvvetimi toplamam
    için bir şeyler yemem lazım ve burada senden başka yiyecek bir şey
    yok."
    Köylü şaşırır:
    "Olur mu, ben senin hayatını kurtardım."
    "Yapılan iyiliklerden, verilen hizmetlerden daha
    çabuk unutulan bir şey yoktur" der kurt.
    "Ben de kendi çıkarım için senin iyiliğini unutmak
    ve seni yemek zorundayım.
    " Bir süre tartıştıktan sonra, ormanda karşılarına
    çıkacak olan
    >>ilk üç kişiye bu konuyu sormaya ve ona göre davranmaya karar
    verirler.
    Karşılarına önce yaşlı bir kısrak çıkar.
    " Ne vefası " der kısrak,
    "Ben sahibime yıllarca hizmet ettim, arabasını
    çektim, taylar doğurdum, gezdirdim.
    Ve yaşlanıp bir işe yaramadığımda beni böylece
    kapıya koydu...
    " Bir sıfır öne geçen kurt sevinirken bir köpeğe
    rastlarlar.
    "Ben hizmetin değerini bilen bir efendi görmedim"
    der köpek, "Yıllardır sadakatle hizmet ederim sahibime koyunlarını
    korurum, yabancılara saldırırım, ama o beni her gün tekmeler,
    sopayla vurur..."
    Kurt köylüye döner,
    "İşte gördün" der. Köylü de son bir çabayla
    "Ama üç diye konuşmuştuk, birine daha soralım,
    sonra beni ye" diye cevap verir.
    Bu kez karşılarına bir tilki çıkar.
    Başlarından geçenleri, tartışmalarını anlatırlar.
    Tilki hep nefret ettiği kurda bir oyun oynayacağı
    için keyiflenir.
    "Her şeyi anladım da" der tilki
    "Bu küçücük torbaya sen nasıl sığdın?
    " Kurt bir şeyler söyler, tilki inanmamış gibi
    yapar:
    "Gözümle görmeden inanmam...
    " İşin sonuna geldiğini düşünen kurt torbaya girer
    girmez, tilki köylüye işaret eder ve köylü torbanın ağzını sıkıca
    bağlar.
    Köylü eline bir taş alır ve
    "Beni yemeye kalktın ha nankör yaratık" diyerek
    torbanın içindeki kurdu bir süre pataklar.
    Sonra tilkiye döner
    "Sana minnettarım beni bu kurttan kurtardın" der.
    Tilki de "Benim için bir zevkti" diye cevap verir.
    O an köylünün gözü tilkinin parlak kürküne takılır,
    bu kürkü satarsa alacağı parayı düşünür ve hiç beklemeden elindeki
    taşı kafasına vurup tilkiyi öldürür.

    Sonra da torbanın içindeki kurdu ayağıyla dürter:
    "Haklıymışsın kurt, yapılan iyilikten daha çabuk
    unutulan bir şey yokmuş..."


    alıntı

  13. #53
    Kısıtlanmış Üye Çağrı ARSLAN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Feb 2007
    Konum
    islam diyarı
    Yaş
    31
    İletiler
    408
    ŞEYTANDAN MEKTUP


    Seni dün günlük islerini yaparken gördüm. Namaz kilmadan, dua etmeden bir günü daha gecirdin. Hatta yemek yerken ve yatarken bile dua etmek icin vakit ayirmadin. Cok nankörsün! Seninle gurur duyuyorum. Benimle oldugun icin cok mutlu oldugumu söyleyemem.
    Hatirliyormusun?
    Senelerdir beraberiz ama seni hala sevmiyorum. Dogruyu söylemek gerekirse: Senden Allah`tan nefret ettigim icin nefret ediyorum.
    Allah beni cennetten attigi icin bende seni kullaniyorum. Seni de Allahìn bana yaptiklarini ödetene kadar kullanacagim, ondan sonra sende defolup gidebilirsin.
    Biliyormusun Aptal! Allah seni seviyor, ama sen hayatin boyunca benim yanimdaydin. Bunun icinde seni ödüllendirecegim. Hayatinin berbat olmasini saglayacagim. Biz ikimiz beraber kaldikca bu Allahi cok üzecek. Zaman senin hayatini kimin yönlendirdigini O`na gösterecek.
    Ve bu senin sayende olacak.
    Gecirdigimiz güzel günleri hatirla, insanlari nasil hor görüyorduk, onlara küfür ediyorduk, cilgin partilere gidiyorduk, hirsizlik yapiyorduk, nasil iki yüzlü davraniyorduk, cami`ye gitmiyorduk, dedikodu yapiyorduk.....
    Bunlarin hepsini kaybetmek istemezsin degil mi? Hadi gel aptal! Sonsuza dek beraber yanalim. Senin icin cok seyler düsünüyorum.
    'Bu mektubu sana ne kadar deger verdigimi söylemek ve hayatinin büyük bir parcasini kullanmama izin verdigine tesekkür etmek icin yaziyorum.
    Aptal, bazen sana cok gülüyorum. Öyle salakliklar yapiyorsunki, benim bile migdemi bulandiriyorsun. Sen böyle devam et. Yeni nesile yalanciligi, aldatmayi, kumari ve cami yerine diskolara gitmeyi ögret.
    Sen bunlari onlarin yaninda yap ki onlarda seni örnek alsinlar. Bir zaman sonra onlarda aynisini yapacaklardir. Cocuklar böyle iste.
    Neyse, simdi gitmeliyim ama birkac saniye sonra tekrar seni görmeye gelecegim. Azicik aklin olsaydi tövbe etmek icin biryerlere giderdin ve yasayacak oldugun bir kac seneyi de Allah `la beraber gecirirdin.
    Bir kimseyi uyarmak karakterimde yoktur aslinda, ama seni taniyorum. Sen zaten benim yanimdan ayrilmazsin. Senin yasinda olan bir insanin hala günah islemeye devam etmesi sacmalik olsada. Sakin beni yanlis anlama, senden hala nefret ediyoru, ve bu böyle devam edecek. Beni gercekten seviyorsan tabiki bu yaziyi kimseyle paylasmazdin. Ölüm bizi bulusturana kadar...

    alıntı

  14. #54
    KON-BEY Hasan Hüseyin ER kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Jan 2007
    Konum
    KONYA/BEYŞEHİR
    İletiler
    332
    Blogdaki Konular
    5
    Hz. ÖMER'E NEDEN FARUK DENDİ :
    Bir yahudi ile bir münafık bir meselede anlaşamadılar. Yahudi meseleyi halletmek için Resûlüllah'a gidelim diyor münafık ise yahudilerin başı Ka'b b. Eşref'e gidelim , diyordu.
    Peygamber Efendimizin huzuruna gelip meselelerini anlattılar. Peygamberimiz yahudiye hak verdi. Huzur-u Saadetten çıktıktan sonra münafık bu sefer:
    -Ben Muhammed'in hükmüne itimat etmiyorum. Bir de Ömer'in yanına gidelim, dedi.
    Yahudi de bunu kabul edip Hazreti Ömer'in yanına vardılar. Yahudi meseleyi anlatıp, Muhammed (s.a.v.) 'in yanına gittiklerini fakat öbürünün onun hükmünü kabul etmediğini söyleyince Hazreti Ömer münafığa:
    -Arkadaşın doğrumu söylüyor? diye sordu.
    O da doğru söylediğini ve evvela Resûlüllah'ın huzuruna çıktıklarını söyleyince Hazreti Ömer:
    -Tamam siz bir dakika bekleyin, ben şimdi gelir hükmümü bildiririm deyip içeri girdi.
    Biraz sonra içeriden kılıçla çıktı ve kapıda bekleyen münafığın kellesini bir vuruşta yere yuvarladı:
    -Allah ve Resûlünün hükmüne razı olmayana ben böyle hüküm veririm, buyurdu.
    O anda Cebrail Aleyhisselam gelip durumu haber verdi ve Hz. Ömer'in (r.a.) hakkı bâtıldan ayırdığını bildirdi. Hazreti Ömer (r.a.) Meclis-i Saadete gelmeden Peygamber Efendimiz ona "Faruk" adını verdiğini bildirdi.
    HAK GELDİ BATIL ZAİL OLDU

  15. #55
    ..:: Ukde ::.. Mustafa AYDIN kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu Oct 2006
    Konum
    Melekler şehri..
    İletiler
    2,471
    Blogdaki Konular
    2

    Fedakârlık...

    Bebeğimi görebilir miyim?" dedi yeni anne...

    Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu...

    Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı.

    Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu...

    Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığı idi;

    Ağlayarak: "Büyük bir çocuk bana ucube dedi..."

    Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi; eğer insanların arasına karışmıl olsaydı.

    Annesi, her zaman ona "Genç insanların arasına karışmalısın" diyordu, ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu...

    Delikanlının babası, aile doktoruyla oğlunun sorunu ile ilgili görüştü;

    - "Hiçbir şey yapılamaz mı?" diye sordu.

    Doktor : - "Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir" dedi.

    Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti bir gün babası :

    - "Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır..." dedi.

    Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu. Yıllar geçti, bir gün babasına gidip sordu:

    - "Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım..."

    Bir şey yapabileceğini sanmıyorum" dedi babası, "Fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil..."

    Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi...

    Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesı başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavasça annesinin başına elini uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu...

    - "Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu" diye fısıldadı babası...

    - "..ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?"




    Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir! Gerçek mutluluk, gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir...

    Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir!"

    Alıntıdır...
    Aşk şehidi..

  16. #56
    KON-BEY Hasan Hüseyin ER kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Jan 2007
    Konum
    KONYA/BEYŞEHİR
    İletiler
    332
    Blogdaki Konular
    5
    ALEMLERİN EFENDİSİNİN ÖZLEDİĞİ İNSAN(Bunca ayrılık yetmedi mi, ya Bilal”)

    “Bunca ayrılık yetmedi mi, ya Bilal”
    Peygamberimizin vefatından sonra ayrılık acısına tahammül edemeyerek, bir daha ezan okuyamadı. Resulullah’a olan muhabbetiyle her gün yanıp tutuşuyor, gözyaşı döküyordu. Sonra da Medine’de kalmaya tahammül edemediği için, zamanın halifesi olan Hz. Ebû Bekir’den izin alıp Şam’a gitmeye karar verdi. Böylece Şam’a gidip yerleşti. Hz. Ömer’in hilafetine kadar da orda kaldı

    Bir gece rüyasında Resulullah Efendimizi gördü. Sevgili peygamberimiz kendisine sitem ettiler: “Bunca ayrılık yetmedi mi, ya Bilal! Hâla beni ziyaret etmeyecek misin?” Hz. Bilal’ın zavallı yüreği duracak hale geldi. Heyecan ve ter içinde uyandı. Hemen hazırlığa başladı. Şafak sökerken ince, uzun ve garip deveciyle; mübarek Medine yollarına düştü. Biricik efendisine yaklaştıkça havayı kokluyor, taşları toprakları okşuyor ve göz yaşı döküyordu. Issız çölleri yara yara Medine’ye ulaştı.

    Ona rastlayanlar selam veriyorlardı. Sonra da yanındakilere diyorlardı ki: “İşte Bilal, Bilal-ı Habeşî! İşte Hazreti Peygamberin müezzini! Bu dünyaya onun gibi ezan okuyan gelmemiştir.” Fakat o hiçbirini duymuyor, görmüyordu. Sanki çok kuvvetli bir mıknatıs onu kendisine çekiyordu. Peygamber Efendimizin mübarek kabrine doğru ilerledi. Yüce makama erişirken Kur’an-ı Kerim okudu, en sonunda sevgilisinin kabrinin yanına varınca bayılarak yıkıldı.

    Ayıldığı zaman, başucunda sevgilisinin sevgili torunları Hasan ve Hüseyin hazretleri saçlarını okşuyordu. Sanki dünyalar onun oldu. Sarıldılar, kucaklaştılar, ağlaştılar. Hz. Bilal “Yavrularım! Ne kadar da dedeniz Hz. Resulullah gibi kokuyorsunuz.” dedi.

    Hz. Hasan sordu: “Dedemiz seni de çok severdi. Acaba O’nun hatırı için bir şey istesek yapar mısın?” Hz. Bilal çok şaşırdı; “Bu ne biçim söz? Bu köleniz ne emrederseniz yerine getirir.” Hz. Hasan “ Senden bir defa daha ezan dinlemek istiyoruz. Ricamız sadece buydu.” dedi.

    Ertesi sabah Bilal-i Habeşî, son ezanını Mescid-i Nebevî’de okudu. Yanık ve hasret dolu sesiyle: “Allahu Ekber! Allahu Ekber!” dediği zaman, bütün Medine halkı ayağa kalktı. “Eşhedü enlâ ilahe illallah! Eşhedü enne Muhammeden Resulullah!” deyince kadın-erkek, genç-ihtiyar, çoluk-çocuk, hatta yatağındaki hastalar bile sokaklara döküldüler, Mescid-i Nebevî’ye koştular. Halk o kadar coştu ki Peygamber Efendimiz yaşıyor sandılar. Vefatında olduğu gibi gözyaşları sel oldu. O günden beri dünyada bir daha böyle bir ezan okunmadı. Bilal-i Habeşi hazretleri de bundan sonra ezan okuyamadı.

    641 senesinde Şam’da vefat eyledi. Rabbim şefaatine layık eylesin! Amin.
    HAK GELDİ BATIL ZAİL OLDU

  17. #57
    KON-BEY Hasan Hüseyin ER kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Jan 2007
    Konum
    KONYA/BEYŞEHİR
    İletiler
    332
    Blogdaki Konular
    5
    Ebû Bekir Verrâk’ın küçük oğlu Kur’ân okumağa hocaya giderdi. Bir gün benzi sararmış olarak ve titreyerek erkenden hocasından geldi. Babası:

    – Ey oğul sana ne oldu? dedi.

    – Ey baba! Bu gün üstâdım bana Kur’ân âyetinden bir ders verdi. Onun mânâsını işittim, korkumdan bu hale geldim, dedi.

    – Ey oğul o hangi âyetdir? dedi. Oğlu:

    “Eğer küfrettiğiniz takdirde, çocukları ak saçlı ihtiyarlara döndürecek günden nasıl korunacaksınız?” (Müzzemmil sûresi, 17)

    Çocuk bu âyetin mânâsının heybetinden hasta oldu. Ölüm döşeğine düşdü, can verdi, öldü.

    Babası oğlunun kabrine giderdi, ağlardı ve der idi ki:

    – Senin oğlun Kur’ân’dan bir âyet işitti, can verdi, öldü. Sen ise bu kadar zaman Kur’ân okursun, hâlâ hukûk-ı ilâhiyeden çocuk kadar korkmazsın!

    HAK GELDİ BATIL ZAİL OLDU

  18. #58
    KON-BEY Hasan Hüseyin ER kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Jan 2007
    Konum
    KONYA/BEYŞEHİR
    İletiler
    332
    Blogdaki Konular
    5
    Hata
    Sırrı-i Sekati Hazretleri'ne:

    - "Ya şeyh, sizin hiç hatanız olmadı mı?" diye sordular.

    - "Kardeşlerim, bir hata işledim ki ateşi otuz yıldır yüreğimi yakmaktadır. Hatırladığımda kalbim duracak gibi oluyor" dedi. Müslümanlar merak ettiler:

    - "O hata ne idi?"

    - "Otuz yıl önce Bağdat'ta büyük bir yangın çıktı. Benim dükkanımın da bulunduğu büyük bir çarşı yandı. O sırada ben orda değildim. Bana bütün komşuların dükkanının yan-dığını, benimkine bir şey olmadığını haber verdiler. Sevindim, "Elham-dülillah" diyerek Rabb'ime hamdettim. Fakat hemen aklıma diğer Müs-lümanları bırakıp sadece kendimi düşündüğüm geldi ve çok utandım. Derhal tövbe istiğfar ettim. Kefaret olarak dükkanımdaki bütün malları fakirlere dağıttım. Lakin otuz yıldır, o bir anlık bencilliğim kalbimden hiç çıkmadı, ateşi beni hep yaktı." dedi.
    HAK GELDİ BATIL ZAİL OLDU

  19. #59
    KON-BEY Hasan Hüseyin ER kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Jan 2007
    Konum
    KONYA/BEYŞEHİR
    İletiler
    332
    Blogdaki Konular
    5
    Bir zamanlar vâlilik yapan birisinin çok güzel bir bahçesi vardı. Rengârenk çiçeklerle donatılmış, tam bir zevk ve sefâ yeriydi. Bir gün vâli, bu bahçeye geldi. Vâli, bir bahane ile kadının kocası olan bahçıvanı, bir iş için dışarıya gönderdi. Kadına da dedi ki:
    -Bahçenin kapılarını kapat. Hiç bir kapı açık kalmasın!
    Kadın, akıllı ve namuslu idi. Vâlinin kendisine kötü niyet taşıdığını anladı. Gidip bir ağacın arkasına saklandı ve biraz sonra gelip dedi ki:
    -Kapıları kapattım. Yanlız bir tanesi kaldı. Onu kapatmaya gücüm yetmiyor. Ne kadar uğraşsam da kapatamıyorum.
    -O, hangi kapıdır?
    -Bu kapı, Allahü teâlânın (Basir) sıfatıyla bizi gördüğü kapıdır. Vâli, bu sözü duyunca, pişman olup tövbe etti. Bir daha aklına böyle kötülükler getirmemek için, Allahü teâlânın sevgili kullarından birinin bulunduğu yere gidip, onun sohbetinde yetişti. Allahü teâlânın sevgili kullarından biri oldu.
    Basir : Her şeyi gören.
    Allah her şeyi, herkesin yaptığını görür. Onun görmesine hiç bir şey engel olamaz. Allah'ın, kalpteki fısıltıları, beyindeki oluşumları, fikirdeki gizliliklei, kalplerdekini, zifiri karanlık bir gecede kapkara bir taşın üzerinde yürüyen simsiyah bir karıncayı ve çıkardığı sesi görür , duyar, bilir. İbadette ihlas, kulun Allah'ı görmemesine rağmen, Allah'ın onu gördüğünü bilmesi ve onu görür gibi ibadet etmesidir.
    HAK GELDİ BATIL ZAİL OLDU

  20. #60
    KON-BEY Hasan Hüseyin ER kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Sat Jan 2007
    Konum
    KONYA/BEYŞEHİR
    İletiler
    332
    Blogdaki Konular
    5
    O iyi adli, iyi şanlı padişah, bir gece tahtında otururken damda bir tıkırtı, hay huylar duydu. Sarayın damında sert sert adımlar atılıyordu.

    - “Kim acaba bu densiz?” derken içinden, başını dışarı uzata-rak.

    - Kim o ? diye seslendi. Bu herhalde peri olmalı. Yoksa insandan kimin haddine düşmüş, bu saate sarayın tepesinde gürültü etmek!...

    O zamana kadar hiç görmediği bir bölük halk damdan başlarını uzatarak dediler ki:

    - Kayıbımız var, gece vakti onu arayıp duruyoruz.

    İbrahim Edhem:

    - Ne arıyorsunuz? Dedi.

    - Develerimizi, dediler.

    - Damda deve arandığını kim görmüş, diyince İbrahim Edhem;

    - Peki. Öyleyse sen taht üstünde oturup padişahlık ederken, Allah'ı arayıp bulmayı nasıl umuyorsun?.. dediler.

    İste bu oldu!.. Bundan sonra Ibrahim Edhem'i kimse görmedi. Peri gibi insanların gözünden kayboldu. Aslında halkın önündeydi ama, mânası gizli idi. Zaten halk sakaldan, hırkadan başka neyi görür ki?.. Kendi gözünden de kayboldu, halkın gözünden de!.. İste ondan sonra Zümrüdüanka gibi alemde meşhur oldu. Hangi kuşun canı Kaf-dağı'na geldiyse, bütün âlem onu söyler, ondan bahseder!..
    HAK GELDİ BATIL ZAİL OLDU

6 / 3 İlkİlk 123456 SonSon

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •