+ Konuyu Yanıtla
6 / 6 İlkİlk 123456
110 sonuçtan 101 --- 110 arası gösteriliyor

Konu: Metin Yüksel

  1. #101
    Değerli Kardeşlerim... Şehadet Takviminden arkadaşlar Afrikada Şehid Metin Yüksel adına su kuyusu açtırıyorlar... Destek olalım inş...

    http://www.sehadettakvimi.com/Turkiy...SU-KUYUSU.html

  2. #102
    Kayıtsız
    Misafir

    ortamı germek için anlatmıyorum...

    öncelikle anlatacağım konu,kesinlikle ortamı germek için değil.sadece ülkücü idolojisinin mecaz hikayesi....
    bir tane güvercin,hergün kilisenin camından içeri girip,kilisenin orta yerini pisletiyormuş.papaz artık bundan bıkmış ve bir plan hazırlamış.kilisenin orta yerine,bir tasın içine şarap koymuş.daha sonra yine kiliseyi pisletmeye gelen güvercin,bir bakıyor ki,ortada şarap var ve bunu içmeye başlamış.iyice kafayı bulan güvercin,papazı görünce kaçmaya yeltenmiş.tabii kafayı bulduğu için,sağa-sola çarpıp,yaltaya yaltaya yere düşmüş.papaz bu güvercini eline alıp,ulan demiş,hristiyan olsan,kiliseyi pisletmezsin.müslüman olsan,yerdeki şarabı içmezsin.sen nesin demiş.güvercin de,ülkücüyüm cevabını vermiş...(tabi ki bu mecaz bir anlatım)..
    şimdi ülkücü zihniyeti de böyle.giderler,koministlerle çarpışırlar ama onlar gibi içki içer,zina etmekten gurur duyarlar.hani erkek olmanın şartıya....müslümanım derler,ama bütün müminlerinlerin kardeş olduğunu da gözardı ederler.yani ülke dışında ki müslümanlardan bize ne derler.bunu kesinlikle herkes için söylemiyorum.genel olarak,idoloji olarak söylüyorum.işte geçenlerle devlet bahçelinin bir konuşması.yapılan filistin mitinglerin de,ellerde taşınan filistin bayraklarını,filistini savunan mücahit kardeşlerimizin resimlerini yargılıyor.bu nasıl müslümanlık.kendi aklınca,ortada türklüğü ve türkiye yi savunuyor.yıllardan beri filistin,israil işgali altında.siz hiç mhp liderinin ağzından,filistinle ilgili bir tek kelime duydunuz mu? veya miting yaptıklarına şahit oldunuz mu?varsa yoksa,ırkçılık polikası takip ediyorlar,veya öyle görünüyor.görünüyor diyorum.çünkü onu da başamıyorlar.sadece geçen zaman da devlet bahçeli,çin zulmü altında olan doğu türkistan türkleri için,''sayın başbakan.filistin için one munit dediniz.şimdi neden doğu türkistan için one munit demiyorsunuz''diye bir çıkış yaptı.sadece bu...sadece sözde olan bir eylem.fiiliyat ta olan birşey yok.doğu türkistan için,yine saadet partisi önderliğinde,çağlayanda doğu türkistan bir mitingi yapıldı.mhp'den bir icraat olmadı.o miting'te mhp'den gelen geçler vardı.katılan her kardeşimizden allah(c.c) razı olsun...biz milli görüş olarak,ırak işgali ve yapılan katliamlar için,çağlayan da felluce mitingi,yine israil işgali altında olan filistin için,filistin mitingi,çin işgali altında olan doğu türkistan için,doğu türkistan mitingi yapıldı ve doğu türkistan bayrakları ile türk bayraklarını beraber dalgalandırdık.peki siz ne yaptınız.ne faaliyetlerde bulundunuz.?idolojisini savunduğunuz tüklere bile sahip çıkmadınız....
    hele hele ki,ecevit-bahçeli koalizasyonu'nu hiç açmayalım...
    sizler de gelin,milli görüş çatısı altında birleşelim.ülkemizin ve dünyanın,adil ve yaşanabilir olması için,milli görüş tek reçetedir.tek gerçek budur.

  3. #103

    Şehadetinin 31. yılında Metin Yüksel




    Metin Yüksel ve mücadelesini, doğru anlayabilmek için, öncelikle yaşadığı zamanı, şartları ve Türkiye'nin genel durumunu, iyi bilmemiz gerekir. Özellikle de 1970-80 yılları arası Türkiye'yi ve toplum yapısını, iyi bilmek gerekir.

    Ellili yaşların üzerinde ve biraz İslami hassasiyeti olanlara, Müslüman Gençlik veya İslamcı Gençlik denilince, aklınıza ilk gelen nedir, diye sorulduğunda; kanaatime göre, en çok Şehid Metin Yüksel adı çıkacaktır. Metin Yüksel yaşadığı döneme damgasını vuran ender şahsiyetlerden birisidir, diye düşünüyorum. Metin Yüksel ve mücadelesini, doğru anlayabilmek için, öncelikle yaşadığı zamanı, şartları ve Türkiye'nin genel durumunu, iyi bilmemiz gerekir. Özellikle de 1970-80 yılları arası Türkiye'yi ve toplum yapısını, iyi bilmek gerekir. O dönem Türkiye'sini şöyle özetleyebiliriz:

    Anadolu coğrafyasında, hatta binlerce yıldır, barış içerisinde yaşamış kesimler arasına; sol ve sağ ideolojik görüş veya alevi-sünni mezhepler; diye ayrımcılık yaparak, düşmanlık tohumları ekilmiştir.

    İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana gibi büyük şehirlerde, eğitim kurumları, özellikle üniversiteler ve liselerde; ideolojik kamplaşmalar zirve yapmıştı.

    Gençliği bu şekilde dizayn eden karanlık güçler, halkı ve ülkeyi birbirine düşürmek için; kurtarılmış okullar, iş yerleri ve mahallelerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamışlardır. Büyük şehirlerdeki ideolojik çatışmalar; Anadolu şehirlerinde etnik ve mezhep çatışmasına zemin hazırlayacak şekilde yönlendirilmiştir. Ermeni-Rum-Yahudi dölü şeklinde görüşler pompalanarak; binlerce yıldır bu topraklarda barış içinde yaşamış insanları; doğduğu topraklardan göç etmesine sebep olacak şekilde zihinler, iğdiş edilmiştir. Metin Yüksel, işte böyle bir ortamda, İslamcı Gençliği, Akıncı Gençliği sağ ve sol sapmalardan koruyabilen; Müslümanları ezilmekten, ezdirmekten kurtaracak fikir ve eylem insanlarından birisi olarak ön plana çıkmıştır.

    Çoçuk yaşta denilebilecek değil, çocuk yaşta, yani 11-12 yaşlarındayken, mahallesindeki çocuklara İslami eğitim verebilmek için, kitapçıklar hazırlamış. Gelenbevi Ortaokulu 2. Sınıftan terk ederek, İslami mücadelesini, hayatının her saatine hasretmeyi göze almış bir civan. Daha bıyıkları bile terlemeden, İslamcı Gençliğin üniversite teşkilatlanması olan MTTB'de faaliyetlere başlamış; fakat birkaç ay içerisinde, üniversiteli ağabeylerine ders verebilecek, bir eylem anlayışının öncüsü olacak derecede, bir olgunluğa ulaşan Metin Yüksel...

    Metin Yüksel'in yakın arkadaşlarından birisi olarak; O'nun davasına sahip çıkmak bizim boynumuzun borcudur. Bundan dolayı da, şehadetinden sonra, her vesile ile Metin Yüksel'in misyonunu anlatmak için, elimizden geldiği kadar gayret gösteriyoruz. Biz, kan davası gütmüyoruz. Çünkü, bizim kutlu önderimiz Hz. Muhammed (sav) Veda Hutbesi'nin bir bölümünde "Câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da, tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası, Abdülmüttalib'in torunu (amcalarımdan Hâris'in oğlu) Rabîa'nın kan davasıdır." buyurmaktadır. Bundan dolayıdırki biz, kan davası gütmeyi haram biliyoruz. Metin Yüksel'in hayatını şöyle özetleyebiliriz:

    İslâmî mücadeleye ilkokul yıllarında başladı.

    ŞEHİD METİN YÜKSEL: 17 Temmuz 1958 - 23 Şubat 1979

    Metin Yüksel, Bitlis'in Tatvan İlçesi Norşin Köyü'nün Kolongo Yaylası'nda 17 Temmuz 1958 günü, dünyaya geldi. Doğumunda sağ kulağına Ezan-ı Muhammedi, sol kulağına da Kamet okundu.

    Babası, ülkemizin yetiştirdiği büyük âlimlerden birisi olan, Sadreddin Yüksel Hoca'dır.

    Annesi ise, doğunun en tanınmış simalarından, Norşin'li Şeyh Ma'sum Efendi'nin kerimeleri, Sarete Hanım'dır.

    Metin, dokuz yaşındayken, ailesiyle birlikte İstanbul'a göç ederek, Fatih'e yerleşti. Hüsanbey Mahallesi'nde bulunan Akşemseddin İlkokulu'nda, ilköğretimini tamamlayarak, Sinanağa Mahallesi'ndeki Gelenbevi Ortaokulu'na kaydoldu. İlkokul tahsili esnasında babasından, temel İslami dersler aldı ve Kur'an-ı Kerim'i öğrendi. Gelenbevi Ortaokulu 2. sınıfa geçtikten sonra, okula devam etmek istemez. Babasının bütün ısrar ve teşvikine rağmen, okulu bırakır.

    Metin, İslami mücadeleye ilkokul yıllarında başlar. İlkokul 4-5. sınıflardayken küçük kardeşleri Nedim ve Müfit ile birlikte, tebliğ çalışmalarına başlar. Hatta bu çalışmalarına, bir teşkilat adı vermeyi tasarlar ve İSLAM CEMİYETİ isminde karar kılar.

    Ortaokulu terk eden Metin, Türkiye genelindeki İslami hareketlerle tanışmaya başlar. Hatta başka grupların çalışmalarını yakın takibe alır. Metin'le tanıştığımız ilk günlerde, kendisinin de Müslümanların provake edildiğini, sonradan kavradığını belirttiği ve katıldığı ilk eylem: Taksim Meydanı'nda, Amerika'nın 6. Filosu'nun, İstanbul'a gelişini protesto eden, sol görüşlü kimselerle, Müslüman halk arasında meydana gelen olaylardır.

    Şehid olmadan önce de vurulmuştu

    Metin, şehid olmadan önce, bir defa da solcular tarafından, kurşunla vurularak yaralanmıştı. Bu olay, 26 Ekim 1977 tarihinde, Fatih-Çarşamba semtindeki Darüşşafaka Lisesi önünde meydana gelmişti. Metin ile birlikte Ömer, Osman, Muzaffer ismindeki arkadaşları, 8 komünist tarafından, pusuya düşürülürler. Bu pusuda, diğer arkadaşları birer; Metin ise ikisi midesine, birisi diz kapağına olmak üzere, 3 kurşun yarası alır. Vakıf Gureba Hastanesi'nde yapılan müdahale sonucu, gazilik mertebesine ulaştı. Hastanenin 3. katındaki odasında, 7 gün kadar tedavi edildiği sırada, defalarca ziyaret edip, yanında refakatçi olarak kalmıştım. Doktorların tüm ısrarlarına rağmen, daha fazla kalmadan, bir haftada hastaneden çıktı.

    Bu hadise Metin'i daha da biledi ve çalışmalarını genişletmesine vesile oldu. O, artık Türkiye Müslümanlarının yiğit bir evladından ziyade, bir can simidi olmuştu. Nerede dara düşen bir Müslüman varsa, Metin imdadına yetişmektedir. Bu gün İstanbul'un bir semtinde, yarın Ankara'da, diğer bir gün Adıyaman'da Müslümanların dertlerine derman olmaya çalışırken, İslamî tebliği de ihmal etmez.

    Uluslararası emperyalizmin uzantıları, Metin'in çalışmalarını engellemeye çalışmakta, fakat bunu bir türlü becerememektedirler. Fatih Camii çevresi ve bölge, o günlerin tabiriyle Müslümanların kurtarılmış bölgesidir.

    Özellikle o günün kavmiyetçileri, Fatih bölgesi üzerine, kendilerine göre hesap yapmaktadırlar. Bunu, zaman zaman yaptıkları eylemlerle de, Müslümanlara hissettirirler. Metin, bütün bunlara; elinde onları bölgeden tamamen uzaklaştırıp, bölgeye hiç sokmama gibi bir imkânı olmasına rağmen; bölgede ikamet etmelerine, ses çıkarmamıştır. Bu hakikati, O'nu şehid edenler ve o günlerde Fatih çevresinde oturan kavmiyetçiler, çok iyi hatırlarlar.

    Metin'in kavmiyetçilere gösterdiği yumuşaklık, İslami hassasiyetinden kaynaklanmaktaydı. Bunun en canlı misali de, Metin'i vuran iki kişiden biri olan ve o günlerde Fatih İlçesi Sinanağa Mahallesi'nde bulunan Nevşehir Yurdu'nun Müdürlüğü'nü yapan Ali Bilir'i, bir gece yarısı saat 23.00 - 24.00 sularında Fatih Camii Avlusu'nda, silahlı olarak yakaladı ve "Cami Avlusu'nda silahla dolaşmayacaksınız demedik mi? Bir daha, buralarda silahla dolaşırsan, senin için hiç de iyi olmaz" diye, ikaz edip, silahını da geri vererek gönderdiğini, daha bu gün gibi hatırlıyorum.

    Doğru bildiği yoldan ayrılmadı

    Metin Yüksel, Türkiye İslami hareketine yön verdiği ve güç kattığı gibi, dünyadaki İslami hareketlerin de, Türkiye'de sözcülüğünü yapmakta ve Türkiye'de o hareketlerin tanınması için, gayret sarf etmekteydi. 1976 yılında yayın hayatına başlayan ve özellikle Filipin, Eritre, Keşmir, Filistin gibi İslami mücadelenin yoğun olarak yaşandığı bölgelerden, bilgi ve resimlerle yayın yapan GÖLGE Dergisi'ni; İstanbul'da insanların yoğun olarak bulunduğu çeşitli semtlerde, caddelerde ve duraklarda tanıtma çalışmaları yapardı. Bu tür çalışmaları zaman zaman Anadolu'ya geçerek Ankara, Konya, Sivas, Adıyaman vb. şehirlerde de, bu derginin tanıtımını yapardı.

    1977 yılının ortalarına gelindiğinde, İran'da yoğunluk kazanan İslam devrimi gösterilerini yakından takibe aldı. İstanbul'da üniversitelerde okuyan İran'lı Müslüman talebelerle tanışıp; İran'daki devrim hakkında bilgiler ve broşürler temin edip; dönemin gür sesi olan ŞÛRA, daha sonraki yıllarda TEVHİD Gazetelerini bilgilendirdi. Böylece İran İslam İnkılabı'nın Türkiye'de doğru anlaşılmasını sağlamış oldu. Hatta bu yüzden, o günlerde, İslami çevrelerin tepkisini çekmişti. İran'daki halkın çoğunluğunun Şii olmasından dolayı, bu harekete önceleri olumlu bakılmadı. Metin ve arkadaşlarının yaptığı ısrarlı çalışmalar sayesinde ve özellikle de Şura daha sonra da Tevhid Gazetelerinin yayınlarıyla, İslam İnkılabı hareketi ve önderi İmam Humeyni'nin doğru algılanılmasını sağladı. İşte bu yüzden, bazı çevrelerce '5. mezhep oldu, Şii oldu' ithamlarına maruz kaldı. Fakat O, bu tür itham ve karalamalara rağmen, doğru bildiği yoldan ayrılmadı. Cihanşümul İslam kardeşliği anlayışıyla ve ümmet bilinciyle, çalışmalarına devam etti.

    23 Şubat 1979 gününe gelindiğinde, kavmiyetçiler Fatih Camii avlusunda bir komplo kurarlar. Maksatları Akıncıları-İslamcıları sindirip, bölgeyi hakimiyetleri altına almak. Bunun için de, o günlerde İstanbul'daki en seçme adamlarını getirip, cami avlusunda ve çevresinde konuşlandırırlar. Cuma namazı çıkışında da, kurdukları pusuyla, rabbimizin bir tecellisi olarak Metin Yüksel'i şehid ettiler. Kutlu şehidimizin cenaze namazına, yurdun dört bir tarafından katılım olmuştu. Fatih Camii'ni çevreleyen avlunun her tarafını cemaat kaplamıştı. Şehadetinin 3. gününde kılınan cenaze namazına katılan ve Fatih Haydar semtinde oturan yaşlı bir amcamız, cenaze namazını kılan kalabalığı tarif için, şöyle diyordu: 'Ben, çocukluğumdan beri Fatih'te oturuyorum. Fatih Camii'nde bir çok cenaze namazı kıldım. Rahmetli Fevzi Çakmak'ın cenazesinde bile, bu kadar büyük bir kalabalık olmamıştı."

    Cenaze namazı kılındıktan sonra, tabut omuzlara alındı. Avludan çıkıp merdivenlerden Fevzi Paşa Caddesi'ne inildi. Malta kavşağına gelindiğinde, asker ve polis yetkilileri, tabutun cenaze arabasına konulmasını istediler. Metin'in dostları bunu kabul etmedi ve cenaze omuzlarda taşınarak yola devam edildi. O günlerde İstanbul'da Sıkıyönetim vardı. Sokaklar ve caddelerin güvenliği, askerler tarafından sağlanıyordu. Fevzi Paşa Caddesi'nin her iki tarafında, 2-3 m. arayla asker sıralanmıştı. Daha sonra görüldü ki, bu kuşatma, Edirnekapı Şehidliği'nin oraya kadar sürüyordu.

    Polis ve askerler cenazeye müdahale ediyor

    Metin'in tabutu, omuzlarda tekbirler eşliğinde Fevzi Paşa Caddesi'nden, Edirnekapı'ya doğru yürüyordu. Yavuz Selim kavşağına gelindiğinde, asker ve polis yetkilileri, tabutun cenaze arabasına konulması hususunda çok ısrarcı oldular. Tartışma sırasında, ufak tefek itişmeler yaşandı. Süleyman Kara, Ömer Yorulmaz ve bizler, cemaatin güvenliğini düşünerek, yetkililerin teklifini kabul etmek zorunda kaldık. Tabutu, cenaze arabasına koyduk. Fakat şoföre çok yavaş gitmesini, biraz da zorlayarak, ikna ettik ve çok yavaş, neredeyse hızlı bir yürüyüş kadar gitmesini ve kalabalığın tekbirlerle cenazeyi takip etmesini sağladık. Bu yavaşlıkta, Edirnekapı'ya geldik. Edirnekapı'daki Necatibey Şehidliği denilen mevkideki mezarına, cenazeyi getirdik.

    Ben, Burhan Albayrak, Bahattin Bilici, Necmi Şadoğlu ve isimlerini şimdi hatırlayamadığım toplam 7 kişiyle, kabrini, öğleden önce kazıp hazırlamıştık. Öyle sıradan bir kabir kazma olmadı. Arkadaşların hepsine, abdest almalarını tavsiye etmiştim. Bu 7 kişi, sırayla her kazma ve kürek sallamada tekbir getirerek, mezarı hazırladık. Cenaze Yasin ve Kur'an okumalar eşliğinde defnedildiğinde, akşam namazına on dakika kalmıştı. İkindi namazından sonra, cenaze namazı kılındı ve Fatih Camii'nden buraya gelinmesi ve defni, nerdeyse iki saatten fazla sürmüştü.

    İşte böyle, Kutlu şehidimiz, vurulduğunun 3. gününde, on binlerce insanın katılımıyla eda edilen cenaze namazı sonrası; Metin Yüksel'in hayatına yaraşır bir miting-yürüyüşle, İstanbul Edirnekapı'daki Necatibey Şehidliği'ne defnedildi.

    Bu günkü konumun göre mezarı, Edirnekapı'dan Demirkapı, Gaziosmanpaşa, Küçükköy, 500 Evler istikametine giderken, Edirnekapı geçit kavşağından hemen sonra, E-5 karayoluna ve Haliç köprüsü istikametine bir sapak vardır. Bu sapağa varmadan önceki, otobüs durağının arkasındaki mezarlıktadır.

    Sadreddin Yüksel Hoca'nın oğlunun cenazesinde yaptığı konuşma
    Sadreddin Yüksel Hoca'mızın, oğlu Metin Yüksel'in şehadetinde gösterdiği duruş; tıpkı bir sahabî davranışıdır, diyebiliriz. Metin Yüksel'i vurulduğu cami avlusundan, birkaç arkadaşım ile bir taksiye atıp, Çapa'daki İstanbul Üniversitesi Hastanesi'nin ilk yardımına götürdük. Orada taksiden sırtıma alıp, ilkyardım odasındaki yatağa yatırdım. Doktorlar kalp masajı yaptıktan sonra, bana 'Bu ext olmuş çıkın dışarı' dediklerinde, dünyam kararmıştı ve duvarlara vurmaya başlamıştım ve beni arkadaşım Mehmet Şahin teselli ederek, dışarıya çıkarmıştı. Hastane girişinde bulunan bir bölümde bir sandalyede 'Metinim... Metinim... gittiii.. Metinim...' diye feryat ederek, çırpınan Yakup Kaldırım Ağabeyi 'Yakup kendine gel..Sakin ol..' diyerek, teselli eden Sadreddin Yüksel Hoca'nın silüeti, bu gün gibi gözümün önünde durmaktadır.

    Hoca, bu metanetini hiçbir zaman kaybetmedi. Oğlunun nâşı başında, Fatih Camii avlusunu dolduran on binlerce insana, şu hitabeyi yaptı:

    Aziz Müslümanlar!

    Şu gayet hazin ve son derece acı münasebette, gerek zamanımızın darlığı ve gerekse içinde bulunduğumuz gayr-i müsait şartları, göz önünde bulundurarak; sadece iki hususa, kısaca temas etmek istiyorum:

    Birincisi, dünyadaki umum Müslümanları ilgilendiren ve Kur'an-ı Azimüşşan'da da yer alan, bir çağrıdır ki, ben onu tekrarlayacağım. Çağrı şu:

    Ey iman edenler! Düşman bir cemaatle karşılaştığınız zaman, sebat gösterin, kaçmayın. Ve Allah'ı çok anın. Belki felâha kavuşursunuz. Allah'ın gönderdiği ve Rasûlullah'ın tebliğ ettiği emir ve yasaklara itaat edin. Kendi aranızda, ihtilafa düşmeyin.. Sonra başarısızlığa uğrar, gücünüz yok olup gidecektir. Sabredin. Çünkü Allah yardımı ile, zaferi ile, sabredenlerle beraberdir. (Enfal: 45-46)

    Muhterem Müslümanlar!

    Her şeyimizi, hatta imanlı gençlerimizin kıymetli hayatlarını, bu gibi hunharca cinayetlerden korumak için, birleşmemiz şarttır ve elzemdir. Artık her şey ona göre...

    Bu ayet-i kerimeye verdiğim kısa meal ile, yetiniyorum.

    İkinci hususa gelince: Masum ve haddi zatında cihanşümul İslam davasından başka, hiçbir dâvası ve fikri bulunmayan evlâdım Metin Yüksel'i öldüren sapık zihniyeti, herhâlde sırası gelmişken aziz Müslümanlara ifşâ etmek, yerinde bir hareket olur. Evet, gerçekten İslam şuuru ile bezenmiş, bu imanlı genci hunharca şehid eden zihniyet, maalesef ve maalesef kavmiyetçilik ve ırkçılık zihniyetidir ki; bu zihniyete sahip olan kimseler, bizzat Hazret-i Fahr-ı risalet tarafından, İslam camiasının dışında gösterilmişlerdir. Efendimiz buyuruyorlar ki: "Halkı kavmiyetçiliğe, ırkçılık fikrine çağıran; bizden değildir. Kavmiyetçilik uğrunda savaşan, bizden değildir. Kavmiyetçilik için ölen de, bizden değildir." Sünen-i Ebi Davud

    Dikkat buyurun, Hazreti Peygamber, böyleleri -ırkçıları- İslam camiasının dışına atıyor. Ve onları, o kudsî camiaya kabul etmiyor. Artık kimin haddine düşmüştür ki, onları mezkûr camianın içine kabûl etsin. Evet, kavmiyetçilik fikri, ırkçılık fikri, nereden gelirse gelsin, kimler tarafından kabul edilirse edilsin, parçalayıcıdır, bölücüdür. Ayrı ayrı ırklara mensub Müslümanları, birbirine düşürmektedir. İslam ise, toplayıcıdır, birleştiricidir.

    Bir zaman Medine'deki Müslümanlar arasında, kavmiyetçilik fikrini uyandıran, bir hadise münasebeti ile Hz. Peygamber, şöyle buyurdu:

    "Bırakınız cahiliyet devrinden kalma, şu kavmiyetçilik düşüncesini, bırakınız. Zira o, tefessüh etmiş, kokmuş bir leş gibidir." (Müslim C: 8 Sf: 19)

    Hele hele İslamiyet'i her şeyde ve her işte, ölçü gösteren aşağıdaki hadis-i şerif, ırkçılık damarı ile, kendi ırkına mensûb olan gayr-i müslimleri bile, ırkına mensûb olmayan Müslümanlara, bin defa tercih eden kimselerin, yüzlerine bin defa şamar vurmaktadır. İşte bu gün Hz. Peygamberin şiddetle ve nefretle reddettiği melûn zihniyetin temsilcileri, imanlı evlâtlarımızı öldürmeye başlamışlardır. Mezkûr hadis şöyledir:

    "Ben, her takvâ sahibi mü'minin kardeşiyim. Habeşistan'lı bir köle olsa bile. Ve mü'min olmayan, her şakîden de uzağım. Kureyş Kabilesi'nden bir lider de olsa -akrabam da olsa-

    Muhterem cemaat! Bu münasebetle söylediklerim, bundan ibarettir
    .


    http://www.milligazete.com.tr/haber/...sel-153969.htm
    ...Sizi öyle bir pataklayacağız ki hayatınız Gazze şeridi gibi gözlerinizin önünden geçecek...

  4. #104
    Kayıtsız
    Misafir

    Birazcık Vicdan yetecek

    Ben bir TÜRK milliyetçisi ve TÜRK-İSLAM ülkücüsüyüm. Milliyetçiliğimiz itham ettiğiniz gibi kafatascı zihniyet değildir. Ülkemin ve milletimin her şeyin en güzeline, en iyisine sahip olmasını, güçlü olmasını arzu etmek ve bunun için çalışmak Yüce Allah'ın ve efendimiz (sav)'in hangi emirlerinde yasaklanmıştır ?

    Rahmetli Metin Yüksel ile ilgili olarak Milli görüş mensubu arkadaşlardan çok defalar birşeyler dinlemiştim. Bu gün bu siteyi ziyaret ederkende taraflı tarafsız birşeyler okuyabileceğimi düşündüm. Yazılanları tamamıyla okudum ve yüreğimin sızladığını hissettim birden. Bu nasıl bir kin bu nasıl bir hasmane duygularla bakmaktır ülkücü camiaya.
    Bu vicdanlarınızda nasıl bir adalet kavramıdır arkadaşlar bir tarafın şahitliğine sorgusuzca inanacaksınız diğer tarafın şahitliğini tarafınız olamadığı için hiç irdelemeden reddedeceksiniz.
    olayların üzerinden 30 sene geçmiş bu zaman diliminde dahi hiç tarafsız bir gözle değerlendirme şansınız olmadımı ? yoksa işinizemi gelmedi bu. sizlerin işi ve vazifesi aynı inanca sahip insanlar arasına nifak sokmak kin ve nefret tohumları ekmekmidir.
    aklı selim bir insan düşününce şu kanaate bile varabilir, hiçde azımsanmayacak ortak paydalara sahip bu iki camia nın bir araya gelmemesi için ortak hareket etmemeleri için dahi bu cinayet işlettirilmiş olabilemezmi. bakın 30 sene sonrasında bile hala kin kusmaktasınız ülkücülere. bunun haricinde münferit bir olay bir tartışma neticesinde olamazmı bu olay. neden illaki bir camiaya mal ediyorsunuz. sizin içinizde hata yapan birileri olduğu zaman bizler bunu milligörüş camiası na asla mal etmedik. Hakkaniyetle hareket etmelisiniz.
    milli görüş mensuplarının hiç silah taşımadığı ve cami ye silahla gelmediği gibi safsatalar yazmış arkadaşlar. oysaki o dönemin şartları gereği kesinlikle bir silaha ( tabanca-bıcak vs) sahip olmanız için özellikle abilerinizin talimat verdiğini yine sizin arkadaşlarınız ifade ediyorlar.
    ve buda o dönemin şartlarında çok doğal ve de yadırganacak hiç bir şey yok. sadece doğruları yazın arkadaşlar.
    Bu arada ülkücülerin, yaptıklarını anlatmak kimseyede haklı olduklarını ispat etmek gibi bir düşünceleri yoktur. sizlere cevap yazan ülkücü arkadaşlardan ricamda (her türlü hakaret ve tahrik olmasına rağmen ) cevap verirken asla hakaret içeren sözler ifade etmemeleridir.
    ülkücünün prensibi hak edenede haketmeyenede saygı olmalı. (sırf Allah'ın yarattığı bir insan olarak görmeleri ).

    aynı secdeye başkoyduğumuz insanların bu nefret dolu duygularından üzüntü duydum. Umuyorumki bu nefret duygusunu taşıyanlar buradaki yazan arkadaşlardan ibarettirler.
    Asla tüm milligörüş camiasını sizin sıfatınıza sahip olarak görmüyoruz.
    Kimlerin Allah için çalıştıkları konusuna girmek bile cahillikten başkabirşey olamaz. Onun takdiri Yüce Yaradan dan başka kimin haddinedir.

    Allah'ın Rahmeti ve bereketi efendimiz (sav)'in şefaati tüm inananların üzerine olsun. (amin )

  5. #105
    Kayıtsız
    Misafir
    12 Eylül'den önce bu ülkede Müslüman Gençlik, Milli Türk Talebe Birliği (M.T.T.B.) ve Akıncılar'da bir araya geliyorlardı. "Her şey İslâm için"
    "Tek yol İslâm" "Ne ırk ne renk ne dil farkı, Biz Muhammed (s.a.)ümmetiyiz" şiarları yazı olup duvarları süslüyor, fikir olup düşünceleri arındırıyordu.Müslüman Gençlik, o günlerin sıcak ortamında, güdümlü ve acımasız gruplara, insanına düşman rejime karşı var olma kavgası verirken daha Müslümanca yaşamak için Diriliş sancısı çekiyordu.Üstümüze haksızca saldıran devlet destekli grupların karşısında Metin Yüksel'i Fatih camisinin avlusunda,Erdoğan Tuna'yı Selimiye'nin gölgesinde, Hasan Sürel'i Mevlana meydanında, Mustafa Sevim'i, Gürsel Kabadayı'yı İstanbul sokaklarında, İslamcı Düşüncenin genç muallimi Sedat Yenigün'ü hainlerin kurduğu pusuyla, Hasan Yeşil'i suya vurgun yüreğiyle Diyarbakır'da Dicle kenarında... Ve daha nice kardeşimizi, mücahid yiğidimizi kalleşçe saldırılarda şehid verdik.Şehadeti başucu seçeneği yapanlar, İslâm için yola çıkanlar durur muydu? Şehitler tepesi boş kain" mıydı?Bilal Yaldızcı'yı, Tekiner Tayfur'u Afganistan'da, Selami Yurdan'ı, Ahmet İpek'i, Edip'i ve daha niceleriniBosna'da şehid verdik.Oniki Eylül bir karabasan gibi çökünce, yetişen müslüman gençliğin özellikle öncü kadrolarının kimisi yakalanıp zindanlara dolduruldu; Şehymus Durgun da zindanda şehadet şerbetini içti.


    ( ŞEHİD BAHADDİN YILDIZ Abdulhamid Muhaciri CİHAD GÜNLÜĞÜ)

  6. #106
    Kayıtsız
    Misafir

    Fatih Camii Avlusu Tarih:23 Şubat 1979

    Fatih Camii Avlusu Tarih:23 Şubat 1979

    Hava çok soğuktu. İnsanlar evlerinden ve iş yer*lerinden çıkmaya çalışıyorlardı. Soğuktan donmuş su birikintileri ve kar kalıntıları arasında Fatih Camii avlusundaki şadırvanda buram buram çıkan bir buhar gördük. Metin abdest alıyordu. Ağzındaki suyu, içinin eteşi buharlaştırıyordu. Metin bu, ne kar dinler, ne soğuk tesir eder. Çok yaşamıştır bu havaları, geceleri yanında üç beş çocukla afiş ya*pıştırırken, duvarlara gönlünden geçen İslâmî slo*ganları yazarken, korku onun için yaşanılmayacak bir andı. Düzen onun için zalimdi, dinsizdi. Ecdat kanları üzere kurulan bu düzende yaşayan bir avuç boynu kalın, göbeği şişkin kapitalistler, salon sos*yalistleri ve her ikisine de zaman zaman alet olan nasyonel sosyalist ırkçı laik münafık güruh vardı.

    Metin, Vefa lisesinden beklemeli idi. İmtihanlara hazırlanmayı düşünüyordu. Metin kendi davasının Üniversiteden geçmek zorunda olduğunu da biliyor, gayretlerini o yönde sarfetmek istiyordu. Ama bunu gerçekleştiremedi. Büyük evliya Feridüttini Attar Hazretlerini, Moğol istilası zamanında sakalından sürüyerek şehid edenler ve barbar lakablı Cengiz Han yolunun takipçileri, o evliya neslin yiğit torunu

    METİN YÜKSEL'imizi de şehid ettiler. Metin İs*tanbul'a perşemde akşamı gelmişti İzmir'den. İzmir İran konsolosluğunda komünist öğrenciler İslamcılarla boy ölçüşmeye kalkmışlardı. Ama orada Metin de vardı. Onun olduğu kale savunulur, hücum ettiği yer yıkılırdı. Konsolosluk İslamcıların eline ge*çince istanbul'a dönmüştü. Oysa Perşembe akşamı Akmaların devamlı gidip geldikleri Fatih'deki Ha*cılar kahvesi Ülkücüler tarafından taranarak baskın yapılmış, Nuh Bozklrh ve İrfan Uçar ya*ralanmışlardı. Daha sonra kahve çıkışında Nevşehir Yurdu Ülkücüleri tarafmdan ikinci bir saldırı daha yapılmış, demir çubuklarla müslümanlar hunharca dövülmüşlerdi. Bu hadisede bilhassa Nuh Bozkırlı elinden ve başından ağır şekilde yaralanmıştı. As*lında bunların da öncesi var tabii. Vakıflar Yurdu'nun orada olması ve büyük Ceddimiz Fatih'in ruhaniyeti buradaki ırkçıları,kızdırıyordu. İşte böyle başladı Metinimizin şehadetinin ilk gelişmeleri. Ecel onu İzmir'den çeke çeke büyük Ceddi Fatih'in ayak .ucuna getirmişti. O kadere inanmış, hayrın ve şerrin Allah Celle Celalühu den olduğuna iman et*mişti. İşte bu soğuk havada imanın eseri olarak ab-destini almış, Cuma'ya hazırlanmıştı.

    Etrafındaki kendisini ağabey kabul etmiş gençler FT-19'larla uğraşıyordu. Yalnız başına, imkânları sı*nırlı olmasına rağmen bu küçük mücahidlerin her türlü dertleriyle ilgileniyordu. Kendi bulunduğu Fatih bölgesinde İslâm dışı her şeyin düşmanıydı. Sıkıyönetim öncesi Vefa Lisesi ve Darüşşafaka Li*sesi İslâm düşmanlarıyla kıyasıya bir mücadele ver*miş ve Darüşşafaka Lisesi önünde kızıllarca Pusuya düşürülmüş ve beş kurşunla gazi olmuştu. Bu düş*man kurşunları şehidimizi sevindirmiş, azmini bi*lemiş, İslamcı çizgisini kuvvetlendirmişti. Yalnız basına, bütün gayretlerini esirgemeden kuruluşunu gerçekleştirdiği Fatih Akıncılar Derneği, o bölgedeki Allah Celle Celalühü düşmanlarının kâbusu ol*muştu. Ama Metinimizi komünistler değil, ken*dilerini "biz de müsiümanız, biz de İslâm için ça*lışıyoruz" diyen Ülkücüler şehid ettiler, (çalışanlar varsa bu olaydan ders alıp saflarım değiştirsinler)

    Bunlar ki daha dün İstanbul'da MUSTAFA BİLGİ'yi, Edirne'de onaltı bıçak darbesiyle ER*DOĞAN TUNA'mızı da şehid etmişlerdi. Zaman zaman yayınladıkları bildirilerde en büyük düş*manlarından birinin de müslümanlar olduğunu açıkça ilan etmişlerdi. Burdur Ülkü Ocaklarının bil*dirisinde bunu "En büyük düşmanlarımızdan biri de siyasi ümmetçilerdir" diye ifade ediliyorlardı. Ne idi bu ümmetçilik? Yani Hazreti Muhammed Aley-hisselâm efendimizi önder kabul edenler ve Onun yolunda siyasi, iktisadi ve sosyal hizmetleri insanlık uğruna gerçekleştirmeye çalışan müslümanlar. İşte bunların en büyük düşmanları. Sonra Erzurum Üni-versitesi'nde okuyan İslamcılara yaptıkları zu*lümleri, bunlara "Muhammedin piçleri" diye ba*ğırmalarını, talebelerin bütün dolaplarını yağma etmelerini İslamcılar unutmadılar. 15.5.1976 ta*rihinde Erzurum'da Müslümanlara yapılan zulmün arkasından yayınlanan Ülkücü Gençlik imzalı bil*diriyle, İslamcı dernek idarecilerini ve Üni*versitedeki İslamcı liderleri komünist militanlar diye tanıtan, iftira atanları da unutmadılar. Bütün bunlara "Bir insanı Öldürmek bütün insanlığı öl-' dürmek gibidir" ilahi emrini bildikleri, "ölen de öl*düren de ziyandadır." düsturuna uydukları için müslümanlar merhamet gösterip karşılık ver*mediler.

    Ülkücüler iktidar değişikliğinden sonra, Topkapı A.Ö.Yurdu'nda, Edirnekapı Yurdu'nda, Orman Yurdu'nda barmamamış ve yer değiştirmeye baş*lamışlardı. İstanbul'un Fmdıkzade, Beşiktaş gibi çe*şitli yerlerinde tutunmaya çalıştılar. Ama bunda ba*şarılı olamayınca Müslümanların merhametinden faydalanmayı denediler. Fatih'te bulunan Aydın ve Nevşehir yurtlarına yerleşmeye başladılar. Nevşehir yurdunda yaptıkları çalışmalar, başarılı olamayınca bunun sebebi olarak o bölgedeki İslamcı güçlerin üzerine gitmeyi ve sindirmeyi denediler. Bunun için o bölgenin sevilen ve sivrilmiş ismi eski Fatih Akın*cılar Derneği başkanı Metin Yüksel'i seçtiler. Bi*liyorlardı ki, Metin'in olduğu yerde kendilerinin fa*aliyet yapmaları mümkün değildi. İşte bu adi emellerim gerçekleştirmek için Onu şehid ettiler.‎23 Şubat 1979 Cuma günü Fatih Camii'nde Cuma Namazından çıkan Müslümanlar hedef alınarak gelen Ali Ağa (Bilir), İhsan Barutçu ve be*raberindeki ırkçı Faşist şebeke müslümanları yay*lım ateşine tutmuşlardır. Yere düşen Metin Yüksel kardeşimizin alnına hunharca on kurşun sıkarak şehid etmişlerdir.

    Katiller, bir münafıklık örneği vererek, Tekbir ge*tire getire kaçmışlardır.

    Bu olayın ışığı altında Faşistlerin safında olup da halâ uyanamamış Müslümanlara sesleniyoruz: Ge*riye dönüşü mümkün olmayan noktaya varmadan müslümanlarm saflarında yerinizi alınız!...

    İran ye Pakistan'dan sonra, bu olayı da çarpıtan Emperyalizmle işbirliği halindeki güdümlü basın, bu vakıayı gerçek cephesinden saptırarak, bu komp*loyu çatışma şeklinde kamuoyuna yansıtmıştır. Bu olay kâfir Düzen ve onun Ücretli kölelerinin or*taklaşa gerçekleştirdikleri işbirliğinin dehşetengiz bir komplosudur.

    İran'daki İslâmi kıyam'ı bir türlü hazmedemeyen ırkçı yamaklar, bu kıyamın Türkiye'deki tim*sallerinden biri olan METİN YÜKSEL'i şehid et*mekle kinlerini kustular.

    Unutulmasın ki; Allah'ın nizamı uğrunda mil*yonlarca şehid verdik. Gerekirse milyonlarca şehid daha vermeye* hazırız. ŞEHİDLER MÜCADELE BAYRAĞIMIZI YÜKSELTENLERDİR.

    METİN YÜKSEL'ler şehid edilmekle mü*cadelemiz söndürülemez!...

    Irkçı münafıklarla, müslümanlar üzerinden parsa toplamamalarının savaşını veren METİN'imizin şe-hadeti mücadelemizin dönüm noktasıdır. Son defa yapılan bir çağrıdır ki: Allah'a, O'nun Resul'üne ve getirdiği ahkama inanan bütün müslümanları saf*larımıza çağırıyoruz!...

    Ya Allah Nizamının vakarlı çizgisi, ya da hiç biri...

    Uzlaşmamız mümkün değildir!...

    METİN'in yükselttiği ruha, layık olabilmenin mü*cadelesini vereceğiz. Bazı ayetlerin kanla yazıldığı gerçeğinden hareket ederek, "Dava taşım gediğine doğru götüreceğiz."

    METİN'imizi şehid eden Irkçı münafıklara Allah'ın kelamıyla sesleniyoruz:

    Bakara suresi:

    "insanlardan öyleleri vardır ki 'Allah'a ve Ahiret Günü'ne inandık' derler. Halbuki onlar inanmış de*ğildirler. Allah'ı da, iman edenleri de aldatmak is*terler. Halbuki onlar, kendilerinden başkasını al*datamazlar. Bunun farkında değildirler.

    Kalplerinde bir hastalık vardır onların. Allah da hastalıklarım artırdı. Yalan söyler olduklarından dolayı onlara acıklı bir azap vardır. Onlara 'yer*yüzünde fesat çıkarmayın1 denildiği zaman 'biz ancak İslah edicileriz1 derler. Dikkatli ol! Muhakkak onlar fesatçıların ta kendileridir, Anlamazlar ki! Onlar inananlara rastlayınca 'Biz iman ettik!' der*ler. Şeytanları ile yalnız kalınca da 'Biz seninle be*raberiz, biz sadece istihza edicileriz' derler. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık dö*nemezler"

    Bu ayet-i kerimelerin muhatabı olmaktan kur*tulun!..."

    İktanbul Akıncılar Derneği bildirisinde de durum şöyle dile getirildi. "Artık herkes şunu anlasın ki bizim ilayı kelimetüllah'tan gayrı hiç bir dava ve idealizim yoktur. Bundan .başka da dava tanımıyor, müslümanım diyebilen herkesi saflarımıza ça*ğırıyoruz. Hiç bir dava şehid vermeden zafere ulaşamamıştır. Zafere bir adım kala vurdular kar*deşimizi, ırkçı, faşist, laik düzen bozuntuları"

    İ,K.O'nun açıklamasında ise, düzenin resmi güç*leri ve onun oyuncağı haline gelmiş ırkçı dü*şüncenin, müslümanları öldürmekle yıl-dıramıyacağı, her şehidin zafere giden yolu aydınlattığı, belirtiliyor ve bu münafık ırkçılardan bir gün bunların hesabının sorulacağı da kay*dediliyordu.

    Metin! Şehid Metinimiz! Sen herşeyinle kur*tuldun, senin gidişin değil bizleri üzen, bizim bu çir-kef insanlık içinde kalışımızdır. Mücadelen ve ha*tıran bizlere güç verecek, şarkımız da:

    Bir gün savaş bitecek Muzafferiz mutlaka îslâmî harekete Güç kattık kanımızla olacaktır!..."

    25 Şubat 1992, günlerden Salı... İstanbul'da Karlı, ve soğuk bir gün daha yaşanıyor.. Şehid Metin'in Şehadeti üzerinden 13 yıl geçmiş... 23 Şubat Pazar günü, Şehid'in küçük kardeşi Müfit ile görüşecek ve Şehid hakkında sohpet edecektik. O gün İstanbul'da hem kar vardı, hem de fırtına. Hava şartları el vermediği için buluşamadık. Sohbetimizi iki gün sonra ancak gerçekleştirebildik.

    Müfit Yüksel ile yıllar öncesinin olaylarını uzun uzun konuştuk. Sorular sorduk, geniş geniş malumat aldık. Müfit, sanki o günleri yeniden yaşıyordu. Çok canlıydı.. He*yecanlıydı... O günlerin acı ve tatlı hatıralarını en açık ifadelerle dile getirdi.

    Şehid Metin'imizi ve Şehadeti anlattı Müfit kardeş. Kendisini dinledikten sonra daha iyi anladak şehadeti ve şehidi. Bu uzunca soh*betimizden bazı bölümleri Müslümanlara fay*dalı olur umuduyla naklediyoruz. Okuyalım bize ders olsun ve ibret alalım. Böylece cihad gayretimiz ve Şehadet aşkımız artsın inşallah:

  7. #107
    Eskici
    Misafir
    Kiminin edebiyatını yaptığı şeyin mücadelesini verdi, hayatına mal olsa bile.
    Rabbim onun gibi er meydanlarında cihad edenlerden eylesin inşallah.
    Rabbim bütün mücahid ve mücahidelerden razı olsun... Amin,ecmain

  8. #108
    Kayıtsız
    Misafir

    bir soru?

    acaba metin yüksel yaşasaydı, akp'li olurmuydu?

    ben kendisini yakından tanıyamadım da eğer varsa yakınlarından burada cevap verebilirler. gerçi tanıdığım yakınları saadette değiller.

  9. #109
    Kayıtsız
    Misafir

    İlginç ve sorgulanması gerekiyor.

    Ben de en çok bunu merak ediyorum. Sadece Metin Yüksel için değil, gözümüzde büyüttüğümüz bazı eski kahramanlarımız bugün yaşasalardı yani devr-i AKP'de ne olurlardı.?

  10. #110
    Kayıtsız
    Misafir

    Şehadet

    metin yüksel mertebesini inşEALLAH bulmuştur
    daha ne olsun partici değil , ALLAH (c.c) şehid olarak baul etsin inşEALLAH

+ Konuyu Yanıtla
6 / 6 İlkİlk 123456

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •