Konuyu Yanıtla

Post a reply to the thread: Erbakan’ın Tek Kitabı: Milli Görüş

Your Message

istanbul kaç yılında fethedildi?

 
 

Mesajınız için listeden bir ikon seçebilirsiniz

Ek Seçenekler

  • Will turn www.example.com into [URL]http://www.example.com[/URL].

Konuyu Gözden Geçir (İlk Önce En Yeni)

  • 29-04-2016, 19:15
    İlhan ŞENEL

    Erbakan’ın Tek Kitabı: Milli Görüş

    Necmettin Erbakan’ın Tek Kitabı: Milli Görüş

    Milli Görüş, on yıllardır inişleri ve çıkışları ile İslami kesim içinde etkisini sürdüren bir politik akım. 1975'te Dergah Yayınları'ndan çıkan 'Milli Görüş' kitabında Necmettin Erbakan bu politik akımı nasıl temellendirmişti? Deniz Baran yazdı.



    Boğaziçi Üniversitesi’nin kütüphanesinde 1975 basımı bir kitaba rastladım, ismi “Milli Görüş” idi. Yazarı ise kocaman puntolarla yazılmıştı Dergâh Yayınları’ndan basılmış bu kitabın: Necmettin Erbakan. Necmettin Erbakan’ın bizzat yazdığı bir eser var mı diye arayış içerisindeyken bu gördüğüm kitap elbette beni heyecanlandırmıştı. Merhum Erbakan dışında içeriğin bir derleyicisi, düzenleyicisi vs. var mıdır bilemiyorum ancak en nihayetinde yazar koltuğunda Erbakan’ın ismi vardı ve anlatılanlar onun kaleminden çıkmış olarak kabul edilecekti. Bu durumu en değerli kılan şey ise araştırdığım kadarıyla Erbakan’ın doğrudan yazarı olarak gösterilebileceği bir başka eser olmayışıydı. Akla ilk gelebilecek eserlerden “Milli Görüş İktidarı: Niçin ve Nasıl” bir konferansın yazıya dökülmüş hâli idi, “Davam” da yine bildiğim kadarıyla Erbakan’ın anılarından oluşan bir derleme idi; baştan sona yazılmış yekpare bir eser değildi.

    Milli Görüş kavramı genç yaştaki bizlerin dahi üç aşağı beş yukarı bildiği, on yıllardır inişleri ve çıkışları ile İslami kesim içinde etkisini sürdüren bir politik akım. Ancak genel çerçeveleri ve gündelik siyasetteki tezahürü dışında “bir ideolojik hareket olarak lanse edilen Milli Görüş’ün zemini tam olarak nelerle dolduruluyordu, Milli Görüş’ün önerileri neydi?” sorularının yanıtına bizim neslin çok da vakıf olduğunu zannetmiyorum. İşte bu soruların cevabını bulmak saikiyle kitabın başına oturdum. Kitabın, daha ilk sayfalarından bir manifesto hüviyetinde olduğu anlaşılıyordu. Ayrıca günümüzdeki parti programlarına da oldukça benziyordu ki zaten bu beklenmeyecek bir şey değildi.

    Şimdi; “Nerede Duruyoruz?”, “Devlet Anlayışımız” gibi birkaç başlık altında, Erbakan’ın kaleminden Milli Görüş’e dair okuduklarımı bir inceleme kıvamında sizlere sunmak istiyorum. Çok uzatıp sıkmayacağım ancak kimi zaten herkesçe bilinen, kimi de –en azından bizim nesilce- çok bilinmeyen dikkat çekici noktaları detaya girmek suretiyle aktarmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Böylece fazla sübjektif yorumlara girmeden (ki böyle bir birikimim olduğunu zannetmiyorum) kitaptaki ana hatları ve önemli yönleriyle “Milli Görüş”ü kavrama ve kendi değerlendirmemizi yapma olanağımız olacaktır. Ayrıca günümüzdeki iktidarın takip ettiği ayak izlerinin önemli bir kısmını da değerlendirme sırasında görebileceğiz. Kolaylık olsun diye de madde madde gideceğim.

    Milli Görüş’ün temelinde neler yatıyormuş?

    Milli Görüş –önermelerinin derinliği ve kendini koyduğu konum tartışmaya pek açık olsa da- kendini yeni bir ideoloji, doktrin olarak konumlandırıyor. Dönemin iki “büyük” ideolojik akımı kapitalizm ve sosyalizme kafa tutan “bir diğer” yol olarak karşımıza çıkıyor. Solcu CHP ve liberal Adalet Partisi söylemi bu sebeple önemli. Diğer iki hâkim akım zıt görünse dahi temelde birleştikleri yer materyalist zemin. Milli Görüş buna kökten karşı, “maneviyatçı” bir fikriyat. Nitekim birazdan göreceğiz, maneviyat her yerde karşımıza çıkacak. Evvel⠓manevi kalkınma” öngörüyor mesela Milli Görüş… Bu kavramın içi sadece kitapta anlatılanlarla doldurulamıyor ancak belli ki o gün için ortaya konacak siyasi pratikle manevi kalkınmanın zuhur etmesi öngörülüyor.


    Manevi kalkınma olmaksızın maddi kalkınma yetersiz görülüyor. Ancak buna rağmen maddi kalkınmaya dair pek bir sorgulama yok, bunun da tam hız devam etmesi lakin manevi kalkınma ile paralel götürülmesi gerekli.

    Manevi kalkınma talebinin altında yatan en önemli argüman, bu milletin fıtratının “ahlakçı ve maneviyatçı” olması. Yani materyalizm bu milletin fıtratına aykırı. Buradaki demokratik uygulamanın ahlakçı bir uygulama olması gerekli. Ayrıca kitaptaki dile göre bu millet öyle bir millet ki en büyük, en şerefli tarihe sahip bir millet. Buradan milliyetçi bir söylem çıkarılabilse de milliyetçiliği yapılan milletin klasik Türk ulusu anlamını taşımadığı, daha geçmiş tarihe dayalı ümmetçi bir millet anlayışı olduğunu sezmek mümkün. Buradaki temel önerme aslında İslam medeniyetinden gelen ve özünde anti-materyalist, maneviyatçı hamuru olan millet; bu toprakların insanı. Bu tip bir “milletçilik” kavramı (milliyetçilik kavramı günümüzde artık böyle bir anlam uyandırmıyor kafalarda, o yüzden bu kavramı kullandım) aslında yavaş yavaş günümüzde tekrar canlanmaya ve çoğunluğu mütedeyyin olan Türkiye halkının çeperlerden merkeze, iktidara gelip yerleşmesiyle tartışılmaya başlandı. Gidişat bizleri Erbakan’ın ilk bakışta klişe ve eski moda duran ama pek de öyle olmayan bu söylemine götürebilir. Yer gelmişken söylemek istedim.

    Milli Görüş, devlet yanlısı bir tutum izler. Islahat hareketlerinin otoriteyi çatlatıp bölücülük ve anarşizm kıvamına ulaşmasını desteklemez. O günkü devrimci hareketleri de böyle olmakla itham edip onlardan beri durur.

    Milli Görüş’ün dikkat çekici önermeleri

    Düşünce Özgürlüğü: Milli Görüş bu hususta dikkat çekici bir argüman ortaya koyuyor. “Biz kendi fikriyatımıza ve ikna kabiliyetine zaten güveniyoruz” diyerek düşünce özgürlüğü ortamında çarpışmaya hazır olduğunu belirtiyor. Fikir hürriyetinde bir beis hâliyle görülmüyor.

    Basın Özgürlüğü: Maneviyata saygılı ve ahlaklı, hür basın ibaresi kullanıyor Erbakan. Buradan çıkacak sonuç, günümüzdeki liberal manada bir özgürlüğün öngörülmediği ve fakat haber aktarma işlevselliği bakımından basının özgürlüğünün savunulduğudur.

    Laiklik: Milli Görüş kendine has bir laiklik tanımı yaparak bir nevi işin içinden çıkıyor. Laikliği dinden uzaklaşma değil dini uygulamaların özgürlüğü ve bunlara karışılmaması gibi tanımlıyor. Bu tanım da pratikte önemli bir farklılığa tekabül ediyor, hele ki o dönemin Türkiyesi’nde… Örneğin; çok hukukluluk önermesi yapılabiliyor, yani tipik laiklik tanımına esasında zıt duran bir önerme. İslami hukukun da seküler-modern hukukun da uygulanabildiği bir yargı sistemi… Hâlâ ciddi şekilde tartışılmayı hak eden bu önerme aslında maalesef şu andan bakınca geride kalmış gibi duruyor ancak teorik bazda çok ciddi bir önerme olduğunu düşünüyorum. Kitapta detayına girilmese de bu talep dile getiriliyor ve yukarıda belirttiğim gibi “perspektifi değiştirilmiş” laiklik tanımı ile bu neticeye varılıyor.

    Kadın: Belli ki kitapta İslami kesimin kadına değer vermediği algısı kırılmaya çalışılıyor. Zira kadının hiç de hor görülmediğine dair bir anlatım var. Ayrıca önyargıları kırmak adına kadının çalışmasında ve eğitim görmesinde bir beis görülmediği, hatta bunun desteklendiği açıkça belirtiliyor. Ancak modernist anlayışın hep “gericilik” olarak gördüğü ve kendi “kadına değer verme” kriterlerine uymayan “önce ailesinden sorumlu anne modeli” kadın tanımı da satır aralarında korunuyor. Zaten sanıyorum ki bu kadın algısı konusundaki çatışma asla bitmeyecek bir tahayyül çatışmasıdır.

    Kadınların iş hayatına dair çok önemli bir öneri ise çalışma koşullarının kadınlara daha hafif uygulanması. Her ne kadar salt liberal yaklaşıma yahut kapitalist mantığa uymasa da oldukça fıtrata uygun, esasında –bana kalırsa- birçok hanımın memnun olacağı bir pozitif ayrımcılık öneriliyor. Şu anki iş hukuku mevzuatında kadına pozitif ayrımcılık yapıldığını birçok yerde görüyoruz ancak Milli Görüş’ün bu alandaki önerileri daha ileri seviyede diyebiliriz.



    Bilim:
    Bilim, akabinde sanayi ve teknoloji konularında Erbakan’ın yaklaşımının doğrudan kendi tarzıyla, eğitim geçmişi ile iç içe olduğunu görebiliyoruz. Parlak bir mühendis, tekniğe mükemmel derecede hâkim bir bilim adamı olarak, ayrıca kendi döneminde Almanya’da ciddi gözlemler yapmış olmanın getirdiği vizyonla hareket ederek, Erbakan evvelâ teknolojiye ve sanayiye yüksek derecede önem veriyor. Bilimsel ve teknik gelişmeyi asla dışlamadığı gibi Milli Görüş’ün ana kolonlarından birini bu nokta üzerine inşa ediyor. Batı bilim-merkezciliği/ kalkınma tezi vb. konuların felsefi tartışması günümüzde dahi sürüyor aslında ancak Erbakan ve Milli Görüş bu konuda tercihini net olarak ortaya koymuş. Batı’yı “makineleşen bir canavar” olarak tasvir etmiyor, yüksek sanayi ve bilimsel seviyenin kendi maneviyatçı değerlerini öne çıkaran toplumunda da pekâlâ yakalanabileceğini savunuyor. Bu konuda tarihten (Eyyubi gibi) referanslar kullanılıyor. Hatta Batılılar’ın tekniği İslâm toplumlarından öğrendiği, sonra geliştiği retoriği ciddi bir dayanak hâline geliyor. “Yarım yamalak Batı ilimlerini bilen insanların” tutup Müslümanlar’ı küçümesemesi doğrudan tarih bilmezlik olarak hor görülüyor.
    Tüm bu bilimsel çalışma, sanayi, teknoloji yanlısı kalkınmacı tutumun maneviyatçı, antimateryalist yaklaşımla harmanlandığı nokta ise bilime metafizik karşısında atfedilen konumda belirginleşiyor. Kısaca “tüm bilimsel ve sınai gelişime açığız, bunun arkasındayız ama buna tapmıyoruz” mottosu ile denge kuruluyor. Bu noktada Erbakan’ın Einstein ve enerji kavramı üzerinden doyurucu açıklamalar yaptığını da görüyoruz. Nitekim bu cümleler aynı zamanda kendi bilimsel donanımını da gözler önüne seriyor.

    Eğitim: Yukarıdaki maddeden sonra söylemeye dahi gerek yok, eğitime büyük önem veriliyor. Ancak bazı dikkat çekici önerilerden bahsetmek isterim.
    Maneviyatçılığın içi boş bir retorik olmaktan ziyade ciddi seviyede sosyal bilimler eğitimiyle desteklenebilecek zihinsel bir kavrayış olarak görüldüğüne dair ipuçları var kitapta. Mesela şu söz dikkat çekici: “Okullarda sosyoloji eğitimi olmalıdır. Sosyoloji öğretmek din bilgisi dersinden önemlidir.” İlahiyat fakültelerinde felsefe dersinin tartışıldığı günümüzde sanıyorum ufuk açıcı bir söz…
    Bir başka dikkat çekici iddia da her ile üniversite açılması. O zaman için bu büyük bir atılım olurdu, nitekim günümüzdeki iktidar da bu yolu izliyor. Ancak asıl dikkat çekici olan her ilde şöyle bir yüksek eğitim modelinin çizilmiş olması: Bir teknik, bir umumi ilimler, bir de manevi ilimler üniversitesi.

    Kalkınma: İşte Milli Görüş’ün en çok öne çıkan noktalarından… Kalkınma konusunda oldukça yenilikçi önerilerde bulunuyor Erbakan. Öncelikle değişik bir devletçilik modeli öngörülüyor. Aslında devletçilik değil klasik manada, Erbakan da buna bir ad bulmuş: Ufki devletçilik. Buna bağlı bir başka kavram var: Yaygın kalkınma.

    Devletin temel hizmetlerle yetinen liberal devlet olmasına bir kere baştan karşı çıkılıyor. Ancak devletçilik ilkesindeki gibi katı müdahaleler ile pazarın dengesinin bozulması da istenmiyor. Ufki devletçilik denen şey, bölgeler ve zümreler arası dengesizliği ortadan kaldırmak; tekeli kırmak için devletin yapacağı/ yönlendireceği yatırımlar. Neticede devletin dahi tekeli olsun istenmiyor. Halkın bizzat kendi kendisinin işletmecisi olabileceği –sanıyorum ki hiç uygulamada görmediğimiz- bir model ortaya konuyor. Bu modelin uygulanabilirliği konusunda fikir belirtecek kapasitem yok ancak bu modelin yanlış ve taraflı kalkınma politikalarına bir tepki olarak Anadolu insanını güçlendirmeye çalıştığını rahatlıkla görebiliriz. Bu modelin ve yaygın kalkınmanın uygulanabilmesi için ortaya konan, Milli Görüş’e özgü olduğunu düşündüğümüz öneri de “bölgesel kalkınma şirketleri”. Detayı için kitabı okuyunuz…

    İktisat ve ticaret: Müslüman bir perspektifle meseleye yaklaşıldığı için ilk savaş açılan şey pek tabii faizci sistem. Buna topyekûn savaş açılıyor. Reel ekonomide bu mücadelenin karşılık bulması için öne çıkarılan kurumlardan biri katılım bankaları, diğeri ise faizsiz devlet kredileri diyebiliriz. Ayrıca vergi adaleti konusundaki tespitler de iktisat başlığı altında ele alınmalı. Ticari hayata dair dikkatimi çeken bir başka nokta daha var, o da küçük taciri koruyucu bir eğilim. Bugünkü iktidarın politikası ile tezat içerisinde diyebiliriz sanırım bu yaklaşım için. Ancak kitapta küçük tacirlerin defter bürokrasisinden kurtarılması gibi şu an çok uzak gelen öneriler dahi mevcut.

    İş hukuku ve güvenliği: İş hukuku mevzuatının daha yeni yeni oturmaya başladığı ülkemizde o dönem için oldukça meseleyi kavrayan bir yaklaşıma sahip Milli Görüş bu konuda. O dönem sendikaların güçlü olması da bunda bir etken olabilir tabii. Ancak hadisler ile desteklenen işçi hakları söylemleri, iş güvenliğine dair önlemlere verilen önem (günümüzde hâlâ kanayan bir yaradır bu problem) ve yurtdışındaki gurbetçi işçilerin haklarına dair tasarılar dikkat çekiyor

    .

    Sağlık: Hastanelere dair özel bir şey söylendi mi, tam hatırlayamıyorum zira not almamışım. O hâlde sağlık sistemi ile ilgili çok fazla öneri/ tasarı yoktur diye düşünüyorum. Ancak iki noktayı not almışım ki dikkat çekici ve ileri görüşlü bir yaklaşımın ürünü… Birincisi, gıda güvenliği ayrıca vurgulanmış. Aradan geçen on yıllarda bunun ne denli önemli bir hâle geldiği hepimizin malumu… Bir diğer husus ise ilaç hammaddelerinin ülke içinde üretilmesi gerekliliğine yapılan vurgu. İlaç konusunda dışa bağımlılığı azaltma konusunda çok önemli bir öneri.

    Barınma: Milli Görüş programının bu konudaki en dikkat çeken vaadi, mesken kredisi. Vatandaşların barınma ihtiyacının bu yolla karşılanması ve böylece gecekondu sorununa da çözüm getirilmesi öngörülüyor.

    Enerji: Milli Görüş’ün üç adet öne çıkan söylemi var bu hususta. Linyite odaklanma (şu an demode bir yöntem olduğu aşikar), nükleer enerji (şu an yeni yeni moda olduğu aşikar) ve enerji tekeline karşı duruş.

    Turizm ve ulaşım: Turizm konusunda kitapta üç tane söylem dikkatimi çekti. Birincisi şu idi: “Turist diye parklarda bedava geceleyen, esrarkeş, züğürt, bitli turistlerin, saçı sakalına karışmış uyuşturucu madde kaçakçıları ve alıştırıcıları hippilerin yurdumuza sokulmaması için elimizden geleni yapacağız.” Şu an için tuhaf gelen bir kategorilendirme olduğunu itiraf etmeliyiz.
    Diğer söylem ise “Doğu’nun petrol zenginlerinin ülkeye çekilmesi” idi. Böyle bir turizm hedefi doğrudan kitapta ortaya konmuştur. Açık yüreklilikle, fakir değil, zengin turiste yönelinmesi arzusu belirtilmiş diyebiliriz.

    Son söylem ise THY ile ilgili. THY’nin geliştirilmesi ve Anadolu illerinde havaalanları inşasından bahsediliyor ki bugün en çok takip edilen hedeflerden biri bu oldu desek yalan olmaz.

    Tarım: Bugünkü iktidar söyleminin aksine Milli Görüş tarıma ciddi ölçüde yer ayırıyor programında. Bu hususta da toprak reformunu ve ilkokuldan başlayan tarım eğitimini (köy enstitülerini andıran bir uygulama) öne çıkarıyor.

    Savunma ve dış politika: Bu hususlarda Milli Görüş’ün vaad ve önermeleri oldukça keskin ve net. Öncelikle sanayiye verilen ağırlıkla bağdaşır bir şekilde ağır savunma sanayiine vurgu yapılıyor. Konvansiyonel silahların büyük önem arz ettiği o dönemin konjonktüründe bu oldukça anlaşılır bir hedef.

    Dış politikada komşularla problemleri çözmeye dair bir söylem var ki bu da geçtiğimiz yıllardaki “komşularla sıfır sorun” politikasına oldukça benziyor.

    Milli Görüş’ün en keskin şekilde cephe aldığı dış politika meselesi ise Avrupa ortak pazarı ki bu konudaki duruşu bugünkü iktidarın duruşu ile taban tabana zıt mahiyette. Erbakan o dönem Roma Antlaşması ile kurulmuş olan (ve henüz Avrupa Birliği adını almamış olan) Avrupa Ekonomik Birliği’ne ağır ithamlarda bulunuyor. Bunun bir Hristiyan birliği ve aynı zamanda arka planında Siyonistler tarafından inşa edilen dünya düzeni olduğunu belirtiyor. Bu sebeple Milli Görüş’ün kitapta açıkça Avrupa ile ortak pazara cephe aldığını söyleyebiliriz. Yine kitapta belirtildiği üzere Milli Görüş’ün bunun yerine önerisi ise Müslüman ülkelerle kurulacak bir Ortak Pazar. Nitekim buna dair girişimlerin daha sonraları uygulamada da var olduğunu biliyoruz.

    Yazımızı biraz detaylı bir analize benzettik ancak “Necmettin Erbakan’ın tek kitabı” başlıklı bir Milli Görüş manifestosunu bu şekilde incelemenin bizim genç nesil için daha aydınlatıcı ve doyurucu olduğunu düşündüm. Bitirirken de not edeyim, kitabın sonunda bol miktarda Erbakan’ın demeçleri, röportajları ve konuşmalarının metinleri yer almakta.

    Deniz Baran

Gönderme Kuralları

  • You may post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •