<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Milli Gorus Portal - Blogs</title>
		<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php</link>
		<description>Milli Görüş Portal Forum</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Fri, 21 Nov 2008 03:18:19 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://www.milligorusportal.com/images/misc_mns/rss.jpg</url>
			<title>Milli Gorus Portal - Blogs</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php</link>
		</image>
		<item>
			<title>KeŞke !</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=307</link>
			<pubDate>Tue, 11 Nov 2008 20:18:45 GMT</pubDate>
			<description>*KeŞke !*                                         *Bu yazı 23 Ekim 1983 tarihli Milli Gazeteden sadeleştirilerek ve güncelleştirilerek alınmıştır.  
...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>KeŞke !</b>                                         *Bu yazı 23 Ekim 1983 tarihli Milli Gazeteden sadeleştirilerek ve güncelleştirilerek alınmıştır. <br />
<br />
<br />
<br />
Olaylara ve sebep olanlara bakıyor da hayıflanıyorum; keşke o safiyet günlerim devam edip dursaydı da; insanları (iç dünyalarıyla ve gerçek ayarlarıyla) olduğu gibi tanımasaydım da, huzurlu olsaydım. Her şeyi yüzünden görüp, görüntüsüyle yetinebilseydim de,keşke olanla olması gerekeni bir sanıp, aldansaydım... <br />
<br />
Bir zatın: <br />
<br />
&quot;Ya hamiyetsiz (yani gayretsiz ve merhametsiz) olaydım, ya da param olsa idi&quot; dediğine eş, ya anlamaz olaydım her işin iç yüzünü, ya da her şey gereğince işleseydi... <br />
<br />
Heyhat!... <br />
<br />
Yine bir merhumun temennisince; Koca karı imanındaki safiyetle kalsam da, güzel görünümlü yüzlerin perdelediği çirkef kuyusu kalplere nüfuz etmesem; herkes gibi ben de sahte tavırları, gerçek zannederek, bundan teselli ve teğaddiyle (yani gıda ve lezzet alıp) mutluluk duysaydım!.. <br />
<br />
Evet sadece, o sokaklarda organ teşhiri yapan kadın ve erkekler bana hor görünseydi... Sadece kazınık suratlı, fötr şapkalı ve smokin kravatlı mason tipinin soysuzlaştığı kanatıyla kalsaydım!.. Uzun tırnaklı, kot pantolonlu, keçi yürüyüşlü boyalı tavşanların yozlaşmışlığı yetseydi canımı sıkmaya... <br />
<br />
Namazın erdirici ve kurtarıcı, orucun eğitici ve kutsayıcı, zekatın düzenleyici ve kucaklayıcı, haccın nefsi öldürüp ruhu diriltici ve alemi kuşatıcı hikmetini bir türlü kavramaz ve gereğini yapmazların bedliğine (yani yavan ve yakışıksız haline) hayıflansam...<br />
<br />
Onlara, sabrın; cennetin anahtarı olduğunu anlatmaya sabrım olsa, nasıl anlatacağımı araştırıp uğraşsaydım. Ve önüne geçip, sormaya vaktim ve şevkim olsaydı, sabrın sırrına ve zaferin anahtarı olduğuna inanmayana; <br />
<br />
Sen evinde mes'utmusun? -Evet <br />
Evin sana cennet mi? -Elbet <br />
Bu cenneti neye borçlusun? <br />
Hanımının ve çocuklarının aksiliklerine katlanmana, onların da senin bazı tersliklerine dayanmasına değil mi? İşte bu davranışınız &quot;sabır&quot;dır. Yani eşinin ve senin dayanma gücünüz ve tahammülünüz bir nevi sabır, o da senin dünya cennetinin ve aile saadetinin anahtarıdır öyle mi? Ahiret cenneti de, işte bunun gibi, sıkıntı ve sarsıntılara dayanmanın, ilahi emir ve yasaklara katlanmanın, yani imtihanı kazanmanın arkasından gelir ve sabrın zaferidir. <br />
<br />
Daha buna benzer neler ve neler anlatsaydım, bilgiden, görgüden ve hikmet gözünden yoksun insanlara. Ve hep bir şeyler başardığımı ve bir işe yaradığımı sanarak, teselli bulsaydım!.. <br />
<br />
Ah keşke, zaman zaman müslümanlığını tam sandığım insanları yakından tanıyıp da, ye'sin (yani ümitsizlik ve hayal kırıklığının) çukuruna çift ayakla düşmeseydim. &quot;Büyük adam&quot; saydığım kişilerin, takma boylu cüceler olduğunu ayan beyan görme gücünden mahrum olup, hayranlığımı sürdürseydim!.. <br />
<br />
Çünkü insanı insana bağlayan hayranlık, insanı Rabbine bağlayan ise hayrettir... Hayran olmayan, bencileyin (yani bana göre) rehbersiz kalır... Hayreti ve teslimiyeti olmayan ise, ucbunun (yani nefsini beğenmenin) kulu olup sahipsiz bırakılır... <br />
<br />
Keşke, ihlas ehli bildiklerimi öyle bilegelsem, feragat (yani hakkını bağışlama ve fedakarlık) ehli gördüklerimi öyle göregelsem, ferasetli saydıklarımı hala öyle sanagelsem... Şecaatlı ve sebatlı (yani kahraman, kararlı ve dayanıklı) sandıklarımı hala öyle tanıyabilsem!..<br />
<br />
 İhlas sıfatı altındaki riyanın dişleri sırıtmasa; fedakarlığın arkasındaki bencillik ve yumurta verip tavuk bekleyicilik kırıtmasa; feraset ve gözü açıklık yaftalı ahmaklık renk atmasa; cesaret rozetinin altındaki ödlek yüreklerin, &quot;höt!&quot; demeden üç adım geriye sıçraması göze batmasaydı!.. Ve böylece, çevremde hala insanların varlığı hissini taşısaydım da, yalnız olduğumu anlamasaydım!.. <br />
<br />
Biraz daha fa'şeden (yani gizli ve ezici sırları ortaya döken) söz vasıtasıyla: camileri dolduran yığınları hala Müslim sanıp arkalansam; mektebimden çıkanları okuryazar mü'min sanıp halkalansam da; Deniz dibinden inci çıkarma şevkiyle çalkalansaydım!.. <br />
<br />
&quot;Dava!&quot; diye nutuk atarak, hak etmediği makam ve menfaatlere bedava konmak isteyen... <br />
<br />
Ganimet devşirmek için sürekli &quot;hizmet!&quot; lafını gevelemekten vazgeçmeyen... <br />
<br />
İki öğün nafile namaz kılmak, üç gün fazla oruç tutmak ve sarık cübbe kuşanmakla edindiği ruhsuz taklitçiliği &quot;takva&quot; diye gösteren... <br />
<br />
&quot;Diyalog ve değişim&quot; palavrasıyla nefislerine ve beşeriyetin nefs-i emaresi olan siyonizme köleliğe fetva veren... <br />
<br />
&quot;Rıza-i Bari&quot; gibi cihan çapındaki iddiayı, dilinden düşürmeyen... Ama mukaddeslerini kendi işkembesi ve tenasül aleti namına ucuz harcamaktan da çekinmeyenleri, sahte örtülerinin ve sinsi maskelerinin içinde bulagelsem!? <br />
<br />
Bütün bu mübarek sloganlardan tüttürdükleri necaset kokusunu hissetmesem; Hoş sözlerin içindeki &quot;boş öz&quot;leri fark etmesem de lafızların sırrıyla sırlanmak için koşabilseydim!.. <br />
<br />
Ne olurdu, bunca zihin yorarak &quot;Hakk&quot; ölçüsüne ermekle yetinebilseydim de, olanları ve yapılanları bu mihenkte (yani gerçeğin şaşmaz terazisinde) tartmaya kalkıp, şaşkınlıktan cereyana çarpılmış gibi yere düşmeseydim... <br />
<br />
Hiç değilse, camiye girmeye razı olmuşlardaki tuzsuzluğu, (itaat ve irtibat halinde bir) &quot;cemaatsız&quot; iddiasındaki tutarsızlığı ve huysuzluğu... Ferdan ferda yaşayan hodbinleri (yani sadece kendisini düşünen bencilleri), derviş kılığındaki bedbinleri (yani bereketsiz ve beceriksiz kimseleri), gerçek halleriyle yakalamasam da, &quot;dünyada neler de varmış!? diye hayranlık duyup hızlana dursaydım. Ve keşke, yobazlardaki yabaniliğin, Devrimbazlardaki dinsizliğin , fikren ve fiilen zaten gavurlaşmış insanları Hıristiyan yapacağız diye çırpınan papazlardaki densizliğin farkına varmasaydım! <br />
<br />
Kürsülerde bön bön bağıran, ilim meclislerinde &quot;sünnete uymaktan&quot; dem vuran çingene bozmalarını... <br />
<br />
Cami cemaatine &quot;arkadaşlar!&quot; diye hitap edecek kadar eblehleşen (yani ahmaklaşan) mengene ezmelerini... <br />
<br />
Ya da zillet içindeki cemaate &quot;aziz mü'minler!&quot; diye seslenen düzen düzmelerini ve hele; sistemin kıskacında çırpınırken, kendisini mecbur hissederek, düzenbazlara hulus çıkarmaya (yani yağcılık yapmaya) yeltenen acuze (yani aciz ve zavallı) maaş mahkumlarını ve ilahi mesaj mahrumlarını tanımasam da... <br />
<br />
Buraya kadar ciğerine kalem dürtüp ufunetini (yani kokuşmuş içini) deştiğim müslim görüntüleriyle birlik, ben de camiye koşarken, büyük sevap kazanacağımı sanadursam da, camiden kopmasam; o kutsal mekanların, nasıl esirlerin teselli ve teslim mahalline dönüştüğünü sezmesem ve onlarla aynı safta durmaktan tiksinmesem!?.. <br />
<br />
Bir baldırbacak gazetesinin, beleşten gösterip, dağıttığı Kuran mealini almak için kuyrukta bekleyen nadanlar (yani şaşkınlar) topluluğuna bile pes dedirtecek kadar alçalmış &quot;din öğreticileri&quot;, hatta &quot;kurtarıcı geçinen züppeleri&quot; savaşan gaziler sanma ahmaklığıyla, ben de arkalarına takılsaydım!... <br />
<br />
Dünyası için davasını ve dinini... Siyaset ve riyaset sevdası için milli ve manevi değerlerini satan döneklerle... &quot;İslamcı yazar&quot; yaftasıyla, sırtlanlarla birlik olup arslan avına çıkan bazı ineklerle... <br />
<br />
Bal arısı gibi hep güzellikleri arayıp çiçeklere konmak yerine, bozuk fıtratı gereği, sürekli kusur arayıp pisliklere konan ve tenkit perdesi altında tahribe çalışan kara sineklerle... <br />
<br />
Kartallar için uçuş dersi ve ehliyet belgesi düzenlemeye kalkışan acemi ördeklerle... <br />
<br />
Şeytanlık ve kıskançlık damarıyla &quot;ekreb&quot;lerini (yani kendisine en yakın kimseleri) bile kalleşçe ısırıp zehirleyen akreplerle... <br />
<br />
Ve en muhteşem hareketin en mahrem noktalarına yerleşen münafıkları, hala mücahit ve muhterem zanneden keleklerle, keşke hiç karşılaşmasaydım!... <br />
<br />
Ve bunlar öyle, onlar da böyle,yani herkes göründüğü haliyle olsaydı keşke!.. Küfrü ,ilim diye satan, &quot;zamane fetvacısı, prof yaftacısı, yarım doçentlik hastası&quot; saman çuvallarıyla uğraşmak zilleti yerine, keşke kaya gibi katı,fakat kişilikli ve kabiliyetli kafirler, meseleli ve seviyeli müşrikler, iddialı ve ciddiyetli komünistler, mert ve cesaretli katillerle boğuşmak fırsatına kavuşturulsam ve şanla şerefle ölüp bu dünyadan ayrılsaydım!.. <br />
<br />
Ne mübarek ölüm olurdu o!.. Ebedi dirilik ve efendilik!.. Bu sahtelerle yaşamak, ne çirkin bir çaresizlik... Ve ne çetin bir gariblik!.. <br />
<br />
Ya Rabbi!.. Haşa, haddime mi düşmüş, sana isyan ve itiraz kastımdan değil... Bunca ihsan ve ikramına karşı yapılan nankörlük ve namertliklere... Küfür ve kötülüklere dayanamadığımdan dolayı bazan içimden geçiriyorum: <br />
<br />
Keşke doğmasaydım!...</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Ufuk EFE</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=307</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hİkmetler menbagı !!</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=306</link>
			<pubDate>Mon, 03 Nov 2008 09:28:56 GMT</pubDate>
			<description>*İşlrini yaparken acele etme insanlar arasında allahı çok zikretki zikri senden ögrensinler ! 
 
İlim damlaları yanında degersiz olan dünyaya deger...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><font face="Verdana"><font color="Sienna">İşlrini yaparken acele etme insanlar arasında allahı çok zikretki zikri senden ögrensinler !<br />
<br />
İlim damlaları yanında degersiz olan dünyaya deger verme !<br />
<br />
zira allah katındaki sevap daha hayırlı ve daha hayırlıdır..</font></font></b></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Rümeysa GÜL</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=306</guid>
		</item>
		<item>
			<title>komik ve ilginç google sorguları(4)</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=305</link>
			<pubDate>Sat, 01 Nov 2008 17:42:36 GMT</pubDate>
			<description>1. sorgu: *zorunlu halde imam nikahı* 
bu sorgu pek hayra alamet değil ama neyse... 
 
 
2. sorgu: *ihanete uğrayanların ağır lafları* 
ALLAH ALLAH....</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>1. sorgu: <b>zorunlu halde imam nikahı</b><br />
bu sorgu pek hayra alamet değil ama neyse...<br />
<br />
<br />
2. sorgu: <b>ihanete uğrayanların ağır lafları</b><br />
ALLAH ALLAH. sövüp saymanında mı modası çıktı yaw. kardeş sen içinden geleni söyle. öyle pek afilli olması gerekmiyor. yani &quot;başkası ne demiş, bende öyle söyliyeyim&quot; diye kasma.<br />
<br />
<br />
3. sorgu: <b>kabbala büyücülüğü</b><br />
hmmm. adam kültürel büyü olayına yönelmiş. demek medyum memiş kesmiyor artık. kabbala işe yaramazsa hint büyüsünü dene...<br />
<br />
<br />
4. sorgu: <b>mehdi evlenecek mi?</b><br />
essahtan bu çok komik yaa...<br />
bütün dünya mehdi a.s'ın yapacağı savaşları, kuracağı adaleti, bolluğu bereketi merak eder. bu da tutmuş medeni halini merak ediyor.<br />
ne o kız.. evde kaldın da göz mü koydun..:d<br />
düğüne benide çağırda mehdi a.s'dan sandık bahşişini ben alayım. hahaha.<br />
<br />
<br />
5. sorgu: <b>tevfik yazıcılar kim</b><br />
vaaaaaaaooowww. sayın başkanımız da meşhur olmuş haaaa. -bu adam kim diye bir soru dolaşıyor boşlukta! bu adam kim!<br />
<br />
<br />
6. sorgu: <b>necmettin erbakan tv5 in hazırladığı sidi</b>  <br />
demek ki neymiş.. sidi imiş.<br />
<br />
<br />
7. sorgu: <b>milli görüş portalına üye nasıl olunur</b> <br />
işte budur... biliyordum. birgün insanların buraya üye olmak için yanıp kavrulacağını biliyordum. :d<br />
<br />
<br />
8. sorgu: kiloları <b>1 tondan ağır olan hayvanlar</b> <br />
bu bir avcı herhalde. küçükleri vuramıyor, büyük arıyor. ne diyim. rasgele.<br />
<br />
<br />
9. sorgu: <b>ıslamda kaynana ıle beraber oturmak</b><br />
yazık gelinceğiz.. çok çekiyor demek ki..<br />
<br />
<br />
10. sorgu: <b>ılımlı enflasyon nedir</b> <br />
o ne beee. akapelidir bu. enflasyon yükselmeye başlayınca tayyibi savunma yolu arıyor kesin.<br />
<br />
<br />
11. sorgu: <b>çipura balığı nerelere yumurta bırakır</b> <br />
adam haklı. tavuk yumurtasının tanesi olmuş 25 kuruş.<br />
<br />
<br />
12. sorgu: <b>çocuklar nasıl para kazanır</b><br />
aha geliyor bir mendilci çocuk daha.<br />
<br />
<br />
13. sorgu: <b>you tuba nasıl gidilir</b><br />
burdan devam et. belediyeyi geçince sor gösterirler.<br />
<br />
<br />
14. sorgu: <b>yunanistanda öğretmen gelir-giderleri</b> <br />
memurun hali perişan.<br />
<br />
<br />
<br />
15. sorgu: <b>zararlı kitapların zararları</b> <br />
ne diyeceğimi bilemiyorum.<br />
<br />
<br />
16. sorgu: <b>zikir çekenleri göster </b><br />
adam google'a -zikir çekenleri göster, demiş. google'da bizi göstermiş.<br />
<br />
<br />
17. sorgu: <b>yarın bayram mı </b><br />
google ne cevap verdi merak ediyorum.<br />
<br />
<br />
18. sorgu: <b>yavaş yavaş ölüyorum </b><br />
acele etme zaten.<br />
<br />
<br />
19. sorgu: <b>yerebatan sarnıcı da düğün fiyatları</b><br />
vaay bee. romantizme bak...<br />
<br />
<br />
20. sorgu: <b>uzaylılar gelecek mi</b> <br />
elbette gelecekler. sen ikramlardan bahset.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Mehmet DAĞDELEN</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=305</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Duygulara tercüman olanlar...</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=304</link>
			<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 13:46:04 GMT</pubDate>
			<description>Duygulara tercüman olanlar...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Duygulara tercüman olanlar...</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Recep ÖRNEK</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=304</guid>
		</item>
		<item>
			<title>.....</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=303</link>
			<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 10:17:24 GMT</pubDate>
			<description>kopuyor sevda yaprakları tek tek gönlümden 
eksiliyor hayat sayfları ömrümden 
ben gidersem mutluluğu görmeden 
helal olsun hakkım içimdeki yarayı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>kopuyor sevda yaprakları tek tek gönlümden<br />
eksiliyor hayat sayfları ömrümden<br />
ben gidersem mutluluğu görmeden<br />
helal olsun hakkım içimdeki yarayı kanatanlara</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Esra KARAASLAN</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=303</guid>
		</item>
		<item>
			<title>gözyaşlarım</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=302</link>
			<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 10:13:26 GMT</pubDate>
			<description>artık bana sormuyo gözyaşlarım 
akıyor sanki nöbet sırası gelmiş gibi bir bir 
sen bensiz boş gönlünü sevindir 
benim sevdam sevdayı hakedenindir</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>artık bana sormuyo gözyaşlarım<br />
akıyor sanki nöbet sırası gelmiş gibi bir bir<br />
sen bensiz boş gönlünü sevindir<br />
benim sevdam sevdayı hakedenindir</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Esra KARAASLAN</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=302</guid>
		</item>
		<item>
			<title>sen çok yaşa patişahım</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=301</link>
			<pubDate>Wed, 22 Oct 2008 18:30:24 GMT</pubDate>
			<description>cocukluğumuzda bize padişahdan ve meclisten bahsedilirdi meclisi padişah efendimizin sık sık fesh ettiği soylenir milletin secme ve secilme hakkı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>cocukluğumuzda bize padişahdan ve meclisten bahsedilirdi meclisi padişah efendimizin sık sık fesh ettiği soylenir milletin secme ve secilme hakkı yokdenilir osmanlı karalanır öcü olarak gösterilir idi cumhuriyet dönemi öğülür idi sen cok yaşa padişahım anayasa mahkemesi  sen milletin ve meclisin üzerindesin sen ne dersen o olur haşaa efvendim meclis ve millet sizingibi düşünemez soylu sınıf efendilerimeze demokrasiden ve  atatürkün kurduğu cuhuriyetten bahsedilirmi halkın cocuklarını okullar başörtulu okutmak istediği söylenirmi haşa hele milletin inandığı gibi yaşama isteği haşaa o hiç soylenmez  sen cok yaşa padişahım ana yasa mahkemesi<br />
            selam ve dua ile</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Ahmet SÖZER</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=301</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tokat gibi. . .</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=300</link>
			<pubDate>Sun, 12 Oct 2008 08:57:21 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[''Ne deniyor bazılarınca: [B]&#8220;Numan Kurtulmuş seçim sonrasında istifa edip gitti. Bu kaçaklıktır&#8221; [/B]Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, başarısız bir seçim...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>''Ne deniyor bazılarınca: [B]&#8220;Numan Kurtulmuş seçim sonrasında istifa edip gitti. Bu kaçaklıktır&#8221; [/B]Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, başarısız bir seçim sonrasında partideki görevinden istifa etmiştir. Bu bir hata mıdır? Bazılarına göre evet, bazılarına göre hayır. Fakat bir an için, bunun siyasi bir hata olduğunu düşünelim. Peki Saadet Partisi&#8217;nde bugün yönetici konumunda olanların geçmişte hiçbir siyasi hatası olmamış mıdır? 1999 ve 2002 seçimlerinin hemen öncesinde girişilen &#8220;Küskünler Hareketi&#8221; operasyonları buz gibi de hatadır. Evet, o dönemde bu türden operasyonlar vasıtasıyla Erbakan Hoca&#8217;nın yasağını kaldıracak formüller aranmıştır. Ancak her iki operasyon da, önce Fazilet Partisi&#8217;nin, sonra da Saadet Partisi&#8217;nin oylarını aşağı çekmiştir. <br />
<br />
 <br />
<br />
1999 seçimleri için Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan İstanbul&#8217;da seçim bildirgesini ilan ederken, partinin başka temsilcileri Ankara&#8217;da Küskünler Hareketi ile işbirliği yapmaktaydı. Peki sizce bu siyasi bir hata değil midir? Evet, öyledir. Peki bu hatanın sorumluları ortaya çıkıp, &#8220;Bizler siyasi bir hata yaptık. Partimiz bu hatadan olumsuz etkilenmiştir. Bu durumda görevlerimizi, işi daha iyi yürütebilecek arkadaşlara devrediyoruz&#8221; demişler midir? [B]Yahut, bugün Numan Bey&#8217;in siyasi hatasından söz edenler, neden aynı eleştirileri o dönemin sorumlularına yöneltmemektedirler? [/B]<br />
 <br />
<br />
Yo hayır, bu tartışma üzerinden bazı isimlere yüklenmek istemiyorum. Bilakis, hatanın siyasette olduğunu söylüyorum. Kim çıkıp da, bugün Saadet Partisinde etkili vazifeler eden insanların hatasız olduğunu söyleyebilir? Yahut, bir kişinin hatalarının olması, yeteneklerini yok saymamızı gerektirir mi? Numan Bey&#8217;in 2002 seçimleri sonrasında partideki görevinden istifasının hata olup olmadığı tartışmaya açık bir konu. Ancak benim üzerinde durduğum bambaşka bir şey. Söylemeye çalıştığım, tıpkı gündelik hayatta olduğu gibi, siyasette de hataların olabileceğidir. Biz hatasız insan mı arıyoruz? Eğer amacımız bu ise, korkarım ki kimseyi bulamayacağız. Üstelik aslolan, geçmişe değil, şimdiye ve geleceğe bakmaktır. <br />
<br />
 <br />
<br />
[B]Numan Bey&#8217;i istifası üzerinden karalayanlara bir hususu da hatırlatmakta fayda var[/B]: Numan Bey istifa ederek başka bir partiye gitmemiştir. Numan Bey bir süre parti görevi almamıştır yalnızca. [B]Milli Görüş&#8217;ü bölüp Ak Parti&#8217;yi kuran Abdüllatif Şener&#8217;e, &#8220;Acaba bize gelir mi?&#8221; diye umutla bakanlar, yıllar yılı Erbakan&#8217;a en ağır eleştirileri getiren Nihat Genç&#8217;e Erbakan&#8217;ı övdüğü bir konuşmasından sonra kucak açanlar, daha bir yıl önce Başbakan Erdoğan&#8217;ın teklifini elinin tersiyle iten ve on yılı aşkın süredir milletvekilliği, belediye başkanlığı ve bakanlık almadan hizmet etmiş Numan Kurtulmuş&#8217;a karşı neden bu kadar katı ve saldırganlar? [/B]<br />
 <br />
<br />
[B]Ben Numan Bey ile ilgili bu takdir hissimin, Mete Gündoğan için de geçerli olduğunu belirtmeliyim. Bence Mete Bey de, siyasi hayatının bundan sonraki bölümünde çok büyük hizmetler yapacak ve bu hizmetlerden Türkiye kazanacaktır.[/B] Hem Numan Bey&#8217;in, hem de Mete Bey&#8217;in bu tavırlarında erdemli bir taraf olduğunu düşünüyorum. [B]Düşünsenize, Numan Bey de, Mete Bey de, 1999 seçimlerinin milletvekili listeleri düzenlenirken, parti büyüklerinin karşısına geçip, &#8220;Bu Mir Dengir Mehmet Fırat denen adamı ne diye milletvekili yapıyorsunuz? Bu adam hem Millî Görüşçü değildir, hem de dindarane bir yaşantısı yoktur&#8221; dememişlerdir. [/B]Yeri gelmişken belirteyim, acaba Mir Dengir Mehmet Fırat&#8217;ın, eski Van milletvekili ve tarihi eser kaçakçısı Mustafa Bayram&#8217;ın milletvekili yapılması kararı siyasi hata mıdır, değil midir? [B]Hatasız siyasetçi arayan bazı saldırgan arkadaşlar bu soruya cevap verirlerse çok sevineceğim.[/B]<br />
 <br />
<br />
Özetin özeti şudur: Prof. Dr. Numan Kurtulmuş&#8217;un Saadet Partisi&#8217;ne genel başkan olacağı haberi bile, geniş kesimlerde yankı uyandırmıştır. Şehirli, medenî, akademik kariyeri parlak ve geniş kesimlerin saygınlığını kazanmış bir siyasetçi olarak Numan Bey&#8217;in bu türden bir etki uyandırması gayet tabiîdir. Numan Bey&#8217;in geçmişte yapıp ettiklerini bir kaçaklık olarak göstermeye çalışmak, hakkaniyeti çiğnemektir. Üstelik,[B] &#8220;deli doktoru[/B]&#8221; diye alay ettikleri Prof. Dr. [B]Mehmet Bekaroğlu&#8217;nun[/B] tanıklığıyla bu işe girişmek tümden faciadır. Bekaroğlu&#8217;nun Numan Bey hakkında fikirleri malum. Ancak, Bekaroğlu&#8217;nun kitabı üzerinden Numan Bey&#8217;e olmadık saldırıları yapanlar, [B][COLOR=&quot;Red&quot;]aynı kitapta Oğuzhan Asiltürk ve partinin diğer ileri gelenlerine ne türden suçlamalar yapıldığına da dikkat etmelidirler.[/COLOR][/B] Bazılarının Numan Bey konusunda tanıklığını makbul saydıkları Mehmet Bekaroğlu&#8217;nun, Millî Görüş davasına 40 yıl hizmet etmiş ve her türlü sıkıntıya maruz kalmış [B][COLOR=&quot;Red&quot;]Oğuzhan Asiltürk, Şevket Kazan başta olmak üzere Millî Görüş&#8217;ün önde gelen isimleri hakkında söylediklerini görmezden gelmeleri ahlakla bağdaşmaz.[/COLOR][/B] Üstelik şunu da belirtelim ki, Mehmet Bekaroğlu yeni bir siyasi hareket başlatmak için uzun zamandır çaba sarfederken, Numan Kurtulmuş Saadet Partisi için Türkiye&#8217;yi karış karış gezmektedir. Dayanağı çürük olanın, muhakemesinden netice çıkmaz.<br />
<br />
 <br />
<br />
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş Saadet Partisi&#8217;ne genel başkan olacak gibi görünüyor. Bu haber bile Saadet Partisi&#8217;ni ve Türkiye&#8217;nin makul çoğunluğunu hareketlendirmeye yetti. Bence artık kısır tartışmaların pençesinden kurtulup, Türkiye&#8217;yi asıl rotasına oturtmanın yoluna bakılmalıdır. Son 8 yıldır yapılanlarla varılan yer ortadadır. Durumdan memnun olup her ne vesileyle olursa olsun değişimden rahatsız olanlar varsa eğer, argümanlarını daha gerçekçi olarak ortaya koymalı, Numan Bey&#8217;in neden genel başkan olmaması gerektiğini Türkiye&#8217;nin somut gerçekleriyle izah etmelidirler. Belki ben de o zaman onlara hak veririm. Ama şimdilik gördüğüm, [B]&#8220;kulis yapmak haramdır&#8221;[/B] sözünü kullana kullana bol bol kulis yapıldığı ve haksız bir saldırganlıkla hareket edildiğidir.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Mehmet Efe YAZICILAR</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=300</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çok gİzlİ ve Özel bİr sohbete katildik</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=299</link>
			<pubDate>Fri, 10 Oct 2008 19:29:54 GMT</pubDate>
			<description>*Milli Çözüm yazarları ve yakın çalışma arkadaşları olarak özel bir değerlendirme ve istişare toplantısına katıldık.*  
*Gerek Milli Çözüme yönelik...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Milli Çözüm yazarları ve yakın çalışma arkadaşları olarak özel bir değerlendirme ve istişare toplantısına katıldık.</b> <br />
<b>Gerek Milli Çözüme yönelik operasyon ve sonuçları, gerek Kafkasya'daki olaylar ve İran'a saldırı hazırlığı konularında önemli sohbetler yapıldı.</b> <br />
..............<br />
...........<br />
 <br />
İşte Milli Çözüm ekibinin en gizli ve en özel toplantılarında konuşulanlar: <br />
<b>Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim</b> <br />
Cenab-ı Hakka Hamd olsun Milli Çözüm ekibi olarak bu gün hem bir durum değerlendirmesi yapmak, hem bir istişare toplantısı olarak görüşlerinizi almak, hem de bazı konuları birlikte tartışmak için bir kez daha bir aradayız. <br />
Yakın süreçte bir imtihan geçirdik, bir sıkıntı, bir sarsıntı dönemini geride bıraktık. Hepimize geçmiş olsun. <br />
Bu olay elbette bizleri ilk anda sarstı, üzerimizde bir ürküntü meydana getirdi, bu gayet normaldi. Çünkü birimiz dese ki ben hiç sıkıntıya düşmedim, hiç aldırmadım bu çok yanlıştır. Biz robot değiliz, insanız. Elbette bu gibi şeylerden etkileneceğiz. <br />
 <br />
..............<br />
..............<br />
 <br />
Onun için, böyle bir imtihan geçirdik. Haksız, dayanaksız, bir kısım iddialara ve ithamlara muhatap kaldık, Milli Çözüm ekibi olarak. Elbette yakalanma sırasında, taşınma sırasında, sorgulanma sırasında bir kısım vesveseler, endişeler, şüpheler bizi sardı ve sarstı. Bu gayet normaldir. Bizler insanız, robot değiliz ki! Ama hamd olsun, onlara karşı tekrar vicdanımız, inancımız, aklımız devreye girdi. Ve biz bu imtihanı, inşallah alnımızın akı ile kazanacak bir tavır sergiledik. <br />
Şimdi bu durumda, bazıları &quot;pekiyi&quot; alır girdiği imtihandan sonra, bazıları &quot;iyi&quot; alır, bazıları &quot;orta&quot;, bazıları &quot;zayıf&quot; alır. Peşinen söylüyorum zayıf almak demek, ille de her şey bitti, tükendi anlamına gelmez. İnşallah bir zaafiyet neticesi o yanlışı yapmıştır ve telafi imkânı vardır. Bundan kurtulmak, bunu tedaviye çalışmak lazımdır. <br />
 <br />
.................<br />
................<br />
 <br />
<b>Herkesin şu veya bu bahane ile dile getiremediği, getirmekten çekindiği veya akıl erdiremediği bir kısım gerçekleri, madem Rabbimiz bize nasip edip bildirmiş. O gerçekleri topluma duyurmak; ülkemizi, devletimizi, gençliğimizi, geleceğimizi tehdit eden sıkıntılara karşı sorumluluklarımızın gereğini kuşanmak gayretiyle bu dergiyi çıkarıyoruz.</b> <br />
<b>Biliyorsunuz, bazı işaretler de, veya bir kısım haberlerde müjdelenen, ahir zamanla ilgili, büyük fitne fesat döneminde, inşallah Türkiye merkezli büyük bir değişim, bir medeniyet değişimi hizmetinde birlikte hareket eden mutlu kişiler, vasıflı kişiler diye geçiyor, bir kısmı hadis olarak rivayet edilen haberlerde; &quot;Onlar aralarına katılanlara sevinmezler, ayrılanlara da üzülmezler.&quot; Bu dünya hesabınadır. Ahiret hesabına değil. Elbette yıllarca hayırlı bir hizmete emek vermiş, hizmeti geçmiş bir kardeşimizin bir kısım geçici endişelerle, vesveselerle, tepkilerle, böyle bir hizmetten ayrılması, onun nasibinin kesilmesi, ahiret hesabına, maneviyat hesabına zarara uğraması nasıl bizi üzmez? Nasıl bunun için dua edilmez? Ama dünyalık bir hesabımız, beklentimiz olmadığı için, yok filan katıldı, oh be iyi bir destek sağladık... Filan ayrıldı, ah be bir destekten mahrum kaldık, gibi dünyevi, nefsi, şeytani hesaplarla katılanlara sevinmez, ayrılanlara üzülmez demektir. Çünkü dünyalık bir hesap güdülmemektedir. Rabbim bir hizmetin yürümesini murad ediyor ise, sebeplerine de halk edecektir. O hizmetin vakti bitmiş, artık o hizmete gerek kalmamışsa, Cenab-ı Hakk sebepleri ortadan kaldırıp son verecektir. </b><br />
<b>Hem bazı arkadaşlara daha önce söyledik: velev ki içimizden birileri dünyalık hesaplar güdüyor, olabilir.Veya işte bir ağabeyiniz olarak Ahmet Hoca, sizin iyi niyetinizi, samimiyetinizi, dünyevi menfaat yolunda, samimi gayretinizi istismar ediyor da olabilir. Peki, ahirette Cenab-ı Hakk sizi benim niyetime göre mi yargılayacak, yoksa kendi niyetlerinize göre mi yargılayacak? Sizin niyetiniz, halisane hizmet vermek, bu cennet ülkemizi bize vatan bırakan ecdadımızın emanetine sahiplik etmek, devletimizi, milletimizi, geleceğimizi daha güvenli, daha huzurlu, daha onurlu görmek gibi bir niyet taşıyorsanız ve bu niyetle yaptığımız hizmetlerin ve gayretlerin de, inancımıza, Kuranımıza, vicdanımıza, insanlık onurumuza uygun olduğu kanaati ile bu hizmetleri yapıyorsanız, velev birileri kötü niyetle sizi istismar ediyor olsa bile, bunun size bir zararı var mı? Yok! O kendi kötü niyetinin belasını zaten bulacaktır. </b><br />
 <br />
<b>............</b><br />
<b>............</b><br />
 <br />
<b>Peki şimdi bizi Milli Çözüm ekibini, neye çağırıyorlar? </b>Bize de, bir kısım güçler, AKP'li olun kurtulun diyorlar. Milli Çözüm ekibine dedikleri şudur; AKP'li olun, dünyayı cehenneme çeviren, işte Irakta dört-beş senede üç milyon insanı, Müslümanı acımasızca katleden, yüz binlerce kadının ırzına geçen, yine on binlerce genç insanı böbreği, ciğeri için organ mafyasına teslim eden, dünyayı zindana döndüren bir zihniyetin Türkiye'deki taşeronları olan, BOP eş başkanlığını yapmak demek, bütün bu zulümlerin vebalini üstlenmek demektir. Bir de diyorlar ki arkadaş, siz de bu düzenin, bu zulüm sisteminin bir parçası olun! Yok eğer onlara uymazsak, gerçekleri söyleyecek olursak, işte size sıkıntı, işte soruşturma, işte tutuklama ve daha başka kötülüklerle bizi korkutmaya çalışıyorlar. Oysa biz Hz. Yusufların yolundayız. Biz bunların zulümlerinin bir parçası olmaktansa, dünyalık sıkıntıları göze almaya hazır insanlarız. Ve Rabbımız o kadar güçlüdür, bizim Rabbımız bunların tanrılarından o kadar büyüktür ki... Bizim Rabbımız yerin göğün sahibidir. Geçmişin, geleceğin sahibidir. Her şeyin hakiki malikidir. Bunların rabbi, işte milyonlarca yıllık dünya hayatında zorla, hile ile, baskı ve barbarlık neticesinde Filistin'i işgal etmiş İsrail'dir. Bunlar bu denli aciz ve adi tanrılarına güveniyorlar da, biz yerin göğün sahibi Allah'ımıza güvenmezsek, bizim onlardan farkımız ne olacak? <br />
............<br />
.............<br />
 <br />
<b>Bize deniyor ki, &quot;bu üçünden biri olun, kurtulun!&quot; Ya doğrudan AKP'li olun... Ya AKP karşıtı görünüp toplumu AKP'nin tuzağına atacak CHP'liler, MHP'liler Ulusalcılar gibi davranıp dolaylı AKP'li olun, siyonizmin dolaylı uşaklığını yapın. Veya bir kısım Milli Görüşçüler gibi kafanız AKP'li olsun.</b><br />
 <br />
<b>Hayır arkadaş! Biz AKP'nin oy verenlerine, partisine, ismine değil, bu zihniyete, bu kölelik düşüncesine, bu zulme ve siyonizme uşaklık hevesine, asla razı olmadık, olmayacağız! Çünkü bizim inancımıza, insanlık onurumuza ve atalarımıza karşı bir borcumuz var, şehitlerimize karşı borcumuz var. Yani öyle Türkiye'yi, bir tarafı Kürdistan'a, bir tarafı Ermenistan'a, bir tarafı Yunana vereceksek ve yine Avrupa'ya katılıp, kanunlarımız, anayasamız bile Brüksel'den gelecek, yani Avrupa'nın eyaleti olacak idi isek, niye kurtuluş savaşını yaptık? Niye Çanakkale'de bu kadar kan döktük, şehit yatırdık? </b><br />
Milli Çözüm ne yapıyor da bunlara bu kadar dokunuyor ve ürkütüyor? Milli Çözüm bir tek şey yapıyor, Milli Çözüm diyor ki &quot;Kral Çıplaktır!<br />
..........<br />
..........<br />
 <br />
<b>Şimdi, Türkiye'de de &quot;kral çıplak&quot; diyen birisi lazım. İşte Milli Çözüm bunu yapıyor. Suçu bu. Kral çıplaktır diyor. Ama herkes bir şeylere kapılmış gidiyor. Bir kısım kimseler de görüyor yanlışları, AKP'nin de, sistemin de, muhalefetin de haksızlıklarını, ülkemize, devletimize verecekleri zararları görüyor, hissediyor, ama yanlış anlaşılmaktan korktukları için veya belli şeylere şartlandırıldıkları için alkışlamaktan geri durmuyor. Evet birilerinin kral çıplak demesi lazım, Milli Çözüm bunu yapıyor. Suçumuz bu! </b><br />
 <br />
..............<br />
.............<br />
 <br />
<b>Biz partici değiliz, partiyi amaç edinenler değiliz, partiyi bir hizmet aracı görenlerdeniz.</b> <br />
.............<br />
...........<br />
 <br />
<b>Bunları niye hatırlatıyoruz?</b> <br />
<b>Milli Çözüm olarak, ülkemiz insanının, &quot;Amerika ile başa çıkılmaz, Avrupa'ya karşı durulmaz, emperyalizme, siyonizme, masonik merkezlere rağmen hiçbir şey başarılamaz. Onların hizmetine girmekten, güdümüne girmekten, Amerika'nın himmetine, Avrupa'nın himayesine sığınmaktan başka bir çare yoktur&quot; kanaatini yıkmak ve insanımıza umut aşılamak, onurlu bir yaşamın ve bir mutlu inkılâbın müjdesini onlara ulaştırmak bir kısım gerçeklerin farkında olan insanlar olarak bizim bir manevi sorumluluğumuzdur. Bunu yapmaya çalışıyoruz. İnanıyoruz ki Allah bizimledir. Bizim kirli, gizli ilişkilerimiz yoktur. Alnımız açıktır. Bu bakımdan da Allah'a güvenerek haklı yolumuzda devam edeceğiz. </b><br />
Haydi diyelim, bazı tenkit ve tespitlerimizde belki dozunu kaçırıyoruz... Eğer, doğrudan ve dolaylı AKP'lilerin Siyonist ve masonik bağlantıları ve kasıtlı hıyanet hesapları bulunmuyorsa, bizim bu biraz sert ve net uyarılarımız, onların daha dikkatli davranmalarına ve ölçülü adım atmalarına yarayacağı için, teşekkür edilmemiz gerekmiyor mu? Bu denli bağırmaları ve bizi susturup bastırmaya çalışmaları, çıbanlarının deşildiği ve dış güçler deşifre edildiği için üzerimize gelindiğini göstermiyor mu? <br />
Biz haklıyız ve vicdanımızla barışık olmanın huzurunu ve gururunu yaşıyoruz. <br />
Allah sizlerden razı olsun. <br />
 <br />
 <br />
<b><font color="red"><i><u>Bu ayki dergimizdeki yazımın bir özeti mahiyetinde alıntıladım....</u></i></font></b><br />
 <br />
<b><font color="red"><i><u>Polemik oluşturmamak için genel sayfalardan ziyade ,özelimdeki blog sayfama koymayı uygun gördüm...</u></i></font></b><br />
<b><font color="red"><i><u>Merak edenler için yazının tamamının da linkini veriyorum</u></i></font></b><br />
 <br />
<b>Yazının devamı için ==&gt;&gt; <a href="http://www.millicozum.com/content/view/1399/129/" target="_blank">http://www.millicozum.com/content/view/1399/129/</a></b></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Ufuk EFE</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=299</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[&#8220;Bilâl-i Habeşî (R.a)&#8217;ın Torunları&#8221; KAYSERİ&#8217;DE!]]></title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=298</link>
			<pubDate>Tue, 07 Oct 2008 11:48:16 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Bu yıl üçüncüsü düzenlenen &#8220;Uluslararası Gençlik Organizasyonu Forumu&#8221;nun ana gündemini &#8220;Yeni Bir Dünyanın İnşasında Müslüman Gençliğin Rolü&#8221;...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bu yıl üçüncüsü düzenlenen &#8220;Uluslararası Gençlik Organizasyonu Forumu&#8221;nun ana gündemini &#8220;Yeni Bir Dünyanın İnşasında Müslüman Gençliğin Rolü&#8221; oluşturdu. Müslüman Gençler Kültürel İşbirliği Toplantısına 60 ülkenin öğrenci ve gençlik liderlerinin katılımıyla bir araya gelindiği toplantıya her yıl olduğu gibi bu yılda ilgi yoğun oldu.<br />
<br />
IYO&#8217;nun düzenlediği Müslüman Gençler Kültürel İşbirliği Toplantısı&#8217;nın akabinde çeşitli İslam ülkelerinde faaliyet gösteren gençlik ve öğrenci organizasyonlarının temsilcilerinin tecrübelerinin diğer ülkelere aktarılması, birbirleri arasındaki kaynaşmaların, dayanışmaların sağlanması ve birlikte yapılabilecek ortak projelerin üretiminin neler olabileceği konusunda fikirbirliği edilmesi açısından toplantı sonrası çeşitli illere gönderilen misafirlerden iki kardeşimizde IYO Genel Başkanı Hasan BİTMEZ Bey&#8217;in yönlendirmesiyle hiç bilmediğimiz ve beklemediğimiz bir coğrafyaya yelken açarken, nefis muhasebesi mesabesinde dopdolu iki günü Kayseri SP Dış İlişkiler Sorumlusu Nuh TOSUN Bey&#8217;in refakatinde  &#8220;Bilâl-i Habeşî (R.a)&#8217;ın Torunları&#8221;yla geçirdik.<br />
<br />
Akşam saatlerinde Kayseri Şehirlerarası Otobüs Terminalinde karşıladığımız ERİTRE&#8217;li iki kardeşimizi yüzlerce kişi arasında sanki 40 yıllık dost sıcaklığı ve tebessümleri ile karşılamak bizleri mesrur eyledi. Ertesi gün Kayseri&#8217;yi tanıtmak ve ecdatlarımızın eserlerini göstermek üzere başta Tarihi Camiler ve Medreselerin ziyaretleriyle şehir turumuzu tamamlayıp Kayseri Anadolu Gençlik Derneği&#8217;nde Ömer ARİF Hocamız ve öğrencileriyle bir araya geldik.<br />
                              <br />
<font color="Red">Artık bize onları dinlemek düşüyordu. Sözlerine Hamdele ve Salvele ile başlayan Mohamed Salih İBRAHİM ( Mimar &#8211; Eritreli Öğrenciler İslam Birliği Siyasi İşler Başkanı ) ve Genel Sekreter Abdu M. İBRAHİM&#8217;le yaptığımız sohbetten bazı önemli bölümler:</font><br />
<br />
<b><font color="Red">- İlk Hicretin gerçekleştiği Necaşî&#8217;nin ( Allah ona rahmet eylesin) bölgesinden gelerek sizlerle hasbihal etmemize vesile olanlardan Allah râzı olsun diyorum. Böyle bir fırsatı bizlere nasip eden Allah&#8217;a şükürler olsun.<br />
- Günümüzdeki tarih kitaplarında bize öğretilenin Osmanlı Devleti&#8217;nin sömürgesinde olduğumuzdu, oysaki Osmanlı Devleti bizi sömürmedi. Portekizlilerin sömürgesindeyken bizi Osmanlılar kurtarmış ve İslâm dini ile birlikte gelmişlerdi.<br />
- Necaşî&#8217;nin (Allah&#8217;ın rahmeti onun üzerine olsun) bulunduğu ve Hıristiyanların kıblesi kabul edilen OKSUM şehrine ancak Hıristiyanlar girebilmektedir.<br />
- Eritre&#8217;deki Müslümanlar bir dönem fetret dönemi yaşadılar. El-Ezher Üniversitesine ilim için gidenler aylarca çöllerde yürüyerek gittiler. Eritreli Müslümanlardan bazıları da Sudan&#8217;a gidip, okuyup döndüler ve İslâmi Okullar açtılar.<br />
- İtalyanların sömürgesi 60 yıl sürdü. Sonra İngilizlerin sömürgesi devam etmiştir.<br />
- Mendel Ticaret Yolu Eritre&#8217;den geçer. (Doğu Asya&#8217;dan başlar, Kızıldenize ulaşır.)<br />
- Bağımsızlık mücadelesinde Sudan&#8217;ın faydası çoktur. &#8220;Hakkımızı İslâm ile alacağız&#8221; diye alimlerin ittifakı olmuştur. Birçok alimlerimiz bu bağımsızlık mücadelemizde şehit oldu ama bağımsızlığımızı kazandık.<br />
- Mısır&#8217;da Müslüman Kardeşler Teşkilatını kuran Şehit Hasan El-Benna&#8217;nın, Eritre de birçok öğrenciye yardımı oldu ve Eritre&#8217;deki İslâmi hareketin nüvesini oluşturarak Eritrelileri yönlendirmiştir.<br />
- Çeşitli İslâmi oluşumlar meydana geldi. Rıwad&#8217;ul-Müslimûn, Cephet&#8217;ûl-İslâmiyye, Hareket&#8217;ûl-Cihad&#8217;ûl-İslâmi birlikte mücadele vermişlerdir. Beş yıl askerle mücadele ettiler.<br />
- Üstad Halil Mohamed AMİR&#8217;in başkanlığını yaptığı Hareket&#8217;ûl Halas&#8217;ul İslâm&#8217;ın ve dört yıl önce kurulan Adalet ve Tenmiye Partisi&#8217;nin tüm şubeleri kapatıldı. Bu oluşum illegal çalışmalarına devam ederken kendiside Sudan&#8217;da mültecidir.<br />
- Şuanda bizler Müslüman Kardeşler Teşkilatı ile dayanışma içerisindeyiz ama Mısır&#8217;daki Müslüman Kardeşler Teşkilatı hükümet ve yönetim ile birlikte hareket edebilmektedirler.</font></b><br />
<br />
<font color="Green"><font color="DarkRed"><b>TÜRKİYE İLE ERİTRE ARASINDAKİ İLİŞKİLER:</b><br />
<br />
- Türkiye ile ilgili ne resmi ne de gayri resmi hiçbir ilişkimiz bulunmamaktadır.<br />
- Eritre&#8217;deki yönetim, Amerikan karşıtı ama İsrail yanlısı bir politika izlemektedir.<br />
- Bugün yaklaşık 1 Milyon Eritreli Sudanda, yarım milyon Eritreli de Yemendedir.<br />
- Eritre ile Etiyopya arasında sınır bahane edilerek sorunlar devam ettirilmektedir.<br />
- Eritre, Çin ve İranla yardımlaşmaktadır. Libya, Kuveyt, Katar ve diğer körfez ülkeleri maddi yönden yardımcı olmaktadırlar.<br />
- Eritre&#8217;de kanun yok, bir kişi ne derse o olmakta ve onun sözü kanun hükmündedir.<br />
- Ülkenin hiçbir üniversitesi bulunmamaktadır. Sadece bir tane vardı. Onu da 2003 yılında mevcut yönetim kapattı. Şuanda sadece teknik okullarda yüksek öğrenim devam etmektedir. Üniversite kapatılınca 58 öğrenci Güney Afrika&#8217;ya gönderilmişti. Tüm öğrenciler öğrenimlerini bitirdikten sonra ülkelerine döndüler ama hepsi de yönetim karşıtı olarak kabul edilip tutuklanarak hapsedildiler. Her şeye rağmen ülkelerine dönen muhacirler daha imanlı ve daha azimli dönmektedirler.<br />
- Eritre şâz bir konuma sahiptir. 15 sene askerlik yapılıyor ama ücretsiz. Sadece 20$ asker ailesine maaş verilmektedir.<br />
- Ülke yönetiminde bir başkan ve dört bakan bulunmaktadır.<br />
- Komşu ülkemiz Cibuti&#8217;de sadece Müslüman Kardeşler Teşkilatı bulunmaktadır.<br />
- Dışişleri Bakanımız istifa ettikten sonra Almanya&#8217;ya iltica ederek Müslümanlarla birlikte hareket etmeye devam etmektedir.<br />
<br />
<b>Anlattıklarınızdan çalışmalarınızın tamamının yurtdışında olduğunuzu görüyoruz. Ne zaman vatanınıza dönerek çalışmalarınıza ülkenizde devam etmeyi düşünüyorsunuz? Hedefleriniz nelerdir?</b><br />
- Hedefimiz bellidir. Bu zalim ve adaletsiz düzenin ancak siyasetle değişeceğine inanmaktayız. Eritre&#8217;ye dönmek çok zor. Her şeye rağmen dönecek olursanız tutuklanırsınız, gideceğiniz adres hapishanelerdir. Bir ara AB Eritre&#8217;lilere sahip çıkıyordu. Birçok gazeteci gittiklerinde tutuklandılar. Hatta İsveç vatandaşlığına geçmiş Eritreli bir gazeteci hala tutuklu bulunmaktadır. Şimdilerde yönetimle Kilise arasında da sorunlar başlamıştır. Bir gecede 150 kişiyi Kilisede tutuklayıp, hapsetmişlerdir.  Hiçbir kanun işlememektedir. Amerika Büyük Elçisini çekti, çünkü geçen yıl da büyük elçiler bile tutuklanmıştı.<br />
- Siz binayı yapıyorsunuz birisi gelip temeline dinamit koyup çökertiyor. Ülke içinde olsanız da yıkılsanız o zaman molozunuz kendi ülkenizde kalır. Eritreli kardeşlerimizin durumları inanınız bu anlattıklarımızdan daha da çilelidir, aynı Bilâl-i Habeşî gibi&#8230;</font></font><br />
<br />
<font color="Indigo"><b>Müslüman Gençler Kültürel İşbirliği Toplantısına Katılma Nedenleri:</b><br />
<br />
- Türkiye&#8217;ye Sayın Prof. Dr. ERBAKAN Hocamızın tecrübelerinden faydalanmak üzere geldik. Toplantı sonrası Ankara ziyaretimiz oldu. Kayseri&#8217;deki kardeşlerimizle de görüşelim istedik. Buradan da Osmanlı Hilafetinin doğduğu şehir Bursa&#8217;ya gideceğiz.<br />
	- Toplantıya katılmamızla birçok ülkeden gelen kardeşlerimiz Eritre&#8217;den haberdar oldular. Biz gerçektende çok zorluklarla okuduk. Ben, Sudan-Hartum Afrika Üniversitesi Teknoloji Bilimlerinden mezun oldum ve şimdi Eritreli Öğrenciler İslam Birliğinin Siyasi İşler Başkanlığını yapmaktayım. Bu toplantı vesilesi ile Eritreli Müslüman Kardeşlerimizin dertleriyle dertlenerek durumumuzu dünyaya duyurmaya çalışmaktayız. Sudan&#8217;da kurduğumuz birliğimizin faaliyetlerini anlatan bir broşürü de toplantıda diğer kardeşlerimize dağıttık. Temennimiz odur ki, bu toplantı ve toplantı sonrası gezilerimiz vesilesiyle birçok duyarlı Müslüman kardeşlerimiz dertlerimizle dertlenerek bizlere ve öğrenci kardeşlerimize sahip çıkacaklardır. Allah tüm Müslüman kardeşlerimizden razı olsun&#8230;</font><br />
<br />
<b>Gerçek Bir Nükte:</b><br />
<br />
<i><font face="Verdana">Firavun, ilk önce Piramitleri Sudan&#8217;da yaptırmaya başlar &#8211; halen Piramitlerin inşasının ilk başlangıcı olan Sudan&#8217;ın kuzeyinde kalıntıları bulunmaktadır - çalışmayanları öldürür. Sudanlılar, ölmek çalışmaktan daha iyidir diye çalışmazlar. Firavunda fikrinden vazgeçip Mısır&#8217;a gider. Firavunların asılları Sudanlıdır&#8230; </font></i><br />
<br />
<br />
<b>ERİTRELİ ÖĞRENCİLER İSLAM BİRLİĞİ TANITIM BROŞÜRÜ</b><br />
<br />
&#8220;&#8230;Hakikaten onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetini artırdık&#8221; (Kehf, 13)<br />
<br />
<b>Eritre Hakkında Kısa bilgiler: </b><br />
<br />
Eritre, Kızıldenizin batısındadır. Sınırları; Güneydoğusunda Cibuti, güneyde Etiyopya, batı ve kuzey batısında Sudan&#8217;ın batısıyla sınırdır. Denize olan kıyısı yaklaşık 1080 km kadar kızıldenizedir. Nüfusu yaklaşık 5 milyondur ve çoğunluğu Müslümanlardan meydana gelir. Eritrelilerin çoğunluğu Afrika ülkelerine hicret etmişlerdir.<br />
<br />
<b>Hedeflerin Esasları;</b><br />
1-	Bütün insanlığı İslâm&#8217;a davet etmek,<br />
2-	İslâmi şahsiyetin özelliklerini Eritreli öğrencilere bina etmek,<br />
3-	Öğrencilerin genel ve sosyal maslahatlarına önem göstermek,<br />
<br />
<b>Mevsimlik Programlar;</b><br />
-	İftariyelikler<br />
-	Kurban Programları<br />
-	Bayram giyecekleri<br />
-	Akademik Kurslar<br />
-	Geziler<br />
<br />
<b>Gelecekteki Plan ve Programlar;</b><br />
-	Öğrencilere yükseköğrenim konusunda daha geniş imkanlar hazırlamak,<br />
-	Eritreli öğrencilerin eğitim ve öğretimini sağlamak,<br />
-	Müslüman öğrencilerin iaşesini ve kalacak yer(yurt) sorunlarını halletmek,<br />
-	Eritreli muhacirlerin akademik çalışmalarını, İslâmi tebliğ ve sağlık sorunlarındaki engelleri (prosedürleri) kolaylaştırmak. Bunlar öncelikli olan planlarımızdan bazılarıdır.<br />
<br />
<b>&#8220;Eritreli Öğrenciler İslâm Birliği&#8221; hakkında daha geniş bilgi için;</b> <br />
Abdu M. İBRAHİM <br />
P.O.Box:12993 Khartoum - SUDAN <br />
Mobile: +249 9 122 470 99 Fax: +249 1 551 329 35<br />
E-mail: <a href="mailto:islamicert@yahoo.com">islamicert@yahoo.com</a> &#8211; <a href="mailto:islamicert@gmail.com">islamicert@gmail.com</a><br />
<br />
<b>Hazırlayan :</b> <br />
<font color="Blue">A. Dinç ASLAN</font><br />
<a href="mailto:adincaslan@gmail.com">adincaslan@gmail.com</a><br />
<font color="blue">Kayseri, Eylül 2008 / Ramazan 1429</font></div>


<!-- attachments -->
	<div style="margin-top:10px">

		
		
		
			<fieldset class="fieldset">
				<legend>Eklenmiş Resimler</legend>
				<table cellpadding="0" cellspacing="3" border="0">
				<tr>
	<td><img class="inlineimg" src="http://www.milligorusportal.com/images/attach/jpg.gif" alt="Dosya Türü: jpg" width="16" height="16" border="0" style="vertical-align:baseline" /></td>
	<td><a href="http://www.milligorusportal.com/blog_attachment.php?attachmentid=6&amp;d=1223379881">AGD Toplantı Salonunda Ömer Arif Hocamızla Resim.JPG</a> (69.0 KB, 43 Kez İndirildi)</td>
</tr><tr>
	<td><img class="inlineimg" src="http://www.milligorusportal.com/images/attach/jpg.gif" alt="Dosya Türü: jpg" width="16" height="16" border="0" style="vertical-align:baseline" /></td>
	<td><a href="http://www.milligorusportal.com/blog_attachment.php?attachmentid=7&amp;d=1223379909">Nuh Tosun-Abdu M. ibrahim-Adem Dincaslan-Mohamed Salih.JPG</a> (59.8 KB, 41 Kez İndirildi)</td>
</tr><tr>
	<td><img class="inlineimg" src="http://www.milligorusportal.com/images/attach/jpg.gif" alt="Dosya Türü: jpg" width="16" height="16" border="0" style="vertical-align:baseline" /></td>
	<td><a href="http://www.milligorusportal.com/blog_attachment.php?attachmentid=8&amp;d=1223379923">Nuh Tosun-Mohamed Salih-Adem Dincaslan-Abdu M. ibrahim.JPG</a> (58.6 KB, 40 Kez İndirildi)</td>
</tr><tr>
	<td><img class="inlineimg" src="http://www.milligorusportal.com/images/attach/jpg.gif" alt="Dosya Türü: jpg" width="16" height="16" border="0" style="vertical-align:baseline" /></td>
	<td><a href="http://www.milligorusportal.com/blog_attachment.php?attachmentid=9&amp;d=1223385325">Tanıtım-Broşür Eritreli Öğrenciler İslam Birliği 1.jpg</a> (37.9 KB, 36 Kez İndirildi)</td>
</tr><tr>
	<td><img class="inlineimg" src="http://www.milligorusportal.com/images/attach/jpg.gif" alt="Dosya Türü: jpg" width="16" height="16" border="0" style="vertical-align:baseline" /></td>
	<td><a href="http://www.milligorusportal.com/blog_attachment.php?attachmentid=10&amp;d=1223385348">Tanıtım-Broşür Eritreli Öğrencilerin İslam Birliği 2.jpg</a> (48.2 KB, 35 Kez İndirildi)</td>
</tr>
				</table>
				</fieldset>
		
		

	</div>
<!-- / attachments -->
]]></content:encoded>
			<dc:creator>Dinç ARSLAN</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=298</guid>
		</item>
		<item>
			<title>ölüm ötesi ile kıyamet öncesi hayat</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=297</link>
			<pubDate>Mon, 06 Oct 2008 12:35:04 GMT</pubDate>
			<description>*bir şey farkettim. 
islam inancında ölüm ötesi hayata ilişkin bir denge noktası olduğunu ve bu dengenin bozulmasının itikatta hasara yol açtığını...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>bir şey farkettim.<br />
islam inancında ölüm ötesi hayata ilişkin bir denge noktası olduğunu ve bu dengenin bozulmasının itikatta hasara yol açtığını farkettim.<br />
<br />
kıyamet öncesi yaşamın üç parça olduğuna inanıyoruz. ruhlar alemi, dünya ve kabir.<br />
<br />
ruhlar alemi ile kabir arasında yani dünyada iken diğer iki aleme ilişkin nakledilen bilgilerin sabit tutulması ve nakle uygun inanılması esastır. uydurulmuş hatta uymamış bilgiler ile inanmak imanı zedeler.<br />
<br />
ölenler ile vefaat edenlerin maddi hayata müdahaleleri hakkında bir sürü hikayeler anlatılır. oysa bize emredilen şey bu hallere olduğu gibi inanmaktır.<br />
<br />
eğer ölenler ve vefaat edenlerin maddi dünyaya doğrudan müdahalesinin var olduğunu varsayarsak o halde uzakdoğu kökenli reenkarnasyon inancına da delil vermiş oluruz. <br />
<br />
öte yandan dünya hayatına rabbani bir müdahalenin olduğu muhakkaktır. mesele bu müdahalede vesile kılınan şeyin vefaat etmiş ya da ölmüş insanlar olduğu konusunda bir nass bir nakil bulunmamasıdır.<br />
<br />
şunu düşünmek idrak edebilmek için bize yardımcı olacaktır. eğer geçmiş insanların maddi hayata doğrudan müdahaleleri taktir edilmiş olsaydı bunun olabileceği en mantıklı ortam bedir günü olurdu. ve o gün Peygamber Efendimiz (sav)in ordusuna yardıma gelen ilahi ordu melekler değil geçmiş ümmetlerin şehitleri ve peygamberleri olurdu. oysa yardıma gelenler meleklerdi. <br />
birde ölmüşler hakkında anlatılagelen hikayeler çoğu zaman onların dünya hayatına fiziksel müdahalelerini içerir. işte bu noktada bedir ordusundaki meleklerin durumu bize bir fikir verir. yardıma gelen meleklerin müşrik ordusundan bir kimseyi öldürdüğüne dair bir bilgi yoktur. yani ALLAHın yardımının mahiyeti meleklerin savaşması olsaydı 1000 kişilik müşrik ordusu topyekün helak edilirdi. o halde sözkonusu yardım fiziksel müdahale değil müşriklerin bu savaşı kaybetmesi için bazı tedbirler içeriyordu. <br />
<br />
işte bu yüzden insanların ölüler hakkında uydurageldikleri hikayelerin Kur'an-ı Kerim ve sünnet süzgecinden geçirilmesi şarttır. ölüm ötesi hayata dair inançlarımızın denge noktası Kur'an-ı Kerimdedir.</b></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Mehmet DAĞDELEN</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=297</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Terörü lanetliyoruz</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=296</link>
			<pubDate>Sat, 04 Oct 2008 13:54:26 GMT</pubDate>
			<description>Saadet Partisi Fatih İlçe Başkanı Muzaffer Serenli: Zafer kavramı top sahalarına bırakılmış ve AKP-CHP, horoz dövüşünde ülkenin gerçek gündemini dile...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Saadet Partisi Fatih İlçe Başkanı Muzaffer Serenli: Zafer kavramı top sahalarına bırakılmış ve AKP-CHP, horoz dövüşünde ülkenin gerçek gündemini dile getirmezken, terör canımızı yakmaya devam ediyor. <br />
 <br />
SP Fatih İlçe Başkanı  Serenli Şemdinli&#8217;deki Aktütün karakoluna yapılan menfur saldırı sonucu onbeş askerimizin şehid olması ile ilgili açıklamalarda bulundu.<br />
 <br />
 <br />
Ülkenin son bir aydır hem de ramazan-ı şerif&#8217;in huzur ortamına kast edilecek şekilde AKP, CHP arasında bir horoz dövüşüne şahit olduğunu belirten Serenli, ne törörün ne de artan ekonomik krizin onları bu suni gündemden uzaklaştırdığını belirtti. AKP ve CHP&#8217;nin birbirlerinden nemalandığını dile getiren Serenli, hükümeti ve meclisi göreve, gerçek gündeme davet ettiklerinin altını çizdi.  <br />
Serenli mesajında şunları kaydetti: <br />
 <br />
 <br />
&#8220;Yürütme&#8217;nin organı olan kabine ve yasa koyucu olan meclis üyelerinin her terör saldırısından sonra terörü lanetleyip teröristler için alçak, şerefsiz gibi ifadeleri kullandığını mamafih icraata geçmediklerini, terör saldırısı unutulup gencecik canlarımızı defnettikten sonra bu defa birbirlerini alçak, şerefsiz, müfteri gibi kavramlarla suçladıklarını birçok defa müşahede ettik.&#8221; <br />
 <br />
Zafer kavramını top sahalarına emanet eden politikalarla hareket edildiğini, milletin sun&#8217;i gündemlerle oyalandırıldığını dile getiren Serenli, &#8220;Ne ekonomik kriz, cari açık, kredi borçlarını ödeyemeyenlerin sayısındaki artış ne de teröre verdiğimiz canlarımız onları bu horoz dövüşünden alıkoymaktadır. <br />
 <br />
 <br />
Bu suni gündemlerden sıyrılıp ülkemizi nasıl lider ülke haline getirebiliriz, terörü sonlandırmak için ekonomik, sosyal ve askeri ne gibi önlemler almalıyızı düşünmemiz, hükümetin düşünmesi gerekiyor.&#8221; dedi.<br />
 <br />
Hükümet ve ana muhalefetin terör konusunda aciz kaldığını belirten, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül&#8217;ü mecliste grubu olan olmayan tüm siyasi parti liderlerini terör zirvesinde bir araya getirmeye davet eden Saadet Partisi Fatih İlçe Başkanı Muzaffer Serenli mesajının sonunda şunları kaydetti. <br />
Bizlerin güvenliği, ülkemizin geleceği için canlarını feda eden askerlerimize rahmet ve milletimize başsağlığı dilerken, iktidar ve anamuhalefete de sağduyu ile düşünme, gerçek gündeme, milletin gündemine dönmeleri konusunda ısrarla sesleniyorum. <br />
  <br />
  Milletimizin başı sağolsun.1980 öncesi yurdumu ateş topuna çeviren yamyam ruhlu insanlar aynı senaryoyu uyguluyorlar.Film aynı oyuncular degişti.hepsine lanet olsun</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Turgut KÜÇÜK</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=296</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Asr suresİ etrafinda</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=295</link>
			<pubDate>Sat, 04 Oct 2008 07:46:51 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[ASR SURESİ 
 
GİRİŞ 
 
Adı: Birinci ayetteki "asr" kelimesi sureye isim olmuştur. 
 
Nüzul zamanı: Mücahid, Katade, Mukatil bu surenin Medenî...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font color="Gray">ASR SURESİ<br />
<br />
GİRİŞ<br />
<br />
Adı: Birinci ayetteki &quot;asr&quot; kelimesi sureye isim olmuştur.<br />
<br />
Nüzul zamanı: Mücahid, Katade, Mukatil bu surenin Medenî olduğunu söylemişlerdir. Ancak müfessirlerin çoğu bu sureyi Mekkî kabul etmişlerdir. Ayrıca surenin muhtevası da, Mekke döneminin başlangıcında nazil olduğunu teyid etmektedir. O dönemde İslâmî talimatlar kısa ve çok etkili cümlelerle beyan edilmekteydi. Onu duyan, bir defa duyduktan sonra unutmak istese de unutamıyordu. Sureler kafirlerin dillerine destan oluyorlardı. <br />
<br />
Konu: Bu sure, kapsamlı ve kısa sözün benzersiz bir örneğidir. Surenin içinde öyle ifadeler vardır ki mâna itibariyle dünyayı bile kapsar ve bunu yazmak için koca bir kitap gerekir. Surede açıkça ve kesin bir üslûb ile, insanın kurtuluş yolunun hangisi ve onun için felaket ve hüsran olacak yolun da hangisi olduğu bildirilmiştir. İmam Şafii'nin şu sözü ne kadar doğrudur: &quot;Eğer insan bu sure üzerinde derinlemesine düşünürse, yalnız bu sure onun hidayeti için yeterlidir.&quot; Sahabe-i Kiram nezdinde bu surenin önemi, şu rivayetten çıkarılabilir. Abdullah b. Hısn ed-Derimî Ebu Kaldina'dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah ashabından iki kişi birbirleriyle görüştüğü zaman, bu sureyi okumadan ayrılmazlardı. (Taberanî) <br />
<br />
Sûrenin meâli:<br />
<br />
Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla<br />
1 Asra andolsun;<br />
2 Gerçekten insan, ziyan içindedir.<br />
3 Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka. <br />
<br />
1. Asra and olsun..<br />
<br />
Asr lugatte &quot;gündüz ve gece, gündüzün öğleden evvelki ve sonraki zamanı, ikindi vakti&quot;, masdar olarak,<br />
&quot;hapsetmek, sıkmak, sıkıp suyunu çıkarma&quot; manalarına gelir. Bir şeyin kendine has vaktine de &quot;asr, ısr, usr, usur&quot; denilir.(E. H. Yazır-Hak Dini Kur'an Dili) Dilde &quot;mutlak zaman&quot;, ya da içinde bulunulan ve belli özellikleri bulunan yüz yıllık süre manasında da kullanılmaktadır. Asr, bugün genel olarak &quot;yüzyıl&quot; manasında kullanılmaktadır. Bununla birlikte, İslami terminolojide 60 yıllık ortalama insan ömrü de bir asır olarak kabul edilmiştir. <br />
<br />
Allah, mahlukattan bir şeye yemin ettiğinde o şeyin büyüklüğü, kemali ve garabeti dolayısıyla değil, söz konusu meseleyi ispatlamak için yemin edilen şeyin delil olarak ileri sürüldüğünü anlamalıyız.(Mevdudi, Tefmih'ül Kur'an) Tefsirciler Sûrede ki &quot;Asr&quot;a yemin edilmesinin, yüksek faziletinden dolayı ikindi namazına, yahud &quot;insanın ömrüne, ömür boyu kazanılana&quot;, yahud &quot;ben ikindi vaktinin Peygamberiyim&quot; hadis-i şerifinin ifade ettiği mana içinde, Ahir zaman, Hz.Peygamber (s.a.v.) ile başlayan ve kıyamete kadar sürecek olan dönem veya sadece Hz.Peygamber'in (s.a.v.) asrına, yahud &quot;Dehre=Sürekli Zamana&quot;, güz mevsimine, ihtiyarlık vaktine işaret ettiğini söylemişlerdir. (Beyzavi, Celaleyn, Medarik, Sözler-Said Nursi, İbn-i Abbas( r.a.) )<br />
<br />
İbn-i Abbas(r.a.) 'a göre Cenab-ı Hakkın &quot;Dehr=Sürekli Zaman&quot; anlamına gelen &quot;Asr&quot;a yemin etmesi, daima tekerrür ve tereddüd edegelen zamanların ma'kul ve Meşru icab ve şartlarını da gözden kaçırmamamızın asla doğru olamayacağına bir işaret sayılır. <br />
<br />
Ali Ünal Bey'de, &quot;ahir zaman denilen, dünya ve insanlık tarihinin çok önemli olaylarının &quot;kısalmış, daralmış&quot; günlerde yağmurlar gibi döküldüğü şu son dilimine de &quot;Asr&quot; demek, kelimenin lugat manasına çok uygun düşmektedir.&quot;, demektedir.(Kur'an'da Temel Kavramlar) <br />
<br />
<br />
2 Gerçekten insan, ziyan içindedir.<br />
<br />
Bu ayet içerisinde ki &quot;insan&quot; kelimesi tekil olarak kullanılmıştır ve onun için cins isim olarak kullanıldığını kabul etmek gerekir. Yani &quot;insan&quot; kelimesi ile kastedilen tüm&quot; insan nev'i&quot;'dir, insan nev'inin kapsamına da, şahıslar, güruhlar, milletler ve bütün insanoğlu girer. <br />
<br />
Ziyan kelimesi ile ticaretlerinde(Celaleyn,Medarik) ve arzularına kavuşmak uğrunda ve çalışmalarında sarf ettikleri ömürlerinde ki zararlarını ifade etmektedir(Beyzavi). Burada ki ziyan ile kastedilen hem dünyevi hem de ahirete bakan yüzüyle bütün bir başarısızlıktır. Mevdudi ise şu dört özelliği taşımayan kişi(ler)nin ayette belirtilen &quot;ziyan&quot; a uğramış kişiler olduğunu ifade etmektedir; 1- İman, 2- Salih amel, 3- Birbirine hakkı tavsiye etmek, 4- Birbirine sabrı telkin etmek <br />
<br />
3 Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.<br />
<br />
Bu ayette önce ki ayette geçen ziyana uğramış kişilerin haricinde kalan kişilerin özelliklerinden bahsedilirken, ziyanda ki kişilere de kurtuluş yolunu göstermektedir. <br />
<br />
&quot;Salih Amellerden&quot; kasıt olarak, insanlara dünya mukabilinde ahireti satın aldıracak, bu sayede ebedi hayata, sermedi saadete mahzar edecek amellerden bahsedilmektedir.(Beyzavi, Medarik) Bu amellerde başta Kur'an ve Sünnette bildirilenler olmak üzere, bir Müslümanın vicdanına sığan ve Kur'ana ve Sünnete aykırı düşmeyen amellerdir. <br />
<br />
&quot;Hakkı tavsiye ederler&quot; ile verilmek istenen mana ise gerek itikad, gerek amel cihetinden inkarı sahih olmayan hakikatlari(Beyzavi, Medarik) ve imanı(Celaleyn) kapsamaktadır. Öyleyse verilen bu manalar içerisinde hizmet-i imaniye yani iman hakikatlarının anlatılması da bu ayetin işaret ettiği manalar içerisinde sayılabilir. Kıt kanaatimizce, asrımızda verilen ve Allah'ın inayet ve keremiyle çok büyük boyutlara ulaşan iman hizmeti içerisindeki şahıslara ve hepsini kapsayan şahs-ı maneviyede bu ayet ile &quot;ziyandan kurtulmuşlar&quot; müjdesi verilmektedir. (Allahu alem) <br />
<br />
&quot;Sabrı tavsiye ederler&quot; ile de &quot;Sabr&quot; kelimesinin çok geniş anlam muhtevasına binaen sözgelimi cihaddan, gereksiz sözlere, başımıza gelen musibetlerden, İslami hareketlere kadar pek çok hususta muvaffakiyet için iyilik ve hakkı tavsiye etmenin yanı sıra sabretmenin de vazgeçilmez bir unsur olduğu bildirlmektedir. <br />
<br />
Bir de bu ayetin zıt manasını düşünürsek, şahıslar küfür üzere ve kötü işler içinde bulunuyorlarsa, birbirlerini batıla teşvik ediyorlar ve nefislerine tapmayı telkin etme üzerinde birleşiyorlarsa bunlar da hüsran içindedirler ve bir şahs-ı manevi hükmüne gelirler. Ve bu şahs- ı manevi de, özellikle asrımızda gösterdiği kuvvetle ve faaliyetle, bir bütün halinde ehl-i İslama' saldırmaktadır. Ve geçmişte bir Firavun ve onun bulunduğu muhite mahsus bir firavunca düşüncesi varken, gazete, Tv, internet vs. yoluyla günümüzde binlerce firavun ve onun binlerce firavunca düşünceleri içimize girmekte ve gönüllerimizi ateşe vermektedir. Bu ayette, bu kötü ve dehşetli şahs-ı maneviye karşı mukavemet için iyiliği, hakkı ve sabrı tavsiye edenler olarak, bizimde bir şahs-ı manevi hükmüne gelmemiz gerektiğini bildirerek, cemaat olmanın önemini ve gerekliliğini, ziyanda olanlar arasında ve onlara karşı mağlup olmamamız için anlatmaktadır. <br />
<br />
Velhasıl:<br />
<br />
İmam Razi, bir şahsın kavlini naklederek, &quot;Ben bu sözden sonra Asr suresinin manasını anladım&quot; demiştir. Razi şöyle nakleder: &quot;Buz satan birisi pazarda şöyle bağırıyordu; &quot;sermayesi eriyen bu şahsa merhamet edin!... Onun bu sözünü duyunca, bu söz Asr suresinin anlamıdır dedim.&quot; İnsana verilen ömür bir buz gibi hızla erimektedir. Eğer bunu ziyan eder veya yanlış yere harcarsa insanın hüsranına neden olur.&quot; <br />
<br />
<br />
Bu zahiren kısa ama muhteviyatça çok büyük olan sureden kıt idrakimize yansıyanları Allah'tan af dileyerek sizlerle paylaşmak istedik. En iyisini ve doğrusunu ve gerçek manasını ancak Cenab-ı hakk bilir.Allah bizi ziyanda olan insan nev'inin haricinde eylesin.(amin) <br />
<br />
Hâlık'ın nâmütenahi adı var, en başı &quot;Hak&quot;,<br />
Ne büyük şey kul için hakkı tutup kaldırmak!<br />
Hani ashab-ı kiram ayrılalım derlerken,<br />
Mutlaka süre-i &quot;Vel Asr&quot; ı okurmuş, bu neden?<br />
Çünkü meknûn o büyük sürede asâr-ı felâh, <br />
Başta iman-ı hakiki geliyor, sonra salâh,<br />
Sonra hak, sonra sebât: İşte kuzum insanlık<br />
Dördü birleşti mi yoktur sana hüsran artık.<br />
<br />
M. Akif ERSOY </font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Cihad SAVAŞ</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=295</guid>
		</item>
		<item>
			<title>99-Zilzal - Zelzele Suresi</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=294</link>
			<pubDate>Sat, 04 Oct 2008 07:45:49 GMT</pubDate>
			<description>99-Zilzal - Zelzele suresi 
 
 
-------------------------------------------------------------------------------- 
 
1- Yer dehşetle sarsıldıkça...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>99-Zilzal - Zelzele suresi<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
1- Yer dehşetle sarsıldıkça sarsıldığı,<br />
<br />
2- Yeryüzü ağırlıklarını dışarı çıkardığı,<br />
<br />
3- Ve insanın &quot;Buna ne oluyor&quot; dediği zaman,<br />
<br />
4- İşte o gün yer haberlerini söyler,<br />
<br />
5- Çünkü Rabbin ona vahiy ile herşeyi bildirmiştir.<br />
<br />
Bu &quot;gün&quot; kıyamet günüdür. Çünkü o gün yerinden oynamayan dünya sarsıldıkça sarsılır, sallandıkça sallanır, içinde bulunanları adamakıllı silkeledikçe silkeler. Uzun süre bağrında taşıdığı ve kendisine ağır gelen cesetleri, madenleri ve başka ne varsa dışarı çıkarır. Ve sanki, uzun zamandan beri taşıdığı bu ağırlıklardan kurtulup hafiflemeye çalışmaktadır.<br />
<br />
Bu sarsıntı, sureyi dinleyenlerin ayaklarının altındaki sarsılmaz gibi duran her şeyi kökünden sarsan ve yeryüzü ayaklarının Altında sarsılıp denizin dalgaları gibi gelip giderken kendilerine sallandıklarını ve adeta salıncakta inişler gibi bir gelip bir gittiklerini zannettiren bir tablodur. Bir tablo ki, yeryüzünde kalplerin kurtulmak için sarıldığı ve değişmez ve sarsılmaz zannettiği ne varsa onların tümünü kalplerden söküp atar. Kur'an'ın canlandırdığı bu gibi sahnelerde ilk ilham ettiği ve içine hareket kattığı bir olgudur bu... Sahneye öyle bir hareket ve canlılık bahşedilmiştir ki, Kur'an'ın eşsiz ifadesini duyan kimsenin onu sadece duymakla nerede ise hemen etkisi altında kalmaktadır.<br />
<br />
Sunulan bu tablonun karşısında &quot;insan&quot;ın durumu anlatılarak ve tablo ile karşı karşıya geldiği zaman reaksiyonları çizilerek bu etki daha da açık hale getirilmektedir.<br />
<br />
&quot;İnsan `buna ne oluyor' der.&quot;<br />
<br />
Bu soru, Alışmadığı bir şey gören, akıl erdiremediği bir şeyle karşı karşıya kalan, karşısında sabretmenin ve susmanın mümkün olmadığı bir olaya tanıklık eden kendinden geçmiş, dehşete düşmüş ve neye uğradığını şaşırmış bir kimsenin sorusudur. &quot;Buna ne oluyor?&quot; Onu bu şekilde kim sarsıyor? Kim sallıyor? Ona ne oluyor? Soruyu soran insan, sanki yeryüzünde onunla birlikte yalpalıyor, etrafında neler varsa gelip giderken bir şeye tutunmaya, ona yaslanmaya ve yerinde sabit olarak kalmaya çabalıyor.<br />
<br />
&quot;İnsan&quot; daha önce birçok depremleri ve yanardağ patlamalarını görmüştür. Depremlerden ve yanardağlardan korkmuş, dehşete düşmüş, helak olmuş ve mahvolmuştur. Fakat insanoğlu kıyamet gününün depremini görünce, onunla dünya hayatında meydana gelen depremler ve yanardağ patlamaları arasında en ufak bir benzerlik kuramayacaktır. Çünkü bu insanoğlunun daha önce tanımadığı yeni bir durumdur. insanın esrarını bilmediği, benzerini görmediği ilk kez olan korkunç bir durumdur.<br />
<br />
(O gün)... Bu depremin olacağı ve insanın karşısında korkusundan kendinden geçeceği o gün &quot;Yeryüzü haberlerini söyler. Çünkü Rabbin ona vahy ile gerçeği bildirmiştir.&quot; O gün şu yeryüzü, haberlerini anlatacak, halini ve kendine ne olduğunu söyleyecektir... Kendisine olacaklar, (Rabbinin ona vahyetmesi ile) harekete geçip &quot;sallan, sarsıldıkça sarsıl&quot;, &quot;ağırlıklarını dışarı çıkar&quot; diye emretmesi yüzünden olmuştur. Ve yeryüzü Rabbinin emrini yerine getirmiştir. Rabbini dinleyip boyun eğmiştir. &quot;Ve zaten o boyun eğmeye uygundur.&quot; (İnşikak 2) Haberlerini söyleyerek Rabbinin emrine boyun eğmiştir. Yeryüzünün bu durumu, gerisinde saklı olan Allah'ın emrini ve kendisine vahyini anlatan açık bir ifadesidir.<br />
<br />
Burada &quot;insan&quot; dehşet içinde kendinden geçmiştir. Ayetin ifadesi insanın üzerine korku, dehşet, Hayret, sarsıntı ve çalkantı püskürtüyor. Burada &quot;insan&quot; nefesini tutup &quot;ne oldu buna&quot; diye soruyor. Ne oldu bu yeryüzüne de yüce Allah insanı mahşere gelme ile, hesaba çekilme ile, amellerin tartılması ile ceza ile yüzyüze getiriverdi?<br />
<br />
6- O gün insanlar ayrı ayrı gruplar halinde, ilahi divana çıkarlar ki, yaptıkları işler kendilerine gösterilsin.<br />
<br />
7- Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür,<br />
<br />
8- Ve kim zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür.<br />
<br />
Kısa bir göz atışta mezarlardan kalkış sahnesini görüyoruz: &quot;O gün insanlar ayrı ayrı gruplar halinde ilahi divana çıkarılırlar.&quot; Biz yer yüzünün her yöresinden &quot;Sanki yayılan çekirge sürüsü gibi&quot; (Kamer 7) yerden bölük bölük çıkan o insanların tablolarını görmekteyiz. Bu tablo da insanın daha önce bilip tanıdığı bir tablo değildir. Yaratıkların tümünün nesil nesil buradan ve şuradan çıkıp koşma tablolarını daha önce görmüş değildir.<br />
<br />
&quot;Yeryüzünün onlar için çabucak yarıldığı gün&quot; (Kaf 44) İnsanın gözü nereye ilişirse, yerden fışkırırcasına kalkan sonra hızla koşup gelen hiçbir yere hiçbir tarafa dönemeyen arkasına, sağına ve soluna bakamayan, boyunlarını uzatmış gözleri deli etten bakakalmış &quot;Çağıran sese koşan&quot; (Kamer 8) hayaller yığını görür... &quot;Herkesin o gün kendisini meşgul eden bir işi vardır.&quot; (Abese 37)<br />
<br />
Öyle bir sakine ki bu beşerin dili bunu anlatmaktan acizdir. Sarsıcı mı sarsıcı, korkunç, ürpertici, dehşet verici mi verici, akılları oynatıcı mı oynatıcı bir sahne...<br />
<br />
İnsan hayalinin gücüne ve yeteneklerine göre kendisinde bu sahneyi canlandırmasının yanında, bütün bu kelimeler ve sözcüklerdeki öteki benzerleri anlatımda, hayalın ulaştığı noktanın zerresine bile erişemezler.<br />
<br />
&quot;O gün insanlar ayrı ayrı gruplar halinde ilahi divana çıkarlar.&quot; ... &quot;yaptıkları işler kendilerine gösterilsin diye.&quot; Bu daha da zor daha da beter. Çünkü onlar yaptıklarının kendilerine gösterileceği yere ve yaptıkları ile sonra da onun karşılığı ile yüzyüze gelecekleri alana gidiyorlar. Bazen insanın yaptıkları ile yüzyüze gelmesi her türlü cezadan daha ağır olur. Zaman olur, insan yaptıkları ile -bırakalım başkalarının önünü- vicdanında bile yüzyüze gelmekten bucak bucak kaçmak ister. Bir pişmanlık anında ve vicdan azabı esnasında yaptıkları gözünün önüne gelince, iğrençliğinden onları hatırlamak bile istemez. Peki ya bu kişi, herkesin gözü önünde ve yüce, Ulu, Cebbar (Dilediklerini zorla yapmaya gücü yeten) Mütekebbir (Her olay ve her yerde büyüklüğünü gösteren) olan yüce Allah'ın huzurunda yaptıkları ile yüzyüze gelince acaba ne duruma gelir?<br />
<br />
İnsanlara sırf yaptıklarının gösterilmesi ve yaptıkları ile yüzyüze gelmeleri çok dehşetli ve akıllara durgunluk verecek bir cezadır. Ve yaptıklarını gördükten sonra tartıya sokulmayan ve karşılığı verilmeyen zerre kadar iyiliği ve kötülüğü dışarda bırakmayan çok hassas ince bir hesaba çekilme gelecektir.<br />
<br />
&quot;Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür. Ve kim zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür.&quot; Evet zerre ağırlığınca... Eski tefsirciler &quot;Zerre&quot;yi sivri sinek diye algılarlardı. Bazıları, zerre: &quot;güneş ışığında görülen toz parçacıklarıdır&quot; demişlerdi.. O zamanlar &quot;zerre&quot; sözcüğünden düşünebildikleri en küçük nesne bunlardı...<br />
<br />
Bizler şu anda biliyoruz ki, &quot;Atom&quot; bu ismi taşıyan belirli bir nesnedir. Ve güneş ışığı altında görülen toz parçacıklarından çok çok küçüktür. Çünkü toz çıplak gözle güneş ışığında görülebilir. Oysa, atom asla görülemez hatta labaratuvarda kullanılan en büyük mikroskoplarla bile görülemez. Atom sadece bilim adamlarının vicdanlarında olan soyut bir &quot;imaj&quot;dır. Ki daha önce hiçbir bilgin bu görüntüyü ne çıplak gözü ile ne de mikroskopla görebilmiş değildir. Bütün gördükleri sadece atomun fonksiyonlarıdır.<br />
<br />
İşte bu zerre, ya da bu kadar ağırlıktaki iyilik veya kötülük o gün gelir, ve onu yapanlar görür ve karşılığını da Alır. O zaman &quot;insanoğlu&quot; iyilik olsun kötülük olsun, yaptığı hiçbir şeyi küçük görmez. &quot;Bu küçüktür hesap ve tartıya gelmez&quot; demez. Vicdanı yaptığı her amelin karşısında, şu kefesini zerre kadar ağırlığın kaldırıp indirebildiği hassas terazinin hareketi gibi tir tir titrer.<br />
<br />
Gerçek şu ki yeryüzü bu terazinin mü'minin kalbinden başka bir yerde henüz eşini ve benzerini görmemiştir. Onun benzeri sadece zerre ağırlığınca iyilik veya kötülük için ürperen mü'min kalbidir. Yeryüzünde dağlar kadar günah, isyan ve kötülük işlediği halde hiç kımıldamayan kalpler vardır. Önünde dağ zirvelerinin hiç kalacağı hayır tepelerine layık olduğu halde bundan etkilenmeyen kalpler vardır.<br />
<br />
Bu kalpler yeryüzünü sırtlanmışlar ve hesap günü onur ağırlığı Altında ezileceklerdir.<br />
<br />
_____<br />
<br />
Kaynak:<br />
<br />
fi-zilalil kuran-seyyit kutup</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Cihad SAVAŞ</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=294</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hipnoz ve Hipnoz Yöntemleri</title>
			<link>http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=293</link>
			<pubDate>Sat, 04 Oct 2008 07:39:52 GMT</pubDate>
			<description>Hipnoz, yapay hareketlerle meydana getirilen bir ruh halidir. Başlıca karakteri, sadece, bu hal sırasında arzu edilen herhangi bir telkinin yerine...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font color="RoyalBlue">Hipnoz, yapay hareketlerle meydana getirilen bir ruh halidir. Başlıca karakteri, sadece, bu hal sırasında arzu edilen herhangi bir telkinin yerine getirilmesidir. Bu fikir yavaş yavaş hazırlanıp ortaya çıkmıştır. Dupau, Durand (de Gros), Joly gibi araştırıcılar, deneklerin uykudaki görünen irade azlığını, taklit ve baş eğmeyi ve kendilerinde oluşturulmuş fikirlere göre hareket eden denekleri tanımladılar. Diğer taraftan, kelime anlamının uyku olması sebebiyle hipnoz, genelde uyku ile özdeşleştirilmiştir. Aslında uyku, şuurumuzun nasıl değişik bir hali ise hipnoz da şuurumuzun daha değişik başka bir halidir.<br />
<br />
Uyanık halde, herkesin bildiği ve farkında olduğumuzu sandığımız bir şuur hali yaşamaktayız. Uykuda geçirdiğimiz zaman içinde ise pek farkına varmamakla beraber değişik şuur hali yaşadığımızı hissederiz. En azından rüyalarını hatırlayanlar, rüyaların, gerçek olarak kabul ettiğimiz kavramlardan hiç de farklı olmadığını kolaylıkla kavrayabilirler. Uyanık yaşam ile rüya arasında gerçeklik açısından hiçbir fark yoktur. Hipnoz, uyku hali olmadığı gibi bir uyanıklık hali de değildir. Ancak, her iki hali de kapsayan komple bir kavramdır.<br />
<br />
<br />
Hipnozun Şartları<br />
<br />
1- Yetenek ve Durum: Uyutulmak istenen kişinin sinir sistemi ve düşünme yetisinin özel bir haline, deneğin ani yetenek ve durumuna bağlıdır. Ani yetenek ve durumlara ters olan nevrastenikler, ruhsal çöküntüye uğramışlar, sararlılar, hipnotize edilemezler.<br />
<br />
2- Yorgunluk: Ruhsal gerilimin düşmesi ile beliren bu hal, dikkatin devamlılığından doğar. Parlak noktalara baktırmak, derin dalma halleri, monoton sesler gibi uzun bir dinleme, dikkat çabasını sağlar. Dikkatin bir noktada toplanması ve devamlı oluşu ani zihin yorgunluklarını doğurur.<br />
<br />
3- Heyecan: Heyecan çok defa büyük bir karışıklığı meydana getiren aksaklıklardan doğmuş doğal uyurgezer hallerinin çoğuna karışır. Başı şiddetle geriye çevirmek, enseye tokat atmak, başı sertçe sağa sola döndürmek suretiyle sersemletmek, bilinen heyecanlandırma ve zihinsel dengeyi bozma yollarıdır.<br />
<br />
4- Eğilimlerin Gelişmesi: Hipnozun meydana gelmesi için çökme anında, hipnotizmle terslik oluşturmayacak olan, her şeyi konuşmakta rahat bırakan ve kendisini hipnotize eden kişiyi dinleyen ve onunla konuşmaya izin veren eğilimlerin olması gereklidir. Önceden hipnotize edilmiş deneğin sonraki hipnozlarının kolay olması, bu durumun gelişmesiyle sıkı sıkıya bağlıdır.<br />
<br />
5- Çökme: Hipnotik halin en gerçek nedeni çökmedir, bu ise normal kişisel şuurun, yani uyanıklıkta göz önüne aldığımız ama bu deneklerde kararsız dengeler halinde çökebilen ve heyecanla yorgunluğun etkisi altında kaybolan özel zihin halinin durması demektir.<br />
<br />
Hipnozda önemli üç yöntem vardır: Bakış, Söz ve Düşünce<br />
<br />
Bakış: Hipnotik etkilerin çok önemli bir yardımcısı ve birçok ünlü hipnozcunun deneklerinde uykuyu oluşturabilmek için kullandıkları bir yöntemdir. Bakışın gerçek amacı, gözlerden çıkan manyetik etkileri düzenli, sürekli ve uzun süre devam ettirmektir.<br />
<br />
Söz: Hipnotizmde gerçekten bir güçtür. Hipnoz yapan kişi, bu yolla deneğin beynine sokmak istediği fikirleri yollar. Bu bir fikir ya da hareket olabilir. Telkinde göz önünde tutulacak iki şey vardır; &quot;sözlerin seçilmesi ve konuşma tarzı&quot;.<br />
<br />
Düşünce: Hipnotik deneylerde bakış, söz kadar önemli olan düşünce, arzu edilen bir olayın olması için o yöne doğru yönelmesi ve ısrarla o nokta üzerinde tutulması anlaşılmalıdır. İnsanın zihin gücünün devamlı olarak bir fikir ya da davranış üzerinde durması, yoğunlaşması ve bunu şiddetle arzu etmesi, diğer zihinlere etki ettiği, bugün deneylerle açıklanmış ve müspet sonuçlar elde edilmiştir.<br />
<br />
Etkili bir düşünce gücü için ilk şart, konsantrasyondur. Konsantrasyon yoluyla meydana getirilen güç o kadar kuvvetli ve o kadar şaşılacak olaylar ve etkiler meydana getirir ki, bugün bile insanlık bunları keramet veya birtakım mucizeler diye adlandırır. Hint fakirleri, İslam aleminin derviş ve şeyhleri, Tibet'in lamaları güçlerini konsantrasyondan ve psişik güçlerin yardımlarından almaktadır. Telepati, psikokinezi gibi psişik fenomenlerin, kendi kendine telkin ve hipnoz gibi kişisel çalışmaların dayandığı temel, konsantrasyon olayıdır.<br />
<br />
<br />
Hipnoz halinde yaşanan fenomenler ne kadar gerçektir ?<br />
<br />
Hiçbir gerçek yoktur ki, tam karşıtı da en az onun kadar gerçek olmasın. Bu açıdan bakıldığında her şey gerçektir. Gerçekler arasındaki fark insanların bakış açılarıdır. Önemli olan hangi pencereden ve nasıl baktığınızdır. Görüntüler, duygular, hisler bakış açılarına göre değişikler arz eder. İnsanlar aynı ortamlarda, aynı şartlara sahip etkilerde bile algılarına göre değişik tepkiler verir. Mesela, aynı şiddette verilen bir acı her insanda aynı şiddette hissedildiği halde, kişinin algılama farklılığından dolayı tepkisi farklıdır. Kimi insan hiç sesini çıkarmaz, kimi sadece inler, kimi bağırır. İşte burada, acı aynı olmasına rağmen tepkiler farklı olduğundan izleyenler kendi algılarına göre farklı acılar yaşandığı ve hepsinin farklı şekilde acı çektiği kanısına varırlar.<br />
<br />
Aslında, acıyı yaşayan kişiler de acının aynı olduğunu bilseler dahi kendi algıları çerçevesinde o acıyı daha az veya daha çok yaşadıkları kanısındadırlar. Her halükarda ortadaki acı herkes tarafından farklı algılanmaktadır. Ancak bu durum acının tek olduğu gerçeğini değiştirmez.<br />
<br />
Hipnoz fenomenlerinin gerçekliğini daha iyi anlayabilmek için bu kavrama bir örnek: Karşımızda hipnoz olabilecek on kişi olduğunu varsayalım. 1. Kişiyi uyutuyoruz. Uyandıktan sonra sağ eline bir ateş değdireceğimizi söylüyoruz ve uyandırıyoruz. Denek tamamen uyandıktan, uyanıklık haline geçtikten sonra sağ eline herhangi bir şey değdiriyoruz.<br />
<br />
O anda denek, gerçek bir ateş değmiş gibi acıyla kıvranacaktır. Deneğin yaşadıkları, hissettikleri gerçek bir ateşle sol elini yaktığımızda yaşayacakları ve hissedecekleri ile kesinlikle aynı olacaktır. Onun için sol elinin gerçek dediğimiz ateşle yakılması veya sağ elinin hayali olarak yakılması arasında gerçeklik bakımından hiçbir fark olmayacaktır. Seyreden 9 kişi için ise algılamaları farklı olduğundan durum daha farklı değerlendirilecek ve hayali olarak kabul edilecektir. Ancak 9 kişide uyutulup 1. kişinin yaşayacağı deney onlara da aynı şekilde telkin edilirse, hepsi birden 1. kişinin elinin yandığını görürler. Herkes elin yandığını gördüğüne göre el gerçekten yanmış mıdır, yoksa yanma olayı sadece bir hayal midir? Sözü geçen 10 kişi için olayın gerçek olduğundan kesinlikle emin olabilirsiniz. Hatta yanma olayı o derece etkili olabilir ki, yanan sol eldeki kızarıklık, yandığı düşünülen sağ elde de oluşabilir.<br />
<br />
Bu durum için şöyle söyleyebiliriz; İlk gurup için gerçek olan algılar, ikinci gurup için sadece bir hayaldir. Ancak ikinci gurubun hayal kabul ettiği bütün o algılar, ilk gurup için tartışmaya bile mahal vermeyecek kadar gerçektir.<br />
<br />
Bu aşamada son olarak bir Çin atasözünü yazalım; Rüyamda kendimi kelebek olarak gördüm. Acaba ben, rüyasında, kendini kelebek olarak gören bir insan mıyım, yoksa insan olarak gören bir kelebek miyim ?<br />
<br />
KAYNAK:<a href="http://www.iskenderiye.com/yasam/hipnoz.asp" target="_blank">http://www.iskenderiye.com/yasam/hipnoz.asp</a></font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Cihad SAVAŞ</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.milligorusportal.com/blog.php?b=293</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
