Amine Sümeyye KIVRIM

Allâh'ım! Darlıkları Gideren O Zât'a Salat Eyle...

Konuya Puan Ver
Allâh'ım! Darlıkları Gideren O Zât'a Salat Eyle...
(devamı)
* * *

Sonra düşünüyorum ve ziyârete Nebevî gözlükle bakmaya çalışıyorum. Dünyanın her yerinden insan... Hepsi ümmet, hepsi Peygamberini seviyor, hepsi hasretle koşuyor. Tabiî içlerinde câhiller de var. Onlar da bilmedikleri için, yaptığı edeb noksanlıklarından sorumlu değil!.. Bilenler daha edepli, daha sabırlı olmalılar!..

Ve gerçekten bizim Peygamberimiz, çok "Raûf" ve çok "Rahîm"... Gerçekten ümmetine çok şefkatli, çok merhametli bir peygamber... Tıpkı Tevbe Sûresi, 128. âyette geçtiği gibi...

"And olsun, size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız O'na çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü'minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir."

* * *

Bayramın birinci günü tekrar hazırlanıyorum. Bu defa hem ziyaret, hem bayramlaşmak için tarifi imkânsız bir huzurla gidiyorum.. Bir yandan da duâ ediyorum.

"-Ne olur Rabbim, edep ve usûlüne uygun, huzurlu bir ziyaret olsun; tadına varayım vuslatın..."

Mescide varıyorum. Kapılar sonuna kadar açık! Herkes rahat rahat içeriye giriyor, ellerde Yâsînler ve salavât-ı şerîfe kitapları... Kimileri oranın hademelerine sadakalarını, bayram harçlıklarını veriyor. Onlar da sevinçten parlayan gözlerle ve kısık bir sesle:

"-Şükrân (Teşekkürler)!.." diyorlar.

Huzurla ilerliyoruz; gözlerime inanamıyorum. İçerisi çok sâkin... Doya doya seyrediyorum içeriyi... Aklıma, eski Mescid-i Nebevî krokisi geliyor.

"-Burası Âişe annemiz ve Sevde Annemizin odası ise, şu taraf diğer annelerimizin odalarının olduğu yerlerdir." diyerek koşuyorum o tarafa...

Belki gönüller sultanı Efendimizin alnı burada secdeye varmıştı, belki benim alnım da aynı noktaya secdeye varıyordur diye sevinç gözyaşlarımı akıtıyorum. Efendimizin teheccüd namazını kıldığı yeri arıyor gözlerim.

Biliyorum ki, oradaki her sütun, Efendimizin dayandığı, veya önünde namaz kıldığı, ashabıyla ağladığı, îtikafa girdiği çadırın bulunduğu ve dahî Cibrîl'e Kur'ân okuduğu yerler... Zamanında kaybolmasın diye oralar hurma ağaçlarından yapılan sütunlarla belirlenmiş. Bu gün bu mermer sütunlar da aynı yerlere yapılmış ki, bu izler kaybolmasın.

Huzurla yeşil halının üzerine geliyoruz. Efendimiz'in hadîs-i şerîfleri aklıma gelince, gönlümde bir sürur, yüzümde bir tebessüm hâlesi...

"Minberimle evim arasındaki şu yer, cennet bahçesidir. Oranın kıymetini hakkıyla bilseydiniz, orada namaz kılabilmek için birbirinizle yarışırdınız."

Gerçekten orada küçük bir izdiham, tatlı bir yarış var. Ama gözüm, Efendimiz'in en çok namaz kıldığı, vefatından sonra da Hazret-i Âişe Annemizin namaz kıldığı yerde namaz kılmak... Herkes tanıdıkları için bir çember oluşturuyor ve sırayla burada namaz kılıyorlar.

Ama ben bu defa yalnız geldim. Etrafıma bakıyorum, tanıdık yok!.. Bekleyeyim şimdi boşalır derken bir itişme ve o sütunun önündeyim. Görevli elini uzatıyor:

"-Namaz kıldın mı?" diye soruyor.

"-Hayır." diyorum.

Hemen kollarını açıyor:

"-Haydi kıl!.." diyor ve ben gözyaşları içinde namazı kılıp teşekkür ediyorum.

Uzaklaşırken herhalde melekler bana gülüyordur.

"-Sen kimin ev sahipliğini sorguladın!.. Bak, istediğinden daha âlâsıyla ağırladı, en kutlu ev sahibi!.."

Gerçekten bir kez daha hissediyorum ki, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ölmedi. Sadece öbür âleme geçiş yaptı. Peygamberlik ise, ilk geldiği günkü gibi dipdiri...

Otelimize varıyorum. Küçük bir umreci kızımız, elimi çekerek:

"-Sizi rüyamda gördüm!" diyor.

"-Hayırdır, anlatır mısın?" diyorum.

Mescid-i Nebevî'de yangın çıkmış. Alevleri, otelimizin penceresinden gözüküyor. Herkes gibi biz de Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in mübârek cesedini ateşten kurtarmak için koşuyoruz. Herkes içeri giriyor, fakat geniz yakan dumandan etkilenip geri çıkıyorlar. Siz ve ben, başörtümüzü ağzımıza, burnumuza dolayarak içeri dalıyoruz. Görevliler:

"-Girmeyin, yanacaksınız!.." diyorlar.

Biz dinlemeyip giriyoruz. Ve Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in mübarek cesedine kadar varıyoruz. Bembeyaz kefeniyle orada onu kucaklayıp çıkarmak için eğildiğimizde, benim başörtüme ateş tutuşuyor. Siz bana:

"-Başörtünü çıkar, at, yanacaksın!.." diyorsunuz. Ben:

"-Hayır, Efendimizin yanında başı açık duramam, edepsizlik olur!.." diyorum.

Sonra güç bela başörtüdeki ateşi söndürüp Efendimizi beraber kucaklayıp dışarı çıkıyoruz. Herkes, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in mübârek cesedini görebilmek için toplanıyor. Ama Efendimizin cesedi, bembeyaz bir nûr yumağı olduğundan kimse tam mânâsı ile göremiyor. O sırada Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle sesleniyor:

"-Ümmetim, benim cesedimin çok da ehemmiyeti yok!.. Önemli olan sünnetimi yaşamanızdır. Ve bana çokça salavât-ı şerîfe getirin, bana çok duâ edin!.." buyuruyor.

Küçük kızın bu anlamlı rüyasından sonra, şunu bir kez daha anlıyorum ki; Efendimizi ziyaret etmek mutlaka çok sevap!.. Ama ondan daha sevap olan ise, O'nun nûrlu yolunda, O'nun izinden gitmek... Sünnet-i seniyye ile süslenerek salavât-ı şerîfe ile kurulan mânevî buluşmalar ise, hepsinden daha da sevap daha kıymetli...

* * *

"Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed!"

Allâh'ım! Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e muhabbetimizi kat kat artır. Kendisinin ve mertebelerinin hatırına, O'nu bize tanıt. O'nun yolundan gitmeye, edebini ve sünnetini yaşamaya bizi muvaffak kıl. Bu konuda bize azim ver. Efendimiz'i iki cihanda görmekle bizleri şereflendir. Kendisiyle konuşmayı lutfederek bizi sevindir. Müşkilleri, engelleri, aracıları ve perdeleri aradan kaldır. O'nun tatlı hitâbıyla kulaklarımızı nasiplendir. Bize, Efendimiz'in ilim ve irfanından faydalanmayı nasip eyle. O'nun hizmetine bizi lâyık eyle.

O'na olan salâtlarımızı öyle tam, tertemiz ve ışıl ışıl bir nûr kıl ki, o nûr, her türlü zulmü, karanlığı, şüpheyi, şirki, küfrü, yalanı ve günahı silip yok etsin!

Ve o salâtımızı, arınmamıza sebep kıl! Bizi, onun sayesinde ihlâs makamının zirvesine ulaştır. Tâ ki, Sen'den başkasına kulluk yapılmayacağı hususunda, içimizde hiçbir şüphe kalmasın. Böylece Sen'in huzuruna lâyık olabilelim ve hususî dostların arasına katılabilelim.

Bütün bunları her zaman Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in edebine sünnetine sımsıkı tutunarak, O'nun yüce şahsiyetinden medet alarak yapmamızı nasip eyle Allâh'ım!

Ey Allah!.. Ey Nûr!.. Ey Hak!.. Ey Mübîn!..

Âmin, ey Muîn!..

halime demireşik-şebnem dergisi

Submit "Allâh'ım! Darlıkları Gideren O Zât'a Salat Eyle..." to Digg Submit "Allâh'ım! Darlıkları Gideren O Zât'a Salat Eyle..." to del.icio.us Submit "Allâh'ım! Darlıkları Gideren O Zât'a Salat Eyle..." to StumbleUpon Submit "Allâh'ım! Darlıkları Gideren O Zât'a Salat Eyle..." to Google

Categories
Katagorisiz

Yorum