+ Konuyu Yanıtla
6 / 6 İlkİlk 123456
109 sonuçtan 101 --- 109 arası gösteriliyor

Konu: _ALBAY_'ın Kitap Okumaları...

  1. #101
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,620
    Blogdaki Konular
    5
    LİDERLER HAPİSHANESİ /Oral ÇALIŞLAR / Çağdaş Yayınları 1996

    * Türkeş bir vesile ile İnönü ve II. Abdulhamit dönemini kıyasladı. "Abdulhamit dönemiyle, İnönü dönemi savaşsız yıllar oldu insanlar rahat etti" dedi. Sy:39

    * Önemli olan iddaların doğru olup olmamasıdır, karşı tarafın söylemesi değil. Sy:701
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  2. #102
    İnanılmaz, bu kitapların tamamını okudunuz mu?

  3. #103
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,620
    Blogdaki Konular
    5
    Alıntı Nil AHMEDİ tafarından gönderildi Mesajı Göster
    İnanılmaz, bu kitapların tamamını okudunuz mu?

    İnanabilirsiniz :)
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  4. #104
    Alıntı Tevfik YAZICILAR tafarından gönderildi Mesajı Göster
    İnanabilirsiniz :)
    süpersiniz,
    okuyan insanı çok severim ben,
    inşallah benim çocuğum da hayırlı ilim sahiplerinden ve çok okuyan, okumayı seven biri olur.

  5. #105
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,620
    Blogdaki Konular
    5
    MİLLİ DEVLET KÜLTÜRÜ Türkiye Yansımaları / Ömer SAY / Kaknüs Yayınları 1998

    * Millet, kendi birliğinden haberdar olan siyasi bakımdan devlet şeklinde teşkilatlanmış ve milli devlet kurma kabiliyetine sahip sürekli ve teşkilatlı insan zümresidir. Sy: 11

    * Onaltıncı yüzyılda Avrupa da 500 kadar çok az özerk devlet ve prenslik varken; yirminci yüzyıla girerken bu sayı yirmibeşe düşmüştür. Sy:16

    * 1374-1400 döneminde avrupa nufusunun % 40 ının veba yüzünden hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Sy:29

    * Machiavelli'ye göre mücadelenin iki yolu vardır. Birincisi yasa ikincisi kuvvet yoludur. Birincisi insanlara ikincisi hayvanlara özgüdür. Çogu zaman birinci yol yeterli gelmediğinde ikinci yola başvurmak gerekir. Bu nedenle hükümdar insanca davranmayı da, hayvanca davranmayı da bilmelidir. Ancak burada ihtiyatlı olmak gerekir. Hükümdarlar halkta kin yaratacak davranışları başkalarına yaptırmalı, kendileri sadece iyi duygular uyandıracak işler yapmalıdır. Yani hükümdar ikiyüzlülüğü çok iyi bilmeli ve uygulayabilmelidir. Sy:33

    * Protestanlı zaten uygulamaya konulmuş olan faizlere dinianlamda bir düzenleme/açıklama getirmektedir. Bu açıklama yapılırken tıpkı siyasal alanda olduğu gibi egemenlerin lehine sonuçlanabilecek ya da en azından onların hoşuna gidecek bir yol izlenmektedir. Sy:42

    * Ortaçağ'da Batı dünyaya hakim olamadığı için kendini bu dönemde olmüş saymaktadır. Rönesans'ın, yani yeniden doğuş espiriside burada netlik kazanmaktadır. Yeniden doğmak için ölmek gereklidir ve bu ölüm Roma'nın çöküşüdür. Dolayısı ile Ortaçağ'ın Aydınlanma sonrası insanı için karanlık bir çağ olması anlamlıdır. Sy:54

    * Herkes için mecburi askerliğin uygulamaya konmasıyla birlikte devletin bekasını sağlayıp onu korumak bütün yurttaşlar için bir ödev olmaktadır. Sy:70

    * Kutsal dini metinlerin Almanca, İngilizce v.b dillere tercüme edilmesi bu dilleri kullanan halkların milletleşme sürecinde önemli mesafe almalarına neden olmuştur. Daha sonra her siyasal güç ve millet aynı zamanda kendi dini cemaatini yani kilisesini de kurmuştur. Sy:82

    * Matbaa sayesinde el yazması kitaplardan çok daha ufak ve taşınabilir kitaplar basıldığı için, okurun kalabalıktan uzak, kitabıyla baş başa bir köşeye çekilebileceği ve zamanla tamamen sessiz okuma alışkanlığını kazanacağı ruhsal ortamda ortaya çıkmıştır. Sy:86

    * Eğitimin herkese yönelik olmadığı dönemlerde okul sistemi, öğretmenin öğrencilerinden her bakımdan daha yukarda olmasını sağlamış ve öğrencinin öğretmenin seviyesine yönelmesini gerektirmiştir. Demokrasinin hakim eğitim sisteminde ise öğretmenin fazileti öğrencinin seviyesinde buluşmasıyla belirir. Dahası, modern eğitimci öğrencinin sosyal ve ruhi arkaplanına dikkat etmek zorundadır. Bunun doğal neticesi olarak okuldaki öğrenim öğrencilere ayarlı gelişmek zorundadır. Sy: 122

    * Zira yine Uzunçarşılının belirttiğine göre, padişah é Zahiren hiçbir murakabe ve kontrole tabi değildir; fakat hakikatte ise mukayyeddi; şeri kanunlara katiyyen riayete mecburdu. Sy:129

    * Hükümdar iktidarın Allah tarafından kendilerine verildiğini kabul ederken, hukukçular ise iktidarın Allah'ın yeryüzündeki halifesi olan halka ait olduğunu,halkın, başta adalet olmak üzere belirli şartlara uymak kaydıyla bir hükümdara biat ile havale ettiğini, şartların ihlali durumunda hal'ederek iktidarı o kimseden alıp bir başkasına verdiklerini ifade etmişlerdir.

    Burada her iki açıdan da mutlak hakimin Allah olduğu düşüncesi ortaya çıksada padişahın yetki sınırlarını belirleyen kaynak dikkate alındığında önemli bir fark vardır. Eğer padişah yetkisini aracısız olarak Allah'tan almış ise iktidarını borçlu olduğu kudret Allah'ın bizzat kendisinde toplanacaktır ve bu nedenle halka hükümdarlığı konusunda herhangi bir diyet borcu bulunmayacaktır. fakat iktidar yetkisi, Allah'ın halifesi olan halk tarafından padişaha biat ile devredilmiş şekliyle ele alındığında padişah, padişahlığını halka borçlu olmaktadır. Sy:129

    * Hukukçuların padişah'ı hal'etme yolundaki çıkış noktaları halkın, Allah'ın yeryüzündeki halifesi olmasına bağlamaktadır. Sy:130

    * Bey: Kadı'nın hükmü olmadan hiç kimseyi cezalandıramadığı gibi, Kadı da Bey'in kuvvetine dayanmadan hükmünü uygulayamamaktadır. Sy: 132

    * İlk defa, 1774'te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti ruslar'a kendi tabaası olan olan Ortadokslar'ın din ve vicdan hürriyetlerini ve kiliselerini korumayı taahhüt etmiş, böylece gayri müslimlerin sahip oldukları haklar milletlerarası bir mahiyet almaya başlamıştır. Sy: 135

    *Tanzimat Fermanı aslında "Padişah'ın mutlak otoriytesini savunarak merkeziyetçi devlet idaresinin, başka deyimle bürokrasinin işlere mutlak bir şekilde el koymasını ifade eder. Sy: 149

    * Meclis-i Mebusan'ı süresiz tatili konusunda yapılan eleştiriler için Abdulhamit'in gösterdiği tepki bunu daha net şekilde ortaya koymaktadır. "Düşünmüyorlarmıydı ki Osmanlı ülkesi birçok milletlerin biraraya gelmesinden meydana gelmiştir. Böylesi bir ülkede Meşrutiyet, ülkenin unsuru alisi için ( Temel unsur) ölümdür. İngiliz parlamentosunda bir Hindli, Afrikalı, Mısırlı, Fransız parlamentosunda bir Cezayirli mebus varmıydı ki Osmanlı parlamentosunda Rum, ermeni, Bulgar, Sırp, Arab mebus bulunmasını istemeye kalkıyorlar. Sy: 165

    * Kişinin dini için değilde vatanı için hayatını feda etmesi modern toplumun öne çıkardığı bir anlayış olarak belirmektedir. Bu haliyle vatanın kutsallık ifade eden boyutu sekülerleşme bağlamında anlamını kazanmaktadır. Bir başka ifadeyle modern toplumda vatan, kutsallığın dünyevileşmesi ve somutlaşmasıdır. Sy: 191


    http://www.altsayfa.com/edebiyat/kit...devlet-kulturu
    Düzenlendi: Tevfik YAZICILAR 20-03-2011 16:24
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  6. #106
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,620
    Blogdaki Konular
    5
    Mamak Zindanlarında Bir Akıncı / Halis Özdemir

    Acı; hayatın canlılığının nişanesidir. Sy:16

    Gülhanım ninem, oğlum Halis diyordu “Büyük devlet adamlarına yakın olanların nimeti de ateşi de çok olur.” Sy:25

    Gözlerimdeki bağı çözdüklerinde savcılık binasına getirildiğimi anladım. Bir müddet savcılık kapısında bekletildikten sonra içeriye aldılar ve bir an gözlerime inanamadım. O da ne ? Daktilonun başında Milli Selamet Partisi Genel Merkezi’nde daktilo memuru olarak çalışan bir kişi vardı. O da beni görünce tanımış, bir an gayri ihtiyari eliyle yüzünü saklamak istemişti. Sy:34

    Yara çok büyük, bizlerin ise doktorluk lisanız olmadığı için yaraya derman olamıyoruz. Allah-u Teala bizleri yaralara derman olanlardan eylesin Sy:71

    Bir ailede bir tutuklu varsa, bütün aile tutuklu, bir hasta varsa bütün aile hasta gibidir. Çünkü yaşananlar birlikte yaşanmaktadır. Sy: 95

    Abdullah TOMBA’nın teklifi
    Abdullah Tomba Ağabeyimiz ( Allah rahmet eylesin) milli boksörlerimizden ve MSP İstanbul İl Başkanlığı ve milletvekilliği yapmıştır. Kendisi boksör olması bakımından mizacen cesur, cevval, atak bir insandı. Aynı zamanda armatörlük yapıyordu. İstanbul’dan milletvekili olmuştu. Dolayısı ile “Kardeş Kavgası”nın yaşandığı yerlerin başında gelen üniversite şehrindendi. “gerici faşişt”, “Yeşil kominist” gibi yakıştırma ve saldırılardan bunalan bir gurup genç birkaç defa kendisine gelmiş ve “Ağabey bizi gemilerinle Filistin’e götür. Biz orada El-Fetih’ten eğitim alıp kendimizi savunmak istiyoruz” diye ısrarcı olmuşlar.
    Abdullah Tomba bunun üzerine beni arayarak görüşmek istediğini söyledi. O sırada Akıncı Sporcular Derneği genel başkanı idim. Görüşme davetini kabul ettim. Hacı Bayram Camii yakınlarında buluştuk. Konuyu anlattı ve gençlerin bu talebini sizinle görüşmek istiyorum dedi.
    Bu konuyu Akıncılar’ın o tarihteki Genel Başkanı ve sınırlı sayıda birkaç arkadaşa açtım. Teşkilatlarımızı çok sıkıştırıyorlardı. Kendini savunma ve özgüveni arttırma fikri etkili oluyordu. Ama bunu birde büyüklerimizle istişare etmek doğru olacaktı.
    Abdullah Tonba bana “yalnız bu girişimden Oğuzhan Asiltürk Beyin haberi olmasın. Haberi olursa bu işi engeller.” Dedi. Ancak, Oğuzhan bey bizim bu değerlendirmelerimizden bir şekilde haberdar olmuştu. Birlikte görüşmeye gittik. Oğuzhan beyin ve birkaç kişinin bulunduğu bir ortamda konuyu açtım. Ancak, daha meseleyi detaylandırmadan ve orada bulunanlarında konuşmalarına fırsat vermeden Oğuzhan Bey hiddetlenerek “ Siz ne yapıyorsunuz? Ne demek Filistin’e gitmek. Karıncayı bile incitmeye hakkınız yokken, hem de Filistin’de eğitim. Eğitildiğinizi farz edin, ferasetli bir Müslüman bakasına zarar verebilir mi? Bu sevdadan derhal vazgeçin” dedi.
    Kendilerine hitaben şöyle cevap verdim. Bizde bu eğitimi “Oynanan kardeş kavgasının” bir parçası olmak veya teröre bulaşmak istemiyoruz. Bizim gençlerimiz büyük baskı altında. Korkaklıkla itham ediliyorlar. Güçlü, kuvvetli, eğitimli olma ve gerekirse kendilerini koruma yönünde iyi olur diye düşünüyorlar” dedim. Sy:118

    Komünizm alametidir diyerek terkedilen demiryollarına nispet teşvik edilen ülkemizin tek ulaşım ağı karayollarımızdır. Akın akın büyükşehirlere göç eden yoksul halkın bir umut diye yollara düşüp geldiği büyükşehirlerin devasa kalabalıklarında kaybolmamak için bir anne gibi sarıldığı; çoğu kere günlerini ve gecelerini geçirdiği bu garajlar onun içindir ki, pek çok acı, dram ve sevincin şahidi olmuşturlar. Sy:204

    Namık Kemal Zeybek mamak’ı kelimelere dökerseniz iş hafifler diyerek mamak’ı tarif ediyordu. Sy:208

    Evet Akıncılar davasından yargılanan ve Genel Sekreter yardımcılığını yapmış, Akıncı Gençler Derneği’nin kurucularından Ali Çelik’in çocuklarının sütünü, evinin tüpünü, ekmeğini komşusu Vehbi Amca karşılıyordu. Sy:281

    Milli Selamet Partisine oy vermemiş ve oy verme ihtimali dahi olmayacak bir takım insanlar, yüksek sesle Korkut Özal’ın Genel Başkan olması için kamuoyu oluşturmaya başlamışlardı. Ve Korkut Özal Milli Selamet Partisi 1978 kongresinde Genel Başkanlık için aday olmadı, ama genel İdare Kurulu için ikinci bir listeyi kongreye sundu. Ve listesinden üç kişi yönetime girdi. Bunlardan Mustafa Yazgan daha sonra bir hac dönüşü ziyaretine gittiğimde, ikinci listeye alınış şeklini ve kongreyi bana şöyle anlattı. “kongre salonuna girdiğimde listede ismimi gördüm. Beni hiç haberim olmadan listeye koymuşlar. Kongre gece saat sıfır üçte bitti. Ben listeye girmiş kazanmıştım. Ama salondan çıktığımda cebimde taksi parası olmadığı, o saatte minübüs de bulunmadığı için evime yürüyerek ve ağlayarak gittim ve kendi kendime şöylendim: Ey Mustafa! Genel İdare Kurulu üyesi olmak kim, sen kimsin.” Sy:297
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  7. #107
    Kayıtsız
    Misafir

    mükerrer

    Alıntı Tevfik YAZICILAR tafarından gönderildi Mesajı Göster
    KÜRESEL TERÖR VE TÜRKİYE / Emre KONGAR

    * Tarım devrimi, tek tanrılı dinler ; endüstri devrimi de milliyetcilik ideolojileri aracılığı ile insanlığı biçimlendirmiştir. Sy:36

    *Sonucu belirleyen en önemli öge, ne yazık ki silah gücü ve bu gücün ideolojisi olmaktadır Sy:39

    * ilginç olan bir başka nokta da, her iki taraftaki teröristlerin de kendilerine devrimci yada ülkücü gibi yüceltici sıfatlar takmış olmaları ve bu terimleri bugün de kullanma eğilimlerini sürdürmeleridir Sy:90

    * Osmanlı imparatorluğunun asıl çöküş tarihi 1881 dir. Osmanlı 1881 de çöktü. 1881 yılında Atatürk doğduğu için çökmedi. 1881 de Duyun-u Umumiye ilan edildiği için çöktü. ( _ALBAY_ın notu: Duyun-u Umumiye genel borçlar demektir.) Sy:111

    * İmparator hutbe okutur, sikke bastırır. Yeryüzünde Allah'ın temsilcisidir ve paranın sahibi. Sy:113

    *Batılılaşma doğrudan doğruya Saray dan, imparatorluğu kurtarmak isteyen Padişahtan ve onun cevresinden kaynaklanıyor. yoksa bizim politikacıların söyledikleri gibi batı taklitcisi aydınlar tarafından değil. Sy:129
    ...

  8. #108
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,620
    Blogdaki Konular
    5
    24 Ocak Bir Dönemin Perde Arkası Emin ÇÖLAŞAN Milliyet Yayınları Ocak 1985 baskısı

    • Demirel, CHP’nin hükümet olduğu günlerde bazı işadamları ve gazeteciler tarafından Intercontinental otelinde onuruna verilen bir yemekte sözü IMF’ye getirmiş ve şöyle demişti: - Bakın beyler, size açık söyleyeyim, IMF diye bir şey yoktur. Eğer Amerika göz kırparsa IMF verir. Bu işler IMF’ye değil, Amerikaya bağlıdır. Sy: 30

    • Demirel ve Özal birbirlerini 1950’li yıllardan beri tanırlar, sayarlar ve severlerdi. O dönemde her ikisi de, Elektrik İşleri Etüd idaresinde proje mühendisliği yapmışlar, inşaat yüksek mühendisi Süleyman Demirel ile elektrik yüksek mühendisi Turgut Özal ilk kez burada, iki teknisyen olarak tanışmışlar ve beraber görev almışlardı. Daha sonra, Demokrat Parti’nin Devlet Su işleri genel müdürü olan Demirel ile Özal’ın yakın ilişkileri hiç bozulmadı. Kader, bu iki dostu 1960’lı yılların başında bu kez askerlik görevinde bir araya getirdi. 27 Mayıs ihtilalinden sonra yeni kurulan Devlet Planlama Teşkilatında Demirel ve Özal birlikte askerlik yaptılar. Daha doğrusu uzman olarak çalıştılar. Demirel bu yıllarda siyasete atılıp önce AP genel başkanlığına seçildi ve daha sonra da başbakan olunca 1966 yılında Turgut Özal’ı DPT Müsteşarlığı görevine getirdi. İki dost, 1971 yılı 12 mart muhtırasına kadar uyum içersinde bir çalışma götürdüler. Sy: 44

    • 1977 yılında ikinci MC hükümetinin Başbakanı Demirel, Türkiye’nin 70 cent’e muhtaç olduğunu daha o zaman açıklamış, ancak işin üstesinden gelememiş ve daha sonra hükümeti bırakmak zorunda kalmıştı. ( Demirel’in 1977 yılında söylediği “70 cent’e muhtacız” sözü şuradan geliyordu: Hacı adayları için döviz aranırken, bunlara devlet ancak 35 – 40 milyon dolar verebildi. Ancak döviz alamayan ve bu yüzden hacca gidemeyecek olan hacı adayları Merkez Bankası’nı bastılar ve Ankara’da hükümeti protesto yürüyüşü düzenlediler. Aynı günlerde Merkez Bankası tarafından yabancı bir bankaya verilen 70 cent tutarındaki bir ödeme emri, karşılığı olmadığı gerekçesi ile geriye çevrildi. Durum çok gizli tutuldu ve sadece Başbakana, işin ciddiyetini anlatmak için duyuruldu. Hacı adaylarının davranışını kınayan Demirel o zaman bir hatırlatma yaptı ve Türkiye’nin 70 cent’e muhtaç olduğu bir dönemde hacılara milyonlarca dolar döviz verilmesinin çok önemli bir olay olduğu vurgulandı Sy:74

    • Genelkurmay Başkanı ile uyarı mektubunu imzalayan Kuvvet Komutanları, 1 Ocak günü, herkes yılbaşı gecesinin mahmurluğunu yaşarken yeniden Çankaya Köşkü’ne çıktılar ve Korutürk’ten Demirel ve Ecevit’i çağırarak mektubu kendilerine tebliğ etmesini istirham ettiler. Yılın ilk günü yapılan bu ziyareti ve bundan önceki gelişmeleri hiçkimse bilmiyordu. Türkiye Radyolarının saat 19’daki haber bülteninde bu konuyla ilgili bir tek protokol cümleri okundu. “Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve Kuvvet Komutanları, Cumhurbaşkanı Korutürk’ü ziyaret ederek bir süre görüştüler.” Haber bu kadardı. Yılların gazetecisi Cüneyt Arcayürek, evinde radyodan dinlediği bu haberden kuşkulandı ve sağı solu aramaya başladı. Yılın ilk günü resmi tatildi. Bu ziyaret niçin yapılmıştı? Bunun bir anlamı olmalıydı? Genelkurmay Başkanının Çankaya Köşkü’ne, beraberinde Kuvvet komutanlarını da alarak gitmesini gerektiren bir durum yoktu. “kokuyu alan”, ancak sivil kesimde hiç kimseden bu konuda bilgi sağlayamayan Arcayürek, en sonunda iki komutanla görüşmeyi başardı. ……… 2 Ocak 1980 Çarşamba günü, Arcayürek’in haberi Hürriyet Gazetesinde “Ordu Uyarı Mektubu Verdi” başlığı altında patladı. Demirel ve Ecevit’te dâhil olmak üzere bütün Türkiye bu haberi o gün Cüneyt Arcayürek’in kaleminden duymuş oldu. Sy: 105

    • Özal daha sonra sözü, Türkiye’nin petrol politikasına ve milli petrol kuruluşu olan TPOA’ya getirdi. –“ Eğer birkaç yıl içerisinde kendi petrolümüzü bulamazsak ya buna tahammül etmek zorunda kalacağız, ya da ………. Türkiye’de petrol mutlaka vardır ve bunun çıkarılması lazımdır. Milli petrol politikası solcuların sloganları gibi TPOA demek değildir. Petrolümüzü bulsun da kim bulursa bulsun. Hatırlarsanız, sloganlar yüzünden mobil şirketini kaçırdık. Bu bize çok pahalıya gelmiştir. Bu alanda tekrar söylüyorum, milli politika TPOA’yu değil, memleketi güçlendirmek olmalıdır. Yabancı petrol şirketlerini gücendirmek için bugüne kadar yapılanları bundan sonra yapmamayı öğrenmeliyiz. Bu gibi sebeplerle yerli petrol üretimi giderek azalmamaktadır. TPOA bütün sahaları kapatmış ve üstüne yatmış durumdadır. Arama yapmadığımız her alanı yabancılara açmalıyız. Sy:144
    •
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

  9. #109
    _ALBAY_ SİTE BAŞKANI Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Giriş
    Thu May 2006
    Konum
    İstanbul
    İletiler
    8,620
    Blogdaki Konular
    5
    Kongo Pigmileri Arasında 8 Yıl.

    İlginç bir kitap, Yedigün Matbaasında basılmış Hürriyet Gazetesi neşriyatı. Anne Eisner Putnam yazmış, Gani Yener Türkçe’ye çevirmiş.

    Kitapta aslında ressam olan bayan Putnam’ın kocasıyla birlikte onun uzun yıllardan beri yaşadığı Kongo daki yaşamı ve oranın insanlarını anlatan ilginç bilgiler mevcut. Tabii yazar buranın Belçika Kongo’su olduğuna birçok yerde vurgu yapıyor. Düşünsenize Belçika nerdeee, Kongo nereee.

    Adamlar Belçika’dan kalkmışlar Afrika’nın derinliklerinde Kongo denen ülkeyi işgal etmişler ve burada yaşayan halka yasaklar getirerek sözde medeniyet getirmişler. İnsanları ve hayatlarını adeta bir sirke çevirmişler.

    Pigmiler, yani bizim bildiğimiz kısa boylu siyah derili insanlar. Her bir topluluk Belçika’dan giden birilerinin malı olmuş ve üzerlerinde her türlü hakimiyeti sağlamışlar. Karşılığında ne mi vermişler bir dal sigara, 3-5 boncuk. Ve Kongo halkını adeta maymuna çevirip bir sirk gibi dünyadan gelen insanlara açmışlar. Bunu da çok büyük bir hizmet gibi anlatıyor kitabında.

    Ama itiraf edeyim Kongo’da yaşayan Pigmiler veya bilinen adı ile pigmeler hakkında en kapsamlı anlatımlar bu kitapta sanırım. Yazar ,ressam olmanın verdiği rahatlıkla doğal bir anlatım yansıtmış kitaba.

    Kitapta Putnam ailesinin, Kongo’da yaşamakta oldukları kampı ziyaret eden öyle insanlar vardı ki şaşırmadım değil. Örneğin Manchester dük ve düşesi kalkmışlar dünyanın bir ucundan Kongo’ya Gergedan avlamaya gelmişler. Katherine Hepburn ile Humpeey Bogart buraları gezmiş. Liechtenstein Prensi Ferdinand Prensesiyle uğramış. Ve ilginç bir isim daha: Laurice Rockfeller. Düşünsenize bir Rockfeller yerli maskeleri satın almak için Kongo ormanlarının taa ortalarına kadar gitmiş.

    Pigmilerle yazarın ilginç bir anısı da vardı kitapta söyle ki; Kongo’ya misyonerlik faaliyetleri için birçok Peder’in geldiğinden bahseden yazar. Yerlilerden birinin şu sözlerine yer veriyor “Madami bu Pederler nereden geliyorlar.” “Çoğu denizlerin ötesinden gelir” diye izah ediyor çünkü uzaklık kavramını verebilmek için en uygun kelime denizlerin ötesi. Sma Pigmi “Peki kadınları nerede” diye soruyor. Yazar “kadınları yoktur” diyor. “Onlar dinlerine bağlıdırlar ve dinleri onlara evlenmemek üzere yemin ettiriyor” diyor .Pigmi tekrar soruyor “Hiç mi kadınları yok”. Hiç diye cevap veriyor yalnız yaşarlar. Ve Pigmi den asıl soru geliyor “Öyleyse yeni pederler nereden çıkıyor”. Düşünsenize medeniyetin hiç ulaşmadı yerde bir Pigmi yazara hayat dersi veriyor.

    Kitapta pigmilerin Okapi avından, silahsız Leopar avlamasına – fil öldürmelerinden, canlı yiyen karıncalardan kaçışlarına kadar birçok farklı bölgeyi ve insanları anlatan bilgiler mevcut. Bi an kendinizi Kongo ormanlarında bulabilirsiniz…

    Tevfik YAZICILAR
    Gün gelecek bütün dünya Hocama selam duracak!

+ Konuyu Yanıtla
6 / 6 İlkİlk 123456

Tags for this Thread

Yer İmleri

Gönderme Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may edit your posts
  •