Tevfik YAZICILAR

Serzenişler...

Rating: 4 votes, 5.00 average.
Seyyahın duraklarında bekleyen kara bir kuşun hikayesiydi aslında bu.ne seyyahın farkına varabildigi ne de baykuşun hissedebildigi.Söylencelerde gizli garip kuşun hüzünlü hikayesiydi cingenenin çadırını kahkahalara bogan. Ve hıçkırıkların arasında her gün boğulan. Vişne rengi büyük çadırın her karasinde yankılanıyordu zaman. seyyahın garip hikayelerinde düğümlenmekteydi o an. Anın kaybolduğu anı keşfetmeşti küçük çingene. Ve hergece vişne rengi çadırın brandası ülkenin en ilginç hikayelerine konuk olmaktaydı zamana inat. Küçük gözler ilgi ile seyretmekteydi seyyahın düşlerini.kah eceli kah yalnızlığı paylaştıran seyyahın yalancı düşlerimiydi insanları çoşturan yoksa küçük çingenenin dayanılmaz davetimi bilinmez ana hergece vişne rengi çadırın duvarları ayrılık kokmaktaydı herşeye inat.ve sessiz kara kuşun çıglıkları kulaklarda sessizce çarpmaktaydı burada.baykuş ve seyyah çingenenin büyük vişne rengi çadırının iki nadide parçası.seyyahın söylencelerini süsleyen baykuş, baykuşun sesini duyuran seyyah ve onları seyre koyulan vişne rengi çadır. Her gece cingenenin emrinde...

Gölgeler o gece birbaşka vurmaktaydı çadırın silüetine. Ve gölgeler hızla kovalamaktaydı anıları.anılarında kanarya beslerdi konuklar vişne rengi çadırın içinde.kumruları sever,kartalları över,güvercinleri uçurur, kargaları kovar ,papaganları konuştururlarmış. Oysa cingene baykuşları severdi ve herşeye ragmen .”uğursuz kuş o ismi anma ,damına çagırma” derdi cadır sakinleri.Uğursuz kuşmuş baykuş;gece gördüğü ,geceyi gördüğü için.ve hatıraların gölgesindeki seyyahın sesi duyulurdu küçk çingenenin çadırında.

Sıra seyyahın hikayelerine gelince karanlık çökerdi vişne rengi çadırın içine.gebe kadınlar kıvranır, bebekler viyaklamaya başlar,ihtiyarlar tekmil duaları ardı ardına sıralar .o anlık karanlıkta çadırın kapısının hala açık olması gerektiğini geçirirlerdi akıllarından. Çıkıp gidebilirlerdi yani;hemen uzaklaşabilirlerdi. vazgeçmek mümkündü bunca beklenen an geldiğinde.

Çadıra ilk defa gelenler yerlerinde duramaz,titrek adımlarla seyyaha yanaşıp,önceden kestirmeye çalışırdı hikayenin hangi zavallıya ait olduğunu.ama öylesine dehşetengiz hikayeler gelirdiki gözlerinin önüne,kendi hayal dünyalarından ürküp geri çekilirlerdi.aslında seyyah sahneye çıkmadan önceki birkaç dakika boyunca çadırdakilerden herbiri en saklı hikayelerini saçlarından sürükleye sürükleye çıkarmış olurdu beyninin kıvrımlarından.geçen her dakika korkunç hale gelirdi, korku korkuyu kışkırttiğindan.korkulan degil, korkuydu böylesine korkunç olan.seyyah dehşetle kendisine bakanları kayıtsız bir eda ile selamlardı.her akşam sahneye çıktığında, kendini seyreden binlerce gözü şeyrederdi.seyrederdi seyredilişini.inerdi tokmak inlerdi davul.ve seyyah anlatırdı hatıraların gölgesinde yitirilmiş yalancı bir gelecek.

O gece birbaşkaydı zaman. Seyyahın hikayesi ile kendinden gecen çadır iplerini söküp yok olmak istergibi uğuldamaktaydı. Ve cingene ilk defa seyyahın söylencelerine konuk olmanın ızdırabını tatmaktaydı. Her gece başka bir anlam kazanan söylenceler ilk ve son kez söylenmişti oracıkta.düşlerinde seyyaha seslenen baykuş bile terketmişti koca çadırı kopacak fırtınanın altında kalmamak için. Ve küçük cingene sessiz mahzun cingene bir köşesinde çadırın kendisiyle hesaplaşmaktaydı. İnsanlar önce çadırı seyretti, sonra çadırdan damlayan kanları. Ve kanların güzelliğini keşfetti bir kez daha. Korkunun damlayan sıcaklığı kendilerini anlatmayan seyyahın söylencesiyle sarsıldı ve bir tebessüm oldu yanaklarında. Kendileri degildi o gece seyyaha esir olan. Ve bir başkasının acısınaydı demir parmaklıklar altındaki sürgün. O gece biterken yine sevinçliydi çadırdaki sakinler. Hatta kırmızı bir gülme almıştı hepsini sadece küçük cingene üzerine kapanan ağırlığın altında soluk almaya çalışıyordu usulca.

Ve baykuş ve seyyah ve cingene. Cingenenin geceleri gören baykuşu, baykuşun gördüğü seyyah ve seyyahın söylencesi olan cingene. Ogece bir başka kapandı vişne rengi çadırın perdesi.çadırdan çıkanların sessizliği yırtan soluksuzluklarında her gece olduğu gibi dinledi yine herkez o sesi...

“daha çok yeri var gezecek bu seyyahın anlatırım seni de söylencelerin birinde”

Submit "Serzenişler..." to Digg Submit "Serzenişler..." to del.icio.us Submit "Serzenişler..." to StumbleUpon Submit "Serzenişler..." to Google

Updated 03-12-2007 at 23:23 by Tevfik YAZICILAR

Categories

Yorum

  1. Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Serzenişler (II)



    şu an

    gecenin bu kayıp vaktinde; sanki "yaşar gibi" yanan...ve sanki sıcak gözyaşlarıyla eriyen... ama benimle hakiki sessizliği paylaşan mumlarımı görmeni isterdim. onların bir oda dolusu karanlığımla mücadele edişini...ve benim birer küçük ümit "zannettiğim" bu aydınlıkçılara dokunmaya uğraşımı.

    görmeni isterdim beni ; ey vazgeçilmezini içinde gezdiren... beni "senin" görmeni isterdim. çünki deliliği taşımak herkezin harcı değil !

    ey vazgeçilmezini içinde taşıyan "esir" kuş ;özgür kalmanı isterdim! çünkü sen ... aslında sen ; sadece kapı olan ve kapısı hiç kapanmamış olan bir kafeste mahkümsun.

    özgür kalmanı isterdim...

    kafessiz kalmanı isterdim...

    ve bensiz kalmanı...

    çünkü sen özgürken esir ve kafessizken tutsak... ve bensizken de benimsen ; benimsin.

    ey deliliğini sırtında, vazgeçilmezini içinde gezdiren esir kuş...

    o yüzden bensiz kalmanı isterdim ;

    "benim" olmanı istediğim için !
  2. Tevfik YAZICILAR kullanıcısının Görüntü Resmi
    Ihanet yagmurunda
    Islandik birer birer
    Simdi yorgun düslerimiz
    Yalniziz yalniz

    Aynalarda unuttuk
    Geçmisin izlerini
    Kirik dökük her aninda
    Kalmisiz yalniz

    Böyle mi olmaliydi
    Bembeyaz türkülerle
    Baglandigimiz bu hayat
    Böyle mi yalniz

    Söz – Müzik : Nurettin Rençber



    Islandım.
    Unutuldum.
    Yalnızım.

    İhanet yağmurları başladığında vişne rengi çadırın altında ıslanmadık bir tek kelime kalmamıştı. Düşlerini çadırın tavanındaki küçük delikten sızan bir tutan güneşe asan çingene, üstü başı yağan ihanetin kirini yüklenmişken usulca terketti seyyahın hikayelerini. Kara adımlarıyla ayrı kaldığı karanlığına koşturan çingenenin, uyandırdığı baykuşun çığlığı, yalan hayalleri, çatırdıyan kalelerinden süzülen ışıltıyı kapladığında vakit artık çok geç olmuştu. Mutluluk heybesini kuşanan seyyahın çıktığı yolda söylencelerinin en alımlı hikayesiydi artık çingene. Baykuşun gözlerinin gördüğü vakitlerde gözyaşlarını saklayan,ihanetin tutsağıydı artık o.

    Unutulan aynaların sildiği geçmişin izlerinde hayallerine ip atlamayı ögreten bir garip adamın hikayesi dolaşır olmuştu bu diyarda seyyahın geçtiği yollarda. Kırık dökük anların kaçak vagonlarında göz yumulan, biletsiz yolcuların ardına bakmadan çıktıkları yolculuklarda eğlencelere katılan, vişne rengi çadırın yalnız kalmışlarının bu hikayesi uzayan geceleri süslemekteydi artık. Kara bir günün seherinde ölümle yüzleşene kadar, çingenenin sevdiğinin ölümünü düşünmesi, ölüm anından daha çok acı veriyordu hala yıkılmamak için direnen yüreğine. Üzerine küçüğün avuçlarından dökülen ayrılık yorganını örten çingene, küçüğün yalanlarını bastıaran yağmur yerine karanlık dünyasına ihaneti doldurduğundan beri terketti vişne rengi çadırın dinleyicileri bu hikayeyi.

    Söyle ey seyyah, böyle nefretini kucaklayarak hikayelerinin acımasız keskinliğinde parçalanan aynanın sırrı dökülürken gecenin karanlığında vişne rengi çadırdan sızan yıldızları hiç mi görmedi nan-kör dilin. Kırpılıp düşerken kan gölünün orta yerine yalansız cümlelerim hiç mi dile gelmez oldu düşlerinin sahte kahramanları. Ey yalanlarına bürünmüş seyyah ; Sen ıssız yollarında yürümeye devam et daha fazla hikayelerinde eğlenme bu garip cingeneyle.

    Nasıl olsa herşey bir düş-tü. Uyandı garip çingene..


    ...