<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Milli Gorus Portal - Blogs</title>
		<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php</link>
		<description>Milli Görüş Portal Forum</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Wed, 10 Mar 2010 06:41:19 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://www.milligorusportal.com/images/misc_mns/rss.jpg</url>
			<title>Milli Gorus Portal - Blogs</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php</link>
		</image>
		<item>
			<title>Her şey aslına çeker!</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=350</link>
			<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 08:16:04 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Kulağıma küpe olsunda bir daha "yahu bu adam nasıl şunuda bunuda yapar" demeyeyim diye.... 
 
HER ŞEY ASLINA ÇEKER! 
 
  
 *Maden işlenir, amma;...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Kulağıma küpe olsunda bir daha &quot;yahu bu adam nasıl şunuda bunuda yapar&quot; demeyeyim diye....<br />
<font face="Arial"><font size="3"><font face="Arial Black"><br />
HER ŞEY ASLINA ÇEKER!</font><br />
</font></font><br />
 <br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Maden işlenir, amma; değişir sanma</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Güzel koku isteyen, elbet gül eker!..</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Rahmani ve Şeytani; sevişir sanma</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Zehiri pişirmekle, olur mu şeker</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Hiç unutma ki, her  şey; cinsine çeker!..</b></font></font><br />
 <br />
 <br />
<font face="Arial"><font size="3"><b>Asıl azmaz, bal kokmaz; yağ da yoz olsa</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>İçindeki ayrandandır, tadı bozulsa</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Dövülüp de ezilse, ince toz olsa</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Kırmızıbiber acıdır, iflahın söker</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Mekân, imkân değişir; aslına çeker!</b></font></font><br />
 <br />
 <br />
<font face="Arial"><font size="3"><b>Arpa undan baklava, teneke küpe</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Haydi yapılsa bile, atılır çöpe&#8230;</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Dinci entel, demokrat; geçinen züppe</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Ayarınız çözülür, hep teker teker</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Tabii kural: herkes, özüne çeker!</b></font></font><br />
 <br />
 <br />
<font face="Arial"><font size="3"><b>Zeki Müren tarzıyla, bir muhalefet</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Ucuz, uyuz söylemler; ruhi sefalet</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>&#8220;Emir&#8221;e vekâlet var, yoktur kefalet</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Sözler, gözler özünü; dışarı döker</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Hıyardan havyar çıkmaz, cinsine çeker!</b></font></font><br />
 <br />
 <br />
<font face="Arial"><font size="3"><b>Manevi görevliymiş, hatta &#8220;Mesih&#8221;miş&#8230;</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Göklerle görüşür ya, hatlar kesikmiş&#8230;</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Siyonist lağımında, hala &#8220;nezih&#8221;miş&#8230;</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Kamil mürşit geçinir, Masona asker</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Aklında kalsın; her şey, aslına çeker!..</b></font></font><br />
 <br />
 <br />
<font face="Arial"><font size="3"><b>Yahudi Nasra&#8217;ya, dost bakan vardır</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>&#8220;Bunlar tam münafıktır&#8221;, diyen Kur&#8217;an&#8217;dır</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>&#8220;Herkesi aldatırım&#8221; san, kendini kandır</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Zahiri derviş; nefsi, ta arşa değer</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Kahpelik huyudur, hep; aslına çeker!..</b></font></font><br />
 <br />
 <br />
<font face="Arial"><font size="3"><b>Sen gel, Allah&#8217;a sığın; riyayı bırak</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Kim nefsine yatkındır, Rabbinden ırak</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Bil, Hazreti Kur&#8217;an&#8217;a, olmazsa çırak</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Yüz sene gitsen de, &#8220;akrep&#8221;se eğer</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Çok sakın ki, ısırır; cinsine çeker!..</b></font></font><br />
 <br />
 <br />
<font face="Arial"><font size="3"><b>Şan şöhret, mal ve makam; içinse gayret</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>O, &#8220;inci&#8221;yi incire, satıyor hayret</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>İtibar akıbete, sonunu seyret</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Şeytanlığa koşuşur, hayırda seker</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Neylesen fayda vermez, nesline çeker!</b></font></font><br />
 <br />
 <br />
<font face="Arial"><font size="3"><b>&#8220;Ahsen-i Takvim&#8221;e, uygun fıtratın</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>&#8220;Esfeles Safilin&#8221;e, itti fırsatın</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Suyu ağzına aksa, doymaz Fırat&#8217;ın</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Altın renge batmış, bakırmış meğer</b></font></font><br />
 <font face="Arial"><font size="3"><b>Astarı değişse de, aslına çeker!..</b></font></font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Ufuk EFE</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=350</guid>
		</item>
		<item>
			<title>babalık testi</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=349</link>
			<pubDate>Fri, 05 Feb 2010 05:33:28 GMT</pubDate>
			<description>*benim babam kim ulen! 
bir baba on çocuğa bakar ama on çocuk bir babaya bakamaz. 
bir de devlet baba var. o kime bakar kim ona bakar paradoksu...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>benim babam kim ulen!<br />
bir baba on çocuğa bakar ama on çocuk bir babaya bakamaz.<br />
bir de devlet baba var. o kime bakar kim ona bakar paradoksu çözümsüzdür.<br />
en küçük toplum birimi aile, en büyük ise devlettir.<br />
<br />
devlet, baba gibi mi olmalıdır. yoksa işletme gibi mi..<br />
<br />
devlet kendi varlığı için evlatlarına bakar, desek doğru olur mu.<br />
<br />
peki anaların hali nicedir. toprak ana, vatan ana.<br />
<br />
10 yetim ve bir ana.<br />
yoksulluk, açlık... bir vatandaş 10 yumurta infak eder. ana yumurtaları haşlar ve çocukları sofraya toplar. çocuklar iştahla yemeye başlar. çocuklardan biri bakar ki anası yemiyor. sorar<br />
-ana sen niye yemiyorsun.<br />
-ah oğul, ananız taş yesin; verirseniz yarımşardan beş yesin.<br />
<br />
peki bu devlet baba benim gerçek devlet babam mıdır?<br />
devlete ünsiyet davası açıp test yaptırabilir miyim?</b></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Mehmet DAĞDELEN</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=349</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Avrupadan notlar</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=348</link>
			<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 11:34:23 GMT</pubDate>
			<description>...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>...</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Havva KOC</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=348</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Din lafta kalır</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=347</link>
			<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 21:42:33 GMT</pubDate>
			<description>*Bİr Dosttan Mİllİ GÖrÜŞÇÜ KardeŞlerİme İkaz Ve Uyarilar....*              
                                                                         ...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Bİr Dosttan Mİllİ GÖrÜŞÇÜ KardeŞlerİme İkaz Ve Uyarilar....</b>             <br />
                                                                                     Alıntı:<br />
                                                 DİN LAFTA KALIR<br />
 <br />
<div style="margin:20px; margin-top:5px; ">
	<div class="smallfont" style="margin-bottom:2px">Alıntı:</div>
	<table cellpadding="6" cellspacing="0" border="0" width="100%">
	<tr>
		<td class="alt2" style="border:1px inset">
			
				Hz. Peygamber (s.a.v.) &#8216;in haber verdiği fitne devri gelince din bir isim, resim ve şekilden ibaret kalacaktır. Bir kısım rivayetlerden anlaşılan budur. Dini emirlerin talim, tatbik ve icralarının gerçekleşmesi için gerekli olan vazifelerin ihmali ve hazırlanması icap eden şartların terki halinde lüzumlu olan müeyyide ortadan kalkınca dinin şekilden ve laftan ibaret kalacağı açıktır ve tabi bir sonuçtur. Nitekim hadisler bir kısım fitneleri çıkaranların talim ve terbiye gibi her çeşit dini formasyondan mahrum gençlerden oluşacağını haber verir. Bunlardan Hz. Ali&#8217;nin rivayet ettiği mühim bir tanesinde Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle haber verir:<br />
&#8220;Ahirzamanda öyle bir zümre zuhur edecek ki, bunlar yaşça genç, akılca kıttırlar. Bunlar konuştukları zaman mahlukatın en hayırlı sözünden (yani Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;den ve Hadis-i Şeriften) bahsederler. Kur&#8217;an-ı kerim&#8217;in kendi lehlerinde olduğunu zannederler. Halbuki kendilerinin aleyhindedir. Ancak imanları gırtlaklarından öte geçmez. Okun hedefi delip geçmesi gibi, dine girip çıkarlar.&#8221; Yani bugünün tabiratına dökecek olursak, hadisin haber verdiği güruh, sistemli ve köklü bilgilerden mahrum, bir kısım sloganlar ezberletilmiş. Akıldan çok hiç ve heyecana tabi, düşüncesi kıt gençlerdir. Bunlar kendilerine telkin edilip ezberletilen sloganlarla heyecana gelip tahrik edilirler.
			
		</td>
	</tr>
	</table>
</div>Aşağıda yazdıklarım şahsımın görüş ve fikirleridir, anladığım ve aklımın dilime aktarabildiği kadar yazabildiklerimdir...<br />
 <br />
 <br />
 <br />
İçinde bulunduğum şu AN da bu konuların hararetle tartışılması ve sorunların en tepe haline getirilmesini tasvip etmemekle beraber, zira en önemli mesele şuan İMAN meselesidir..... <br />
 <br />
İnsanların artık inançları zan halini almış ve herkes kendi zan Tanrısına iabdet eder hale gelmiştir...<br />
 <br />
Hepimiz her düşünce ve amelimizi Kur'an ve Sünnete göre ayarlamaqmız ve yorumlamamaız gerekir iken, Kur'an ve Hadis(Sünneti) leri kendi ZANLARIMIZA göre yorumlar hale gelmişizdir... Her türlü zannımıza göre bir ayet ve hadis bulup yapıştırmış ve yukarıdaki hadisde de yazdığı gibi ayetleri lehimize delil sanar iken oysaki hepsinin aleyhimize dönebileceğini unutmuşuz, sanki ahiret ve mahşer olayı bizim için değilde, avam için sanmışız...<br />
 <br />
Öyle ya elimizin altına google var iken hemen zannıma göre bir ayet hadis yapıştırdım mı , önümde kalkan gibi gerine gerine yazar çizerim sanmışız...<br />
 <br />
Bir arkadaşımız, resimlere zoomlayarak zerrelerden bahsetmiş ve bu zerrelere değilde resmin tamamına bakmaktan bahsetmiş, ne güzel söylemiş... Kuran ve hadislerde öyledir ki biz bunların bütününe DİN (şeriat) diyoruz.... Her ayet ve hadis, nuzul sebebine, kurandaki sırasına ve yaşanılan zamana göre ayrı ayrı mana , tefsirleri vardır ve ana resimden kopmadan anlaşılması, yanlış oldu anlamak da yetmez yaşanması lazım gelmektedir...<br />
 <br />
 <br />
BU meseleler uzun ve çetrefilli meselelerdir..... Elimden geldiği kadar uzatmadan aktarmaya gayret edeceğim&#8230;<br />
 <br />
Mezheplerin çıkışı, arkasından tarikatların ve tasaffuv yollarının çıkışı hep birer ARAÇ tır AMAÇ değildir... Tıpkı dinin de bir ARAÇ olduğu ve AMAÇ olmadığı gibi... Araçlar ile AMAÇları karıştırmamak lazım, ne zaman ki araçlar amaç omluştur o zaman ya (tefrit) yozlaşma meydana gelir yada araçlar o kadar tabulaştırılırki tassup (ifrat) alır başını gider....<br />
 <br />
Din araçtır lafını kısaca açayım... İmtihan dünyamızda nasıl ve hangi şekilde başa çıkacağımızın, Nasıl Allah'ın rızasını kazanabileceğimiz.. Nasıl iabadet edebileceğimizin vs vsvs anlatıldığı, Ve bizleri en iyi şekilde yaratan ve bilen Allh(c.c) tarafından bir dünya hayatı kullanma kılavuzu şeklinde iletilen ve ancak ve ancak bu şekilde hareket edersek felaha ve Allahın rızasına kavuşabileceğimiz bir kurallar ve ahlaki doneler topluluğudur....<br />
 <br />
Her kurum, yada fikri içinde bulunduğu çağa göre yorumlamak lazımdır...Peygamber efendimiz ve sahabenin yaşadığı çağda, tarikat ve tasavvufun mukayese edilmesi de yanlış idi... Zira başlarında iki cihan sulatanı Peygamberimiz var idi&#8230;<br />
 <br />
Moğol istilası esnasında artık Anadoluda Müslüman Türkün kuruyacağı endişesi ile harekete geçen ve çok büyük emekleri geçen tarikatlar, Yunus Emrelerin, Tatbuk Emre dergahlarının yapmış olduklarını o an için değerlendirmekte fayda var...<br />
 <br />
Aynı şekilde, İstanbul fethedilirken burca ilk sancağı dikenin Ulubatlı Hasan&#8217;ında bir dergah , tarikat terbiyesi ile yetişmiş bir delikanlı olduğu da unutulmamalı.. Ve aynı çağda yaşayan , Hangi Hocalar ile yetiştirilen, Fatih&#8217;in de , tarikata girmek arzusu ile yanarken, kabul edilmeyip siyasi vazife ile görev yapması gerektiğini de ayrı bir terazi ile tartmak lazım gelmektedir.. <br />
 <br />
 <br />
Aynı şekilde zaman içinde Kur'anın yazılı metni (lafzı)'nin korunacağı Allah tarafından garanti edilmiştir, fakat İSlamın yorumu ve yaşantımızdaki hali ise garanti edilmemiştir, ki buda imtihan neticesidir... Zamanında dinleri bile değiştiren, tahrif edilmiş inciller, tevratlar yazan sapık insanlar, Kur'an korunduğu i,çin bunu yapamamış ama İslamın özünü, ruhunu sapıttırmış ve artık Herkesin bakış açısına göre bir İSLAM ortaya çıkmıştır, bu sebeplede , buna bir çeki düzen vermek için , islamda izin verilen usulde (... icma, içtihat) müessesesi uygulanmışl mezhepler, bunlardan sonrada İslamın ruhunun tekrar canlanabilmesi için tarikatlar birer araç olarak vazife yapmışlardır.... Zamanında çokda başarılı olmuşlardır... Ama devlet oteritesi zayıflayıp, siyasi irade sulanınca bunlarda, dinleri tahrif etmekten bile korkmayan insanlar tarafından tahrif edilerek şahsi menfaat veya İslamı ormanını kesmek için içinden birer sap misali kullanımıştır....<br />
 <br />
 <br />
Dediğim gibi bu kounular uzaaaaaaaaaaaaaaaaar gideeeerrr...<br />
 <br />
Hocamızın da dediği gibi &quot;HAYAT İMAN VE CİHATTIR&quot;...<br />
 <br />
Toplumda, hidayet, feraset ve dirayet kalmamış iken bu meselelerle uğraşmanın manası, anlamı ve yeride yoktur... <br />
 <br />
Savaşta, Sıklet merkezini iyi ayarlamak, maddi ve manevi gücümüzü, zamanımızı doğru yerlere kanalize etmemiz lazımdır... <br />
 <br />
Fatih İstanbul&#8217;u feth ederken, içeride bizansın alimleri ve din adamları ise meleklerin dişimi yoksa erkek mi olduklarını hararetli bir şekilde tartışıp duruyorlardı ve direnişe yardımları bulunmuyor , yaşadıkları ortam tan kopuk, halkın ve zamanın gereklerinden bi haber bir şekilde avare, yersiz, önceliği olmayan ve ahmakça işler ile meşgullerdir&#8230;<br />
 <br />
Milli Görüş ve Adil Düzen hakim olmadan, zemin ve ortam müsait olmadan bu konular akıl karıştırmaktan ve İstanbul'u feth ederken Bizans alimlerinin ve din adamlarının içine düştükleri aptal ve ahmak pozisyona düşmekten farkı ve farkımız olmaz...<br />
 <br />
Birinci vazifemiz ülkenin ve hatta yetmez tüm insanlığın içinde bulunduğu bu düzenden kurtarılması için var gücümüzle çalışmaktır.. Öncelikler ve önem derecelerini asla ve asla karıştırmayın&#8230; Şeytan ayrıntıda gizlidir, müteşabih ayet ve kelimelerle boğuşmayın&#8230; <br />
 <br />
En iyi asker az konuşan, ama verilen emri yerine getiren askerdir&#8230; Zamanında bir dergahta bir mürşide sormuşlar burada kim mürşit diye.. O zat etrafına bak demiş, burada herkes mürşit (hoca , alim) ama demiş bir ben, (birde yanındaki sadık müridini kast ederek ) bir de bu mürid demiş&#8230;. <br />
 <br />
Mürid olunmadan , mürşit olunmaz, talebe olunmadan , alim olunmaz, iyi bir asker olmadan ise asla komutan olunmaz&#8230; <br />
 <br />
Ahkam kesmekten ziyade, ahkamı uygulayan olun&#8230; Bir padişahımız bile devamlı şeyhülislamdan habire fetvaları alıp alıp yazılı olarak saklarmış, sormuşlar neden saklarsın bunları diye, mezara beni bunlarla gömün diyecem ve kabirde sual olununca bunları gösterecem demiş, sonarı şeyhülislam düşmüş bayılmış&#8230; <br />
 <br />
Fetva veren olma hevesini bırakın, ruhsatlar ve kolaylıklardan faydalananın, İslamda kolaylaştırın, zorlaştırmayın düsturuna uyun&#8230;<br />
 <br />
Ama bütün bunları uygularken de taklidi değil tahkiki iman gereği sorun ve araştırın ama sorular ve araştırmalarınız, sizin ve etrafınızdakilerin imanını arttırmak için olsun , kafa karıştırmak için değil&#8230;.<br />
 <br />
Yolların en güzeli orta yoldur&#8230;<br />
 <br />
 <br />
Bu yol ise öncelikle ülkemizin de kontrolünde bulunduğu Siyonizm ve Amerika güdümlü bu siyasi iktidardan kurtulmasıdır&#8230; Hakla Batılın ayrılması gibi AKP ile Milli Görüşün zihniyeti arasında en ufak bir benzerlik olmadığının defalarca anlatılması, halkın bu farka iddia değil, ikna edilmesi lazımdır&#8230; <br />
Tüm gerçekler, siyasi gerçekler kafalar patlatılana kadar, itilip horlanmamıza, kakılmamıza ve dahi dövülmemize maal olsa bile tebliğ vazifemizi yapmamız lazımdır.<br />
 <br />
Ülke ve dahi dünya yönetimi Milli ve Hakk bir zihniyetin ,gücün eline geçtiği vakit ise, o zaman zaten Adil düzenin alt unsurlarında yer alan ilmi adil düzen ve ahlaki adil düzen in konuları arasında vardır.. Burada ehil ve adil komisyonlar vasıtası ile bütün bu konular araştırılacak ve icma ve içtihat lar vasıtası ile tamama erdirilmesi için gayret ve çaba gösterilecektir. <br />
 <br />
Şimdi kimin ve ne maksatla dahi atıldığı bilinmeyen taşları çıkarmak için kuyulara dalmayın, değil taşları çıkarmak, kuyuda iken kafanıza daha büyük bir taş düşer ve altta kalabilirsiniz&#8230; <br />
 <br />
Öncelik bu değildir&#8230; Hocamızın bize verdiği öncelikli vazifede bu değildir&#8230; Neyi,niçin ve nasıl yapacağımız ise teşkilat rehberlerinde ve derslerinde anlatılmıştır..<br />
 <br />
Gidin, tebliğinizi yapın&#8230;..  Sürç-i lisan etti isek aff ola&#8230;..<br />
 <br />
 <br />
 <br />
Unutmayın  &#8220;HAYAT İMAN VE CİHATTIR&#8221;&#8230;</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Ufuk EFE</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=347</guid>
		</item>
		<item>
			<title>ask ve muhabbet</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=346</link>
			<pubDate>Sun, 24 Jan 2010 23:41:17 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[:flowers[1]:Ayağıma bağlanan aşk zincirini yokladım, meğer Senin kapına bağlıymış. Bana yine merhamet etmişsin, ayağımı o kapının zincirine...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>:flowers[1]:Ayağıma bağlanan aşk zincirini yokladım, meğer Senin kapına bağlıymış. Bana yine merhamet etmişsin, ayağımı o kapının zincirine bağlamışsın. Ya Rabb, merhamet et çözme.<br />
<br />
Bu dünya meyhanesinde iki türlü şarab vardır. Bir gaflet şarabı, bir muhabbet şarabı.Vücudunu aşk şarabıyla yıka, bu hırkayı onun ile yıkamadıkça zahiri ibadetinde riya&#8217;dan kurtulamayacağını anla......<br />
<br />
Aşk meyhanesinin eşiğinden ! Yalvar peymaneni doldursunlar. İç de aklın nur&#8217;a inkilab etsin, eşyanın içyüzünü gör. El temas etmeyen o kadehe, gönülden gönüle geçerken hizmette kusur etme......<br />
<br />
Her ilim okuyanın manadan haberi olduğunu sanma, kokusuna bak misk-i Muhammedi SAV geliyorsa kokla<br />
........</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Kerime ÖZMEKIK</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=346</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cumhuriyet Türkiye&#8217;sinde NİFAK HAREKETLERİ:]]></title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=345</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 06:41:03 GMT</pubDate>
			<description>Yaklaşık yirmi sene kadar önce; Ülkemizdeki din istismarlarını ve devrim simsarlarını konu alan ve halkımızı uyarmayı amaçlayan kanaat ve...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Yaklaşık yirmi sene kadar önce; Ülkemizdeki din istismarlarını ve devrim simsarlarını konu alan ve halkımızı uyarmayı amaçlayan kanaat ve kaygılarımızı; Milli Gazete&#8217;de ve çeşitli dergilerde yazmış ve daha sonra bunları 1994 yılında &#8220;Nifak Hareketleri&#8221; ismiyle kitap halinde yayınlayıp okurlarımızla paylaşmıştık.</font></font><font size="2"><a href="http://www.milligorusportal.com/#_ftn1" target="_blank">[1]</a><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Bazı devrim madrabazı sahte Atatürkçülerle, bir takım din yobazı istismarcı üfürükçülerin; görünüşte birbirine karşı gibi hareket etseler de, gerçekte nasıl sinsi bir ittifak içinde, yüce dinimizi ve devletimizi tahribe yöneldiklerine dikkat çektiğimiz için, her iki kesim tarafından da suçlanmış ve hücumlara uğramıştık.</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Bediüzzaman Hz.lerinin ve Risalei Nur çizgisinin; kimler tarafından yozlaştırılmaya ve nasıl Yahudi ve Hıristiyanlara yaranmaya çalışıldığını</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Süleyman Hilmi Tunahan Hz.lerinin Kur&#8217;an hizmetinin; niye ve ne şekilde istismara kalkışıldığını..</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Bazı tarikat ve tekkelerin, niçin ve hangi ellerle yaygınlaştırılıp yamuklaştırıldığını&#8230;</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">İyi niyet ve samimiyetle kurulan bazı dernek ve dergilerin, sonradan İslami gaye ve gayret perdesi altında nasıl bir şöhret ve servet avcılığına araç yapıldığını...</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Ağızlarıyla &#8220;Euzü billahi mineşşeytani vessiyaseti = Şeytandan Allah&#8217;a sığındığım gibi, siyasetten de sakınırım&#8221; sözünü çiğnedikleri halde; saf bağlılarını ve taraftarlarını sağcı, hatta solcu partilere nasıl pazarladıklarını..</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Mustafa Kemali: &#8220;Dinsiz ve ahlaken seviyesiz&#8221; göstermek için, devrim simsarlarıyla din istismarcılarının adeta yarıştıklarını ve sadece &#8220;rakı ve karı&#8221; hatırlatan bir Atatürk imajını nasıl kafalara kazıdıklarını&#8230;</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Ve hayret verici şekilde, bu her iki kesimin de, Milli Görüş&#8217;e ve Erbakan&#8217;a karşı, nasıl derin bir öfke duyduklarını ve hiç dinmeyen bir hırsla sürekli saldırıp karaladıklarını&#8230;</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Ve Milli Görüş partilerinin bile, kendi içinden nasıl kuşatıldığını ve hangi hıyanetlere uğratıldığını dile getiren ve on beş-yirmi yıl öncesinden bunları deşifre eden tespit ve tahminlerimizde, hamd olsun ki yanılmadık ve yanlış yapmadık&#8230;</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Toplumu etkileyen ve yönlendiren, girişim ve gelişimleri doğru yorumlamak.. Perde gerisindeki patron rejisörlerle, sahnedeki piyon figürleri iyi tanımak.. Olayları ve oluşumları tehdit ve tehlike bakımından önem ve öncelik sırasına koymak hususunda; Kur&#8217;an&#8217;ı dürbün ve mutlak değer ölçüsü kullanmanın hep huzurunu ve haklılığını yaşadık..</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Erbakan Hoca&#8217;nın eğitimleri ve öğretileriyle: Temel insan haklarını ve evrensel hukuk kurallarını esas almanın, Vatani ve vicdani sorumluluklarımızı her şeyin üstünde tutmaya çalışmanın, Devlete ve cumhuriyete sahip çıkmanın; elbette bazı zahmet ve külfetleri yanında, asıl şerefini ve faziletini de tadarak ferahladık...</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Doğruların ve başarıların ancak Rabbimizden, hataların ve zaafların ise nefsimizden olduğuna inandık ve tekrarladık.</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Şımarmaktan, şaşırmaktan ve taşkınlıktan sürekli sakındık ve Allah&#8217;a sığındık..</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Haddimizin çok üstünde hayırlar lütfedene, bize hikmet ve ferasetten nasip verene bağlı kaldık..</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Bu arada zaman zaman:</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">&#8220;Biz nice yıllar Hoca&#8217;nın yanında ve yakınında bulunduk&#8230; Bu gerçekleri duyup anlamadık ta, siz nasıl öğrenip yararlandınız?&#8221; diyenlere:</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">&#8220;Buz patencisi olmak için, kutuplarda yaşamak yetseydi, bütün Eskimolar sürekli şampiyonluğu kimseye kaptırmazlardı.. Ama şimdiye kadar, tek bir buz patencisi Eskimo bile çıkmamıştır!.&#8221;  esprisini hatırlattık.</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Evet, on beş sene kadar önce yayınladığımız &#8220;Nifak Hareketleri&#8221; kitabımızı, yeniden &#8220;Cumhuriyet Türkiye&#8217;sinde NİFAK HAREKETLERİ&#8221; olarak güncelleştirilmiş ve yeni katkılarla zenginleştirilmiş 2. baskısını okurlarımızın hizmetine hazırladık..</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="Symbol"><font size="2">·</font></font><font face="&amp;quot"><font size="2">Atatürk ve Milli Görüş gerçeği ile</font></font><font size="2"><br />
<b><font face="Symbol">·</font><font face="&amp;quot">Fetullah Gülen gibi kişilerle</font></b><br />
<br />
</font>       <font face="Symbol"><font size="2">·</font></font><font face="&amp;quot"><font size="2">Ilımlı veya radikal İslamcı geçinenlerle </font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="Symbol"><font size="2">·</font></font><font face="&amp;quot"><font size="2">Mason locası ve Moon tarikatı güdümündeki ilahiyat bilginleriyle</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">İlgili bu günkü yorumlarımızla, yıllar önceki durumlarının hiç değişmediğini ve Kur&#8217;an&#8217;ın şaşmaz terazisiyle bunların yirmi sene önceden tespit edildiğini:</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">&#8220;Bak biz haklı çıktık!&#8221; diye hava atmayı değil; maalesef gaflet bulutlarının daha da kararıp basiret ufkumuzu kapladığı; dinimiz, devletimiz ve ülkemiz üzerindeki Haçlı ve Siyonist hesapların daha da yoğunlaşıp, Milletimiz için artık &#8220;Hayat-Memat (yaşam-ölüm)&#8221; halini aldığı bu günlerde,  </font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Şeytan şebekesini ve işbirlikçi şebeklerini, yeniden ve daha bir gür sesle hatırlatmayı amaçladık&#8230;</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Yer yer, belki sert ifadelerimiz ve çıplak-net bilgilerimiz için: &#8220;Daha yumuşak ve yakışıklı bir kılıf içinde anlatılabilirdi&#8221; diyeceğiniz kısımlar için de; peşinen özür diliyoruz ve şu mazerete sığınıyoruz:</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">&#8220;Gecenin karanlığında ve herkesin uykuda bulunduğu bir sırada, bütün mahallenin ateşe verilip cayır cayır yakıldığını sezen birileri: &#8220;Uyanın, yangın var!.&#8221; diye feryat ederken, onların seslerinde nota, sözlerinde kota aranmaz sanıyoruz..</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Ve geleceğin araştırmacılarına bir belge olmak üzere şu konuyu da, okurlarımıza aktarmak istiyoruz..</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Biz hem bu kitabımızı, hem de daha önce sizlerin istifadesine sunduğumuz Bizim Atatürk, Dünya Dönüşüme Hazırlanıyor, Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi, İletişim ve İşbirliği Sanatı, Siyaset ve Strateji ve AKP&#8217;nin Akıbeti gibi kitaplarımızı basmak için başvurduğumuz solcu, sağcı ve İslamcı, hiçbir yayın evinden maalesef olumlu sonuç alamadık.. &#8220;İnceledik gerçekten çok güzel, çok mükemmel, ama bizim yayın politikalarımıza uygun değil&#8221; yanıtıyla karşılaştık..</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Ancak yılmadık, Milli çözüm dergisi ekibi arkadaşların üstün fedakârlıkları ve katkılarıyla bu kitapları bastırdık&#8230; Hatta birçok İslamcı gazete ve dergide parayla reklâmını bile yaptıramadık..</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Sonunda şu kanaate vardık:</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Ya bizim kitaplarımız ve yazdıklarımız; insanımızın ilgi ve ihtiyaçları, ülkemizin sorunları ve çözüm yolları, İslam&#8217;ın inançları ve amaçları konusunda hiç de ciddi ve dikkat çekici bulunmuyordu. Yararlı ve hayırlı görülmüyordu.</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Veya &#8220;Zaman gelir, iman (Yalın=Mutlak ve çıplak gerçek) bir ateş koru halini alır. Tutanın avucunu yakacak, yere atan mahrum kalacaktır&#8221; hadisinin haber verdiği hikmete uygun şekilde; yazdığımız ve uyardığımız gerçekleri, şu korkularından veya bu kaygılarından dolayı, sahiplenmeye kimsenin gözü kesmiyordu..</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Ya da; bu bozuk düzenin rantını birlikte paylaşan ve rahatlarını yaşayan; </font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Hem, Din İstismarcıları</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Hem, Devrim Simsarları</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Kendi çıbanlarına parmak basılmasını ve sömürü çarklarına çomak sokulmasını istemiyordu&#8230;</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Ama sonunda, Nurettin Veren Beyin aracılığıyla bir televizyon programında tanıştığımız Fedai Erdoğ Bey, tarafsız ve tutarlı yayıncılık adına; farklı bakışlara ve aykırı yaklaşımlara saygı hatırına, bu kitaplarımızı basma cesaret ve olgunluğunu gösterdi. Kendilerini kutluyorum.</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Bu vesile ile üstün fazilet ve fedakârlık örneği sergileyen tüm Milli Çözüm ekibine de, tebrik ve teşekkürlerimi sunuyorum.</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Şimdi sizleri kitapla baş başa bırakıyorum.</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Tenkit, teklif ve tavsiyelerinizi, içtenlikle ve ihtiyaç hissederek bekliyorum.</font></font><font size="2"><br />
</font>   <font face="&amp;quot"><font size="2">Çok yakın olduğunu umduğum aydınlık yarınlarda ve Türkiye merkezli yeni bir medeniyet baharında buluşmak üzere sevgi ve saygılar sunuyorum&#8230;                                                           <b>AHMET AKGÜL</b></font></font><font size="2"><br />
<br />
<a href="http://www.milligorusportal.com/#_ftnref1" target="_blank">[1]</a>  Bak Doğuş Yayınları</font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Ufuk EFE</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=345</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Dikkat et</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=344</link>
			<pubDate>Sat, 19 Dec 2009 14:23:09 GMT</pubDate>
			<description>* 
Söylediklerine dikkat et,düşüncelerine dönüşür 
 
Düşüncelerine dikkat et,duygularına dönüşür 
 
Duygularına dikkat et,davranışlarına dönüşür 
...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><b><br />
Söylediklerine dikkat et,düşüncelerine dönüşür<br />
<br />
Düşüncelerine dikkat et,duygularına dönüşür<br />
<br />
Duygularına dikkat et,davranışlarına dönüşür<br />
<br />
Davranışlarına dikkat et,alışkanlıklarına dönüşür<br />
<br />
Alışkanlıklarına dikkat et,değerlerine dönüşür<br />
<br />
Değerlerine dikkat et,karakterine dönüşür<br />
<br />
Karakterine dikkat et,KADERİNE dönüşür.<br />
<br />
Mahatma Gandhi</b></div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Havva KOC</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=344</guid>
		</item>
		<item>
			<title>isi ehline vermek....</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=343</link>
			<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 17:59:31 GMT</pubDate>
			<description>*Isi ehline vermek; gunumuzde ne kadar cok ehilsiz is verenler ve is alanlar var, malesef... Bilmedigimiz seyin ogrenme talibi olmamiz gerekirken laf...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><i><b>Isi ehline vermek; gunumuzde ne kadar cok ehilsiz is verenler ve is alanlar var, malesef... Bilmedigimiz seyin ogrenme talibi olmamiz gerekirken laf ebeligi yaparak isi ele almaya calisiyoruz. Her ne kadar aynaya baktigimizda isi elimize yuzumuze bulastirdigimizi gormuyorsakta bir gun umit varim ki gorecegiz. Umit varim ki birileri bize gosterecek. </b></i><br />
<br />
Bir gün beyleri Sultan Mahmud'a : <br />
<br />
- Eyaz denilen bu kölenin ne marifeti var ki sen ona otuz kişinin maaşı kadar maaş ödüyorsun? dediler. <br />
<br />
Sultan Mahmud bu soruya o anda karşılık vermedi. Birkaç gün sonra beylerini alarak ava çıktı. Giderlerken bir kervanın gitmekte olduğunu gördüler. <br />
<br />
Sultan Mahmud Beylerden birine : <br />
<br />
- Git sor, bakalım bu kervan nereden geliyor? dedi. <br />
<br />
Bey atını sürerek, gitti birkaç dakika içinde geriye döndü. <br />
<br />
- Efendim kervan Rey şehrinden geliyor. dedi. Sultan Mahmud : <br />
<br />
- Peki nereye gidiyormuş. diye sorunca bey susup kaldı. <br />
<br />
Bunun üzerine Sultan Mahmud başka birini gönderdi. O da gidip geldi : <br />
<br />
- Efendim, Yemen'e gidiyormuş.dedi. <br />
<br />
Padişah : <br />
<br />
- Yükü neymiş?deyince o da sustu kaldı. <br />
<br />
Bu defa padişah başka bir beye : <br />
<br />
- Sen de git yükünü öğren!. dedi. <br />
<br />
Bey gitti geldi : <br />
<br />
- Her cins mal var fakat çoğu Rey kaseleri.&quot; dedi. <br />
<br />
Padişah : <br />
<br />
- Peki kervan Rey'den ne zaman çıkmış? diye sorunca bey susup kaldı cevap veremedi. <br />
<br />
Padişah böylece tam otuz beyi gönderdi otuzu da istenen bilgileri tam olarak getiremedi. <br />
<br />
Padişah son olarak Eyaz'ı çağırdı : <br />
<br />
- Eyaz, dedi. Git bakalım şu kervan nereden geliyor. dedi. <br />
<br />
Eyaz saygıyla padişahın huzurundan eğilerek konuşmaya başladı : <br />
<br />
- Efendim, kervan görünür görünmez sizin merak ederek soracağınızı tahmin ettiğimden gidip gerekenleri öğrendim. Kervan Rey'den geliyor, Yemen'e gidiyor, yükü şudur, şu kadar at, şu kadar deve, şu kadar katırdan oluşuyor. Kervanda şu kadar insan var, onlardan şu kadarı silahlı... diye başlayarak kervan hakkında en küçük malumat varıncaya kadar anlattı. Bütün bunları beyler ağzı açık dinliyorlardı. <br />
<br />
Böylece Eyaz tek başına otuz beyin edinemediği bilgiyi edinmiş, başaramadığı işi başarmıştı.</div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Havva KOC</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=343</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kurtlar vadisi gladyator</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=342</link>
			<pubDate>Mon, 14 Dec 2009 22:09:29 GMT</pubDate>
			<description>Kurtlar vadisi dizisini izlemem. Sevmedigim icin degil, eminimki icinde gercekleri bulunduran nacizane dizilerden biridir. Aliskanlik yaptiginda...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center">Kurtlar vadisi dizisini izlemem. Sevmedigim icin degil, eminimki icinde gercekleri bulunduran nacizane dizilerden biridir. Aliskanlik yaptiginda insani kotu etkileyen her seye karsiyim. <br />
Kurtlar Vadisi Irak`i izlemek icin sinemaya gittigimde, cok begenmistim.<br />
Kurtlar vadisi gladyator`un tanitim gosterileri ciktiginda mutlaka izlemeliyim demistim ve nihayet dun bi firsatini bulup izledim.<br />
Cok begendim ve beynime kazilan bi cumle oldu.<br />
&quot;Vatanini en cok seven kisiye en kotu isler yaptirilir&quot; diye...</div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Havva KOC</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=342</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Edepsiz</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=341</link>
			<pubDate>Sun, 13 Dec 2009 13:41:04 GMT</pubDate>
			<description>Bayram aksami Pristina parkinda oturuyoruz. Rehberimiz sehir hakkinda bilgi veriyor. Arada kissalar/fikralar anlatiyor; 
 
Bir kopege sorulmus;...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bayram aksami Pristina parkinda oturuyoruz. Rehberimiz sehir hakkinda bilgi veriyor. Arada kissalar/fikralar anlatiyor;<br />
<br />
Bir kopege sorulmus; &quot;Gunde kac defa dayak yersin&quot; diye.<br />
Kopek;<br />
&quot;Karsimdaki edepsize bagli&quot; demis.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Havva KOC</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=341</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=340</link>
			<pubDate>Sun, 13 Dec 2009 12:27:02 GMT</pubDate>
			<description>Tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da 
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, 
Bütün iş tahirle zühre olabilmekte yani yürekte. 
Meselâ bir...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center">Tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da<br />
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,<br />
Bütün iş tahirle zühre olabilmekte yani yürekte.<br />
Meselâ bir barikatta dövüşerek<br />
Meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken<br />
Meselâ denerken damarlarında bir serumu<br />
ölmek ayıp olur mu?<br />
Tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da<br />
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.<br />
Seversin dünyayı doludizgin<br />
Ama o bunun farkında değildir<br />
Ayrılmak istemezsin dünyadan<br />
Ama o senden ayrılacak<br />
Yani sen elmayı seviyorsun diye<br />
Elmanın da seni sevmesi şart mı?<br />
Yani tahir'i zühre sevmeseydi artık<br />
Yahut hiç sevmeseydi<br />
Tahir ne kaybederdi tahirliğinden?<br />
<b>Tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da</b></div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Havva KOC</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=340</guid>
		</item>
		<item>
			<title>nimet</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=339</link>
			<pubDate>Sat, 12 Dec 2009 15:48:46 GMT</pubDate>
			<description>Maddi nimetleri kaybeden anlar.  
Manevi nimetleri ise ancak sahip olanlar anlayabilir.</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Maddi nimetleri kaybeden anlar. <br />
Manevi nimetleri ise ancak sahip olanlar anlayabilir.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Havva KOC</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=339</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ozledim</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=338</link>
			<pubDate>Sat, 12 Dec 2009 14:36:09 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Ozledim&#8230; 
 
Bugun her zamankinden daha cok bekledim seni,  
Ruzgarin yagmuru bekledigi gibi, 
Gecenin en zifiri karanliginda dogmayacagini bildigi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center">Ozledim&#8230;<br />
<br />
Bugun her zamankinden daha cok bekledim seni, <br />
Ruzgarin yagmuru bekledigi gibi,<br />
Gecenin en zifiri karanliginda dogmayacagini bildigi halde, gunesi beklemesi gibi&#8230;<br />
Bekledim seni, gelmiceni/gelemiceni bildigim halde bekledim&#8230;<br />
Gelemiceni bile bile&#8230;<br />
Belkide seni beklemek huzur veriyor bana.<br />
Dusundum, seni dusundum, <br />
Sendeki beni dusundum &#8220;baba&#8221;<br />
Sukretmek mi gerek aceba? Seni yasadigim her ani, her dakikayi vs vs<br />
Yoksa isyankarmi olmam gerek,<br />
Seni bulmusken kaybetmeyi???<br />
Sorular, sorular, sorular<br />
Cevabi olmayan sorular, yada cevabini bilmek istemedigim sorular.<br />
Ozlem bu mu? Bu mu ozlem?<br />
Ozledim BABA, seni ozledim&#8230;<br />
<br />
Havva Koc<br />
12-12-2009</div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Havva KOC</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=338</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Siyasi bir yazı</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=337</link>
			<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 20:18:13 GMT</pubDate>
			<description>Konu: Açılım Saçılım  
  
Bu AH Parti Hükümeti seçimden sonra işe hızlı başladı. Vallahi bravo bu kadar icraata başlamaları taktire şayan bir...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Konu: Açılım Saçılım <br />
 <br />
Bu AH Parti Hükümeti seçimden sonra işe hızlı başladı. Vallahi bravo bu kadar icraata başlamaları taktire şayan bir olaydır. Baksana Ülke bu kadar hükümet değiştirdi böyle söz verdiğini yapan, böyle derslerine çalışan ve verilen ödevleri süper bir Öğrenci Performansında çalışan ve sınavını başarıyla tamamlayan ve bunun karşılığı olarak oradan buradan madalyalar verilen Doktora unvanı anılıp o grubun cübbesini giyen, kep takan başka bir Hükümet nasıp olmamıştır bu Ülkeye. Sizcede öyle değilmi? <br />
Bütün seçim çalışmalarını Türkiye de yapan ve bu Milletin önüne çıkıp olmadık şeyleri ve yapamayacaklarını bildikleri halde yaparız diyen ALLAH Zülcelâl Hazretlerinin Kitabı Kuranda [Yapamayacağınız şeyi neden söylersiniz. Bu hareketiniz Allah katında buğza sebep olur].<br />
Ayeti celilisini unutarak etrafa caklar cuklar savunan, fakat burada bu ülkeye bu sözleri bu Millete [Kızım sana söylüyorum ( Batıya ve Amerika&#8217;ya ) Gelinim sen anla] sözleriyle oların her dediğini harfi harfine yapan ve Seçimlerde kendi Milletine dediğine sanki bu Vatanin meydanlarında Amerika ve Avrupa&#8217;daymış gibi davranan bu hükümeti kurnazlıklarından ötürü kutlamamak elde değil.<br />
Yıl 1990 Almanya&#8217;dan Türkiye&#8217;ye ilk iznimi yaptım annem teyzem kızının Alanya da polis olduğunu söyleyince uzun zamandır görmediğim kuzenimi görmek için Antalya&#8217;dan Alanya&#8217;ya gittik o&#8217; zamanlar Otogar şehrin biraz dışında kalıyordu. Şimdilerde şehir büyümüş iç içe kalmış. Otogarda indik Taksiyle şehre merkez Karakoluna gidiyoruz. Buradan şehre inerken sağ tarafında deniz boylanır. Biraz ilerledikten sonra sahilde iki Polisin genç bir çocuğa dayak atıklarını gördüm, tabı sinirlendiğimi taksici anlayınca abı sinirlenme ikisi de haklı dedi, ve bana şunları anlatı; bir hafta önce yine aynı bu sahilde 14 yasındaki bir turist kıza tecavüz etmişler. Yine öyle bir olay olsa gerek dedi. Polis hakli çünkü asayişi korumak zorunda, çocuk haklı her halde doğudan falan gelmiştir. Orada kadınların el ve ayaklarından başka açık yer görmemişler, burada yarı çıplak turist kızlarını görünce bu sıcakta nefislerine hakım olamıyorlar diye haklı çıkardı ve devam eti. Abı bundan beş on yıl önceleri buraları bırak bikiniyle mayoyla kimse denize girmezdi. Özal Antalya&#8217;yı turizm cenneti ilan etikten sonra turistler akın akın gelmeye başladı. Tabı bizimkiler dururmu dünden hazırlarmış açılmaya. Açılıp saçıldılar! Gecen gün Taksi nöbetini arkadaşa verip, saat 4 sıralarında sahil yolunda aheste aheste sehire evimize gidiyorum, ileride 3 kız fark etim. Biraz daha yaklaşinça üstsüz olduklarına ve birinin benim kıs kardeşim olduğunu gürünce kendimi kaybetmişim. Tabı hastanelik edene kadar dövmüşüm. Şu sözlerle kendime geldim; geri kafalı abı yobaz, yobaz yobaz... elimden zor aldılar simdi ben evden ayrıldım ayrı yasıyorum.<br />
Su tarih nelere kadir, çatır çatır çatlayacak çok ilerisine gitmiyorum bu memleketin şehitleri kanları pahasına, bize emanet eden Osmanlılara değil daha yakın tarihe, kurtuluş mücaledesinde [ içeride cayır cayır yansakta bir kafirin peçemizi açmasına asla boyun eymeğız diyen nene hatunlara ve diğer analarımıza bu olaylar gösterilseydi böyle Avrupa hayranı olan bu hükümete taktır mı verirlerdi onu da sız söyleyin?<br />
Kürt açılımı, Ermeni açılımı, Hıristiyan açılımı, Yahudi açılımı derken açmadık bir yerlerini bırakmayan bu hükümet yıllar önce çıkardıkları Milli Görüş gömleğinin yerine Avrupa bikinisi giymişlerdi. Benim korkum şu yılardır millete söz verip fakat Avrupanin dediklerini yapan ve yılardır bu ülkeye sırtını dönen bu hükümet, simdi acılım saçılım deyip bikininin üstünü de çıkaran bu hükümetten mazallah simdi önlerini dönüp bu millete bikininin altını da çıkarırlarsa olacakları siz düşünün. <br />
<br />
<br />
İbrahim Halil Sert <br />
19.1o.2oo9<br />
Schweinfurt</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Ibrahim Halil SERT</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=337</guid>
		</item>
		<item>
			<title>BİR YALNIZLIK GECESİNİN VEHİMLERİ - Necip Fazıl Kısakürek</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=336</link>
			<pubDate>Fri, 14 Aug 2009 10:25:29 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*"Büyükbabam gözümün önünde öldü. Yorganın altından fırlamış, yeşile çalan sarı renkte kupkuru bir ayak... Buruşuk bir yorgan... Arkasına yastıklar...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><font color="Indigo">&quot;Büyükbabam gözümün önünde öldü. Yorganın altından fırlamış, yeşile çalan sarı renkte kupkuru bir ayak... Buruşuk bir yorgan... Arkasına yastıklar doldurulan hasta, yatağa yarı oturmuş vaziyette, baygın gözleriyle uzak, göz alabildiğine uzak bir âleme dalmış...<br />
Tam bu vaziyette, enseye incecik bir iplikle bağlı gibi duran kafanın göğse düşüşü...<br />
Ne o? Gayet ufak bir hâdise!... Bir baş göğüse düştü... Bu adam öldü mü? Bu adam yok mu artık?<br />
Nasıl olur? Ömrü buna göre ne hâdiselerle dolu olan bu adamın bu kadar ufak bir hareketle içimizden büsbütün gittiğine, yok olduğuna nasıl inanırız?<br />
Mümkün değil, çıldırırız, yine inanmayız. Halbuki çıldırmayız. O halde inanır mıyız? İnanmayız da... Hattâ öyle anlarımız olur ki, &quot;bak bak, deriz; şimdi, şimdi kapı açılacak ve büyükbabam içeriye girecek sanıyorum!&quot; İnanmayız da, onsuz yaşamaya nasıl razı oluruz? Razı da olmayız. Herşeye rağmen onsuz yaşamaya alışmamak elimizde değildir. Ah, alışmak!... Hislerimizin şimşeğini bir saniyenin ummânında bir katre kadar yaşatıp yutan dipsiz uçurum...<br />
<br />
****<br />
<br />
Bu şeylerin üstünden yıllar geçtikten sonra o kadar korktuğum bu evde, yapayalnız, bir gece geçirdim. Yapayalnız bir gece, o kadar korktuğum bu evde... Eski uğultulu âlem sanki bacalardan ve pencerelerden süzülüp gitmişti. Ölenlerle kalanların birbirinden farkı yoktu. Mademki biri yaşadığı halde yok olabiliyordu, öbürü de yok olduğu halde yaşayabilirdi.<br />
O gece hayâlimde sağlarla ölülerin birindeki varlık, ötekindeki yokluk esasları öyle bir birleşmişti ki, ateşi kırk dereceyi geçen bir hastanın vehim dediğimiz ölçüsüz hassasiyetiyle, ölüleri dirilerden daha mükemmel ve tam bir fiilin şartları içinde yaşıyor farzettim.<br />
Odamın kapısını, küçüklüğümden kalma tabiî bir sevkle sımsıkı kapamış ve eski bir konsol üzerinde duran altı mumlu iki şamdanın bütün mumlarını yakmıştım. Odanın bir köşesinde bir koltuğa gömülmüş, düşünüyordum. Derin bir suda yüzerken bir anda altında kaç kulaç su bulunduğunu düşünüp bütün kuvvet ve cesaretini kaybeden bir yüzücü gibi, o anda benden başka içinde kimse bulunmayan yirmi odalı evi düşünüyor ve korkup korkmadığımı kendime soramıyordum. Ta karşımdaki duvarda, kızkardeşimin ufak bir fotoğrafıyla, büyük babamın adam boyu, yağlı boya bir resmi vardı. İki ölünün resimleri...<br />
Gözlerim resimlerden mâziye aktı. Kızkardeşim elinde hafifçe ısırılmış bir elmayla yanıma geldi ve bir ayağını arkaya, bir elini omuzuma atarak yalvarmaya başladı: - Kuzum ağabeyciğim, büyükbabamın sana verdiği bir lirayı ver de, sana bu elmayı vereyim. Biraz ısırdım amma ziyânı yok..<br />
<br />
****<br />
<br />
Büyükbabamın ölüsünü hamama koymuşlardı. İşte halamın oğluyla beraber ölüyü görmek için bahçeye çıktık ve hamamın yüksek penceresine bir merdiven dayayarak içeriye göz attık. Çocuk merakı... Büyükbabam, teneşirde upuzun yatıyordu. Göz açıp kapayıncaya kadar baktığım ölüden bana çarpan şey, yalnız sakalları; sapsarı derisinin üstünde tane tane yapıştırılmış gibi duran seyrek ve beyaz sakalı oldu. Ölü bir tenden fışkıran, kurumuş otlar gibi ölü ve kıvırcık teller... Yıllar önce ölmüş bir insanın toprak altında çürümüş eczasını birleştiren muhayyilem, onu diriltti de... Birden sezdim ki, oturduğum oda büyükbabamın sağlığında hiç çıkmadığı, işte tam şu karşıki kanepede Fuzulî Divanını okuduğu oda... Büyükbabam köşesinde, Fuzulî Divanını okuyor... Aman Allahım, o sakal, o sakal... Seyrek, beyaz, kıvırcık... Gözlerinde gözlüğü... Kitabın, kenarları yenmiş siyah kabında tırnaklarının çizgisine kadar tanıdığım uzun, ince, fildişi gibi solgun parmakları duruyor. Elbisesi, ayakkabıları, o, o, Büyükbabam... Bir anda tam ve katı bir hakikât elbisesine bürünmüş zehirli bir duygu, tıpkı çukuruna giren bir bilye gibi beynime oturdu ve kulağıma şöyle fısıldadı:<br />
- Kim demiş sanki, ölüler yaşamıyor? Şu anda sen Büyükbabanı ta karşında görmüyor musun? Yaşasaydı nasıl görecektin? Yine böyle, değil mi? O zaman belki biraz daha açık, daha tabiî, varlığına daha inanmış olarak görecektin! Mâdemki şimdi onu müphem de, bulanık da olsa yine görebiliyorsun, bu görüşün biraz daha tekâmül ettiğini farzet! Biraz daha tekâmül, biraz daha tekâmül... Tekâmülün hududu var mıdır? Boyuna tekâmül... Ne oldu? Büyükbaban bütün varlığıyla karşında, değil mi? Karşındaki vücuda inanıyorsun! Şimdi kalk ayağa, yürü Büyükbabana doğru! Yaklaş, uzat parmağını! Gözlerin öyle ayân görüyor ki, parmağını uzattığın zaman bir cisme değeceğinden eminsin! Dur şimdi, sakın bu emniyet hissini kaybetme; bu hissin üzerinde dur! Tekâmül, biraz daha tekâmül... Tekâmülün hududu yoktur. İşte elin bir maddeye değdi. Büyükbabanın ellerini tuttun! Sesini duymaya gelince, onun sesi çoktan beri kulağında... Dinle, sana ismini söylüyor! Kulak ver, buldun mu o sesin âhengini? Hiç kaçırma! Bu duygunun üzerinde ısrar et! Tekâmül... Ve işte konuşmağa başladın. Onunla konuşuyorsun! Görüyor, dokunuyor ve işitiyorsun! Demek ki, Büyükbaban yaşıyor. Bu kadar açık gördüğün, ellerini avucunda tuttuğun ve sesini beyninde dinlediğin bir vücut var değilse, o halde hiçbir şey var değil.. Bana var olan bir şey göster! Meselâ şu masa... Ben diyorum ki, masa yoktur! Gözünle görüyorsun, değil mi? Gözünle gördüğün şeyin o olduğunu ne biliyorsun? Çünkü elinle de dokunuyor, vurduğun zaman sesini kulağınla da duyuyorsun! Beş duygunla birden onun varlığını kaydediyorsun. Halbuki tutmak ayrı, görmek ayrı... Tuttuğun şeyi nasıl görebilirsin? Duymak ayrı, tutmak ayrı... Duyduğun şeyi nasıl tutabilirsin?<br />
Bütün bu anlayış vâsıtaları, birbirini kontrol etmek hakkına mâlik değil... Hepsi kendi cinslerinden bir vâsıtayla ayrı ayrı kontrole muhtaç... Beş duygumuzun müşterek ve tek bir duygu halinde, bir varlığın künhüne yalnızca varabilen bir altıncısı nerede?<br />
Farzet ki, gözün kör, kulağın sağır, uzviyetin de, donmuş bir parmak gibi dokunduğu yerin temasını hissetmeyecek kadar uyuşuk... Şimdi senin için dünya boşluk gibi bir şeydir. Fezanın ta kendisidir. Yere basmıyorsun, çünkü ayakların duymuyor. Gözün görmüyor ve kulağın işitmiyor. Havada yürür gibi yürü! Önüne bir duvar geldi. Çarp!... Ne malûm çarptığın? Çarptığını duymayacaksın ki, duvar yoluna engel olabilsin. Sen kendini yürür farzettikten sonra yürümediğini sana kim ispat edecek? Yere düştün! Ne malûm? Sen kendini, yerde yattığın halde bile göğe doğru bir yol istikâmetinde yürüyor bildikten sonra... Hissediyor musun? Bak, bir kaç duygunun iptaliyle kâinat ne hale giriyor? Fizik varlıklar nasıl hacimsiz bir satha ve sonra satıhsız bir fezaya doğru gidiyor? Hani bunların hepsi vardı? Birkaç hissimiz iptâl edilir edilmez nereye gittiler? O hâlde yok, değil mi, hiçbir şey yok... İster öyle diyelim, ister herşey var diyelim. Herhalde herşey var diyelim. Gözümüzün görmeyeceği ve kulağımızın duymayacağı şekilsiz vücutlar ve vücutsuz şekiller var... Bilhassa ölüler ve mâzi var... Hassasiyetimiz bir kere tabiînin üstüne çıkınca bizim için yepyeni bir âlem başlayacaktır. Girelim o âleme! Orada kaçırılmış bütün ânlarımızı, mazimizi ve ölülerimizi bulacağız. Sağır bir odaya kapandığımız zaman dışarıda uğuldayan şehirden ne kadar eminsek, ölülerimize de o kadar inanalım! İçinden bir kere geçip, bir daha görmediğimiz bir sokakla, bir ölünün farkı ne? O sokağı görmediğimiz ve bir daha görmeyeceğimiz halde yerinde sanıyoruz da, ölülerimizi, belki göreceğimiz halde yok biliyoruz. Bir inanış farkı...<br />
Ölüler yaşıyor, ânlar yaşıyor; bütün hisler, fikirler, heyecanlar fezada, aklın gidemeyeceği kadar uzak ve başka bir iklimde ve muallâkta, dumandan buz haline geçmiş billûr ve sivri kayalıklar şeklinde yaşıyor, herşey yaşıyor...&quot;</font></b></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Leyla Nur KALELİ</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=336</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
